AddThis Social Bookmark Button


Türkçe Konuşan Beyin Daha Çok Çalışıyor

 

“İşleyen demirin pas tutmadığına dair taşıdığım inanç, çalışan zihnin daha aktif olduğuna yönelik bilgiyle eşit seviyededir.”

Geçtiğimiz aylarda Türk araştırmacıları dil ile ilgili bir araştırma yaptı. ODTÜ Yabancı Diller Bölümü’ndeki akademisyenlerin komisyonluğunda gerçekleşrilen bu araştırmalar, Türk Dili için ilginç sonuçlar çıkardı. Aslında dil ile ilgili bir netice değildi ortaya çıkan. Türkçe konuşan beyinlerin, diğer dilleri konuşanlara oranla daha çok efor sarfedip daha fazla çalıştığı gerçeği ortaya çıktı.

Türkçe, beyni çalıştırıyor

Dille ilgili her işlemin (öğrenme, düşünme, konuşma) beyinde, ona ayrılmış farklı bir bölgede gerçekleştiği bilimsel bir gerçektir. Buradan yola çıkan araştırmacılar, konuşulan bir dilin beyinde gerçekleştirdiği etkilere bakarak dil işlemlerine ve öğrenme süreçlerine ulaşmayı hedefliyor. ODTÜ öğretim üyesi Doç. Dr. Gülay Ediboğlu-Cedden de bu amaçla başladığı araştırmada Türkçe beyinlere dair yeni verilere ulaştı. Dili Türkçe kodlayan beyin ile Avrupa’da en çok konuşulan dillerden İngilizce ve Almanca beynine bakıldığında ortaya çıkan sonuç gerçekten dikkate değer. Doç. Dr. Cedden’in açıklaması şu şekilde:

“Türkçenin anadil olarak işlemlenmesi sırasında İngilizceyi anadili olarak konuşanlardan farklı olarak zihinde fazladan bir işlem daha, yani daha büyük bir yük meydana gelmektedir. Bu İngilizce ve Almancada görülmeyen bir işlem yüküdür. Türkçeyi anadili olarak konuşanlarda  400. milisaniyede ve 600. milisaniyede bir beyin yanıtı (potansiyel) meydana geliyor. Oysaki İngilizce ve Almanca gibi dillerde düz cümlelerde sadece 400. milisaniyede bir potansiyel saptanmıştır. Türkçede ise 600. milisaniyede de bir potansiyel ortaya çıktığı saptanmıştır.”

Söylenenlere göre şöyle bir anlam çıkıyor: Anadili Türkçe olan beyin, diğer iki dili konuşan beyne göre yüzde 50 daha fazla çalışıyor. Öznesi başta yüklemi sonda olan Türkçe bir cümle, beyinde işlenip mesajı alınana dek, aradaki diğer ögeler de cümle bütünün içinde anlamlandırılmaya çalışılıyor. İş(yüklem) ve işi yapan (özne) arasındaki ilgi kurulmadan önce işin yapıldığı yer, zaman, mekân gibi detaylar cümlenin içinde yüklemden önce kendine yer buluyor.

Peki Türkçede neden yüklem sonda?

İlk dilin, dillerin ortaya çıkışıyla ilgili çeşitli teoriler var. Dilin değişimi ve gelişimi belli bir zaman sürecini gerektirir. Zaman olgusuna eşlik eden önemli bir faktör daha vardır: Kültür. İnsanların yaşam şekilleri, gelenekleri, bakış açıları dilini de etkiler. Bu düşünceyle hareket edildiğinde şöyle düşünülebilir: Türkler yavaş bir millettir. Düşünceye önem verir, bir konuda karar almaları uzun bir vakit alır. Bu yaşayışın Türkçe cümle dizimine etkisi de özne ve diğer ögelerden sonra yüklemin gelmesi, yani en sonda bulunmasıdır. Cümleye konu olan iş, bütün detaylar verildikten sonra belirtilir. Bazı akademisyenler(özne) Shakespeare’i bir oyun yazarı olarak düşünmezler(yüklem).” Hint-Avrupa Dil Ailesi’ne giren milletlerin yaşam tarzına bakıldığında acelecidirler, çabuk karar verip hızlı hareket ederler. Tıpkı cümle diziliminde özneden sonra hemen işin (yüklem) gelmesi gibi. Ayrıntılar yüklemden sonra sıralanır. “Some academics(özne) don’t consider(yüklem) Shakespeare as a play wright.”

Türkçe konuşan bir kişi cümleyi baştan sona kadar aklında tutuyor ve yüklemi duyduktan sonra tekrar beyin işlem yaparak tüm cümleyi işliyor. Ancak İngilizce ve Almancada cümlenin temel ögeleri olan özne ve yüklem yan yana veriliyor, böylelikle esas ileti hemen anlaşılıyor.

Araştırmacılarca yapılan bu çalışma beyinlerin dili nasıl işlediğine dair yararlı bir araştırmadır. Ancak Türkçenin birçok akraba ve kardeş dili var. Uygurca, Tatarca, Kıpçakça, Azerice, Türkmence, Çuvaşça gibi Türk dillerini işleten beyinlerle de araştırma yapılarak bu çalışma ilerletilebilir.

Beyindeki yüzde 50’lik fazla çalışma zaman kaybı olarak düşünülmemelidir. Beynin faaliyet içinde olması, ondan daha iyi verim alımına yönelik bir işarettir. Yani Türkçe konuşan zihnin verimi daha yüksek. Dilimizin kıymetini bilelim…


Emel Topçu

emeltpc@gmail.com

AddThis Social Bookmark Button
 
Takım Koçluğunda Kontratın Sihri

Koçluk kontratla başlar.

Bireysel koçlukta olduğu gibi takım koçluğunda da takım üyeleriyle kontrat yapan lider başarılı iş sonuçları almanın birinci ve en önemli adımını atmış olmaktadır.

Takım koçluğu tüm ilişki ağlarına koçluk yapmayı ve sistemin sesini duymayı gerektiren bir beceridir. Liderin koçluk şapkasını taktığı anlarda; takımıyla nasıl bir ortamda çalışmanın verimi sağlayacağını netleştirmesi, takımın güçlü yanlarını ortaya çıkarması, takım değerlerini belirlemesi, zor zamanlarda kişileri nelerin bir arada tutacağına ilişkin unsurları netleştirmesi ve birey/takım taahhüdünü alması önem taşır. Böylece hem lider takım üyelerinin beklenti ve ihtiyaçlarını netleştirmiş olur, hem de iş yapış şekli konusunda bir yol haritası oluşturma fırsatı yakalar.

Takımdaki tüm bireyler duyulmak ister, kendilerini değerli hissetmek ve takıma katkı sağlamak ihtiyacı duyarlar. Bununla birlikte her birey yüksek performanslı bir takımın parçası olmayı ve becerilerini güçlü bir rol model eşliğinde geliştirme arzusundadır. Bu platformu hazırlamak takım liderinin görev alanındadır. Platformun yapı taşını güven oluşturur. Bireylerin güven ortamı içinde çalışması ve üretkenliğin ortaya çıkması için ihtiyaç ve beklentilerini takım lideriyle şeffaflık içinde paylaşmaları önem taşır.


Takım içinde güven ve şeffaflık olsa dahi, bazı dönemlerde takım zor zamanlardan geçebilir. Performansın ya da motivasyonun azaldığı durumlarda, takım üyeleri arasında ilişki sorunları olduğunda ya da amaç/stratejinin netleştirilmesi aşamasında takımla yapılan kontratın bu süreçleri çözüme ulaştırdığı ve bireyleri daha başarılı sonuçlar almaya teşvik ettiği gözlemlenmiştir. Bu tür durumlarda liderin takım koçu şapkasıyla kontrattaki güçlü yanları, değerleri, takımı hangi unsurların bir arada tuttuğu ve ileriye taşıdığını hatırlatması bireyleri harekete geçirir. Sorunun bir parçası olmak yerine çözümün bir parçası olmaya, üretkenliğe ve daha yüksek performansa takım davet edilmiş olur.

Aynı zamanda takım lideri bireylerden ve takımdan iş sonuçları kapsamında aldığı taahhütleri belli periyotlarda kendilerine hatırlatmalı ve sorumluluklar çerçevesinde kimlerin hangi işle ilgilendiğini, nasıl bir performans ortaya çıkardığını ve kolektif başarıyı takip etmelidir.

Böylece bireysel egoların ön plana çıkması ve bireysel başarılara odaklanılması yerine her bir takım üyesi takım başarısına yaptığı katkının farkındalığı ile daha yüksek hedeflere koşma konusunda istekli olacaktır. Bu durum hem organizasyonun vizyonuna hizmet edecek hem de bireylerin aidiyet duygusunu geliştirecektir.

Takımınıza sihirli bir değnekle dokunun, onlarla kontratınızı yapın ve alacağınız başarılı iş sonuçlarının keyfini çıkarın.

 

yazan: İrem Erol

AddThis Social Bookmark Button
 
ZEKÂÎ DEDE EFENDİ

Klâsik Türk Mûsikîsinin dehâlarından olan Mehmed Zekâî Dede 1825 yılında Eyüp'te doğdu. Babası imam Süleyman Hikmeti Efendi, annesi Ziyneti hanımdır. Ayrıca babası, ilkokul mektebinde hat hocası ve iyi bir hattattı. Zekâî Efendi de bu okula devam ederek babasından hat sanatını, amcasından Kur'ân öğrenmeye başladı. Sesinin güzelliğiyle dikkatleri üzerine çekmişti. 19 yaşına geldiği zaman iyi bir hafızdı.

 

Babasından da hat icazetnamesi aldı. Bu icazetnamede babasından başka dönemin önemli hattatlarının da imzaları vardı. Zekai Dede, medrese derslerine de devam etti. Aynı yıllarda, mûsikî dersleri de almaya başladı. Bir yıl kadar ders aldı. Sonra Kazasker Mustafa İzzet Efendiden Sülüs ve Nesih yazılarını da öğrendi. Bir yıl kadar hocası Eyyûbî Mehmed Bey'den ders alan Zekai Dede ilâhîler ve şarkılar bestelemeye başladı. Zekai Efendi, 1844’te Hamamizade İsmail Dede gibi çok büyük bir musiki ustasıyla meşk etmek fırsatını buldu.

 

Zekai Dede, 1845 yılında Mısıra gitti prens'in sarayında daire müdürlüğü ve ayrıca mûsikî hocalığı ve şefliği görevlerini üstlendi. Sonraki yıllarda Mevlevî tarikatına girdi. 1883'de Darüşşafaka'ya mûsikî hocası oldu ve bu görevine 14 yıl devam etti. 1884'de Zekâî Efendi çile çıkarmadığı halde Dede unvanını aldı. Zekai Dede'nin kudümzenbaşılığı 13 yıl devam etti. Klâsik Türk Mûsikîsi repertuarının zamanımıza kadar gelmesinde Zekâî Dede'nin büyük rolü olmuştur. Sait Halim Paşa koleksiyonunun büyük bir kısmını Zekai Dede okumuş, Nikoğos Ağa da yazmıştır. Biraz ney üfleyen, çok iyi Arapça ve Farsça bilen Zekâî Dede hayatının sonlarına doğru batı notasını öğrenmiş fakat bu notayı kullanmamıştır.

 

Nota bilmeyişi ancak meşk suretiyle eserlerin ortaya çıkması zamanla bazılarının kaybolmalarına sebep oldu. İlk büyük formlu eseri Suzidil makamında ve Nakış Ağır Sengin Semaî usulündeki: "Dil hasret-i vasim ile nâlân gel efendim" mısra'ı ile başlayan ağır semâîsidir. Bir gecede koskoca bir Suzidil Âyîn-i Şerifini besteleyecek kadar kudretli bir bestekârın, hele eseri gerçekten büyük sanat değeri taşıyorsa, mutlaka dehâ derecesine ulaştığı kabul edilmelidir. Zekai Dede, 24 Kasım 1897’de vefat etti ve Eyüp'de Kaşgâri Dergâhı yakınlarına defnedildi.

 

Dinî eserleri: 5 Mevlevî Âyîn-i Şerifi, l Mersiye, l Tevşih, 2 Teşbih, 4 Durak, 39 Şugl, 78 ilâhî Din dışı eserleri: l Kâr-ı Nâtık, 2 Kâr, 40 Beste, 8 Nakış Beste, 23 Ağır Semaî, 22 Yürük Semaî, 27 Şarkı, 8 Marş

AddThis Social Bookmark Button
 
CİLT DİRENCİNİ ARTTIRICI ESNEKLİK VEREN BESLEYİCİ BİTKİ ÇAYLARI

Bu bölümde, sıcak ya da buzlu olarak alınan, meşrubat olarak tüketilebilecek bir miktar şifalı bitki çayları tarif edilmektedir. Eğer şifalı bitki çaylarına aşina değilseniz, ilk önce en iyi bilinenleri denemeyi isteyebilirsiniz papatya, nane, ıhlamur veya Amerikan ıhlamuru, mürver çiçeği, amber çiçeği, itburnu (kuşburnu), oğul otu, osvega çayı ve ada çayı gibi Avrupa ve diğer yerlerde uzun süreden beri kullanılan çaylar. Bunları denedikten sonra, diğerlerinden bazılarını da deneyebilirsiniz. Pek çok şifalı bitki çayı şifalı bitki yaprakları veya çiçekleri üzerine kaynar su dökülerek ve şifalı bitkinin hoş kokulu yağlarının salınması için 5 ila 10 dakika demlendirilerek hazırlanan haşlamalardır. Genel kural her bir bardak kaynar subaşına 1 çay kaşığı kuru şifalı bitki veya 3 çay kaşığı taze ezilmiş şifalı bitkidir. (Taze şifalı bitkileri temiz bir bez içinde kullanımdan hemen önce ezin.) Bazı şifalı bitkiler istenen lezzeti vermek için daha fazla veya daha az miktarlara ihtiyaç gösterebilirler. Eğer daha güçlü bir tat isteniyor ise, çayı daha uzun süre demlemek yerine şifalı bitkiden daha fazla kullanmak genellikle daha iyidir, uzun süre demleme çoğunlukla çayı daha acı yapar. Sıcak çay ile en iyi sonuçları almak için, kaynak su ile çalkalayıp çaydanlığı ısıtın. Buzlu çay için, istenen lezzet elde edilene kadar demledikten sonra süzün, servis yapmadan önce buzdolabında soğutun. Buzlu çaylar, sıcak çaylardan daha güçlü hazırlanabilirler çünkü buz servis yapıldıktan sonra onların lezzetlerini hafifletecektir. Karanfil tomurcuğu, boz ot, limon mine çiçeği ve osvega çayı gibi bazı şifalı bitki yaprak veya çiçek çayları ve bütün kök ve tohum çayları tüm lezzetlerini ortaya çıkartmak için kaynatma genellikle 10 ila 20 dakika ağır ateşte su içinde kaynatılırlar. Metalik bir tat oluşmasını önlemek için çaylarınızı cam, porselen veya emaye kaplarda hazırlayın. Pek çok şifalı bitki çayı bal veya şeker ile tatlandırılabilirsiniz, ama süt veya krema tavsiye edilmez çünkü onlar istenen tadı gizleme eğilimindedirler. İlginç lezzet sonuçları elde etmek için değişik şifalı bitki çaylarını karıştırmayı da deneyebilirsiniz. Örneğin, eşit miktarlardaki nane yaprağı ile mürver çiçeği iyi bir çay oluşturur, krizantem ve portakal nanesi de çok iyi karışım verir. Bugün pek çok sağlık gıdası (aktarlar) satan dükkânlar, Tedavi amacı ile alınan şifalı bitki çayları çeşitlerini sunarlar.

Ada çayı

*Taze doğranmış yeşil yapraklardan hazırlandığında çok güzel bir çaydır. Sindirime yardımcı olur. Sıcak veya soğuk servis yapılır.

*1 çorba kaşığı ada çayı, birer tutam biberiye yaprağı ve kuzukulağı ufalanıp karıştırılarak kaynar suyun içine atılır ve beş dakika beklenerek demleme sağlanır.

*Yapılan demleme şeker ile tatlandırılarak çay gibi içilir.

“Sinirlerin yatıştırılması için şifalı Ada çayı tercih edilmelidir.”

AKASYA ÇAYI

*Üç tutam akasya çiçeği, iki tutam şebboy ve birer tutam bö­rülce ile kar çiçeği kaynar suyun içine atılarak on dakika bek­letilir. Hazırlanan demleme, bal ile tatlandırılarak sıcak olarak çay gibi içilir.

“Akasya çayı, zihinsel yorgunluklara karış da kendini kanıtla­mıştır”

AMBER ÇAYI

*Limon kabuğu rendelenir. Üç tutam amber çiçeği tohumu, bir tutam gelincik yaprağı ve yarımşar tutam tarhun otu ile limon kabuğu suda beş dakika kaynatılır. Hazırlanan demlemeye şeker ilâve edilerek sıcak sıcak içilir.

“İştah açmada, ruhsal dengesi bozuk olan kişilere Amber çayı içmeleri tavsiye edilir.”

ANDIZ ÇAYI

*İki tutam andız otu kökü, birer tutam dulavrat otu ve şevket otu çaydanlıkta demlenir. Hazırlanan demleme, bal ile tatlan­dırılarak günde üç bardak içilir.

*Anjin, bronşit, öksürük, astım, boğmaca gibi hastalıklarda Andız çayı tercih edilir. Hazırlanan karışımlar süzüldükten sonra içilir.

“Elde edilen demlemenin, deri hastalıklarında ve ergenlik sivilcelerinin giderilmesinde de etkin yararları görülmüştür”

ARDIÇ ÇAYI

*Ardıç meyvesi rendelenerek çilekle birlikte ezilir. Üç tutam ardıç karışımı, birer tutam börülce ile ebegümeci on beş daki­ka suda kaynatılarak elde edilen çay şekerle tatlandırılıp yemeklerden sonra bir bardak içilir.

“Uyku verici etkinliği bulunmaktadır”

ARPA ÇAYI

*Arpa sapları ezilerek un haline getirilir. İki tutam arpa unu, birer tutam katırtırnağı otu, mine çiçeği ve papatya pekmez ile birlikte kaynatılır. Yemek arası bir fincan içilir.

“Arpa çayı yatıştırıcıdır. Uyku getirir ve organların spazmlarına karşı koyar”

Altın sap çayı

*Güzel kokulu çay, lezzetli, tatlı, anason benzeri tat.

Alıç yaprağı çayı

*Almanlar onu doğunun yeşil çayının yerine kullanırlar.

Amber çiçeği çayı

*Gül rengi, limon tadında çay. Sıcak veya buzlu servis yapılır. Soğuk halde lezzetli bir yaz içeceğidir. Ticari amber çiçeği çayları ya çiçeklerden ya da çiçeklerin zarflarından elde edilir.

Avrupa Tatlı Frenk maydanozu

*Anason benzeri, tatlı bir çay

“Sindirime yardımcı olur”

AYLANDIZ ÇAYI

*Üç tutam aylandız yaprağı, bir tutam ballıbaba ve tere otu, yarım tutam dülger otu ile ısırgan tohumu on dakika yağmur suyunda kaynatılır. Demlenen karışım bal ile tatlandırılarak aç karına bir fincan içilir.

Bahar keklik üzümü çayı

*Taze yapraklar, bahar keklik üzümü tadında tatlı, hafif bir çaydır. Daha iyi çeşni için, çayı yapmayı kaynar suyu yapraklara ilave etmeyi, kabı sarmayı ve yaprakları birkaç gün ıslatmayı, sonra içmek için çayı tekrar ısıtmayı önerir. Islarlarken yaprakların mayalanması, bahar keklik üzümünün tatlandırıcı yağlarının üretimini uyarır.

BALDIRAN ÇAYI

*İki tutam baldıran yaprağı demlemeden bir gün önce soğuk suda dinlendirilir. Bir tutam civanperçemi, yarım tutam ka­ranfil, ıhlamur, baldıran yaprakları ile birlikte kaynatılarak arı sütü ile tatlandırılır. Yemek arası bir fincan içilir.

Bamyana çayı

*Meksika'dan hoş kokulu bir çay, hafif acı bir çay.

BEŞPARMAK ÇAYI

*Beşparmak otunun kökü dövülerek ezilir. Üç tutam beşparmak otu kökü, yarımşar tutam anason çiçeği, papatya ve por­takal çiçeği bal ile birlikte on beş dakika kaynatılır. Sabah ve akşamları birer bardak içilir.

BİBERİYE ÇAYI

*Burçak taneleri ezilerek un haline getirilir. İki tutam biberiye çiçeği, yarımşar tutam burçak unu, çan çiçeği ve şebboy, in­cir reçeli ile birlikte on dakika kaynatılır. Yemeklerden önce bir fincan içilir.

BÖRÜLCE ÇAYI

*Börülce, ayrık otu ile birlikte ezilir. Dört tutam börülce karı­şımı, birer tutam ılgın çiçeği, yarım tutam nergis çiçeği, arı sütü ile tatlandırılarak demlenir. Yemek araları bir fincan içi­lir.

CİLBAN ÇAYI

*Cilban meyvesi ve taze ceviz, çilekle birlikte dövülerek ezi­lir. Üç tutam cilban ezmesi, iki tutam kurutulmuş menekşe on dakika kaynatılarak demlenir. Yemeklerden sonra bir fin­can içilir.

“Ağız kokusunu giderir”

ÇAVŞIR ÇAYI

*Beş gram kadar çavşır otu zamkı alınır. Bir tutam akasya çiçeği, bir tutam hatmi ve bir fincan şeftali suyu ile çavşır otu­nun özü aynı kapta kaynatılır. Şeker katılarak hazırlanan çay­dan günde iki bardak içilir.

Çayır düğmesi çayı

*Çekici bir çay, Taze veya kurutulmuş yapraklardan hazırlanır. Sıcak veya buzlu servis yapılır.

“Bitkinin salatalık benzeri bir tadı vardır”

Çevrince çayı

*Günlük kullanım için uygun olan bu sert, çay nane veya bazı başka bitkisel lezzetlerin katılması ile iyileştirilebilir.

“Vitaminler ve mineraller açısından zengindir. İştah açıcıdır”

ÇİĞDEM ÇAYI

*Çiğdemin tohumları zehirli olduğundan dolayı kullanırken dikkatli olunmalıdır. Bir tutam güneşte kurutulan çiğdem çiçekleri, iki tutam nane, yarımşar tutam biberiye ve defneyaprağı on dakika suda kaynatılır. Hazırlanan çay bal ile tat­landırılarak yemek arası bir fincan içilir.

Çilek yaprağı çayı

*Kahve veya doğu çayına iyi bir alternatiftir (doğu çayı gibi tein içerir). Kurutulmuş yapraklardan hazırlanır, kullanılmadan önce çok iyi kurutulmalıdır. Çünkü soldurma işlemi kurutulmakla kaybolan zehirli bir maddenin oluşmasına neden olur. Ahududu ve böğürtlen (Rubus türleri) gibi diğer yemiş yaprağı çayları ile çilek aynıdır, ama her tür hafifçe farklı lezzetler verir.

“Hoş ve güzel kokulu bir çay, Çok yüksek miktarda C vitamini bulunur”

ÇORDUK ÇAYI

*Üç tutam çorduk otu yaprağı, yarım tutam bağ sarmaşığı, bi­rer tutam kiraz çiçeği ve limon çiçeği ve bir fincan dolusu tatlı nar tanesi aynı kapta yirmi dakika kaynatılarak demlenir. Şeker ile tatlandırılıp günde iki bardak içilir.

“Hazımsızlığa iyi gelir”

DEFNE ÇAYI

*Tarçın kabukları ve kavrulmamış kahve çekirdeği havanda dövülerek ezilir.

*Üç tutam defneyaprağı, bir tutam hatmi çiçeği suda on daki­ka kaynatıldıktan sonra bal ile birlikte iki tutam da tarçın to­zu karıştırılarak demleme hazırlanır. Elde edilen demleme, yemeklerden sonra bir bardak içilir.

“İştahı açmakta, hazmı kolaylaştırmakta etkin yararları vardır”

ELMA ÇAYI

*Son derece faydalı ve kolay ulaşacağımız mükemmel bir çay.

“Sinirleri ve adaleleri kuvvetlendirir. Bedeni ve zihni yorgunluğu giderir. Hazmı kolaylaştırır. Kabızlığı giderir”

FESLEĞEN ÇAYI

*Elma çekirdeği ve fesleğen tohumları bir gün önceden ballı suda dinlendirilir.

*Bir tutam yonca, üç adet kayısı kurusu ve yarım tutam lavan­ta çiçeği ballı suda yirmi dakika kaynatılarak hazırlanan çay, yemek aralarında bir bardak içilir.

GELİNCİK ÇAYI

*Önceden bir litre gelincik suyu hazırlanır. Hazırlanan gelin­cik suyuna bir avuç karadut ve çilek, bir tutam kaşık otu ve yarım tutam nane, şeker ile birlikte on dakika demlenir. Ha­zırlanan gelincik çayı yemeklerden önce bir bardak içilir.

“İştah açar”

GONCA GÜL ÇAYI

*Beş tutam gül goncası, bir tutam fesleğen, yarımşar tutam defneyaprağı, ıhlamur çiçeği ve iki tutam rezene suda on beş dakika kaynatılarak, şeker ile tatlandırılır. Hazırlanan gül ça­yı, yemeklerden sonra bir bardak içilir.

HATMİ ÇİÇEĞİ ÇAYI

*Üç tutam hatmi çiçeği, bir tutam kantaron, yarım tutam ner­gis ve rendelenmiş portakal kabuğu on dakika suda kaynatı­lır. Hazırlanan karışıma süt ve şeker ilâve edilerek yemek sonrası bir bardak içilir.

HAZENBELÇAYI

*Hazenbel kökünden üç tutam dövülerek ezilir. Bir tutam üzerlik otu, yarımşar tutam su sümbülü, Meryem saçı ve lavanta çiçeği, hazenbel ile birlikte suda on beş dakika kaynatılır. Pekmezle tatlandırılan çaydan, günde üç bardak içilir.

HÜDHÜD ÇAYI

*Üç tutam Hüdhüd gözü kökü dövülerek ezilir. Bir tutam tar­çın, bir çay kaşığı kahve, nar kabuğu ile birlikte suda kayna­tılır. Süt ve şeker ilâvesiyle hazırlanan çay yemeklerden önce bir bardak içilir.

Hodan çayı

*Hafif, canlandırıcı, salatalığa benzer tat. Taze veya kurutulmuş yapraklardan yapılır, bazı çiçekler de ilave edilebilir. Sıcak veya buzlu servis yapılır. Uzun süreli günlük kullanımı önerilmez.

“Organik potasyum ve kalsiyumdan zengindir. Neşe ve canlılık hissi verir

Huş ağacı kabuğu çayı

*Her iki ağacında iç kabuğu bahar keklik üzümü bitkisinin aynı lezzetinde olan bir yağ içerir. Kuşbaşı doğranmış iç huş ağacı kabuğu veya huş ağacı filizleri üzerine kaynar su veya kaynar huş ağacı özü döküp ve birkaç dakika demlenmeye bırakıp sıhhi bir bahar keklik üzümü çeşnili bir çay hazırlamaktadır.

ILGIN ÇAYI

*Üç tutam ılgın çiçeği, yarım tutam zakkum kökü ile birlikte ezilir. Birer tutam gelincik ve Manisa lalesi ile yarım tutam kuşburnu on dakika kadar suda kaynatılır. Hazırlanan çay, yemekten sonra şeker ile tatlandırılarak bir veya iki bardak içilir.

Ihlamur çayı

*Avrupa kıtasının en yaygın şifalı bitki çaylarından biridir. Yasemin benzeri hoş kokulu ve tatlı, güzel bir lezzet sunar.

“Sinirleri yatıştırır ve sindirime yardım eder”

Isırgan çayı

*İngiliz köy çayı, Britanya'ya Romalılar tarafından tanıştırıldığı düşünülmektedir. Çay taze veya kurutulmuş sürgünlerden hazırlanır. Kaynar su, bitkinin tüylerini uzaklaştırır. Kurutulma da aynı işi yapar.

“Sıcak olarak servis yapıldığında kış gününde ısıtıcı bir çay olur. Soğuk olarak da servis yapılabilir”

İnce otu çayı

*Çok lezzetli, hoş kokulu bir çay, Yeşil kurutulmuş yapraklardan yapılır. Bir saate kadar demlendirilebilir.

KARADUT ÇAYI

*Taze karaduttan bir fincan karadut suyu hazırlanır. Birer tu­tam ebegümeci, çuha çiçeği, yarımşar tutam nane ile kayışkı­ran otu, dut suyu ile birlikte kaynatılır. Hazırlanan çay, bal ile tatlandırılarak yemek sonrası bir bardak içilir.

KARANFİL ÇAYI

*Muz ve elma usaresi ezilerek lapa haline getirilir. Bir litre su­ya iki tutam karanfil tomurcuğu, yarımşar tutam kuşburnu ve çitlembik on dakika suda kaynatılır. Hazırlanan çay, şekerle tatlandırılarak içilir.

“Uyuyamayan kimselerin rahat uyumalarını sağlar”

KATUNAÇAYI

*Taze katına yaprağından üç tutam suda dinlendirilir. Bir tu­tam kekik, yarımşar tutam papatya ve salep otu katına su­yunda beş dakika pişirilir. Elde edilen çay şeker ile tatlandırı­larak yemeklerden sonra bir bardak içilir.

“afrodizyak özelliği vardır”

Kedi nanesi ÇAYI

*lezzetli ve hoş kokulu bir çay, İngiltere'de eski bir gözde kırsal alan içeceği.

“Yüksek vitamin C. İçerir Eğer yemeklerden önce soğuk olarak servis yapılırsa iştahı açar, eğer yemeklerden sonra sıcak olarak servis yapılırsa hazma yardım eder. Sıcak çay yatıştırıcı bir yatmadan önce içeceği görevi de görür”

KENGER ÇAYI

*Kenger otunun meyvesinden bir çorba kaşığı miktarı ezilerek hazırlanır. İki tutam limon çiçeği, yarım tutam ısırgan otu, bir tutam civanperçemi ve tarçın kenger özü ile birlikte on daki­ka suda kaynatılır. Hazırlanan çaya şeker ilâve edilerek günde iki bardak içilir.

“Vücut kırgınlığını gidermede, enerji artırmada”

Kuşburnu çayı (İtburnu)

*Kuzey Avrupa'da uzun süredir kullanılır. Günlük kullanım için iyidir. Kurutulmuş, ince doğranmış tohum keseleri kullanılmadan önce az miktardaki su içinde 12 saat ıslatılmalıdır. Çay, 1 çorba kaşığı itburnunun 3 bardak suda 30 ila 40 dakika ağır ateşte kaynatılması ile hazırlanır. Az miktar kuru amber çiçeği limonlu bir tat.

“Vitamin C miktarı çok yüksektir”

KUŞUTAÇAYI

*Üç tutam küçük kuşuta otunun tohumları sütün içinde bir gün bekletilir. Bir tutam dam koruğu yaprağı, yarımşar tutam ge­lincik ve menekşe on dakika süreyle, bekletilen sütün içinde kaynatılır. Hazırlanan çay, bal ile tatlandırılarak yemek önce­si bir bardak içilir.

“Yaşlanma ile ortaya çıkan varis rahatsızlıklarına iyi gelir”

LABADA ÇAYI

*Üç tutam labada otu, bir tutam ada çayı yaprağı birlikte ufa­lanır. Bir tutam peygamber çiçeği ve yarım tutam nane suda on beş dakika kaynatılır. Hazırlanan çay şeker ile tatlandırıla­rak yemeklerden sonra bir bardak içilir.

Limon mine çiçeği çayı

*Limon tadı ve kokusu Sıcak veya buzlu servis yapılır. İspanyollar onu kaynatma olarak hazırlar, soğuk ve tatlandırarak servis yaparlar. Nane ilavesi ile güzel olur.

Maydanoz çayı

*İyi hoş kokulu çay

“C vitamininden zengindir”

MENEVİŞ ÇAYI

*Üç tutam meneviş meyvesi, badem ile birlikte ezilir. İki tu­tam narçiçeği, bir tutam atkuyruğu ve yarım tutam cersiye on beş dakika sıcak suda bekletilir. Demlenen çay şeker ile tatlandırılarak aç karnına bir bardak içilir.

Mercanköşk çayı

*Taze yapraklardan iyi bir çay hazırlanabilir. Sıcak veya buzlu servis yapılır. Nane yaprakları ona iyi bir katkı olur.

MÜRVER ÇAYI

*Üç tutam mürver kabuğu havanda dövülür. Bir tutam bostan karanfili, yarımşar tutam güz çiğdemi hır ve su sümbülü on dakika suda demlenir. Demlenen çay pekmez ile tatlandırıla­rak yemeklerden sonra bir bardak içilir.

Nane çayları

*Taze nane yapraklarından çay yapmak için, 1 bardak kaynar suya ½ bardak doğranmış bitki koyun, kuru bitkiden bardak başına 1 ila 2 çay kaşığı kullanın. Bütün nane çaylarını, sadece 5 dakika demleyin. Değişik nane türlerinin her birinin tadı hafifçe farklıdır. Bütün nane çaylarının en yaygın olanı biber nanesidir. Bahçe nanesi daha hafiftir ve biber nanesinden daha fazla kokuludur. Elma naneleri, portakal veya bergamot nanesi, su nanesi ve tarla nanesi gibi yabani nanelerde çok uygun çaylar sağlarlar.

“Nane çayları hazma yardım eder ve çocuklar için uygundur”

NERGİS ÇAYI

*Üç tutam nergis çiçeği, beş adet taze fasulye, meşe palamudu ile birlikte dövülerek hazırlanır.

*Hazırlanan karışıma bir bardak nar suyu ve bir tutam hatmi çiçeği suda on beş dakika kaynatılır. Hazırlanan çay şeker ile tatlandırılarak sabah kahvaltıdan sonra, akşam yatmadan ön­ce bir bardak içilir.

Oğul otu çayı

*Lezzetli, limon kokulu çay, Günlük olarak kullanılabilir. 10 dakika veya daha fazla demlenmelidir (uzun demlendirme ile tadı acılaşmaz). Sıcak veya buzlu servis yapılır ve tatlandırılır.

“Sinir sistemi için çok yatıştırıcıdır”

PAPATYA ÇAYI

*Üç tutam papatya, orta boy muz ile birlikte ezilir. Bir tutam nane, birer fincan incir suyu ve şeftali suyu, papatya karışımı ile birlikte suda kaynatılır. Hazırlanan demleme bal ile tatlan­dırılarak günde üç bardak içilir.

“Vücudun terleyip ferahlamasında, gripten oluşan ağrılara etkin yararları vardır”

REZENE ÇAYI

*Rezene tohum ve köklerinden iki tutam dövülerek ezilir. Bir tutam gelincik, yarımşar tutam civanperçemi ve kurutulmuş kayısı yaprağı suda kaynatılır. Hazırlanan şifalı çay şeker ile tatlandırılarak yemeklerden sonra bir bardak içilir.

Sasafra çayı

*Köklerin taze veya kurutulmuş kabuklarından ağır ateşte kaynatılarak hazırlanan gül rengi bir çay.

“Bir bahar toniği olarak kabul edilir. Yani soğuk olarak cildinize tonik olarak kullanabilirsiniz”

siyah Çay

*Çay üç şekilde işlem görür, siyah çay, rengi yapraklarının mayalanması sonucudur, hafif siyah çay, kısmen mayalanmış yapraklardan hazırlanır ve yeşil çay, mayalanmamış yapraklardan hazırlanır. Çay yaprakları, bitki üzerindeki yerlerine bağlı olarak, yaprak tomurcukları ve en genç yapraklar en üst sınıf olmak üzere, değişik kalitelerde sıralanırlar. Çiçekli siyah çay veya siyah çay ucu en üst kalitedir, sadece yaprak tomurcuklarını içerir, sonra birinci yaprak, ikinci yaprak ve böylece devam eder.

Solucan otu çayı

*Lezzetli, hafif baharatlı gül tadı. Sıcak veya buzlu servis yapılır. Nane yaprakları güzel bir ilave olur.

SÜSEN ÇAYI

*Sarı süsen yaprağından üç tutam, bir çorba kaşığı gül reçeli ile birlikte karıştırılır.

*İki tutam limon çiçeği, birer tutam menekşe ve geyik otu, ya­rım tutam kasımpatı, süsen karışımı ile birlikte beş dakika su­da kaynatılır. Hazırlanan çay şeker ile tatlandırılarak yemek­lerden sonra birer kaşık içilir.

SUDAN ÇAYI

*Bir çorba kaşığı bal, bir diş sarımsak ile birlikte dövülerek ezilir. Üç tutam sudan otu yaprağı, birer tutam sürincan çiçe­ği ve fesleğen bir bardak portakal suyu, sudan otu ile birlikte yirmi dakika suda kaynatılır. Hazırlanan çay bal ile tatlandırı­larak yemeklerden sonra bir bardak içilir.

SÜRİNCAN ÇAYI

*Sürincan çiçeğinin kökleri havanda dövülür. Bir tutam civanperçemi yaprağı, üç tutam sürincan çiçeği kökü, yarım tutam tarçın on dakika süreyle suda demlenir. Demlenen çay şeker ile tatlandırılarak yemekten sonra bir bardak içilir.

ŞAKAYIK ÇAYI

*İki tutam şakayık kökü ezilerek, bir bardak çilek suyunda on iki saat dinlendirilmeye bırakılır.

*Üç tutam şakayık çiçeği, bir tutam nane, bir fincan süt ve dinlendirilen şakayık kökü on beş dakika suda kaynatılır. Hazırlanan demleme şeker ile tatlandırılarak günde üç bardak içilir.

Tatlı meyan kökü çayı

*Kökler glikrizin içerir, şekerden defalarca tatlı bir madde.

“Çayı mükemmel bir susuzluk gidericidir. Soğuk tatlı meyan çayı sıcak yaz günleri için çok iyidir”

Veronika çayı

*Tadı Çin yeşil çayının aynısıdır. Avrupa da yaygın bir çaydır ve aslında orada "Avrupa çayı" diye bilinir.

YARPUZ ÇAYI

*Birer bardak havuç suyu ve vişne suyu, şeftali mayası ile ka­rıştırılarak altı saat dinlendirilerek süzülür.

*Üç tutam yarpuz tohumu ve bir tutam fesleğen yaprağı suda on dakika kaynatıldıktan sonra karışıma bal ilâve edilerek tatlandırılır. Elde edilen karışıma süzülen şeftali mayası katı­lır ve beş dakika daha ısıtılır. Hazırlanan çay yemekten sonra bir bardak içilir.

“Soğuk algınlıklarını gidermede, fayda sağlar”

Yer sarmaşığı çayı

*İngiliz köy çayı Mayalanırken kapalı bir yerde tutun ve çok uzun demlemeyin. Aşağıdakilerden birinin ilavesi ile geliştirilir. Meyan, birkaç biberiye yaprağı, oğul otu, ada çayı veya lavanta. Soğuk ve tatlandırmadan servis yapılır.

“İştah açıcı acı tonik görevi yapar”

YEŞİL ÇAY

*Uzakdoğu'dan ülkemize ve bütün Avrupa'ya gelen "mucize" yeşil çay

“Yeşil Çay, yağların eritilmesine yardımcı olurken, fazla kilolara birebir geliyor”

ZENCEFİL ÇAYI

*Üç tutam zencefil, birer tutam gelincik ve ıhlamur, yarım tu­tam maydanoz, bir fincan nar suyu arıtılmış suda on dakika kaynatılır. Elde edilen demleme şeker ile tatlandırılarak yemeklerden önce bir bardak içilir.

“İştahı açmakta, tükürük ifrazatını fazlalaştırmada ve hafızayı kuvvetlendirmede etkin yararları vardır”

 

 

Yazan: Gülten Şenşafak

www.gencgelisim.com

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Akıl Dolu Cevaplar

ÜÇ ZARF

Şirketin birinde çalışan genel müdür, yaşlılığın da etkisiyle işinden ayrılır. Yerine yeni bir genel müdür alınır. Eski genel müdür, yeni genel müdüre tecrübelerini anlatır ve üç adet zarf bırakır. Her biri numaralı olan bu zarfları her başı sıkıştığında birer tane açmasını söyler. Yeni genel müdür işe başlar. Misyon ve vizyonunu belirledikten sonra verim artsın, işyerinde sinerji ortamı oluşsun diye çalışanlarına insan kaynakları seminerleri verdirir. Bir sene iyi giden işler birdenbire bozulmaya başlar. Çaresizlik içinde kıvranırken yeni genel müdür, merakla birinci zarfı açar. Zarfta; “Kendinden önceki müdürü suçla!” yazdığını görür. Yeni genel müdür şirket çalışanlarını hemen toplatarak, eski genel müdürün izlediği politikaların sıkıntısını çektiklerini söyler ve suçlamalarda bulunur. İşler bir süre daha yolunda gider, fakat başka bir sorunla karşılaşırlar. Yeni genel müdür hemen ikinci zarfı açar. Zarfta; “Şirketi yeniden organize et.” yazar. Yeni genel müdür, şirketi revizyondan geçirir, sorun çözülür, ancak bir süre sonra işler yine bozulur. Yeni genel müdür son çare olarak üçüncü zarfı açar. Zarfta; “Üç zarf hazırla” yazar.

YALNIZLIK

Kaf Dağı’nın arkasındaki küçük bir ülkede kendini beğenen bir kral varmış. Bir gün kralın kâhinleri gaipten haber getirirler; “Kralımız sizi çok seviyoruz. Yarın öğleden sonra bir yağmur yağacak, bu yağmurda ıslanmamaya çalışın. Çünkü bu yağmurda ıslananlar delirecekler.”

Kral kendisini düşünen kâhinleri hediyeler vererek uğurlar. Ertesi gün öğleden sonra yağmur yağmaya başlar. Yağmurda ıslanan insanlar delirirler. Delirmeyen kimse kalmaz, kralın dışında. Ülke âdeta tımarhaneye dönmüştür. Başlarda halinden memnun olan kral, zamanla ülkede dertleşeceği, konuşacağı insan bulamayınca, psikolojisi bozulmaya başlar ve yataklara düşer.

Kâhinleri yanına çağırarak, “Bu yağmur bir daha ne zaman yağacak? Ben de ıslanacağım!” diyerek, yalnızlıktan deli olmayı göze alır.

BEYNAMAZ

Hâdisenin kahramanlarından birisi arkadaşımın babası. Hayli sene önce rahmetli oldu, diğeri ise onun bir arkadaşı.

Bunlar, vaktiyle etrafında orman bulunan bir köyde yaşıyorlar. Gayrı tarla mı açıyorlar, yoksa yaklaşan kış için yakacak mı tedarik ediyorlar bilmem.

Küreği, kazmayı, baltayı alıp kök sökmeye gidiyorlar.

Ben görmedim; arkadaş dedi ki; “Belâlı bir iştir, insanın burnundan getirir. Ağaç dibinin etrafını daire şeklinde kazacaksın, yolunu kesen kökü keseceksin, iyice derine gideceksin ki sökebilesin; zor iştir yani.”

Neyse, sabahın köründe başlıyorlar kök sökmeye. Bir, iki derken kuşluk vakti geliyor; biraz istirahat edip yeniden kazmaya sarılıyorlar. Arkadaşın babası bir ara güneşe bakıyor, “Ooo, güneş batıya yıkılmış nerdeyse, öğle geçmiş, haydi Mahmut, şu derede abdest alıp da namazımızı kılalım!”

Adamın adı Mahmut filan değil, meselâ dedik yani. Mahmut, kasketi arkaya yıkıyor; ağrıyan belini dinlendirmek istercesine arkaya doğru kaykılıp çatırdattıktan sonra yağlığı ile terini silip önündeki yarısı sökülmüş köke bakıyor, “Hele sen git de, ben şu kalan iki kökü daha söker gelirim!”

Arkadaşın babası, yeni bir şevkle kazmaya sarılan Mahmut’a şöyle bir bakıyor, “Ulan köftehor, şurada dört rekât namaz kılmak, iki kök sökmekten daha mı zor?” [1]

LEKESİZ BİR HAYAT YAŞAMAK ÜMİDİYLE…

Ahmet Bey, karşı komşusu Deniz Bey’le tarla yüzünden kavga ederler. Deniz Bey, Ahmet Bey’i bir güzel döver. Ahmet Bey bu durumu hâkime şikâyet eder. Ahmet ve deniz beyler hâkimin huzurundadırlar. Deniz Bey mahkemeye gelmeden önce ceza alacağını düşünerek, bir kâğıda on tane ince altın yapıştırır, cebine koyar ve mahkemeye öyle gelir.

Hâkim, Deniz Bey’e; “Ahmet Bey’i dövmüşsün, senden şikâyetçi, anlat bakalım” deyince,

Deniz Bey; “Anlatacak bir şey yok, hâkim bey! Evet, ben Deniz’i dövdüm.”

Hâkim; “Bir de itiraf ediyorsun, hangi salâhiyetle(yetki)?”

Deniz Bey, cebine koyduğu kâğıdı çıkarıp hâkime vererek, “Hâkim Bey bu berât (nişan, ayrıcalık fermanı) ın verdiği salâhiyetle” der.

Hâkim, kâğıda göz ucuyla bakar, içinde altınların olduğu görür ve; “Kâğıdın tamamı aynı yazı ile mi yazıldı?” der.

Deniz Bey; “Evet, hâkim bey! Hepsini de kendi ellerimle yazdım.”

Hâkim kâğıdı memnuniyetle cebine koyarken Ahmet Bey’e; “Deniz’in elinde bu berât-ı âlîşân varken seni de döver, beni de döver.” der.

FATİH’İN ASKERLERİ

Bir grup Cennet’in kapılarını çalar. Melekler kim olduklarını sorarlar. Dışarıdan gelen ses; “İstanbul’u fetheden Fatih’in askerleriyiz.” cevabı gelir. Melekler kapıları açarak, “Buyurun Cennet’e” derler.

Kırk yıl sonra yine bir grup tarafından Cennet’in kapılarını çalar. Melekler yine kim olduklarını sorar. Dışarıdan, “İstanbul’u fetheden Fatih’in askerleriyiz.” cevabı gelir.

Melekler; “Fatih’in askerleri kırk yıl önce geldi!”der.

Dışarıdan; “Biz mehter takımıyız, ancak geldik!”cevabı gelir.

İŞTE BU SÖZÜ SÖYLEMEYECEKTİN!

Aslan bir gün ormanda bir tuzağa düşer. Oradan geçmekte olan tilki, “Aslan kardeş hayırdır! Neden yatıyorsun?”der.

Düştüğü durumun tilki tarafından görülmesinden hoşnut olmayan aslan, “Tuzağa düştüm” der.

Tilki, aslanın tuzağa düşmesinden cesaret alarak; “Bizim çocuklar avlanmak için çıkmışlardı, onlar yapmasınlar bunu!”

Tilkinin bu sözünü duyan aslan, bacağının acısını unutur ve; “Ulan tilki! Beni bu tuzak yarası değil, amma bu sözün öldürür işte.”der.

YORUM YAPMAK ALEYHİME OLABİLİR!

Papaz ölmek üzere olan bir adamın üzerine doğru eğilerek; “Ölmek üzeresin, hiç olmazsa ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lanetle” der. Adamdan herhangi bir ses çıkmaz. Papaz yine “Ölmek üzeresin, hiç olmazsa ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lanetle” der. Adamdan yine ses çıkmaz. Papaz sinirlenerek; “Şeytanı ve kötülüklerini lanetlesene be adam!” deyince, ölmek üzere olan adam, papaza; “Nereye gideceğimi bilmediğim için kimse hakkında yorum yapmak istemiyorum.”der.

POLİTİKACILAR

Bir otobüs dolusu politikacı, Amerika’da seçim kampanyası için dolaşıyorlar. Yolda giderlerken şoförün dikkatsizliği yüzünden otobüs bir çiftçinin arsasının yanına devrilir. Arsasının yanında otobüsü gören çiftçi, bir çukur kazarak otobüstekilerin hepsini gömer. Kazayı duyan polis, çiftçinin yanına gelir. Çiftçiye politikacıların nerede olduklarını sorar. Çiftçi, politikacıların hepsini gömdüğünü söyler.

Polis; “Gömdün, ama hepsi de ölmüş müydü, emin misin?”

Çiftçi; “İçlerinden bazıları ölmediklerini söylüyorlardı, ama bilirsiniz politikacıların ne kadar yalancı olduklarını!”

KURBAN OLAYIM ONA!

Temel köyünde imamlık yapmaktadır. Beş vakit namazın yanında cenaze olursa ona da yardımcı olmaktadır. Bir gün köyde fakir bir adam ölür. Cenaze namazı kılındıktan sonra mezara götürülür. Sıra telkine gelmiştir. Temel Hoca mezarın başındaki cemaati biraz uzaklaştırarak başlar ölüye telkin vermeye. Fakir adamın eşi Sultan Teyze de, Temel’e; “Hocam telkininizi alıyor mu?”

Temel; “Alıyor, alıyor.”

Sultan Teyze; “Telkininize ne cevap veriyor hocam?”

Temel; “Diyor ki, Sultan ineği satıp versin borca, seni de alsın bana telkin veren hoca!”

Sultan Teyze; “Uyyy, kurban olayım ona! Baksanıza orada bilem düşünüyor beni!

KONUŞMA YAPMANIN ZORLUĞU

Kişisel gelişim uzmanın birisi seminer verecektir. Konuşacağı şeyleri de küçük küçük not almıştır. İnsanlar salona toplanmıştır. Kişisel gelişim uzmanı konuşması için kürsüye davet edilir. Kişisel gelişim uzmanı, kürsüye çıkar. Cebine koyduğu notları çıkarmak ister, ancak bulamaz. Bir daha arar, ama yine bulamaz.

En sonunda kürsüden seminere gelen insanlara; “Değerli kardeşlerim! Buraya çıkıncaya kadar konuşacaklarımı bir ben, bir de Allah biliyordu. Şimdi ise, sadece Allah biliyor!”

SÖYLEDİKLERİNİZ İŞİME YARAMIYOR

Şirketin üst düzey yöneticilerinden biri, bir gün balonla dolaşmaya çıkar. Aksilik bu ya, pusulasını aşağıya düşürür ve kaybolur. Bilmediği bir yere doğru sürüklenir. Balonunun aşağıya yaklaştığı sırada aşağıda gördüğü bir adama; “Özür dilerim, ben kayboldum da. Acaba şu anda neredeyim?”

“Uçmakta olan bir balonun içinde 30 metre kadar yüksektesin” der, adam.

Kaybolan adam; “Siz muhtemelen profesör olmalısınız.”

“Doğru bildiniz. Nereden anladınız benim profesör olduğu mu?”

Kaybolan adam; “Ben sıkıntıdayım. Sana soru sordum, problemimi çözeyim diye. Verdiğiniz cevap yüzde yüz doğru fakat hiçbir işime yaramıyor!”

Profesör; “Sen de yönetici olmalısın.”der, kaybolan adama.

Kaybolan adam; “Sen nereden bildin benim yönetici olduğu mu?”

Profesör; “Otuz metre yükseklikteki bir balonun içinde kaybolmuşsun. Yanına pusula almamışsın, acınacak bir haldesin. Kaybolman benim suçum oldu.”

YUMURTADAN BAŞIMIZA GELENLERE BAKIN

Tung Mao çok fakir bir adamdır. Bir gün birisi kendisine bir yumurta hediye eder. Tung Mao, yumurtayı hanımına göstererek; “Hanım! Sonunda zengin olacağız.”

Hanımı: “Hediye güzel, ama bununla nasıl zengin olacağız?”

Tung Mao; “Bu yumurtayı komşunun tavuğunun altına koyacağım. Civcivler çıktığında belli bir zaman sonra tavuk olacaklar. Bu tavuklar bir sürü yumurta yumurtlayacaklar. Yumurtaları satarak inek alacağız. İnek de yavrulayacak, yavrular da inek olacak. İnekleri de satıp onun parası ile tarla ve ev alacağız. Paramızın üçte ikisini ev ve tarlalara ayıralım. Üçte biriyle de, kendimize elbise, ev eşyası alırız, bunun yanında da evimize genç ve güzel bir hizmetçi kadın tutarız.”

Tung Mao’nun hanımı kızgın bir şekilde “Neee! Bir hizmetçi tutacaksın ha! Üstelik genç ve güzel olacak. Bu teklifini kesinlikle kabul etmiyorum. Çünkü senin niyetin bozuk!”dedikten sonra, yumurtayı alır ve yere çarpar.

AMAN ÇARPMAYIN!

Ölen bir kadın için kilisede cenaze töreni düzenlenir. Tören bittikten sonra görevliler tabutu taşırlarken tabutun ön bölümü yanlışlıkla kilisedeki sütunlardan birine çarparlar. Bu olaydan sonra tabuttan bir inilti sesi duyulur. Öldüğü sanılan kadının yaşadığı ortaya çıkar.

Kadın, bir süre tedavi gördükten sonra iyileşir ve beş yıl daha yaşar. Beş sene sonra öldüğünde cenaze töreni yine aynı kilisede yapılır. Tören sonunda görevliler tabutu taşırlarken kilisedeki daha önce çarptıkları aynı sütunun önüne geldiklerinde arka taraftan ölen kadının kocası, görevlilere; “Lütfen sütuna dikkat!”

BENİ TANIYOR MUSUNUZ?

Bir davada şahitlik yapması için kürsüye yaşlı bir teyzeyi çağırılır. Yaşlı Teyze yerine oturduktan sonra davalının avukatı Yaşlı Teyze’ye; “Bayan Jones, beni tanıyor musunuz?”

Yaşlı Teyze: “Sen misin bay Williams? Sizi çocukluğunuzdan beri tanıyorum. Siz tâ o zamanlar bile aileniz için tam bir baş belasıydınız. Devamlı yalan söylüyordunuz, insanları aldatıyordunuz. En yakınım dediğiniz insanların arkasından konuşuyordunuz. Daha fazla para kazanmak için babanızı bile satarsınız”

Yaşlı Teyze’nin söylediklerinden bütün salon şok olur. Adam ne yapacağını bilemez bir halde Yaşlı Teyze’ye tekrar sorar: “Peki bayan Williams, ya karşı tarafın avukatını tanıyor musunuz?”

Kadın yine cevaplar: “Elbette tanıyorum. Çocukluğunda ona dadılık yapmıştım. Tembel, ödlek ve alkolik adamın tekidir. Etrafında bir tek dostu yoktur ve herkes onun hala geceleri altına kaçırdığını söylüyor.” Yine herkes şoktadır. Salonda herkes şaşkınlıkla birbiriyle konuşmaktadır.

Hâkim salondakileri susturur ve acilen her iki tarafın avukatını da yanına çağırır. Avukatların kulaklarına fısıldayarak; “Eğer bu kadına beni tanıyıp tanımadığını sorarsanız ikinizi de harcarım!”

BUNDAN BÜYÜK KERÂMET Mİ OLUR?

Azîz Mahmûd Hüdâyî bir gün, Sultan Ahmed Han ile sarayda sohbet ediyordu. Bir ara abdest tâzelemek istedi. İbrik ve leğen getirdiler. Pâdişâh hocasına hürmeten ibriği eline aldı ve abdest suyunu döktü. Sultan Ahmed Han’ın annesi de kafes arkasında havluyu hazırlamıştı.

Vâlide Sultan kalbinden; “Azîz Mahmûd Hüdâyî'nin bir kerâmetini görseydim.” diye geçirmişti.

Bunun üzerine Mahmûd Hüdâyî, Vâlide Sultan'ın gönlünden geçenleri anlayarak; “Hayret! Bazıları bizim kerâmetimizi görmek isterler, Halîfe-i rûy-i zemîn'in elimize su döküp, muhterem vâlidelerinin havlu hazırlamasından daha büyük kerâmet mi olur?”

HANGİ KABADAYI?

Aslanın birisi uykuya dalınca bunu fırsat bilen sıçan aslanın üzerine çıkarak oynayıp, zıplamaya başlar. Aslan üzerinde birisinin olduğunu fark ederek uyanır, kim olduğuna bakacağı sırada oradan tilki geçmektedir. Tilki, aslanla dalga geçmeden durur mu?

Tilki; “Hayırdır, aslan kardeş! Küçücük sıçan üzerinde cirit atıyor. Aslanlığına yakışır mı bu hiç?”

Aslan, kızgın bir şekilde işi kurtarmaya çalışarak; “Ben kimseden korkmam. Uyuyan aslanın üzerinde hangi kabadayı dolaşmayı göze almış diye merak ettim.”der.

YİNE ANLAMADIM

Yolcunun birisi köy köy dolaşmaktadır. En son gittiği köyün bir âdeti vardır. Köye bir misafir geldiğinde köylü toplanır, misafire nükteli hikâyeler anlatırlar.

Köylüler, yolcuya “Bize bilmediğimiz fıkra ve hikâye anlat” derler.

Yolcu, bir fıkra anlatır, köylüler gülmekten yerlere yatarlar. Ancak içlerinden birisi hiç gülmez.

Yolcu daha nükteli bir hikâye anlatır. Köylüler yine kahkahayı basarlar. O birisi yine gülmez, bırakın gülmeyi tebessüm bile etmez.

Yolcu üçüncü defa başka bir şey daha anlatınca bu sefer o hiç gülmeyen adam basar kahkahayı. Yolcu merakla “anladın mı?” deyince,

Gülmeyen adam; “Yine anlamadım da! Merkepliğime gülüyorum.”

KAÇ ÇOCUK DOĞURABİLİRSİN?

Ormanda bütün hayvanlar toplanırlar. Aralarında, “Kim daha çok çocuk doğurabilir?” diye tartışma başlar. Herkes fikrini beyan eder, ancak dişi aslan bir şey söylememiştir. Ona da, “Sen kaç tane çocuk doğurabilirsin?” diye sorarlar.

Dişi aslan; “Bir tane doğururum, fakat ben aslan doğururum.”



[1] Ahmet Turan ALKAN, Zaman Turkuaz, sayı.241

 


Kaynak: Nükte Bahçesi – Akis Kitap

AddThis Social Bookmark Button
 
1800 KALORİLİK ÖRNEK DİYET LİSTESİ

SABAH

Ekmek: 3 ince dilim

Zeytin: 5 adet

Beyaz peynir: 1 kibrit kutusu kadar veya 1 yumurta

Şekersiz çay

Domates, salatalık

½ bardak süt veya ½ bardak yoğurt

KUŞLUK

Meyve veya ayran

ÖĞLE

Ekmek: 3 dilim

Et: 60 gr veya kuru baklagil 6 yemek kaşığı

Sebze yemeği: 6 kaşık

Pilav: 2 kaşık

Salata

Meyve: 1 porsiyon

Yoğurt : ½ su bardağı

İKİNDİ

Meyve veya bir bardak süt veya yoğurt: ½ su bardağı

AKŞAM

Ekmek: 1 ince dilim

Et: 60 gr veya kuru baklagil 6 yemek kaşığı

Sebze yemeği: 6 kaşık

Çorba: 1 kase

Pilav: 2 kaşık

Yoğurt: ½ su bardağı

Salata

Meyve: 1 porsiyon

GECE

Meyve veya sütlü kahve

 

yazan: Dr. Yavuz Furuncuoğlu

kaynak: Bilimsel Zayıflama - Akis Kitap

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Hayallerimizi Neden Erteleriz?

HAYALLERİNİZİ ERTELEMEYİN

Frederick Smith 1944 yılında Mississipi"de doğmuştur. Erken yaşta babasını kaybetmiş, kendisi de küçük yaşta kemik hastalığına yakalanmıştır. Yale Üniversitesi'ne gittiği zaman, öğrencilerden ilerde ne yapmak istedikleri konusunda bir ödev hazırlamaları istenmişti. Frederick, Amerika"yı kapsayan bir dağıtım ağı kurmayı tasarladığını yazdı. Bu ödevi gören profesörü, onun kâğıdına bakınca kafasını sallayarak, "Olanaksız bir şey düşünüyorsun" dedi ve kırık not verdi. Frederick, Yale"den mezun olduktan sonra Vietnam"da çarpışan Amerikan birlikleri arasında uçakla iki yüzden fazla sefer yaptı.

Sonra 1970 yılında iş hayatına atıldı ve işin uzmanlarına Yale Üniversitesi'nde öğrenciyken sınav kâğıdına yazmış olduğu hayalinden bahsetti. Nitekim onun fikrini beğendiler ve hemen uygulamaya koydular. Uçak ve kamyonları satın almak için çok para harcandı. Bu işte çalışan personelin ücreti de yüklü bir meblağ tutuyordu. Fakat Frederick, olumlu düşünen, daima "Ben yapabilirim!" diyen bir insan olarak, birçok kişiyi bu işe para yatırmaya ikna etmişti.

Fakat 1973"de, ilk uçak sefere çıktığı zaman, Yale Üniversitesi'nde kendisine bu işin yürümeyeceğini söyleyen profesörün söyledikleri gerçekleşti. Bu iş için 25 uçak alınmasına rağmen, ilk seferde ancak on sekiz paket gelmiş, ayrıca bütün dünyayı sarsan o ünlü petrol krizi patlak vermiş ve taşıma ücretleri çok yükselmişti. İşler o kadar kötü gidiyordu ki, şirket uçaklara yakıt alacak parayı bulamıyor, pilotlar uçaklarına kendi kişisel kredi kartlarıyla yakıt alıyorlardı.

Bugün şirketin mal varlığı 8 milyar dolara ulaşmış bulunuyor. Şirkette seksen beş binden fazla elaman çalışırken, yılda taşıdığı paket sayısı bir buçuk milyona ulaşmış durumda. Bu paketler dünyanın her tarafındaki ülkelere büyük bir düzenle taşınmaktadır.

DENEMEYİ GÖZE ALMA CESARETİ

Kral maiyetini önemli bir görev için sınamak istemiş. Birçok güçlü ve akıllı adam etrafına toplanmış. Kral onları bugüne kadar görüp görecekleri en kocaman kapının önüne getirerek şöyle söylemiş: "Siz akıllı insanlar, benim bir sorunum var ve hanginizin bunu çözebileceğini görmek istiyorum. Burada krallığımdaki en büyük ve en ağır kapıyı görüyorsunuz. Hanginiz bunu açabilirsiniz?"

Saray mensuplarından bazıları açamayız der gibi başlarını sallamış. Diğerleri, çevresindekilere göre daha akıllı sayılanlar, kapıyı daha yakından incelemiş, fakat onlar da açamayacaklarını kabul etmişler. Bu akıllı insanlar böyle söyleyince saraylılar sorunun çözülemeyecek kadar zor olduğunda fikir birliğine varmışlar.

Sadece bir vezir kapının yanına giderek onu şöyle bir gözden geçirmiş ve elleriyle yoklamış, açmak için çeşitli yolları denemiş, en sonunda kuvvetle yüklendiğinde ağır kapı açılmış. Meğer kapı zaten tam kapalı değilmiş ve açmak için deneme isteği ve yüreklilikle davranma cesaretinden başka bir şey gerekmiyormuş.

Kral vezire şöyle demiş:"Sadece gördüğün ve işittiğine bağlı kalmadan, kendi gücünü devreye soktuğun ve denemeyi göze aldığın için saraydaki görevi sen alacaksın.

AddThis Social Bookmark Button
 
“Telkin CD’leri” Mucize mi, safsata mı?

 

Son zamanlarda hemen hemen her yerde, “yeni çağın büyüsü” olarak adlandırılan bir telkin fırtınasıdır gidiyor. İlgili ilgisiz herkes mutlaka bir şeyler duymuştur. Kimine göre bir kandırmaca, kimine göreyse bir mucize olan bu konu birçoğumuz içinse hala bir fenomen. Peki ama nedir bu telkin mucizesi, nasıl yapılır, nelere faydalıdır ya da bize neler kaybettirir? Eğer sizin de bu konu hakkında yeterince bilginiz yoksa, okumaya devam edin.

Telkin, Arapça kökenli bir kelime ve “bir duygu ya da düşünceyi karşı tarafa aşılama ya da empoze etme” manasında kullanılıyor. Amacı sizi bir konu hakkında yönlendirmek ve vermek istediği mesajı size zamanı geldiğinde uygulatmak. Tabi bunu yaparken sizin algınız yani bilinciniz dışında yapmak. Zira işin içine bilinciniz girdiğinde bir sürü kısıtlama sorgu ve istatistik de işin içine giriyor. Çünkü, bilinç yargılara varmak için o zamana kadar öğrendiği tüm yargı çeşitlerini kullanıyor. Ama bilinçaltı öyle değil… Bilinçaltı herhangi bir şekilde kendisine sunulan mesajı, herhangi bir yargılama ya da sorgulama yapmadan uyguluyor, yani verilen emre itaat kesin.

Subiminal, yani eşik altı tabir ettiğimiz bu mesaj verme işlemine kabaca “tohumlama” deniyor. Bu telkin cd’leri ile bilinçaltına yapılan bu “tohumlama” işlemi, ihtiyaç hâlinde filizlenip size istediğini yaptıran bir emir komuta zincirine dönüşüyor. Bu yüzden son derece etkili ve aynı zamanda bir o kadar da tehlikeli bir sonuç. Zira isteyerek ya da bilerek yapılan bu telkinler gibi, sizin algılayamadığınız bir yolla yapılabilecek bir tohumlama da sizi bilmeden bazı şeylere mecbur ya da bağımlı hâle getirebilir. Bir markaya aşırı düşkünlük ya da bazı içeceklere fazlaca bağlılık bunun sonucu olabilir.

Bilinçaltı telkin cd’leri bilincinizin algılayamadığı, ama bilinçaltınızın kaçırmadığı bir frekanstaki sistemle çalışır. Örneğin bilinciniz bir müzik parçasını zevkle dinlerken aynı müziğin içine gömülmüş telkinler de bilinçaltınıza bir oya gibi işlenir. Bu mesajlarsa, ihtiyaç olduğu durumlarda kesin yargı ve emirler olarak bedeninizin ve beyninizin emrine sunulur. Konu ile ilgili bir eyleme yön verileceği ya da konu ile ilgili bir hükme varılacağı zaman, bilinçaltı mesajı raflardan çıkararak sizi yani beyninizi yönlendirir.

Bir mucize gibi değil mi? İstediğiniz bir mesajı ya da kurtulmak istediğiniz bir zayıflığınızı gidermek için tek yapmanız gereken bilinçaltınıza gerekli mesajları bir oya gibi işlemek. Geri kalanı tamamen bilinçaltınızın işi… O her şeyi hâlleder ve size başarıyı yudumlamak kalır. Tabi bu uygun şartlarda ve profesyonel kişilerce hazırlanan telkin cd’leri için geçerli. Böyle hazırlanan cd’ler bir reçete gibi sizi başarıya götürürken, bilmediğiniz ya da tanımadığınız kişilerce gelişigüzel hazırlanan cd’ler ise, sadece umutlarınızı sömürmekle kalır.

Unutmayın! Beyninizin kozmik odasına bilmediğiniz kişileri almanın faturası bazen çok ağır olabilir. Önünüzdeki bu şansı iyi ya da kötü kullanmak tamamen sizin elinizde… Bu işi Merlin’in sihirli değneği gibi düşünün, iyilik içinde kötülük içinde sallamak sizin elinizde... Kullandıktan sonra oluşacak sonuçlar sizin için ödül ya da ceza olabilir...

Tercih sizin...

 

 

Serkan Ertem

bilgi@serkanertem.com

 

 

 

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Avoir raison ou penser juste?

Par Muriel Watier

Dans ma pratique de formatrice et de thérapeute, j'ai souvent entendu des personnes s'étonner de ne pas être reconnues malgré le fait qu'elles pensaient avoir eu raison dans leurs discours.

Ces aspects soulèvent une incompréhension entre ce qui est dit, comment cela est formulé et ce que les autres en comprennent et comment ils réagissent.

Il me parait y avoir, tout d'abord, une clarification à apporter sur l'intention du discours.

Qu'est ce que je recherche, avec quels moyens et auprès de qui?

Puis il se pose la problématique des sept raisonnements existants, dans les logiques de discours, avec leurs combinaisons multiples.

Raisonnement Déductif: chercher l'essentiel.

Inductif: trouver les causes et organiser les idées.

Algorithmique: connaitre et maitriser un ou des savoirs.

Analogique: avoir l'expérience et fonctionner par similitude et exemple.

Intuitif: comprendre tous les raisonnements et s'y adapter.

Bon sens: savourer les moments et la vie par un sens pratique et concret.

Mnémotique: impression de paradoxe de la logique car c'est une perception d'incohérence et de contestation dans le discours.

Nous sommes différents et nous comprendre n'est pas une évidence, même si cela peut arriver de par des raisonnements similaires.

Etre à l'écoute, reformuler sans juger, analyser avec arguments et explications pour, ensembles, trouver des solutions, voilà ce qui me parait être juste!


Se respecter soi et l'autre… Tout en trouvant des compromis, me parait être la voie de l'évolution des idées et de nos pratiques.

Nous ne pouvons donc pas penser juste, si le contexte de respect et d'écoute n'est pas réuni et nous voyons alors émerger le Avoir raison qui s'apparente à du rapport de force.

Courage… et hommage à ceux d'entre vous qui tentent de continuer à penser juste, malgré les violences du quotidien.

Muriel Watier

Docteur en Psychologie

www.mw-ethicformation.com

 


Les 7 secrets des couples heureux

AddThis Social Bookmark Button
 
Ruhu Dengeleyen 7 Psiko-sentez Egzersizi

Rahat bir biçimde oturun, rahatlayın ve sonra aşağıdakileri yavaş yavaş ve düşünerek tekrarlayın:

1- Ben bir bedene sahibim ama ben yalnızca bedenimden ibaret değilim. Bedenim sağlıklı ya da hasta, yorgun ya da enerji dolu olabilir; ancak ben etkilenmek zorunda değilim. Bedenime çok kıymetli bir iyileştirme ya da beslenme aracı olarak değer veriyorum. Ben bir bedene sahibim; ama yalnızca bedenimden ibaret değilim.

AddThis Social Bookmark Button
 
inShare Kişisel Gelişim Kitapları Kişisel Gelişimi Engelleyebilir mi?

Kişisel gelişim kitaplarının ve kişisel gelişimcilerin  giderek arttığı günümüzde, kitap okuyanların sorunlarını genel olarak çözemediği görülmektedir. Kitap sayısı arttıkça sorunlar da artıyor gibi sonuca bile varılabilir. Bunun nedenleri üzerinde biraz ama önemle durmak gerekir.

Kişisel gelişim kitaplarının okunmasının temel nedeni kişinin kendi yaşadığı hayatta çözemediğini düşündüğü sorunların varolmasını düşünmesidir. Bu sorunlar kitaplarla çözülmeye çalışıldığında sorunlar devam edebilmekte ve hatta artması ihtimali de ortaya çıkabilmektedir.

Böyle bir durum mantıksız gibi görünebilir. Ama fark edilmesi ve öğrenilmesi gereken noktalardan biri beynimiz mantıklı olarak çalışmamaktadır.

İlk ve genel olarak bakılması gereken bir yazar neden kitap yazar. Yazarın kitabı yazma nedeni birçok sebeplerden olabilir. Tarihe geçmek için, para kazanmak için, meşhur olabilmek için, uzmanlık alanındaki bilgileri aktarmak için, insanlara hayatlarını daha kolay yönetebilmeleri için, başkaları da yaptı ben de yapabilirim diyebilmek için, yayınevinin önerisi ile kitap yazabilir. Yukarıdaki her içeriğin sonuçları da farklı olacaktır.

Ancak son zamanlarda kitapların fiyatları düşürülmekte ve kitap için sarfedilen emekler değersizleştirilmektedir. Değersizleştirilmek süreci toplumun her alanına uzun zamandır yayılmakta ve kitaplar da bu sürece uygun olarak bir süreden beri değersizleştirilmektedir.

Yazar kişisel gelişim kitabı yazarken kendi hayatı ile ilgili içerikleri ve  sonuçları, farkında olmadan kitabın cümleleri arasına ilave etmektedirler. Böylece  kitabı okuyan kişi de farkında olmadan kitabı yazan kişiye ait stratejileri kendi sorunlarını çözebilmek için uygulamaya başladığında ortaya istenen sonucun çıkmadığını da görecektir. Çok kitabı olan yazarlar açısından bakıldığında bu istenen bir durumdur. Zira çözülmeyen sorunlar yazarın sonraki yeni kitaplarının okunmasını sağlayacak müşterileri de yaratacaktır. Bakıldığında çok kitaplı kişisel gelişim yazarları her kitapta sorunları çözmeye çalışmakta, hatta kendilerince çözmekte, ancak okuyan kişinin sorunları çözülmeden artarak devam etmektedir.

Bu sebepten bir kişisel gelişim kitabı okunurken yazarın kendi içeriklerinin fark edilmesi ve bunların zihinsel etkisinin ortadan kaldırılması gereklidir.  Önemli olan bir kitaptaki içeriksiz bilgilerdir ve bunların sayısı da 4-5’ten fazla değildir. Böylece önemli olan yazarın içeriksiz stratejisi ne, bunu fark edip, bu stratejinin kendi hayatımıza uygulanabilirliğini sorgulamaktır.

İkinci olarak kişi sorunlarını çözmek için kitap okurken farkında olmadan kendisine, kendisinin sorunlu olduğu mesajını da vermektedir. Kitap uzun zamanda ve bir çok kereler ele alınarak okunmaya çalışıldığında kişinin kendisine verdiği “sorunlusun” mesajlari çoğalacak ve kitaptaki bilgiler beyine aktarıldığı halde, bunlar kullanılamayacaklardır. Siz bir arkadaşınıza sürekli olarak “sorunlusun” mesajını verdiğinizde arkadaşınızın size nasıl davranacağını sadece bir düşünün, ortaya çıkan sonuç sizi şaşırtmasın.

Üçüncü önemli olan nokta ise biraz daha önem arzetmektedir. Sorunlarını çözmek için kişisel gelişim kitabı okuyan kişinin “ayrışmış” ya da “dışlaşmış” olduğunu söyleyebiliriz. Zihinsel olarak ortaya çıkan bu ayrışma sebebi ile kişi kitabı okurken aynı zamanda içeriğe bağlı iç konuşmalar ve sorgulamalar da yapacaktır. Bu iç konuşmalar bilgileri sorgulama ve yargılama şeklide olabileceği gibi, kitaptaki kelimelerin çağrıştırdığı bağlantılar ile zihin başka şeyleri düşünmeye başlayacaktır. Kişilerin çoğunlukla “konsantre olamıyorum” dediği sonuçların nedeni de iç konuşmalar ve çağrışımlardır. Aslında “konsantre olamıyorum” diyen kişiler farkında olmadan aşırı şekilde konsantre olmakta ve farkında olduğu akılları karıştığı için çağrışımlar farkında olmadan yapılmakta ve başka şeyler düşünmeye başlamakta ve kitaptan kopmaktadırlar.

Ayrıca ayrışmış bir kişinin kendisi ile kurduğu içsel iletişimdeki ses tonu da doğru modelde iletişim kurmaya bir başka engel teşkil etmektedir. Bilgileri yukarıda da izah edildiği gibi beyne aktarılacak ancak davranışlara aktarılamayacaktır. İnternet sitesinde de yazıldığı gibi davranışlarımıza aktaramadığımız bilgileri öğrenmeye gerek yoktur.

Böylece az veya çok sayıda kişisel gelişim kitabı okuyan kişiler sorunların çözülemediğini görüp kitaptaki verilen reçetelerin işe yaramadığını düşünmek yerine, kendilerinin çözülemez sorunlara sahip olduklarını düşünmeye başladıklarında, sorunlar birkaç kat artacaktır. Bir süre sonra ise sorunları ile yaşamayı kabullenip, kaybetmeyi öğrenecek ve kaybetmeye devam edecektir. Böylece pozitif düşünmeye çalışan ama çalıştıkça tepkilerinin arttığı görenlerin pozitif düşünmekten vazgeçtikleri gibi, kitap okumaktan bütünü ile vazgeçeceklerdir.

O zaman bu sarmaldan kurtulmak için ne yapmak gereklidir? Öncelikle içinde reçete veren veya bize bir modelde ve nasıl davranmamız gerektiğini söyleyen kitaplardan uzak durulmalıdır.

İkinci önemli nokta ise kitapları sorun çözmek için okumak yerine, yazarın stratejisini fark etmeye çalışmak, kurduğu cümle yapılarının ne olduğunu algılayabilmek, verilen reçeteler var ise bu reçetelerin neden verildiğini de fark etmek gereklidir. Bir kitabı eleştirmek için okumak yukarıdaki modelden çok daha fazla yarar sağlayacaktır.

Aslında her kişisel gelişim kitabının adına bakıldığında yazarın veya ya da kitabın adını koyan kişinin içeriklerinin de ne olduğu kolayca fark edilebilir. Burada örnek vermeye gerek olduğunu düşünmüyorum. Sadece kitabın adına bakın ve yazarın neye ihtiyacı var anlamaya çalışın. Bunu anladığınızda kitabın neden yazıldığını da fark etmeniz kolaylaşacaktır.

Kitaplar, roman, hikaye, masal, kişisel gelişim, biyografi hangi kitap olursa olsun, aslında sizin neye ihtiyacınız olduğunu gösteren bir durumu da ifade edebilir. Tıpkı sevdiğiniz şarkıları sevmenizin nedeninin şarkıdaki boşlukların sizin uygun tecrübelerle doldurup duygusal hareket sağlamanız gibi.

Sonuçta kitap okumak süreç olarak,  gitmediğimiz, görmediğimiz yerleri, yaşamak isteyip te yaşayamadığımız durumları işitsel yoldan bilgi alıp, zihinsel olarak görselleştirdiğimiz ve bir şeyler hissederek boşluklarımızı doldurduğumuz süreçler olarak anlaşılabilir.

Sadece kişisel gelişim kitabı okurken değil, şarkı veya yorum dinlerken, daha doğrusu işitme organımız vasıtası ile aldığımız bilgiler konusunda çok dikkatli olmak gereği ortaya çıkmaktadır. Çok satan kişisel gelişim kitapları ise toplumdaki ortak sorunlar ile ilgilenmekte, şu anda insanımızın başarıya ihtiyacı olduğu düşünülerek “başarı” kavramı üzerinde yoğunlaşılmaktadır. Kolaylıkla görülebilir ki çok başarılı ve güçlü  olarak görünen kişilerin de mutlu olmadığı daha açıkçası kendisini iyi hissedemediği, yazılarından veya ekrandan çektiği acıları farkında olmadan aktararak göstermektedirler.

Son olarak bir kitabı okuduktan sonra o kitabın yorum-özetini çıkarmanız, kitaptaki maksimum 3-5 temel bilgiyi bulabilmenizi sağlayacaktır. Bu bilgiler davranışlara aktarıldığında değişim belki sağlanabilir. Ama en zengin bilgi alabileceğimiz yer ise doğadır ve doğa içinde sürekli yer alarak çok önemli bilgilere küçük detaylar vasıtası ile ulaşabiliriz.

Zaten eskilerin dediği gibi “çok okuyan değil çok gezen bilir” cümlesi de, yaşayarak ve yaparak öğrenmenin önemini de anlatan anahtar bilgiyi de vermektedir.  Gitmediğimiz, görmediğimiz köy ise “bizim” olmamaktadır.

Cengiz Eren http://www.erenlp.com

AddThis Social Bookmark Button
 
1. Gün—Mucize Listeniz

Mucizenin ne olduğunu düşünüyorsunuz? Lotoyu kazanmak mı? Zor bir durumdan kurtarılmak mı? Çaresizce paraya gereksiniminiz olduğunda sokakta yirmi dolar bulmak mı?

Bu şeylerin her biri, bir arzunun tezahürüdür ve mucizenin sadece bir parçasıdırlar.

Bir mucize lotoyu kazanmadan, kurtarılmadan veya para bulmadan önce gerçekleşen şeydir. Çünkü inandığımızın tersine mucizenin sonuç ile herhangi bir ilişkisi yoktur.

Bunun yerine, mucize tam ona gereksinimimiz olduğunda, sonucu yaratma yeteneğimiz ile ilgilidir. Kendi yaratıcı gücümüze iman, güven ve inanç eksikliğimizi teslim etme, istediğimiz şey için niyet oluşturma ve onu birlikte – yaratmak için Evren ile birlikte çalışma istekliliğimiz ile ilgilidir. Evren’i yardıma çağırdığımız ve onun bize yardım edeceğine tamamen güvendiğimiz an, mucizelerin gerçekleştiği andır.

Mucize gerçekte, kim olduğumuzun ve kendi realitemizde neleri yaratmaya muktedir olduğumuzun algısını değiştirdiğimiz anda gerçekleşir. Birçok şeye mucize gözüyle bakarız, ama onlar sadece yaratıcı gücümüzün tezahürleridir.

Bir mucize istediğimize karar verdiğimizde ve onu yaratma gücümüzü kabul etmeye istekli olduğumuzda, bu mucizedir. Daha sonra gerçekleşen şey sadece ayrıntıdır.

Çoğu zaman mucizeler yaratmayız, çünkü mucizelerin bizim başımıza gelebileceğine inanmayız. Veya isteriz ve tam bir şeyler gerçekleşecekken, Evren’in bizi işitmediğini veya işittiğini ama yanıtlamaya istekli olmadığını düşünürüz. Sabırlı olmak bazen mucize dersimizin bir parçasıdır.

Ev ödevi: Yaşamınızda yaratmak istediğiniz en azından 1 adet mucize listesi yaratın, 5 ten fazla olmasın. Listenizi yaratmak için takip edeceğiniz bazı bilgiler:

YAPINIZ:

Ne kadar görkemli olduğunu düşünmenize bakmaksızın, arzu ettiğiniz şeyi isteyin. Mucizeler kalbinizden gelir ve eğer kalbiniz bir şeyi arzu ediyorsa, o sizin için doğru olmalıdır.

Sınırlamalar ve beklentiler olmadan isteyin, Evren’in istediğiniz her neyse yerine getireceğini bilin, ama istediğiniz şeye beklentiler eklerseniz veya sizin için mümkün olabilen şeyi sınırlarsanız, bunları yerine getirmez. Şükranla ve teşekkür ederek isteyin. Evren, isteklerimizi söyler söylemez, isteklerimiz üzerinde çalışmaya başlar, öyleyse sadece isteyin ve aldığınız şey için minnettar olun. Zamanla tezahür edecektir.

Umut ettiğiniz zaman çerçevesinde olmasa bile, alacağınızı bilerek isteyin. Evrensel zamanlama her zaman yaşamlarımızda iş başındadır ve kendi kişisel zaman çizelgemiz ile her zaman senkronize değildir.

Doğru yolda olduğunuzun onayını isteyin. Mucizenizin size geldiğinin – imanınızı kaybetmeden – ve onu alacağınızın onayını her zaman isteyebilirsiniz.

BUNLARI YAPMAYINIZ:

Para istemeyin. Evren enerji ile çalışır ve para sadece enerjinin bir tezahürüdür. Eğer yeni bir arabaya gereksiniminiz varsa, yeni bir araba isteyin, eğer yeni bir ev istiyorsanız, yeni bir ev isteyin ve bunların nasıl ödeneceğine üzülmeyin. Buna üzülmek, seçeneklerinizi sınırlamaktır. Başkaları için istemeyin. Bu sizin yaşamınız, sizin mucizeleriniz ve sizin istediğiniz şey. Başkaları kendi mucizelerini istemeyi öğrenmelidir ve nasıl görünürse görünsün onların yaşamları tam şimdi mükemmeldir. Ve kendi yaşamınızdaki çalışmaya koyduğunuz enerjinin üssel olarak arttığını ve yaşamınızın her parçasına ve etrafınızdaki insanlara yayıldığını hatırlayın. Onlar – hazır oldukları zaman – sizin yaptığınız değişimlerden yararlanacaktır.

Mucizelerinize zaman çizelgeleri koyun. Onlar ilahi zamanlama ile ve tüm durumlar doğru olduğunda gerçekleşir. Bazen mucizeleri beklemek zorunda kalırız, çünkü Evren, başka bir şey istediğimiz noktaya ulaşmamızı beklemektedir.

AddThis Social Bookmark Button
 
Keşkeleri Unutun

Bugün; dün için geç, yarın için erkendir.

İnsan hayatı, istese de, istemese de pişmanlıklarla ve keşkelerle doludur. Çünkü önce seçim yapıp bir doğrultuya yönelinmekte, sonuçlar çok daha sonra ortaya çıkmaktadır. Üstelik, seçenekler çoğaldıkça seçmek de zorlaşır. seçeneklerin bazıları birbirine öylesine yakındır ki hangisini seçerseniz seçin, gözünüz arkanızda kalır.

Hayatınızdaki en zor seçimler ise; işinizi ve eşinizi seçerken karşınıza çıkar. Çünkü; onurlu, dürüst ve kişilik sahibi biriyseniz, her ikisinin de dönüşü yoktur. Ya bu deveyi güdecek, ya da bu diyardan gideceksiniz.

Günümüzde, mesleğinizi seçme şansınız hemen hemen elinizden alınmış durumda. Okuyarak, yazarak, dirsek çürüterek ulaştığınız bütün birikimlerinizin, sınav denilen bir pamuk ipliğine bağlanmış olması ne yazık ki yadsınamaz ülke gerçeğimiz. İşinizin mesleğinizle ilgili olması en akla yakın olduğuna göre işinizin seçimi de şansa kalmış oluyor. Aslına bakılırsa, eş seçimi bile, bir oranda buna bağlıdır.

Başarının önemi büyüktür. Başarıyı yakalamak için, ileriye dönük, kararlı bir duruş gerekir. Önceden her türlü olasılık düşünülerek, hesap-kitap yapılarak bir karara varıp o yönde emin adımlarla yürümezseniz başarıya ulaşamazsınız. Unutulmamalıdır ki; “her yöne koşan, hiçbir yere varamaz.” Önemli olan; neyi istediğinizi bilmenizdir. Neyi istediğinizi bilirseniz, istediğinizi er veya geç, elde edersiniz.

Başarıya ulaşanların geçmişleri biraz araştırıldığında; onların her şeyden önce kendilerine güvenerek yola çıktıkları görülür. İnsanların kendi başlarına elde ettikleri her şey daha değerli ve daha anlamlıdır. Çünkü onların arkasında, alın teri ve emek vardır. Daha ötesinde, kararlı birer duruş vardır. “Tedbirde kusur etme, takdire karışma” sözüne inanıyorsak eğer, elimizden gelen her şeyi yaptığımız hâlde başarısız oluyorsak üzülmemeliyiz. Bizim kusurunuz olmayan konularda keşkelerin yeri yoktur. Aksi hâlde keşkelerin kapısı açılmış demektir ki o kapıdan geçenleri durdurmak ve o kapıları kapatmak artık imkânsız gibidir.

İnsanın kendisini beğenmesi kötü bir huy değildir. Kendimizi beğenmezsek eğer, yaptığımız hiçbir şeyden zevk alamayız. O zaman başarının da bir anlamı kalmaz. Önemli olan çalışmak, enine boyuna düşünmek ve kararlı bir şekilde elden geleni yapmaktır.

Girişimcilik, keşkelerin bittiği yerde başlar.

Mutlaka Bir Sisteminiz Olmalı

Doğadaki her şey bir sistemin parçasıdır.

1970 yılında, işle ilgili küçük taşıma masraflarından kurtulmak amacıyla Skoda marka bir kamyonet satın almıştık. Aynı zamanda binek arabası olarak da kullandığımız için hayli mutluyduk. Özellikle eşim ve çocuklarımızla bindiğimiz zaman sıkça tekrarladığımız bir söz vardı; arkaya bakmayınca normal bir otomobilden farkı yok diyorduk.

Arabayı bizzat fabrikasından teslim almaya gittiğimde orada çalışan sınıf arkadaşlarımla epey sohbet etmiştik. Bu arada bana takılmışlar:

-Yolda kalırsan bize haber ver, hemen bir servis göndeririz, demişlerdi. Ogün başımıza bir şey gelmedi ama birkaç gün sonra bir arıza nedeniyle onları aradığımda, benimle hayli gırgır geçmişlerdi. Şaka bir yana; araba o günün şartlarına göre oldukça iyi sayılırdı. Benim elim ayağım gibi olmuştu.

Yaz sonuna doğru, bir iş için ortağımla birlikte İzmir tarafına gitmiştik. Dönüşte, aracı bir süre ortağım kullandı. Tam da Bursa Garajı’nın önünden geçerken Abidin’in telaşlandığını fark ettim. Ne olduysa olmuş, arabanın frenleri boşalmıştı. O sırada çok yavaş seyrettiğimiz için el freni ile durmayı başardık.

Bizim ülkemizde böyle durumlarda yardım eden çok olur. Hemen etrafımızı sardılar ve hep bir ağızdan aynı tamirciyi önerdiler: Skodacı Hasan Usta!

Vatandaşın biri arabamıza binerek bize tamirhaneye kadar yol gösterdi. Hasan Usta orta yaşın biraz üzerinde, güler yüzlü, tombulca bir adamdı. Yabancı olduğumuzu öğrenince, elindeki işini bırakıp bizim aracımızla ilgilenmeye başladı.

Bir kenarda oturup, ânında gelen çayımızı yudumlarken, duvarları baştanbaşa dolduran tabelalar dikkatimi çekti. Her birinde farklı şeyler yazılıydı. Ama hepsi de büyük harflerle; “SAYIN MÜŞTERİMİZ” diye başlıyor ve geliş amacınıza göre nelerin yapıldığını kontrol etmeniz gerektiğini size hatırlatıyordu. Sözgelişi, trafik vizesi öncesi geldiyseniz; farlarınızı, sinyallerinizi, frenlerinizi ve fren lambalarınızı kontrol etmeniz hatırlatılıyordu. Aracınızı teslim alırken; 10 bin kilometre bakımı için geldiyseniz hangi, 50 bin kilometre bakımı için ya da motor veya kaporta-boya için başvurduysanız hangi işlemlerin yapılıp yapılmadığını kontrol etmeniz anlaşılır bir şekilde size hatırlatılıyordu.

Böyle bir durumla ilk defa karşılaştığımdan, gördüklerim hayli ilgimi çekmişti. Yıllarca sonra, ISO 9001 belgesi almak için yaptığımız çalışmalar sırasında, özellikle prosedürler, talimatlar ve görev tanımları üzerinde durulurken ve herkes; “bu da nereden çıktı” dercesine kabullenme zorluğu çekerken Skodacı Hasan Usta’yı tekrar hatırladım. O değerli insanın, daha hiç kimsenin akıl edemediği bir dönemde ISO ile iş gördüğünü büyük bir heyecanla fark ettim.

ISO 9000 meselesi başlı başına bir olay. Sistem başlangıçta; “yaptığını yaz, yazdığını yap” şeklinde tanıtılmıştı. O zamanki güdülen amaç; bir kurumda herhangi bir konuda bir iş yapılırken deneyimlerle oturtulan hareket tarzlarının herkes tarafından ve her zaman aynı şekilde uygulanması şeklindeydi. Yani, yeni bir sistem geliştirmekten çok, mevcut olanın standart hâle getirilmesi anlamına geliyordu. 2000 versiyonu ile birlikte sisteme sorgulama mantığı eklendi. Müşteri memnuniyeti konusu da ele alındı. Böylece iyileştirme ve gelişme ön plana çıkmış oldu.

ISO olayı ilk olarak ortaya atıldığında, her yenilikte olduğu gibi tutulamayacak birtakım kulplar takılmıştı Bir anda o kadar çok formaliteden söz edilmeye başlanılmıştı ki, olaya Avrupalının oyunu olarak bile bakıldı. Onların, kendi işlerini lüzumsuz masraflarla zorlaştırıp pahalılaştırdıkları, bizimle rekabet edebilmek için aynı masrafları yapmaya, sistemi kurmayan firmalarımızla çalışmayarak bizleri de buna mecbur ettikleri söylenir oldu. Olayın kaliteye, dolayısıyla da maliyete etkisi üzerinde durulmadı. Bugün gelinen noktada ise, bu meseleye firmaların devamlılık arz eden birer teftiş raporu olarak bakılıyor.

Aslında, Hasan Usta bir başka şey daha yapmıştı bana göre. Bilerek ve isteyerek ama ilk önce kendine güvenerek; müşteriyi bilinçlendiriyordu. Unutmayalım ki bireyler olsun, devletler olsun; kendilerine güvenleri oranında karşı tarafı bilinçlendirmeye cesaret ederler.

Bu hastalığımızdan tez elden kurtulmamız gerekiyor. Hem bireyler olarak, hem devlet olarak karşı tarafı bilinçlendirmekten korkuyoruz. Oysa bilmiyoruz ki bilinçlendikçe ve bilgi seviyeleri yükseldikçe, insanların değer ölçüleri ve ona paralel olarak davranışları da değişir ve gelişir. Aslında, demokrasinin önemi de burada kendini belli eder diye düşünüyoruz.

Hakkınızı Arayın

Hakkını aramayanın, yakınmaya hakkı yoktur.

Hak sözcüğünün çeşitli anlamları var. Hepsinden önce, Yüce Rabbimizin adlarından biri olarak bu deyişi sık sık tekrarlıyoruz. Bunun dışındaki anlamı ise; “adalete ve doğruluğa saygıyı temel alan ahlâk ilkesi, adalet” olarak algılanıyor ki biz, girişimcilik açısından bu konu üzerinde durmak istiyoruz.

Hak sözcüğü, genellikle deyimler halinde yaygın olarak kullanılıyor: Hak etmek, hak vermek, hak yemek, hak yerini bulmak, hakkı geçmek, hakkı olmak, hakkı ödenmez, hakkını vermek, hakkını aramak gibi. Bütün bunların yanında bir de, “kul hakkı” deyimi var ki bize göre hepsinin önüne çıkıyor. Asırlar öncesinden kutsal dinimiz İslam’ın ana kuralları arasında yer alan bu ilke, artık insan hakları konusundaki en önemli slogan hâline gelmiş bulunuyor.

Bize göre, hakkını aramak başlı başına bir sanattır. Kızmadan, kızdırmadan, hatta onurlandırarak hakkınızı aradığınız zaman, istediğinizi elde etmeniz çok daha kolaylaşır. Haksızlığa uğradığınız her konuda, çok eski bir televizyon dizisinde, Merhum Sadri Alışık’ın sıkça tekrarladığı “usuletle ve suhuletle” mantığı uyarınca hareket etmek, bize göre işin en akılcı yoludur. Ama bazen, dilinizle kuş tutsanız bile, olumlu sonuca ulaşamadığınız durumlar elbette olacaktır. O zaman da ya adalete başvurursunuz ya da bir bardak soğuk su içip rahatlarsınız.

İşte size, bu mantıkla yazılmış ve istenilen sonuca ulaşmayı sağlamış bir iş mektubu örneği:

İstanbul, 07.05.2001

Sayın S. T.

Emas olarak 27 yıldan beri Sayın firmanıza çok sayıda parçalar üreterek hizmet vermekteyiz. Bu süre zarfında, ülkemizin ve firmalarımızın iyi ve kötü dönemleri oldu. Karşılıklı iyi niyet ve dayanışma anlayışıyla zorlukları aşarak bu günlere ulaştık. Gün geldi, sizlere ürün yetiştirebilmek için bizzat kendimiz, sabahlara kadar çalıştık. Gün geldi, fiyatlarımızı düşük tutarak ana sanayimize destek verdik. Ara sıra bile olsa, bazen de ödemelerin gecikmesini kabullendik. Bunun sonucu olarak durmadan geliştik. Küçük bir atölye seviyesindeyken başlayan birlikteliğimiz, sayın firmanızın da önemli katkılarıyla, bize bugünkü imkânları kazanma fırsatı verdi. Bu nedenle, bize ve bizim durumumuzdaki yan sanayi kuruluşlarına sağladığınız katkılarınızdan dolayı en içten şükranlarımızı iletmeyi bir borç biliyoruz.

Bugün Emas olarak 10.000 m² nin üzerinde kapalı alanımız, geniş makine parkımız ve deneyimli yönetim kadromuz ve 150 civarındaki çalışanımızla ülkemiz ekonomisine kendi çapımızda katkıda bulunabilmenin kıvancını yaşıyoruz. Şu anda Dasa Zert’ten aldığımız ISO 9001 kalite belgemiz ve bir çok ürünümüze aldığımız yerli ve yabancı standartlar ve CE ürün işaretlerimizle tüm dünya ülkelerine mamûl satabilme aşamasına gelmiş bulunuyoruz. Birkaç gün önce Hannover Fuarındaki standımızda özellikle elektroteknik konulu mamûllerimizi dünya ülkelerine tanıtma fırsatı bulduk. Çok olumlu tepkiler aldık. En kısa zamanda gerçek anlamda dışa açılabileceğimizi ve Emas’ı bir dünya markası yapabileceğimizi daha rahat düşünebiliyoruz.

Aynı heyecanla sayın firmanıza da daha iyi hizmetler verme arzusundayız. Ancak özellikle son zamanlarda bu birliktelikten zarar görmeye başladığımızı üzülerek belirtmek zorundayız. Eskiden elimizde, sizin de daha önceden bütün detaylarıyla inceleyip onayladığınız bir analizimiz olurdu. O analizlere göre kolayca anlaşır ve çalışmalarımızı gönül rahatlığıyla sürdürürdük. Bizler Emas gönüllüleri olarak, tek tedarikçi firma olmanın sorumluluğu ve bilinciyle, önce kalite olmak üzere, fiyatlarımıza ve teslimatımıza âzami ölçüde dikkat etme eğilimimizi hep sürdürdük. Ama üzülerek belirtelim ki şu anda sayın firmanızdan dışlandığımız duygusuna kapılıyoruz. Malum olduğu üzere 2000 yılında TUFE %40 TEFE %32 civarında artışla gerçekleşti. Bizim maliyetlerimiz de bu iki değer arasında %36-37 seviyesinde yükseldi. Buna rağmen bize yıllık %17,5 oranında zammı uygun gördünüz. Üstelik bir de, bir türlü anlayamadığımız bir mantıkla 1999’un son üç aylık dönemi ile 2001’in ilk üç aylık dönemini oranlayarak bize %27,5 zam yaptığınızı ifade ediyorsunuz. Bizim anlayışımıza göre 2000 yılının ilk üç aylık dönemi ile 2001 yılının ilk üç aylık dönemi mukayese edilmelidir. Zira 31 Aralık 1999 ile 1 Ocak 2000 arasında sadece bir gün vardır ama arada ciddi boyutlarda zıplamalar söz konusudur. Özellikle ücretler TÜFE’ye göre ve hatta onun biraz üzerinde olmak üzere 1 Ocak’ta ayarlanır. Ve sadece ücretler (hemen hemen bütün işlemlerin tamamını içeride yaptığımızdan) bizim maliyetlerimizin %50’sini oluşturmaktadır. Aynı şekilde birtakım giderler ve yan sanayi fiyatları da 1 Ocak’ta hızlı artar. Eski yıllara bir göz atılacak olursa, bizim fiyatlarımızın da o dönemlerde önemli ölçüde, bizzat tarafınızdan arttırıldığı görülebilir.

Bu arada anlamakta zorluk çektiğimiz önemli bir hususu da dile getirmeden edemeyeceğiz. Telefon görüşmelerimizde, ilgili arkadaşınız; biz bütün firmalara aynı önerilerde bulunuyoruz kabul ediyorlar, diyor. Hatta bazıları daha da aza razı oluyorlarmış. Buradan çıkardığımız sonuca göre, sözü edilen firmaların büyük çoğunluğu yalnızca firmanıza ya da traktör sektörüne çalışıyor olmalılar.

Eminiz ki şu anda çaresizlikten kabul ediyorlardır. Ama sonucun ne olacağı konusunda maalesef iyimser olamıyoruz. Ayrıca hükümetimizin enflasyonla mücadeledeki katı tutumu gibi bir anda çöküşler yaşanmasın diye dua ediyoruz. Bu arada azıcık espri de olur düşüncesiyle 9 Nisan 2001’de Sabah Gazetesinde Ekonomik Program adı altında yayınlanan klâsik Nasreddin Hoca hikayesine uyarlayarak yazdığımız şiirimizi de ekte gönderiyoruz. Umarız bizi yanlış anlamazsınız. Bu öykü her konuda değerlendirilebilir. Ana tema, karşı tarafı da yaşatmak gerçeğidir. Üzerine çok gitmeme gereğidir.

Sonuç olarak şu karara vardık: Bundan sonra fiyatlarımızı satıştan aylar sonra değil, her dönemin başında biz belirleyeceğiz. Bu konuda kesin teminat verebileceğimiz hususlar ise sizleri katiyen malzemesiz bırakmayacağımız ve fiyatlarda size alternatif aratmayacak seviyelerde kalacağımız şeklinde özetlenebilir. Sizler de takdir edersiniz ki Emas bir KİT değildir. Görev zararına ancak çok özel durumlarda ve bir süre için katlanabilir. Ama yıllık artışın yorumunda bile anlaşamadığımıza göre, başka bir çözüm bulamadığımız için bu yolu seçmek zorunda kaldığımızı bilmenizi isteriz. Bu arada bir açıklama yapmayı da yararlı gördük. Sayın firmanıza 14.03.2001’de takriben 5 milyar tutarında bir fatura kestik. Krize rağmen tam 45 günde ödediniz. Teşekkür ederiz. Buna rağmen bu 45 günde %20’nin üzerinde enflasyon yaşandı. Sizin verdiğiniz %17,5’luk zam, bırakın bir yıllık artışları, fatura tarihinden sonraki 45 günü bile karşılayamadı. 2001 yılı başından beri size sattığımız hiçbir malı yerine koyma olanağımız kalmadı.

Tekrar vurgulamak gerekirse fiyatlarımızı belirlerken, sizlere yeni bir alternatif arama ihtiyacı duyurmamaya özen gösterdik. Bundan sonra da göstereceğiz. Yine de bir alternatif firmayı devreye sokmak isterseniz o zaman bizi tam olarak devreden çıkarmanız, 1975’ten beri hiç artmayan miktarlar nedeniyle ve sadece verimlilik açısından, daha uygun olacaktır kanısındayız. Sizlerden bu konuda tek istirhamımız bizi önceden haberdar etmenizdir. Ona göre program yapabilmemiz için ve 27 yıllık birlikteliğimiz adına böyle bir istekte bulunuyoruz.

Son olarak bir hususu da belirtmeden geçemeyeceğiz. Bu mektubumuz muhataba saygı açısından sadece satın alma olarak şahsınıza hitaben yazılmıştır. İleride doğabilecek zorluklar açısından ve özellikle Emas olarak karşılaşabileceğimiz ithamlar açısından yazdıklarımızın başta sayın Genel Müdürünüz olmak üzere üst düzeye ulaştırılması yararlı olur düşüncesindeyiz. Nice 27 yıllar daha sayın firmanıza alternatifsiz hizmetler verebilme arzusu ve derin saygılarımızla.

Gazanfer SANLITOP

Mak. Y. Müh.

(İ.T.Ü. 1963)

Genel Müdür

Bizim yazımızdan sadece 4 gün sonra beklediğimiz yanıt geldi. Ayrıca, bunun için yönetim kurulunun toplandığı ve teşekkür edilmesi için karar alındığı, telefonla bildirilmişti. Gelen yazı çok kısaydı: “İlgi yazınız için teşekkür ederiz. İlgi yazınızda belirttiğiniz Nisan-Mayıs-Haziran dönemlerine ait fiyatlarınızı aynı şekliyle kabul ediyoruz.” sözleriyle başlıyordu.

Bir anlamda hakkımızı almıştık. Bir anlamda da, birtakım sözler vererek onlara angaje olmuştuk. 1975 yılından beri, o firma ile ilişkilerimiz karşılıklı saygı ve güven ortamı içinde devam ediyor.

Girişimcilik, sözünün eri olmak anlamına da gelir.

Girişimci Araştırmacı Olmalıdır.

Keşifler ve icatlar, var olanın fark edilmesidir.

Ortaokul ikinci sınıfı Manisa Lisesi’nde okumuştum. Çobanisa Köyü’nde bir akrabamızın yanında kalıyordum. Her sabah talebe treniyle okula gidip, her akşam aynı trenle köye dönüyorduk. Gölmarmara’da tren hattı olmadığı için, raylarla ilk tanışmam o zamana rastlar. O sene fizik dersinde malzemelerin sıcaklıkta uzamalarını işlemiştik. Öğretmenimiz, konuyu daha iyi anlamamız düşüncesiyle hayatın içinden somut örnekler veriyordu. Bu arada raylardan da söz etti. Demir madeninin sıcakta uzayıp, soğukta kısalması nedeniyle, raylar döşenirken bir miktar aralık bırakıldığını anlattı. Büyük bir dikkat ve merakla dinledim hocamızı. Hemen ertesi gün, durumu yerinde görüp pekiştirme(!) kararı aldım.

Ertesi sabah Çobanisa İstasyonu’nda trenin gelmesine 3-5 dakika kala raylara inişimi ve elimdeki cetvelle ölçümleme yapışımı görenler hayli telaşlandılar. O patırtı gürültü arasında, bir-iki ray üzerinde gerekli ölçüleri almış ve cep ajandama not etmiştim bile. Soğuk bir kış günündeydik. Bu hesaba göre rayların arası oldukça açık olmalıydı ve gerçekten de öyleydi. Ama aynı rayı bir de yaz sıcağında ölçmeliydim.

Yazın en sıcak günlerinde yolumuz Çobanisa’ya düşünce hayli heyecanlanmıştım. Kışın aldığım ölçüleri kontrol edecektim. Elimde cetvel yoktu ama göz kararıyla da olsa raylar arasındaki aralıkların hiç değişmediğini fark ettiğimde doğrusu bu ya, öğretmene ve ders kitaplarına olan güvenim sarsılmıştı.

Yıllar sonra gerçeği öğrendim. Sıcaklıkta uzama, maddenin değişmez özelliğiydi. Öyleyse, sıcakta raylar da uzuyordu. Ancak, takriben birer metre aralıklarla konulan traversler onları öyle sıkıştırıyordu ki raylar aradan kayıp uzayamıyor, birer metrelik travers aralarında gözle görülemez boyutlarda bükülüyordu. Ama bu gerçeği mühendis olduktan sonra öğrenebildim. Üstelik hemen hemen benimle aynı yıllarda, sanırım Amerikalı bir mühendis fark etmiş bu garipliği. Bunun üzerine hemen birçok ülkede harekete geçilmiş ve raylar kaynaklı olarak döşenmeye başlanmış. Sadece iki-üç yüz metrede bir aralık bırakılarak döşenen raylarda, bizim alıştığımız tempolu tren gürültüleri olmuyor. Ek yerleri yine var ama çok seyrek olduğu ve belki de daha dikkatli monte edildiği için olacak, fazla sarsıntı ve gürültü hissedilmiyor. Zaten öyle olmasa Avrupa’nın çeşitli ülkelerindeki trenler o kadar hızlı gidebilirler miydi?

Bir defasında Lyon’dan Paris’e takriben iki saatte vardığımızı ve biz trene binmek için istasyonda beklerken transit geçen, “TGV; trés grand vites” denilen çok hızlı trenin gürültüsünden nasıl ürktüğümüzü hâlâ unutamıyorum. Tabii, bizim ülkemiz fakir olduğu için ve en önemlisi demiryolculuğunun özellikle yolcu taşımacılığındaki önemi kavranamadığı için; yıllar sonra bile bu konuda gözle görünür bir ilerleme sağlanamadı.

Şimdi düşünüyorum da ne kaybettiysek hep teori ile pratiği uyuşturamayışımızdan kaynaklanıyor. Mühendisle-ustanın, üniversite ile sanayi kesiminin, yazanla-yapanın birlikte hareket etmemesinden ve en önemlisi; devleti yönetenlerin birer girişimci gibi düşünemeyişinden dolayı, telafisi zor kayıplar veriyoruz. Araştırmanın değerini hâlâ yeterince anlamış değiliz.

Aramadan, araştırmadan başarıya ulaşılamaz. Herhangi bir konuda çalışırken çok yönlü düşünmek gerekiyor. Kuşku ve hayallerden yoksun olarak, bir anlamda “at gözlüğü takarak” beklenilen sonuçlara ulaşılamaz. Belirli bir modeli kopya ederken bile araştırıcı olmak gerekiyor. Karşınıza çıkabilecek en küçük detayı değerlendirmek ve nedenini anlamak zorundasınız. Aksi hâlde, bütün emekleriniz boşa gidebilir.

Rahmetli Özal’ın, vergi ödül törenlerinden birinde yaptığı etkileyici konuşma hâlâ hatırımda: “Bundan sonra ağır sanayi değil, hizmet sektörü öne geçecek.” Bugünün insanı yaşadığımız bilgi çağına uymak zorunda. Özellikle bilgilenme açısından bakıldığında, öyle olanaklar ortaya çıktı ki mazeretimiz de kalmadı. Artık, Nuh Nebî’den kalma yöntemlerle bir yere varılamaz.

Moral dünyamızda olduğu gibi, iş hayatımızda da iyinin doğrunun ve güzelin peşinde olmalıyız. Çünkü, gelişmiş ülkelerle aramızda giderek büyüyen farkı kapatacak tren kalkmak üzere. Bundan sonra ya varız, ya da yokuz. Ya çalışıp gelişerek kendimize yeni bir yer edineceğiz ya da yerimizde sayıp kaderimize razı olacağız. Avrupa birliğinin yeni küçük üyeleri kısa zamanda zenginleşip, bize rakip olmaktan çıkacaklar ama koskoca Çin’in kalkınmasını beklersek, bizi kimseler kurtaramaz. Sonunda; çalışanlarımızla birlikte, gelişmiş ülkelerin ayak işlerini yapmaktan kurtulamayız.

Benim oğlum bina okur, döner döner gene okur.

 


Yazan: GAZANFER SANLITOP

Kaynak: Kuvözde Çocuk Büyütmek – Akis Kitap

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Zekice Fıkralar

SÜPERMEN
İki adam New York'taki Empire State binasının tepesindeki barda oturuyorlarmış. Biri diğerine dönmüş:
- Biliyor musun geçen hafta şunu keşfettim; Bu binanın etrafında öyle kuvvetli rüzgarlar var ki, tepesinden atlıyorsun aşağı, 10. kata kadar düşüyorsun, sonra rüzgar o kadar kuvvetleniyor ki seni döndürüp 10. kat penceresinden içeri atıyor... Barmen bunu duyunca kafasını olumsuz bir şekilde sallamış. Öbür adam demiş ki:

-Yahu sen deli misin olacak şey değil şu dediğin...
-Yok kesinlikle oluyor denedim ben. İstersen şimdi göstereyim sana.

Ve adam kalkmış bardan, gitmiş pencereye, yallah atlamış aşağı. 10. kata yakınlaşınca birdenbire pencereden içeri doğru kayıvermiş. Sonra da asansöre binip yukarı, bara çıkmış. Öbür adam demiş ki:

- Yahu gördüm ama bu bir sefer olacak bir şeydi bir daha olmaz
- Olur olur bir daha göstereyim bak...

Ve adam yine cumburlop aşağı atlamış. Yine 10. kat civarında rüzgar adamı pencereden içeri atıvermiş. Adam bara dönünce öteki adama deneyip görmesini söylemiş.

Öbür adam:
- Haydi bakalım. Hakkaten işe yarıyor demek. Bir deneyeyim...

Demiş ve pencereden aşağı atlamış. Direkt aşağı uçarken 11. katı geçmiş, 10.kat, 9.kat, 8.kat derkent taakk diye kaldırıma yapışmış. Yukarıda barda barmen birinci adama dönmüş ve:

- Süpermen, içince adi adamın teki oluyorsun!..



TAKSİMETREYİ DURDUR
Taksinin yokuşta frenleri patlamış,müthiş bir hızla aşağıya iniyor.Kayserili müşteri bağırmış;
-"Durdur şu arabayı"!..
Şofür panik içinde haykırmış;
-"Durduramıyorum"!..
-"O zaman taksimetreyi durdur hiç değilse" demiş Kayserili..


TAMAMDIR
İskoçyada iki avcı ava çıkarlar.Yürüme esnasında avcılardan biri yere düşer ve hareketsiz olarak yatar.Bunu gören arkadaşı hemen yanına gelir bakarki arkadaşı nefes almıyor,gözlerindeki ferin de kaybolduğunu farkeder ve hemen acil sevisi arar.Arkadaşım öldü,der neyapmam gerekir diye sorar.Telefonun ucundaki ses:
-"Sakin olun ben size yardım edebilirim ama önce arkadaşının öldüğünden emin olmamız gerek"
der,ve birkaç saniye sessizlikten sonra bir el silah sesi duyulur.Sonra:

-"Tamam şimdi ne yapacağım"

TANIK
Vinç operatörünün yanlış bir hareketi yüzünden vinç zincirlerine bağlı bulunan kocaman,
köklerinden sökülmüş bir ağaç birden kayar ve yol üzerinde harekete hazır bekleyen otomobilin kenarına çarpar.
Otomobildeki sarışın hışımla dışarı fırlar ve bağırır :
- Benimle birlikte gelin ve bu olayı kocama anlatın!
Sarışın yatıştırılmaya ve vinç sahibi şirketin gerekli sigorta ödemesini yapmaya hazır olduğu anlatılmaya çalışılır ama sarışın ısrar eder :
- Olmaz.. Her şeyden önce, kocamın karşısına bu kez benim bir ağaca değil, ağacın bana çarptığını doğrulayacak bir tanık götürmeliyim.

TAVŞAN DELİĞİ
Dört kişilik avcı grubu, tecrübeli avcı Temel'in önderliginde ormanda ilerlemektedirler. Karşılarına küçük bir delik çıkar. Temel: - "Yatın yere, tavşan deliği!" Bütün avcılar yere yatarlar. Gerçekten bir müddet sonra delikten tavşan çıkar. Avcılar hemen vururlar. Tekrar yürümeye başlarlar. Bir süre sonra büyükçe bir delik çıkar karşılarına. Temel: - "Yatın yere, tilki deliği!" Yatarlar. Biraz sonra tilki çıkar. Onu da vururlar. Tekrar yola düşerler. Bu defa daha büyük bir delik çıkar. Temel: - "Yatın yere, ayı ini!" - Yere yatarlar ve çıkan ayıyı vururlar. İyice keyiflenen avcılar yürümeye devam ederler. Kısa bir zaman sonra kocaman bir deliğin başında dururlar. Acemiler hep birden Temel'e bakar. Temel: - "Uşaklar ne çıkacagını bilmiyorum. Ama yatın yere, ne çıkarsa bahtımıza!" Ertesi gün gazetelerde: - "Dört avcı tren altında can verdi..."

TAZE BALIK
Galata'da bir balıkçı bağırıyor:

-Canlı balık, canlı balık!

Ermenî bir teyze yaklaşıyor ve Ermenî aksânıyla soruyor:

-Evladım balıklar tazedir?

-Canlı balık, canlı balık!!!

-Evladım balıklar tazedir?

-Teyze canlı diyoruz ya işte!!!

-Aa evladım ben de canlıyım fakat tazeyimdir?



TEFTİŞ FIRÇASI
Askeri birlikte teftiş için hazırlık yapılıyormuş..Bu arada bütün erlere birer diş fırçası dağıtılmış.Er Mehmet'te fırçayı göğüs cebine yerleştirmiş.Kıtayı denetleyen komutan sıra Mehmet'e gelince,cepteki fırçayı göstererek sormuş;
-"Bu ne bu?..
-"Teftiş fırçası gomutanım...

TEK BEN MİYİM ?
Manevra varmış.Mehmet elde tüfek yerde yatıyormuş.Komutan gelip sormuş :
-Düşman önden gelirse ne yaparsın?
Mehmet cevaplamış. Şu yandan, bu yandan, arkadan gelirse, diye tekrar sormuş komutan. Mehmet bunları da cevaplamış.
Komutan en sonunda :
-Ya düşman tepeden gelirse? deyince.
-Bu memleketin tek askeri ben miyim komutanım?

TELEFON KİMİN
Golf kulübünün soyunma odasında bir sürü adam giyiniyormuş. Ortada duran bir cep telefonu çalmis Temel açmış ve giyinirken konuşmaya başlamış

-Alo

-Merhaba şekerim kulüptemisin?

-Evet

-Ay ben burada süper bir deri ceket gördüm Bin dolarcık Alabilir miyim?

-Oluuur...Mademki cok sevdin al tabii....

-Aslında buradan önce de galeriye uğradım 2003 modelleri gelmiş tam istediğim renkte bir tane buldum.

-Ne kadar?

-60 bin dolarcık...

-O parayı vereceksem bütün aksesuarlarını isterim ama...

-Yaşasınnn...Bir şey daha var ...Geçen sene begendiğimiz ev yine satılık ve 450 bin dolar istiyorlar..

-Tamam ama 420 bin dolardan fazla verme sakın ...

-Oldu şekerim Sonra görüşürüz .Seni seviyorum..

-Ben de seni.. Görüşürüz.
Temel telefonu kapatıp şaşırmış bir şekilde onu seyreden topluluğa dönüp sormuş.

-Bu telefon kimin bilen var mı?

TEMEL AMERİKADA
Temel, arkadaşı Dursunun mektubunda Temel valla burada yerdeki paraları toplasan zengin olursun! demesi üzerine kalkar Amerikaya gider. Uçaktan iner inmez bir bakar ki yerde 100$. Yüzünü buruşturur ve şöyle der - Hadi canım sende ilk günden işe mi başlanır.





TEMEL İLE KEDİ
Temel kediyi yıkıyormuş, komşusu seslenmiş;

Aman ne yapıyorsun öldüreceksin hayvanı, olmaz olmaz demiş.
Fakat Temel dinlememiş. Biraz sonra temeli üzgün gören komşusu

Ne oldi diye sormuş. Temel de;
Kedi oldi demiş. Komşusu;
Demedim mi ben sana yıkama diye seslenmiş. Temel itiraz etmiş:

Yıkarken ölmedi, sıkarken öldi, demiş

TEMEL KLAVUZ AVCI
Köyün gençleri Temel'e gelip:"Temel amca, sen eski avcılardansın bize avlanmayı öğretir misin?" demişler.Temel de onları kıramamış ve hep birlikte ava cıkmışlar. Ormanda gezerken küçük bir delik görmüşler.Temel: "Çocuklar habu gördiğunuz tavşan deliğidur.Silahi doğrultup bekleyeceksin tavşan çıktı mı vurdun vurdun vuramadın gitti", demiş. Biraz beklemiş ve tavsan çıktığı anda Temel onu halletmiş. Biraz daha gitmişler, bu sefer ilk delikten daha büyük bir delik görmüşler.Temel: "Aha bu da tilki deliğidur.Silahi doğrultup bekleyeceksin tilki çıktı mı vurdun vurdun vuramadın gitti", demiş ve tilki çıkınca onu da vurmuş. Biraz daha gitmişler bu sefer bir insan boyunda delik görmüşler.Temel: "Bu gördiğunuz de ayi inidir.Silahi doğrultup bekleyeceksin, ayı çıkti mı vurdun vurdun vuramadın gitti", demiş ve daha öncekilerde olduğu gibi ayıyı da vurmuş. Biraz daha gittiklerinde, neredeyse 5 insan boyunda bir delikle karşılaşmışlar.Temel biraz çekinmiş:"Ula uşaklar bu kadar yeter hadi geri dönelim", demiş.Gençler dönmek istememiş.İllaki buraya da bakalım demişler.Temel ısrarlara dayanamamış."Pekala herkes tüfeğini hazirlasun hep birlikte içeri girelum", demiş. Hep birlikte dev gibi ine girmişler.Biraz sonra içerden silah sesleri gelmiş. Ertesi gün gazetelerde manşet:" Teroristler, Trabzon-Rize seferini yapan trene saldırdı!"

TEMEL MARS'TA
Temel Mars'a gidecek ilk astronotmuş.10 yıl sonraki dönüşüne kadar haber alınamayacakmış.

Temel yıllar sonra görevi tamamlayıp döndüğünde flaşlar patlamış,gazeteler,televizyonlar herkes merakla etrafını sarmış;

-Mars'ta hayat var mı?.. Temel omuzlarını silkmiş;

-Yok...

Bilim adamları,basın ve tüm dünya hayalkırıklığı içindeymiş..Temel'i uçağa bindirip Trabzon'a göndermişler.Akşam evinde, ailesiyle kendi dönüşünü izleyen Temel'e oğlu sormuş;

-Baba hakikaten hayat yok muydu orada?...

Temel yine omuzlarını silkmiş?...

-Saat 11 dedin miydi,bütün dükkanlar kapanıyor...Sen buna hayat mı diyorsun?..

TEMEL VE MAYMUN
Nasa uzay üssünde yeni bir deneme yapılıyormuş. Gönüllü başvuranlar arasından Temel, astronot adayı olarak seçilmiş. Ön elemede oldukça sıkı testleri geçen Temel; 3 aylik ikinci bir eğitim ile iyi bir astronot olabilmiş. Beklenen an gelmiş ve Temel bir maymunla birlikte uzay mekiğine binerek havalanmış. Atmosfer aşıldıktan sonra Temel'in ilk işi; kendisine sıkı sıkıya söylenildiği gibi zarfları açıp maymunun ve kendisinin görev kartlarını okumak olmuş. Maymunun görevleri: "Yerküre ile bağlantıyı sürekli kontrol altında tutmak; her 2 saatte bir yörüngedeki sapmaları ayarlamak; füze içindeki hava basıncı, ısı, iletkenlik değerlerini aşağıya bildirmek; yakıt harcamasını ve motorların sırasını belirlemek..." diye devam ederken; okumaktan sıkılan Temel, kendi görev kartını açmış : "Maymunu iyi besle!"

TEMEL VE ŞEKSPİR
Temel'e nişanlısı sormuş;

-Shakespeare okudun mu?

-Elbette okudum...Ama yazarı kimdi hatırlamıyorum..

TEMEL'İN KAYNANASI
Temel bi gun kahveye girmis. Ustu basi yirtikmis. N'oldu diye sormuslar.
Temel: "Kaynanami gomduk."
Kahvedekiler: "Iyi de bu halin ne?"
Temel: "Biraz direndi de."




TEMEL'İN SIRRI
Taka kaptanı Temel Reis yıllardır her sabah kasasını açar ve çıkardığı bir kağıt parçasına dalgın dalgın bakarmış. Sora onu dikkatle kasaya koyar ve kimseye emanet etmediği anahtarıyla dikkatle kilitlermiş. Tayfa merak içindeymiş, define haritası falan zannediyorlarmış. Bir gün Temel Reis ölmüş. Anahtarı koynundan alıp sararmış kağıdı çıkarmışlar.
Şöyle yazıyormuş: 'Sancak sağ, iskele sol.'


TİTANİK'TE PAPAĞAN
Titaniğin salonlarından birinde her akşam bir sihirbaz gösteri yapıyormuş. Adam gerçekten çok ustaymış ama bir sorunu varmış. Salonun bir köşesinde bulunan papağan, tam ne sihirdir nekeramet noktasına gelindiğinde sihirbazın hilelerini açıklıyormuş.

'Kartı gömleğinin yeninden içeri attı!' diyormuş örneğin. Ya da: 'O şapkanın içinde tavşan var.' diye haykırıyormuş çirkin sesiyle. Sihirbaz fena halde kızıyormuş bu papağana. Ama papağan kaptanın papağanı olduğundan bir şey yapamıyormuş.

Derken Titanik buzdağına çarpıp batmış, sihirbaz gemiden kopan bir kapının üzerine çıkarak kurtulmuş. Ertesi sabah bir de ne görsün: Papağan da aynı kapının üzerinde sessizce durmuyor mu! Üç gün üç gece o kapının üzerinde öylece bakışmışlar. Ne sihirbaz bir şey söylemiş ne de papağan. Ama en sonunda papağan olmuş konuşan:

'Tamam, pes, gemiye ne yaptığını anlayamadım!'



TOP
Arka arkaya gelen onikinci hezimetten sonra teknik direktör oyuncularını topladı ve dedi ki :
- Sanıyorum, bir kez daha en baştan başlamalıyız... Şimdi, kolumun altında duran şey toptur…
Arka sırada bir oyuncu konuşmayı kesti :
- Bir kere yakından görebilir miyim acaba?...


TOPAL
Adamın biri bir gün meyhaneden çıkmış tabii kafası da iyi. Yolda bir ayağı kaldırımda bir ayağı da yolda yürüyormuş. Başka biri bunu görüp yanına yaklaşmış. Ve de merakını gizleyemeden sormuş.
-Ya hemşerim , niye bir ayağın asfaltta bir ayağın kaldırımda yürüyorsun? Bir yerde yürüsene? demiş. Adamda ona:
-Allah razı olsun hemşerim sana. Bende acaba ne zaman topal oldum diye düşünüyordum.


TOPUN HACMİ
Bir matematikçi, bir fizikçi ve bir mühendise bir kırmızı top verip bunun hacmini nasıl bulacaklarını sormuşlar. Matematikçi, bir mezura ile etrafını ölçüp formülle yarıçapını hesapladıktan sonra diğer bir formülle yarıçapından hacmini bulacağını söylemiş. Fizikçi ise topu suya batırıp yer değiştiren suyun hacmini ölçerek topun hacmini bulabileceğini söylemiş. Top son olarak mühendisin eline verilmiş, mühendis topu şöyle biraz çevirip bakmış ve sonra: "Bana kırmızı toplar kataloğunu bulun"




TÜRK ASKERİ
Temel askerliğini yunan sınırında yapıyormuş. Temel'in cani çok sıkılıyormuş.
Yunan'a bir ıslık çalmış elleriyle 'Havacı mısın?' işareti yapmış, Yunan aldırmamış.
Bir ıslık çalmış elleriyle 'Karacı mısın?' işareti yapmış, Yunan aldırmamış.
Bir islik daha çalmış 'Denizci misin?' anlamında yüzme işareti yapmış, Yunan aldırmamış.
Bir ıslık daha çalmış. El hareketi yaparak 'Topçu musun?' demiş, Yunan aldırmamış.
Bir ıslık daha çalmış 'Gözcü musun?' anlamında dürbün işareti yapmış, Yunan aldırmamış.
Nöbetler değişmiş sıra yine Temel'le Yunan'a gelmiş.
Yunan'a hadi sınıra git demişler, asker de:
- 'Ben oraya gitmem. Orada bir deli Türk askeri var, bana hava kararınca yüzerek gelip sana bir koyacağım gözlerin fırlayacak diyor..'



TUTUKLAYIN
- Komiser bey, beni tutuklayın. Karıma beş el ateş ettim.
- Öldü mü?
- Hayır, hiçbiri isabet etmedi.
- Öyleyse neden tutuklanmayı istiyorsun?
- Karım beni arıyor da...


ÜÇ ARKADAŞ
Adanali Cemal, Kayserili Kemal ve Temel bu üç arkadaş Boğaz Köprüsünde tamir yapıyorlarmış ve karıları bunlara yemeleri için bir şeyler hazırlıyormuş. Ama hep aynı şeyler. Kayserili yemek torbasını açıyor pastırmalı ekmek. Adanalı açıyor köfte ekmek.
Temel açıyor ekmek arasi hamsi. Bu hep böyle devam ediyormuş. Neyse günlerden birgün bunların canına tak etmiş ve demişler yine aynı şeyleri hazırladılarsa kendimizi köprüden atalım. Adanalı bakmış ekmeğe köfteli hop assağa atlamış,Kayserilininki de
pastırmalı,oda atlamış aşağı. Temel bakmış hamsili, o da dayanamamış ve atlamış.Bunların evlerinde de ağıt yakılıyormuş.
Adanalınınr karısı: -Vah zavallı kocacığım köfte ekmeği ne çok severdi hep kendi ellerimle hazırlardım.
Kayserili -Vah zavallı kocacığım pastırmalı ekmeği ne çok severdi hep kendi ellerimle hazırlardım
Karadenizli ise -Vah zavallı kocacığım hamsi ekmeği ne çok severdi her sabah kalkıp kendi hazırlardı..


ÜÇ ÇEŞİT
Temel'e sormuşlar?
-Kaç çeşit insan vardır?
Temel:
-Üç çeşit vardır demiş. bunlardan ilki sayı saymayı bilenler, ikincisi sayı saymayı bilmeyenler.


ÜÇ KEZ
Ava çıkmış adam, başına gelenleri anlatıyormuş :
-Ormanda ilerlerken, karşıma kocaman bir Ayı çıkmaz mı?Çifteyi doğrultacak vakit yok!..Silahı bir kenara attığım gibi başladım kaçmaya.Fakat Ayı peşimde!Benden hızlı koşuyor.Bir ara ayının sıcacık nefesini ensemde hissettim.O kadar yaklaşmıştı.Derken Ayının ayağı kaydı, yere düştü...Fırsat bu fırsat, tabana kuvvet arayı açtım.Ama Ayı toparlandı, kalktı, bana yetişti.Yine nefesi ensemde... Pençesini uzatsa omuzumdan yakalayacak.Allahtan tam o sırada yine Ayının ayağı kaydı, yere düştü.Talih bana gülüyor!Hızımı arttırabildiğim kadar arttırdım, yeniden arayı beşyüz metre kadar açtım.Tanrı sizi inandırsın arkadaşlar, Ayı yine bana yetişti.Yine nefesi ensemde...şansa bakın...Ayının tekrar ayağı kayıp yere düşmez mi?
Serüveni dinleyenlerden biri dayanamamış :
-Sen de çok yürekliymişsin kardeşim!...Hayvan bana üç defa nefesi enseme gelecek kadar sokulsa, çok ayıptır söylemesi, ben korkumdan altıma ederim.
Avcı dönüp ters ters sözünü kesene bakmış :
-Lafı karıştırma yahu! Ayı üç kez neyin üstüne bastı da ayağı kayıp yere düştü sanıyorsun?


UYKU İLACI
Muhâsebe bölümünde çalışan memur geceleri uykusuzluk çektigi için sabahları uyanamıyor, bu yüzden de işe hep geç geliyordu. Bu duruma daha fazla göz yumamayan müdür:

-Bak oğlum, yarın da ise geç gelirsen seni rapor etmek zorunda kalacağım, diye hoşnutsuzluğunu dile getirmişti.

Olayların bu aşamaya gelmesinden iyice utanan adam, o gün iş çıkışında eczâneden çok etkili bir uyku ilâcı aldı. Akşam yemeğinden sonra ilâcı içip yatan muhâsebeci, biraz sonra derin bir uykuya dalmış. Sabah erkenden de uyanıp işe gitmişti.

Odasının kapısında müdürle karsılaşınca:

-Nasıl müdür bey, bugün söylediğiniz gibi tam zamanında geldim değil mi?

Müdür sinirle:

-Oğlum, bugün zamanında geldin de, dün nerelerdeydin?



UZMAN
Askerin biri bir bakışta herkesin boyunun ölçüsünü tam olarak doğru söylüyormuş ve arkadaşları buna çok şaşırıyorlarmış. Bir gün bunu komutana da götürmüşler ve olan biteni anlatmışlar. Komutan inanmamış...
- "Söyle bakalım benim boyumun ölçüsü kaç?", demiş.Asker aşağıdan yukarıya komutanı süzmüş ve
-"1.75 efendim", demiş.Komutan:
-"Doğru.. Hayret, nasıl bildin?" demiş. Asker
-"Bilirim tabi efendim, ben kereste uzmanıyım.."


UZMAN ASKER
Askerin biri bir bakışta herkesin boyunun ölcüsünü tam olarak doğru söylüyormuş ve arkadaşları buna çok şaşırıyorlarmış.Bir gün bunu komutana götürmüşler ve olan biteni anlatmışlar.Komutan inanmamış.
-"Söyle bakalım benim boyumun ölçüsü kaç demiş".Asker aşağıdan yukarıya komutanı süzmüş ve " 1.75 efendim demiş."Komutan "Doğru hayret nasıl bildin" demiş.Asker "Bilirim tabi efendim ben kereste uzmanıyım demiş"

UZUN HASAN
Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan, Fatih Sultan Mehmed ile boy ölçüşmek istercesine İstanbul'a elçi gönderir. Elçi, hükümdarı adına vergi verilmesini, Pontus kralını tehditten vazgeçmesini diler.
Fatih:
-Peki, hükümdarınızın dediklerini yapmazsam ne olur?
Elçi:
-Üzerinize yürüyüp isteklerini zorla yaptıracak.
Fatih:
-Buralara kadar zahmet etmesin, nasıl olsa ben, baharda oralara geleceğim. Hükümdarınız beni karşılasın.
Ertesi yıl Otlukbeli Savaşı'nda Uzun Hasan'ın tacını başından alır.


VAK VAK DEĞİLMİŞ
Çin’de görevli Amerikalı bir subay bir gün Pekin’de bir lokantaya girdi. Garsonun getirdiği Çince mönüye garip garip baktı. Gelen mönüden birşey anlamasa da bozuntuya vermedi ve parmağını Çince bir yazının üzerine basarak garsona gösterip, ne geleceğini merakla beklemeye başladı.

Bir müddet sonra garson bir tabak meyve getirdi. Amerikalı subay garsona meyveyi kenara koymasını işaret ederek parmağıyla listedeki başka bir yeri gösterdi. Bu kez, bir dilim pasta geldi. Subayın karnı çok acıkmıştı. Parmak yöntemiyle güzel bir yemek seçemeyeceğini de anlamış bulunuyordu. Çevresindeki masalara baktı. Karşı masada bir Çinli et yemeği yiyordu. Subay, karşı masadaki adamın yediği yemeği gösterdi ve garsona o yemekten getirmesini işaret etti.

Yemek geldi. Subay büyük bir iştahla eti yemeye başladı. Birkaç lokma sonra, şimdiye dek bu tatta bir et yemeği yemediğini fark etti. Pekin ördeklerinin ününü duymuştu. Bu acaba onun eti miydi?

Garsonu çağırdı, eti gösterdi ve kollarını kanat gibi yaparak, “Vak, vak?!” dedi.

Çinli garson soruyu anlamıştı. “Hayır” anlamında başını salladıktan sonra, doğru yanıtı verdi:

“Hav, hav, hav!”


VALİ
Bir vali, yeni atandığı yeri gezip, bilgi alıyorlarmış. Köylülere "Burada size en çok hizmet eden vali kimdi?" diye sormuş. Köylüler:
-Sizden önceki valiydi efendim.
-Peki size ne gibi yardımlarda bulundu?
-En hayırlısı, buraya gelirken yolda kaza geçirip öldü...

AYNI YERDE

Temel uzun zamandır görmediği arkadaşı Cemal'le İstanbul’da karşılaşınca :
- Uşağım nasilsun pakayum?
-İyiyum...
-Çocukların nasildur?
-Onlar da iyidur.
-Peki karin nasildur?
Temel böyle sorunca Cemal'in birden yüzü değişir...Temel arkadaşının karısının geçen yıl öldüğünü hatırlayıp hemen şöyle der :
-Yani hala ayni mezarda mi yatiyii?

BULAŞIKÇI

Temel bir lokantanın önünden geçerken "Bulaşıkçı Aranıyor" ilanını görmüş.
Hemen içeri girip patrona :
-Pen ha purada pulasikçiluk yapapilirum.
demiş.Patron sormuş:
-Kaç dil biliyorsun?
Temel hiç duraksamadan cevap vermiş :
-On tört
Önce biraz şaşıran patron sonra sinirlenmiş ve :
-Sen benimle alay mi ediyorsun?
Temel :
-Valla önce sen paslattun...

VANTROLOG


Vantrolog eline geçirdiği kukla ile konuşuyor ve aptal sarışın fıkraları anlatıyormuş. Gösterisi biraz ilerledikten sonra birden orta sıralardan sarışın bir kadın ayağa kalkmış ve yükses sesle :
- Afedersiniz !
Bu çıkış üzerine vantrolog ve kalabalık durmuşlar ve sarışına bakmaya başlamışlar, sarışın :
- Görüyorum ki sarışınların ne kadar aptal olduğuna dair şakalar yapmaktasınız. Peki söyler misiniz, bu kanıya nereden vardınız ? Tek suçumuz saçımızın rengi mi yani ? Sizin bu yaptığınınz ırkçılık olmuyor mu ? Kadınların birçoğunun sarışın olduğu ülkelerdeki kadınlara hakaret etmiş olmuyor musunuz ? Tanımadığınız bu kadar kadına ettiğiniz hakaretler sizi rahatsız etmiyor mu ? Söyler misiniz ?!!
Bunun üzerine vantrolog çok mahçup ve üzgün bir yüz ifadesi ile :
- Şey, ... ben özür dilerim, ... sadece şaka yapıyordum. Eğer sizi ...
Sarışın Vantrolog'un sözünü keser ve :

- Ben sizle konuşmuyorum bayım. O elinizdeki küçük terbiyesiz adamla konuşuyorum ! Siz onu savunmayın, o cevap versin.

GÜZELLİK...

Temel'e hangisini seçersin diye sormuşlar.
-Güzellik mi, aptallık mı?
-Aptallık, demiş Temel, guzelluk geçicidur daa.


İDDALI MAÇ

Karadeniz'de iddialı bir maç vardı.Rizeli öğretmenlerle, Trabzonlu imamlar maçı...Ama Trabzonlu imamlar zayıftı.Yenilmemek için ne yapacaklarını düşünürken Temel onlara akıl verdi :
-Alın, Hami'yi oynatın.
-Yahu hiç olur mu?
-Olur, olur...Hami hoca diye yutturursunuz?
Neyse, maç oynandı ve Trabzonlu imamlar üzgün bir vaziyette geri döndüler.Temel merakla sordu :
-Ne yaptınız yahu? Hami'yi yutturamadınız mı?
-Yoo...Yutturduk. Hem çok da iyi oynadı. 2-1 yenildik, tek golümüzüde Hami hoca attı.
-Eeee, nasıl yenildiniz?
-Hiç sorma Temel...Rize'de bir Van Basten hocayla , bir de Gullit hoca vardı ki, bütün takıma yetti.
ÇUKUR
Temel arkadaşlarıyla çukur açıyormuş, bir grup da çukurları kapatıyormuş.Ne yaptıklarını soranlara Temel şöyle cevap veriyormuş : -Bir grup daha vardı, onlar da fidan dikiyordu, bugün celmedular, piz de pizim işler ceri kalmasun diye çalışayruz.


KOLA
Kolacılar Karadeniz’de kola satışlarını artırmak için müthiş bir formül bulmuşlar.Satışlar acayip artmış.Şişelerin dibine “Öbür taraftan açılır” yazmışlar.




VASİYET
Temel hasta yatağında karısına son vasiyetini söyler, - Ben öldikten sonra hemen evlenesun! Karısı üzgün bir şekilde başıyla onayladıktan sonra dışarı çıkar. Temelin yanında bulunan arkadaşı sorar - Uşağum neden böyle dedun. Hiç insan karısinun başkasıyla evlenmesini ister mi? Temel yanıt verir, - Ula Dursun ha ben öldükten sonra hiç değilse bir kişi arkamdan üzülsün isteyrum!


VASİYET
Kayserili zengin ölüm döşeğindeymiş.Vasiyetim var diyerek oğullarını,kızlarını başına topladıktan sonra öğüt vermiş,
-"Evlatlarım,size son sözüm..Devlet çalgı siz çengi..Ayak uydurmaya bakın..


VİZİTE
Kadın kocasına:
- Doktor hafızanın çok zayıf olduğunu duyunca ne dedi?
- Ne desin, Vizite parasını peşin istedi.


VURDUK ONU
- Babam öldü, demiş Temel.
İlyas sormuş:
- Neden öldü?
- Apartmanın sekizinci katının balkonundan düştü.
- Eyvah parçalandı mı?
- Yok, girişteki bakkalın tentesine düşünce oradan havalanıp karşı apartmana yöneldi.
- Apartmana mi çarptı, nasıl öldü?
- Yok, karşı apartmanın balkonunda çamaşırlar asılı idi.
Çamaşır ipine vurup fabrikanın bahçesine düştü.
- Orada mı öldü?
- Yok, fabrika çelik yay fabrikası, bahçedeki yayların üzerine düşüp havalandı yeniden...
- Peki sonra?
- Sonrası ne? Baktık ki yere inmiyor, biz de vurduk onu.


YALAN
Bir gün, bir ahbabı, Hoca´´dan eşeğini ister.Hoca ne düşündüyse:
"Bir eşeğin sözümü olur, yoluna feda ama, evde değil!"demeye kalkmaz,
eşek eşeklik edipde ağırda anırmaya başlamaz mı?
Ahbabı bir tuhaf olur. Tutar, Hoca´nın yalanını yüzüne vurur:
"Aşk olsun Hoca;
demek bir eşek kadar olsun yanında haysiyetimiz yok;evde ya işte!" deyince
rahmetli: "Yahu der sende pek tuhafsın;
Benim sözüme inanmıyorsun da eşeğinkine mi inanıyorsun!"

DENEY RAPORU
Karadenizli bir bilim adamı pirelerle deney yapıyor. Pireye "sıçra" diyor, pire sıçrıyor, "zıpla" diyor, pire zıplıyor. Pirenin kanatlarını koparıyor ve "zıpla" diyor, pire yine zıplıyor :
Rapor 1- Pire kanatlari koparilmis olarak zipladi.
Bu defa ayaklarını koparıyor ve "zıpla" diyor, pirede hareket yok.Bir daha "zıpla" diyor yine hareket yok :
Rapor 2- Pirelerin ayakları kopunca kulakları duymuyor.

TAHTA BACAK
Veteriner köye gelmiş, hayvanlarda bir hastalık olup olmadığına bakıyordu...Sıra Temel'in ahırına geldiğinde hayvanların bazılarının bağlı ve tahta bacaklı olduğunu görünce şaşırıp sorar :
-Bunlar neden tahta bacaklıdır?
-Onlar mı? der Temel kekeleyerek.Canımız paça istediğinde bütün hayvanı kesmeyruk ya...

SESSİZLİK
Rizespor amigosu seyircilere taktik veriyordu :
-Sağ elimi kaldırırsam demek ki gol kaçırmışızdır, hep bir ağızdan :
-Ahhh diye bağıracağız.Sol elimi kaldırırsam gol atmışızdır. Hep bir ağızdan yaşa Trabzon diye bağıracağız.Eğer iki elimi kaldırırsam, bizim takım gol yemiştir.O zaman sessizlik.
Neyse maç başladı. Rizespor golü kaçırdı. Amigo sağ elini havaya kaldırdı. Hep bir ağızdan bağırdılar :
-Aaaaaahhh...
Sonra bir gol attı Rize....Amigo sol elini havaya kaldırdı. Tribünler ayaktaydı.
-Yaşasın Trabzon.
Sonra bir gol yediler. Amigo iki elini de havaya kaldırdı.Seyirciler başladılar bağırmaya......
-Sessizluk...Sessizluk

TELGRAF
Askerde telgraf tellerini tamir ediyorlar, tel yetmeyince dikenli tel kullanıyorlar.
Temel de "telgraflar yırtık çıkacak" diye itiraz ediyor.

YALANCI
Evde karısı ile sohbet eden avcı hatırlıyor musun karıcığım nişanlandığımızda çok şişman biriydim, şimdi ise o zamanlar gibi zorla yürümüyor, çok sağlıklı ve zayıfım tabii bunları avcılığıma borçluyum, diyince karısı lafını kesip vücuduna ve avcılığına bir şey demiyorum fakat yavaş, yavaş yalancılığa başlıyorsun dikkat et.




YALNIZ KADINLAR İÇİN
Bir grup kız arkadaş tatile çıkmışlar. Gittikleri yörede beş yıldızlı bir otelin önünden geçerken bir an duraklarlar. Otelin kapısında 'Yalnız bayanlar içindir.' yazan bir afişin asılı olduğunu görürler. Yanlarında eşleri ya da erkek arkadaşları da olmadığı için, bu otelde konaklamaya karar verirler. Resepsiyondaki yakışıklı genç, bayanlara otelin 'usulleri' üzerine küçük bir brifing verir:

'Otelimiz beş katlıdır. Teker teker katları çıkın. Arzunuza hitap eden katta kalabilirsiniz. Hangi katta ne olduğunu açıklayan küçük tabelalar size yardımcı olacaktır. Yalnız dikkat edin, bir kez üst kata çıktınız mı, bir daha bir alt kata inemezsiniz.' der. Mükemmel adamın peşinde bizimkilerin içini bir heyecan kaplar. Bu epey ilginç bir tatil olacağa benziyor diye düşünüp hemen merdivenlere davranırlar. Birinci kattaki tabelada; 'Bu kattaki erkeklerin hepsi kısa boylu ve vasat tiplidir.' yazmaktadır. Hep birlikte burun kıvırıp, ikinci kata doğru hamle ederler. Buradaki tabela da çok parlak şeyler vaat etmez: 'Bu kattaki erkeklerin hepsi kısa boylu ve yakışıklıdır.' Kadınlar elbette ki buna da bir omuz silkerler. Üçüncü kata geldiklerinde gözlerine üzerinde 'Bu kattaki erkeklerin hepsi uzun boylu ve vasat görünümlüdür.' yazan tabela çarpar. Doğal olarak dördüncü katta şanslarını denemeye karar verirler. Nihayet karşılarına 'Bu kattaki erkeklerin hepsi uzun boylu ve yakışıklıdır.' yazan tabela çıkar. Fakat yine de hala yukarıda bir kat daha kalmış olduğunu hatırlarlar. Kısa bir tereddütten sonra son kata çıkmaya da karar verirler. Öyle ya, sonuçta her çıktıkları kat bir öncekinden daha iyi bir 'seçenek' sunmaktaydı. Heyecanla beşinci ve sonuncu kata tırmanırlar. 'Zirve'deki tabelada yazanları dehşet içinde okurlar 'Burada erkek falan yok. Bu kat, yalnızca kadınları memnun etmenin bir yolu olmadığını kanıtlamak amacıyla inşa edilmiştir.'



YANGINDA
Üç kiş bir apartman yangında çatıda kalmışlar.Hemen itfaiye olay yerine yetişmiş tabi.Ve aşağıya hemen bir branda serilmiş.Ve üç kişden en küçüğü çocuğa atla demişler.Çocuk aşağıya atlamış tam yere düşerken itfaiyeciler brandayı çekivermişler ve çocuk ölmüş.Daha sonra erkeğe atla demişler erkek yanlışlık oldu bana olmaz herhalde demiş,atlamış o da yere yapışmış.En son çatıda kalan bayana demişler bu sefer atla diye.Kadın:
Hayır az önce diğerlerine ne yaptığınızı gördüm.Benim ölmeye niyetim yok atlamayacağım demiş.
İtfaiyeciler :
Biz çocukları ve erkekleri sevmeyiz,ondan öyle yaptık deyince yukardakinden gelen cevap:
Olsun ben yinede size inanmıyorum.Brandayı yere bırakıp etrafından ayrılın,ben öyle atlayacağım...


YANLIŞ ANLAMIŞ
Çok karizmatik ve yakışıklı bir adam yanında bir deve kuşuyla bara girmiş,
herkes şaşkın falan öyle adama bakıyorlar, adam bara yanaşmış:
-Barmen bana bir viski, ona da büyük bir bardak su...
Barmen talepleri yerine getirmiş, bir tek, iki tek, saatler ilerlemiş, adam:
- hesap lütfen, demiş.
Barmen hesap pusulasını uzatmış, adam elini cebine atmış,
Parayı çıkartmış, tam hesapla aynı.... ertesi gece adamımız geri
gelmiş,yanında tabii devekuşu da var,
-Barmen bana bir viski, ona da büyük bir bardak su...
Barmen istediklerini vermiş, bir tek iki tek, saat geç olmuş, adam hesabı istemiş, barmen hesabı göstermiş, adamımız elini cebine atmış, çıkartmış, tam hesap miktarı.... barmen şaşkın ama nafile.... birkaç gece sonra adamımız deve kuşuyla beraber geri gelmiş, barmenin içi içini yiyor... adam:
-Bana bir viski, ona da su ver..
Barmen emre amade, yerine getirmiş, gece ilerlemiş, adamımız hesabı istemiş, barmen bol küsuratlı saçma sapan bir miktarı hesap olarak adama vermiş, adam
elini cebine atmış, çıkartmış, yine tam hesap, barmen oynatmak üzere, dayanamamış:
-beyefendi bir süredir barımıza gelip gidiyorsunuz, kusura bakmayın ama bir şey sormak istiyorum, yoksa kafayı yiycem; her gece cebinizden çıkan para hesapla kuruşu kuruşuna,küsuratıyla aynı oluyo, bunu nasıl başarıyorsunuz?
Adamımız gülümsemiş:
- Bir gün karşıma bir cin çıktı, üç dileğimi sordu;ilk olarak karizmatik ve yakışıklı bir tipim olmasını istedim, 2. dileğimde ne almak istersem istiyeyim elimi cebime attığımda
parası aynen cebimden çıksın istedim, barmen:
- Peki kızmayın ama bu kuş ne iş?
Adamımız: - onu hiç sorma, son dileğim; beni hiç bırakmıyacak uzun bacaklı bir piliçti, yanlış anladı şerefsiz....!!!



YARIN KAÇACAĞIZ
İki deli hastaneden kaçmaya karar verirler gece olunca planı yapıp kaçarlar ve ertesi gün hastaneye tekrar dönerler.. Arkadaşları sorar neden kaçtınızda tekrar geldiniz? Deliler cevap verir bugün provasını yaptık yarın kaçacağız derler...


YAVAŞ YÜRÜYORMUŞ
İşyerine geç gelen sekreter kıza arkadaşı sordu:
- Kızım nerede kaldın?
- N'olmuş?
- Patron, deminden beri seni sordu. Nasıl idare edeceğimi bilemedim. Kız, kayıtsız bir tavırla
'E ben ne yapayım canım' dedi:
- Beni takip eden o yakışıklı adam, o kadar yavaş yürüyordu ki!..

AddThis Social Bookmark Button
 
Öğrenciler İçin Zaman Yönetimi

Her öğrenci zamanı kendine göre ayarlamalıdır. Öğrenci; hangi derse hangi saatte çalışacağına kendisi karar vermelidir. Çalışma için ayıracağı zamanı saptarken, çalışacağı dersin, okuldaki dersin gününe ve saatine yakın olmasına dikkat etmelidir.

AddThis Social Bookmark Button
 
Hipnoz Çeşitleri Nelerdir?

Hipnozitörün sadece bir kişiyi hipnotize etmesidir. Kişi hipnozitör ile karşı karşıyadır ve hipnozitörün telkinlerine bağlı kalarak hipnoza girer.

1.1. Grup Hipnozu

Birden fazla kişinin uygun şartlarda bir hipnozitör tarafından aynı anda hipnotize edilmesidir. Bunu uygulamak ve yürütmek oldukça zordur. Çünkü bütün kişilerin, hipnoza yatkınlık dereceleri aynı değildir. Onun için verilecek telkinlerin, her bir kişi tarafından kabul edilmesi farklı derecelerde olmaktadır. Durum böyle olunca her hipnotik aşama için farklı olan telkinlerin kişilere uygunluğu hemen hemen imkânsızlaşmaktadır. Ama bununla birlikte şu iki yaklaşımla grup hipnozu yapmak mümkündür:

- Kişilerin her biri daha önce tek tek hipnoz edilirler ve bu kişiler post hipnotik telkinlerle belirli tetikleyicilere bağlı olarak transa girmeleri yönünde koşullandırılırlarsa; o zaman grup hipnozu başarılı olur.

- İkinci durumda da kişilerin her birinin hipnoza yatkın olup olmadığı araştırılır. Hipnoz olmaya yatkınlık derecesi fazla olan kişiler bir araya getirilerek; uygun yöntemlerle hipnotize edilebilir. Sahne hipnozlarında kullanılan teknik budur.

1.2. Oto Hipnoz

Kişinin herhangi bir yardımcıya gerek duymadan kendini hipnotik fenomenlere ulaştırabilmesidir. Burada kişi hem etken hem edilgen durumdadır. İki şekilde gerçekleştirilebilir:

a- Posthipnotik Telkinle Oto Hipnoz:
Burada kişi daha önce başka biri tarafından hipnotize edilmiştir. Kendisine hipnoz esnasında bazı telkinler verilmiştir. Bu telkinlere bağlı olarak daha sonraları kendileri hipnoza girmişlerdir.

Birisine posthipnotik telkinle oto hipnoz öğretilmek isteniyorsa; öncelikle hipnoz tekniklerinden birini kullanarak kişinin derin hipnotik transa girmesini sağlanır ve kişiye gerekli telkinler verilir.

b- Oto Hipnozun Özel Yöntemlerle Elde Edilmesi:
Bu durum hipnotizöre gerek duymadan kişinin kendi kendine hipnoza girmesidir. Oto hipnoz; oto-telkin ile birleştirilerek hipnozdan yararlanılan hemen her durumda kullanılmaktadır. Bu şekilde de uygun hastaların hipnozitöre bağlı olmadan tedavilerine devam etmeleri mümkün olmaktadır. Mistik bazı kişilerin, yoga yapanların, Uzak-Doğu'daki birçok paranormal olayları gerçekleştiren kişilerin durumları bu merkezdedir.

Oto hipnoz için genellikle; önceden bir hipnozitör yardımıyla birkaç kez hipnoza alınıp, kendi kendine hipnoz için telkin verilmiş olması gerekmektedir. Ancak bir hipnozitör tarafından oto hipnoz yapabileceği telkin edilmiş olması her zaman şart değildir. Oto hipnozun nasıl yapılacağı öğrenmek ve ısrarlı denemeler yapmak bu beceriyi kazanmayı sağlayacaktır.

Oto hipnoz için en basit yol kişiye derin bir hipnotik trans sırasında, oto hipnozu meydana getirecek bir şifrenin ya da işaretin öğretilmesidir. Yani derin hipnotik transtaki kişiye, şu sayı, hareket ve imajı alınca otomatik olarak hipnoza gireceği telkin edilir. Bu telkin, trans sonrası gerçekleşecek bir telkindir. Kişi hipnotizör tarafından öğretilen bu telkinin gereklerini yerine getirdiği zaman oto hipnoz durumuna girer ve kendi kendine telkinler yapabilir. En geçerli ve emin yol budur.

Hipnoz ister bir terapist, ister bir arkadaşınız ya da kendiniz tarafından uygulansın, temelde aynıdır. Yapılan her hipnoz, kendi kendine hipnozdur. Bir insan, iradesinin tersine hipnotize edilemez, bilinç kaybı olmaz, aslında daha büyük bir algılama gücü söz konusudur; çünkü dikkat daha keskin şekilde odaklanmıştır. Hipnoz aynen öğrenerek edinilen beceriler gibi uygulamayla kolaylaşır. Bazı kişiler doğuştan, hipnotik transa girmeyi kolay bulur, bazılarının ise biraz daha fazla uygulama yapmaları gerekir.

1.3. İlaçla Hipnoz

Hipnotik trans elde etmenin bir yolu da bazı ilaçların kişiye verilmesi şeklinde olmaktadır. Bu ilaçları alan kişiler kısa süre içinde somnambul hale gelmektedir. ilaç vererek oluşturulan hipnotik hal, pek çok şekliyle normal yollarla elde edilen hipnotik trans haline benzemektedir. Ancak oluşan bu halin normal yolla oluşturulan hipnotik trans haliyle aynı olup olmadığı tartışmalıdır. Yaygın kanı ise tam bir hipnotik trans hali olmadığıdır. İlaçla hipnoz yapılması özellikle hipnoza uygun olmayan kişilerde kullanılan bir tekniktir.

İlaçla hipnoza benzemekle birlikte; hipnotik trans oluşturmak için değil, kişilerin hipnoza karşı dirençlerini kırmak için de bazı ilaçlar uygulanmaktadır. Bu amaçla da genellikle "Hipnotik" ilaçlar kullanılmaktadır. Verilecek küçük dozda hipnotik ilaçların kişinin hipnoza direncini zayıflattığı ve hipnozu kolaylaştırdığı bilinmektedir.

2. Hipnozun Yan Etkileri

Hipnozun bugüne kadar tespit edilebilen ciddi bir yan etkisi yoktur. Hipnozun, gerçekte tedavide kullanılan bütün diğer ilaçlardan ve tedavi metotlarından daha az yan etkisi vardır.

Hipnozun trans sonrası en sık görülen yan etkisi, eğer bu bir yan etki olarak kabul edilecekse kişinin kendini çok iyi hissetmesidir. Bu durum ise geçici olmakta, birkaç dakikadan birkaç saate kadar devam edebilmektedir. Bu etki tedavi amacıyla da kullanılabilmektedir. Ayrıca özel telkinlerle bu kendini iyi hissetme durumu gerektiğinde uzun süreler için devam ettirilebilmektedir. Daha seyrek olarak da trans sonrası hafif bir baş dönmesi, bazen hafif bir baş ağrısı ve hafif bir mide bulantısı görülebilmektedir. Bu belirtiler de kısa süreli ve geçici olmaktadır. Bu durumlar genellikle uzun süreli hipnozlardan çıkışta veya hipnotik transtan hızlı çıkışlarda görülmektedir ve verilecek uygun telkinlerle hemen ortadan kaldırılabilmektedir.
Oluşabilecek tehlikeli durumlar ise;
• daha çok hipnozun gösteri amacıyla kullanılmasında,
• giderilmesi uygun olmayan semptomların giderilmesinde,
• veya hipnoterapi için uygun olmayan vakalarda,
hipnoz uygulanmasında görülmektedir.
Bu tür yanlış kullanımlar sonucu oluşabilecek tehlikelerden sakınabilmek için;

-Ağrı giderilmesi veya kontrolü ile ilgili telkinler verileceği zaman ayırt edici oluşma nedenlerine yönelik teşhisin mutlaka iyi yapılmış olması gerekmektedir. Örneğin Amerika’ da baş ağrısı için bir hipnozitöre giden kişi ağrıdan kurtulunca her ağrı tekrarında yeniden hipnoza gelmiş ve telkinler tekrarlanmıştır. Daha sonra kişi öldüğünde yapılan otopside ağrının kaynağının beynindeki bir tümör olduğu gerçeği ile karşılaşılmıştır. Dolayısıyla ağrı, vücudun alarm zilidir ve gerçek sebebi ortaya çıkarılmadan susturulmamalıdır. Hatta tedavi süresince ağrı tamamen yok edilemez; hastanın dayanma gücüne göre şiddeti azaltılabilir.

- Psikotik vakalara hipnoz uygulanmasında psikoz gösterileri, ani hareketler veya panik reaksiyonlar ortaya çıkabilmektedir. Bu gibi durumlardan sakınmak için hipnoza alınacak kişilerde bu tür kişilik problemlerin olup olmadığının önceden bilinmesi yerinde olacaktır. Yine bu tür kişilikleri olanlarda ve özellikle de depresif şahıslarda depresyona karşı koruyucu rol oynayan somatik semptomların giderilmesinin suisidal davranışların erkenden açığa çıkmasına neden olabileceği de unutulmamalıdır.

- Nadiren hipnoterapi uygulanan kişiler rahatsızlıklarından kurtulduktan ve tedavileri tamamlandıktan sonra da hipnoza devam etmek istemektedirler. Bu durumun da önceden bilinmesi ve tedavileri kısa sürede sonuçlandırmaya çalışılmalıdır.

- Hipnozla ilgili olarak, kişi için değil fakat hipnoterapi uygulayanlar için bir tehlikesi ise hipnoterapi uygulayan kişilerin nadiren iftiraya maruz kalmalarıdır. Bu durum ise genellikle bu konuda fantezileri olan kişilerin derin hipnotik translarda bu fantezilerini hayal etmeleri ve sonradan bunları gerçekten yaşadıklarına inanmaları sonucu olmaktadır. Bu durumdan da dikkatle sakınılmalıdır. Bunun için karşı cinsle çalışırken
uygun göreceği bir akrabası seansa alınabilir. Özellikle çocuklarla çalışılırken ebeveynden biri mutlaka olmalıdır.

-Amatörler, hipnozu gösteri amacıyla kullananlar ve hekim olmayanlar asla tedavi amaçlı hipnoz yapmamalıdırlar.

-Sebebe yönelik hipnoterapi uygulamalarında, borderline, presikotik ve disosyatif vakaların önceden ayırt edilmesi gereklidir. Eğer kişi Çoklu Kişilik, Şizofreni, Çift Kutuplu Rahatsızlık, Histeri gibi psikiyatrik nitelikli bazı rahatsızlıkların yanı sıra Epilepsi Nöbetleri geçiriyorsa, bir tıp doktoru veya psikiyatriste havale edilmesi uygun olur.

-Hipnotik transa alınan kişinin motor davranışları ile inanç ve değer yargılarını değiştirmeye yönelik hipnotik veya post hipnotik telkinler vermekten kaçınılmalıdır.

-Hipnoza girmek istemeyenleri hipnozla tedaviye ikna etmeye çalışmamalıdır.

-Herhangi bir iftiradan sakınmak için tedaviler daima üçüncü şahısların huzurunda yapılmalıdır. Bunun için görüntülü veya sesli ya da hem görüntülü hem de sesli kayıt alınması düşünülüyorsa kişiden önceden yazılı izin alınmalıdır.

-Hastalara tedavi öncesinde, tedavi için verilecek telkinler anlatılmalı ve tedavi sırasında bu konuda söylenenlerin dışında telkinler verilmemelidir.

-Kişilere asla herhangi bir fiziksel zarar verilmemelidir.

-Telkinler oldukça dikkatli seçilmiş sözcüklerle yapılmalıdır.

-Verilecek telkinler emredici tarzda olmamalı, hastanın kendi kendine diye tekrar edebileceği şekilde olmalıdır.

3. Hipnozu Etkileyen Faktörler

İyi bir hipnotik trans elde edebilmek,
• hipnozun yapılacağı çevreye
• hipnoz yapacak kişiye ait özelliklere,
• hipnoz olacak kişiye ait özelliklere,
bağlıdır.

3.1. Çevre Şartları

Deneyimli bir çok hipnozitör, çoğu zaman uygun olmayan çevre şartlarında bile hipnoz yapabilmektedir. Yine de hipnoz uygulanırken hipnoz yapılacak olan ortam şartlarının fiziksel ve zihinsel olarak rahatsız edici olmaması gerekir.

Fiziksel olarak gürültüsüz, sakin, hafif ışıklandırılmış, ışığın deneğe doğrudan yansımadığı ve rahatsız edici kokusu bulunmayan bir çevre başarılı bir hipnotik trans için oldukça önemlidir.

Hipnoz yapılacak odanın çok soğuk veya çok sıcak olmaması gereklidir. Aksi halde üşüyen veya terleyen bir beden, zihni kendi üzerine çekeceğinden hipnozitöre yoğunlaşamayan zihnin transa girmesi beklenemez.

Bazı insanlar solunum rahatsızlıkları veya hassasiyetleri nedeniyle odanın nemli ya da havasının kuru olmasından da şikayetçi olabilmektedirler. Aynı zamanda cereyanda kalmak istemeyen insanlar klimanın yarattığı hava akımını problem edebilmektedirler. Bu da zihinsel huzuru bozduğundan dikkat edilmesi gereken bir nokta olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bunlardan başka, hipnoz olacak kişinin rahat edebileceği ve başını rahatça dayayabileceği hafif yatırılabilen konforlu bir koltuk doğal olarak başarıyı arttıracaktır. Örneğin; baba koltuğu veya TV koltuğu olarak adlandırılanlar oldukça uygun görülmektedir.

Ayrıca başarılı bir hipnoz seansı için zihinsel olarak rahatsızlık verici şeylerin de bulunmaması gerekir. Örneğin, idrarı sıkışmış veya yarım saat sonra önemli bir randevusu olan ya da yanında hipnoza girmek istemediği insanlar bulunan kişilere hipnoz uygulamaya çalışmak başarıyı olumsuz yönde etkileyecektir.

Bununla birlikte çevrede var olan her türlü uyarıcı kişinin transa girmesinde ve transın derinleştirilmesinde kullanılabilir. Bu becerinin kazanılması, zamanla artan deneyimlere bağlı olduğundan başlangıçta bu gibi faktörlere dikkat etmek amaca ulaşma yolunda yararlı olacaktır.

3.2. Hipnoz yapacak kişiye ayit özellikler

Hipnoza uygunluk
Bazı kişiler hipnoza oldukça elverişlidir. Bu özellikteki insanlar hipnozun nasıl yapıldığını az çok bilen fakat profesyonel olarak hipnozla uğraşmayanlar tarafından bile hipnoz edilebilirler. Buna karşılık bazıları da çeşitli nedenlerden dolayı hipnoza direnç gösterebilirler. Burada M. Erickson’un şu sözünü hatırlamanın tam sırasıdır: “Dirençli kişi yoktur, beceriksiz hipnozitör vardır.” Kişinin direncini ortadan kaldırmanın yolu da kişiyle iyi bir uyum oluşturma becerisine sahip olmaktır, Erickson’a göre. Böyle bir uyum becerisi sergilemek de hipnozun sanat kısmına girer. Dolayısıyla her insana hipnoz uygulanabilir. Çünkü konuyla ilgili yapılan araştırmalara göre doğal olarak herkes günde 90 ila 100 dakikada bir transa girmektedir.

Böyle olunca kontrol dışı gelişen bu durumu kontrollü olarak herkes için gerçekleşir hale getirmek niçin mümkün olmasın? Ve herkes için kontrollü gerçekleştirme sağlanıyorsa bu özellik hangi alanlarda insanlara ne gibi kolaylıklar sağlayabilir? Benzeri soruları kitabı okurken zihninizde tutmanızı istiyorum. Olağanüstü yanıtlara kendinizin ulaştığınızı göreceksiniz böylece…

Hipnoz olabilmenin yaş ile doğrudan bir bağlantısı vardır. Söylediklerinizi anlayıp yerine getirebilecek ve dikkatini belli objeler üzerinde toplayabilecek kadar büyümüş çocuklar kolayca hipnoz edilebilirler. Söylenenleri yerine getiremeyecek kadar küçük çocuklar ise hipnoz edilememektedir. Literatürlerde 4 yaş üzerindeki çocukların hipnoz edilebildiğine dair bilgiler bulunmaktadır. 7-8 yaş ve üzerindeki çocukları hipnoz edebilmenin ise büyüklere göre çok daha kolay olduğu hipnozla uğraşan herkesin bildiği bir gerçektir. Bu nedenle hipnoz yapılmaya ve hipnoz kullanılarak tedavi edilmeye en uygun yaş grubu 7 ve üzeri yaş grubu oluşturmaktadır. Bu yaş grubundan hipnozla tedavi olmaya istekli kişilerin tedavilerinde başarı oranı da oldukça yüksek olmaktadır. Çok yaşlı kimseler, akıl hastaları, bunaklar, geri zekalılar da hipnoz yapılamamaktadırlar.

Bazı kimseler ise bir hipnozitör tarafından hipnotize edilemezken bir başka bir hipnozitör tarafından kolayca hipnotize edilebilmektedirler. Ayrıca yalnız başlarına hipnoza direnç gösteren bazı kimseler grup halinde hipnoza alındıklarında kolayca hipnoz olabilmektedirler. Bununla beraber bazı meslek gruplarına dahil insanlar da kolayca hipnoza alınabilmektedir. Özellikle ast-üst ilişkisinin, belli bir hiyerarşik yapılanmanın olduğu mesleklerde yer alanlar daha kolay transa girerler. Çünkü emir alma ve uygulama yaşam biçimi haline geldiğinden zihinlerinin kritik etme özelliği üst konumdaki kişilere karşı kapalıdır. Bu durumda hipnoz uygulayacak insanın bu meslek mensupları üzerinde ‘üst’ imajı yaratması kolaylık sağlayabilir. Yine de bu bir genelleme olduğundan çalışılacak kişinin özelliklerini tanıyarak bir eylem planı hazırlamak daha akla uygun olacaktır.

3.3. Hipnoza Uygunluğun Ölçümü

Hipnoza uygunluğun kabul edilebilir ve ölçülebilir özellikleri giderek daha belirgin olarak tarif edilmektedir. Bu amaçla oluşturulan bazı testlere birlikte bakalım:

Göz Kürelerinin Değerlendirilmesi
Bu standart testlerden uygulanması en kolay ve en kısa sürede sonuçlandırılanı Göz Kürelerinin Değerlendirilmesi skalasıdır. Bu değerlendirmeyi yapabilmek için, kişinin başını dik pozisyonda tutup karşıya bakması sağlanır. Sonra başını oynatmadan kaşlarına takiben de başının üstüne doğru bakması istenir. Kişi bu şekilde bakarken gözlerin durumuna bakılır. Göz kürelerinin (gözün renkli kısmının) üst göz kapağının altında kaybolması; alt göz kapağı ile göz küresinin alt ucu arasında görülen göz beyazının miktarı değerlendirilir. Bu kısmın en az olduğu durum "0", en çok olduğu durum da "4" olarak değerlendirilir.

Bu şekilde yukarı bakan kişiden daha sonra gözlerini kapatması istenir. Denek gözlerini kapatırken alt göz kapağı ile göz küresinin alt ucu arasında görülebilen göz beyazının miktarı aynı şekilde tekrar değerlendirilir. Yine bu kısmın en az olduğu durum "0", en çok olduğu durum "4" olarak belirlenir. "0" olması kişinin hipnoza uygun olmadığının "4" olması da hipnoza oldukça uygun olduğunun delili olarak kabul edilir.

Bu skalanın oluşturulmasında değerlendirilen bir başka konu da aynı şekilde yukarı bakarken gözlerde oluşabilecek olan içe şaşılık durumudur. Eğer içe şaşılık oluşmuşsa oluşan şaşılık "1" ile "3" arasında ve şaşılığın hafif olması "1", çok olması da "3" olarak değerlendirilir. Şaşılığın fazla olması hipnoza uygunluğun bir başka delili olarak kabul edilir.

Kişilerin hipnoza uygunluğu hakkında kabaca bir fikir sahibi olabilmek için yapılan bazı basit testler de bulunmaktadır. Bu testlerden bazıları:

Arkaya Düşürme Testi
Bu testin uygulanmasında; test uygulanacak olan kişi ayaklan omuz hizasında açık ve gözleri tavanda bir noktaya tespit edilmiş durumda bulunur. Hipnozitör ise kişinin arkasına geçer ve ellerini denek olan kişinin omzuna hafifçe koyar. 5-10 saniye bekledikten sonra yumuşak, kendinden emin ve telkin edici bir sesle" Arkaya düşüyorsunuz... Düşmemek için direndikçe dayanılmaz bir kuvvetle arkaya çekildiğinizi daha iyi hissedeceksiniz. Birazdan dayanamayacak ve arkaya doğru düşeceksiniz. Fakat korkmayınız ben sizi tutacağım... Düşüyorsunuz" diye telkine devam eder. Bu arada yavaşça ellerini deneğin omzundan çeker fakat denek düşerken bir zarar görmesin diye tutmaya hazır bekler. Hipnoz edilmeye uygun olan kişiler genellikle 1-2 dakika içinde arkalarına doğru ve kendilerini koruma refleksleri de olmayacak şekilde düşerler.

Parmakları açtırma Testi
Bu test ayakta ve oturarak yapılabilir. Oturarak yapılan test pasif kalmaya yardım ettiği için tercih edilmelidir. Kişinin eli, ya yan tarafta bulunan bir masa üzerinde ya da koltuğun kenarında rahat bir şekilde tutulmalıdır. Kolun ağırlığı elin üstüne değil, dirsekten parmakların ucuna kadar, ön kolun her noktasına dağılacak şekilde olmalıdır. Bütün parmakları yan yana gelecek şekilde avuç içleri yere bakarken kişiye parmaklarının açılacağını düşünmesi söylenir.

"Parmaklarınız ayrılacak... Bir arada duramazlar... Parmaklarınızda iğnelenmeler hissediyorsunuz... Dirseğiniz sarsılıyor... Parmaklarınız birbirinden tamamen ayrılacaklar... Gittikçe daha fazla ayrılıyor... Ayrılıyorlar... Ayrılıyorlar..." Parmaklarda kımıldamalar görüldüğünde telkinleri hızlandırılır.

Parmaklar birbirinden ayrılınca kişiye: "Şimdi artık parmaklarınızı birbirine yaklaştıramazsınız... Yaklaştırmaya çalışın... Siz yaklaştırmak istedikçe onlar daha fazla ayrılacaklar..." diyerek telkin pekiştirilir. Sonuç olumluysa, kişi oldukça duyarlı bir kimsedir. Bu durumda kişinin parmaklarını birbirine yaklaştırmasına engellenebilir:

"Parmaklarınız şimdi sertleşecekler... Onları yaklaştırmanız imkansız... Üçe kadar sayacağım... Onların birbirine yaklaşmadığını göreceksiniz... Parmaklarınız sertleşiyor... Gittikçe daha fazla sertleşiyor... Tamamen sertleştiler... Üç deyince birbirine yaklaşamayacaklar... Yaklaştıramazsınız... Bir... İki... Üç, çalışmain bakalım... Artık hiçbir şey yapamazsınız... "

Nokta Çevirme Testi
Bu testin uygulanmasında, hipnotik kapasitesi ölçülmek istenen kişi rahat bir koltuğa oturtulur. Ortasında 3-4 mm kadar çapı olan bir daire çizilmiş kare şeklinde bir kağıt deneğin yaklaşık 2 metre kadar uzağına ve göz hizasının biraz yukarısına gelecek şekilde yerleştirilir. Kişiye dikkatlice bu noktaya bakması söylenir. Aklına gelen her düşünceden sıyrılarak bu noktaya bakmaya devam etmesi telkin edilir. Bir müddet sonra da noktanın 'saat yönünde ve kendi ekseni etrafında dönmeye başladığı telkini verilir. Bu arada kişinin bunu görüp göremediği sorulur. Göremediğini söylerse noktanın döndüğü telkinini kendi kendine vermesi ve düşüncesini başka şeylere kaydırmaması istenir. Hipnoza elverişli kişilerin hemen tamamı bu telkin sonucunda noktanın döndüğünü gördüklerini söylerler.
Parmakları Kapatma Testi
Kişiden parmaklarını germeden açık tutması istenir. Kişiye şöyle denir: "Parmaklarınızın birbirine yaklaşacağını düşününüz. Her aldığınız nefes ile yaklaşacak. Biraz sonra... parmaklarınız birbirine yaklaşacak... Yaklaşıyorlar... yaklaşıyorlar... Neredeyse birbirine değecekler... İşte değdiler..." Etki elde edilince kişiye şunları da telkin edilir: "Şimdi parmaklarınızı ayırmanız imkansızdır... Onları ayrı tutamazsınız... Ayrı duramazlar... Siz ayırmak istedikçe onlar daha çok yapışacaklar... Çalışmainiz... Ayıramazsınız...

Hafif bir cismin ağır gelmesi:
Kişi ayakta ve hipnozitörle yüz yüze durur. Kolları öne doğru yarı uzanmış şekildedir. El ayası yukarı bakarken parmakları açık ve düz olmalıdır. Açık olan ellerden biri üzerine bir sayfa kağıt konur. Sonra şu içerikte telkinler verilir:

"Belirsiz bir ağırlığı olan bu kağıt, birden ağırlaşmaya başladı... Şimdi 10 grama çıktı... Ağırlığı artıyor... 20 gram... 30... 40... Gittikçe ağırlaşıyor, artıyor.. 50...80... 100... Gittikçe artıyor... Şimdi tam 500 gram oldu.. Daha da artıyor.. 1 kiloya çıktı... Artıyor ve ağırlık kendini iyice belli ediyor... Kolunuz inmeye başladı... Ağırlık hali artıyor... Kolunuz bükülüyor... Durmadan artan bu kağıdı artık kaldıramazsınız... Kağıt düşüyor... Artık tutamazsınız onu... Kolunuz halsizleşti... Daha fazla tutmanıza imkan yok... Kağıt düştü."

Parmakları Kenetleme Testi
Kişinin avuç içleri birbirine yapıştırması istenir. Parmaklarını birbirine geçirerek önce sıkması daha sonra da gevşetmesi fakat açmaması söylenir. Kişiye; aklına gelen tüm başka düşünceleri bir tarafa bırakarak bütün dikkatini parmaklarına vermesi söylenir. Bu halde iken parmaklarının giderek birbirine geçtiği ve kenetlendiği, artık parmaklarını birbirinden ayırmasının veya açmasının mümkün olmadığı telkini verilir. Bu telkine bir-iki dakika devam edilmesi sonucunda hipnotik telkine uygun kişilerin parmaklarını açamadıkları görülür.

Bu metodun uygulanması sırasında; kişinin korkması, direnmesi veya dikkatini toplayamaması durumunda ellerin kenetlenmemesi görülebilir.

Kolları Ağırlaştırma Testi
Bu testte; koltukta oturmakta olan denekten kollarını koltuğun kolluğuna koyması ve gözlerini kapatması istenir. Bu durumda iken tüm dikkatini kollarına vermesi söylenir. Sonra kollarının giderek ağırlaştığı, gevşediği telkin edilir. Daha sonra da; kollarını uykuda iken altında kaldığı zaman nasıl uyuşmuş hissediyorsa şimdi de aynı şekilde hissettiği telkinleri verilir. Bu telkinlere bir süre devam ettikten sonra artık kolunu kaldıramayacağı, isterse kaldırmayı başarabileceği, ama bunun mümkün olmadığı söylenir Sonuçta telkine yatkın kişilerin çok uğraşmalarına rağmen kollarını kaldıramadıkları görülür.

Bütün bu testlerin grup halindeki kişilere de topluca uygulanması mümkündür. Bu şekildeki uygulamalarda hipnoza yatkın kişilerin çok daha çabuk ve kolay telkin altında kaldıkları ve çok daha net sonuçlar alındığı, telkine daha az yatkın kişilerin ise daha geç ve daha zayıf şekilde telkinden etkilendikleri görülecektir. Bu durumda konunun başında belirtildiği şekilde toplumdaki kişilerin hipnoza uygunluk yüzdeleri ile aşağı yukarı doğru orantılı olmaktadır.

Bu testlerin dışında kişilerin hipnoza uygunlukları, onlara bazı sorular sorarak da araştırılabilir. Hipnoza uygun kişiler sık sık vücutlarının bir parçasını diğer vücut parçalarından daha iyi olarak hissettiklerini, örneğin bir elinin diğer elinden veya vücudunun diğer parçalarından daha iyi hissettiklerini söylerler. Bu gibi durumlarla karşılaşıp karşılaşmadıkları sorularak da kişilerin hipnoza uygunlukları hakkında fikir edinilebilir.

Yine buna benzer şekilde "Otomatik yazma olayı" yaşayıp yaşamadıkları da sorularak kişilerin hipnoza uygun olup olmadıkları hakkında fikir edinilebilir. Otomatik yazma olayında kişiler not tutarken zamanla başka şeyler düşünmeye başladıkları halde farkında olmayarak söylenenleri aynen yazmaya devam edebilirler. Özellikle de derslerde çok not tutan öğrenciler bu durumu sıklıkla yaşadıklarını ifade ederler. Daha önceden böyle bir durumun yaşanılmış olması da hipnoza uygunluk için bir kriter olabilmektedir.
http://dahibeyin.blogspot.com/2012/11/ne-istediginizi-biliyor-musun.html
AddThis Social Bookmark Button
 
BEYİN GÜCÜNÜ KULLANARAK ZAMANI YÖNETMEK

Geri getirilmesi olanaksız tek şey zamandır. Bazı insanlar zamanı planlı kullanırken, bazıları da cömertçe harcar. Zaman, öncelikler doğrultusunda kullanılırsa kontrol altına alınabilir. Önceliklerin belirlenmesi, zamanı planlamada ilk adımdır.

Yaşam, yapmak istenen ve yapmak zorunda olunan eylemlerden oluşur. Gelin şimdi hep birlikte bakalım, zamanı başarılı bir şekilde yönetebilmek için uygulanacak tekniklere:

 

A. Amaç Belirlemek:

Başarmak istediğimiz tüm işlerde olduğu gibi, zaman yönetimi konusunda da öncelikle belirgin bir amacımızın olması gerekir. Burada önemli olan nokta, amacımızın belirginliğidir. Bizler, zamanımızı nasıl değerlendireceğimiz konusunda sayısız seçeneğe sahibizdir. Bu nedenle de zamanımızın büyük bölümü, ne yapacağımıza karar vermeye çalışmakla geçer. İşte bu noktada belirsiz amaçlar, zaman yönetiminin baş düşmanı olan erteleme davranışına yol açar. Peki, “belirgin amaç” nedir ve nasıl belirlenir? Şimdi biraz düşünün ve üç tane “kısa vadeli amacınızı” bir kenara yazın.

a) Bu kısa vadeli amaçlarınız, önümüzdeki bir yıl içinde tamamlamayı planladığınız amaçlarınız olsun. Bu amaçları belirlerken, bir yandan da amaçlarınıza ulaşabilmek için yaşamınızda yapmanız gereken değişiklikleri gözden geçirin

b) Kısa vadeli amaçlarınızı belirledikten sonra, bunların yukarısına üç tane uzun vadeli amacınızı yazın.

c) Amaçları alt-amaçlara bölün. Bu kısa alıştırmayı tamamladıktan sonra amaçları belirginleştirme konusunda yaşamsal önemi olan “amaçları alt-amaçlara bölme konusuna” değinmek gerekir. Şimdi uzun vadeli amaçlarınızdan birini bir başka kâğıda yazın. Daha sonra bu amaca ulaşabilmeniz için gerekli alt-amaçları belirleyin ve altına bunları yazın

d) Sonra da her biri için yeni alt-amaçlar belirleyin.

e) Alt-amaçlar iyice belirginleştiğinde kısa vadede yapmanız gereken işler net bir biçimde karşınıza çıkacaktır. Zaman planınızı bu amaçlar doğrultusunda yapmaya başlayacaksınız.

Şimdi bu alıştırmaya bir örnek verelim:

Böyle bir liste daha da ayrıntılı hale getirilebilir ve her bir amaç için bitirme zamanı belirlenerek yapılabilir. Bu tür bir liste, sosyal alanda yapılmak istenen şeyler için de yapılabilir ve çeşitlendirilebilir.

Amaç belirleme sürecinin önemli bir parçası da “aciliyet” ve “önem” konusudur. Yapmak istediğimiz işler ve gerçekleştirmek istediğimiz amaçlar çok çeşitli olabilir. Bunların bir kısmı yaşamdaki uzun vadeli amaçlarımızla doğrudan ilişkilidir; bir kısmı ise bize zevk veren uğraşılardır. Ancak bazı işler temel amaçlarımızla olan bağlantılarına göre daha önemli, bazı işler ise tamamlama süremiz açısından daha acil olabilir. Bu iki durum temel alınarak, yapmamız gereken ve yapmayı istediğimiz işler dört kategoride toplanabilir.

Bunlar:

1. Acil Olmayan ve Önemsiz İşler: Bu tür işler, özellikle de önemli işlere zaman ayırmamız gereken dönemlerde, boş yere harcanmış zamanların kaynağını oluşturur. Saatlerce bilgisayar oyunları ile uğraşmak, bütün bir akşam telefonla dedikodu yapmak, vb. işler bu kategoriye girer. Bunlar kişisel zevklerimizdir. Yaşamsal önemi yoktur ve sosyal anlamda da, akademik anlamda da yaşamımıza pek bir şey katmaz. Bu tür uğraşların gerektiği durumlarda ertelenmesi ve boş zaman etkinlikleri olarak yapılması zaman yönetimi açısından önemlidir.

2. Acil ama Önemsiz İşler: Bazen öyle işlerle uğraşırız ki, iki ayağımız bir pabuca girer ama aslında işin sonunda elde ettiğimiz kayda değer bir şey yoktur. Ders çalışmamız gereken bir zamanda, arkadaşımıza bizden istediği bir kaset kaydını yetiştirmeye çalışmak bu türden bir iştir. Arkadaşımızın, kaseti ertesi gün almak istiyor olmasından ötürü iş, acil bir iş olabilir ama yaklaşan bir ara sınavdan daha önemli değildir. Bu tür bir durumda arkadaşımıza gerekli açıklamada bulunarak ek süre talep etmek, arkadaşlığımıza zarar vermez ama bizi başarıya götürür.

3. Acil Olmayan ama Önemli İşler: Bu tür işler yanıltıcı olabilir. Aylar sonra olacak olan bir sınav önemlidir ama acil değildir. Ne var ki, sınavlarda başarılı olmak ve öğrenilmesi gereken bilgileri sindirerek öğrenmek, ancak düzenli tekrarlar ile olabilir. Zaman planımızda günlük tekrar için zaman ayırıp ayırmamak konusunu bu gerçeği düşünerek ele almak önemlidir. Sınav döneminde sıkışıp kalmak yerine uzun vadeli çalışma planı yapmak daha akıllıca görünmektedir. Zaman planlamada önemle üzerinde durulması ve planın şekillendirilmesinde en önemli unsur olması gereken işler bu kategorideki işlerdir.

4. Acil ve Önemli İşler: Bu tür işlerle genellikle zamanı iyi planlayamadığımızda karşılaşırız. Doğru düzgün hazırlanılmamış bir sınava, bir gece önce çalışmaya başlamak ya da önemli bir dönem ödevinin başına teslim tarihinden iki gün önce oturmak bu tür işlerdendir. Zaman planının, önemli bir aksilik olmadıkça bu tür işlerle karşılaşılmayacak biçimde yapılması önemlidir.

İşlerimizin önem derecesini belirlemek için, uğraştığımız iş hakkında kendimize soracağımız sorular:

1. Eğer bu işle uğraşmaktan tümüyle vazgeçersem ne kaybederim?

2. Bu iş yerine daha önemli bir iş konulacak şekilde başka bir zamana ertelenebilir mi?

3. Ben bu işe gerçekten önemli olduğu için mi, yoksa yalnızca zevk aldığım için mi konsantre olmuş durumdayım?

Bu sorulara verilecek yanıtlar, bize uğraşmakta olduğumuz işin ne kadar önemli olduğunu gösterebilecek ipuçları verecektir.

B. Uzun Vadeli Takvim Belirlemek:

Belirlediğimiz amaçlar doğrultusunda yapmamız gereken işlerin tamamlanma tarihlerini belirlemek, zamanı planlama konusunda önemli bir adımdır. Bunun için bir adet yıllık ajanda edinmek ve amaçladığımız işlerin bitiş tarihlerini (ödev teslim tarihi, sınav tarihleri vb.) bu ajandaya kaydetmek, atacağımız ilk somut adımdır.

C. Haftalık Plan Yapmak:

Amaçlar belirlendikten ve gerekli tarihler yıllık ajandada işaretlendikten sonra gelinen aşama “haftalık plan” yapmaktır. Bunun için her hafta düzenli olarak çizelge hazırlamak en etkili yöntemdir. Bu işe girişmeden önce, bir hafta boyunca planlanmamış yaşantınızın bir listesini yapmak gerekir. Bunun için de yanımızda bir hafta boyunca boş bir kâğıt bulundurmak ve hangi günler hangi saatlerde nelerle uğraştığımızı not etmek yeterlidir. Bu bize, bizim zevk aldığımız ya da yapmamız gerekirken yeterince zaman ayırmadığımız işleri belirlememiz konusunda yardımcı olur. Bu aşama tamamlandıktan sonra işe belirlediğimiz kısa vadeli amaçları, haftalık plansız yaşamımızda vakit ayırdığımız işleri ve zevk aldığımız etkinlikleri bir kâğıda yazarak devam edebiliriz.

Bunu yaptıktan sonra listedeki işleri A, B ve C olarak sınıflandıralım. A, olmazsa olmaz; B, olmalı; C, olursa iyi olur türünden işleri ifade etsinler. Bu ayrımı yaparken “Amaç Belirleme” bölümünde söz edilen aciliyet ve önem konuları göz önünde bulundurulmalıdır. Özetle uzun vadeli hedeflerimiz için önemli olan işleri, kişisel ve sosyal gelişimimiz açısından önemli olan etkinlikleri ve beceri ve yeteneklerimizi geliştiren ya da bize çok haz veren uğraşıları A kategorisine koymamız bize önemli ölçüde kolaylık sağlayacaktır.

D. Esneklik ve Gerçekçilik:

· Zamanımızı planlarken bazen işlerin yolunda gitmeyebileceğini göz önünde bulundurmak,

· Kimi zaman ders çalışmak yerine başka işlerle uğraşmak hakkını kendimize tanımak,

· Bu tür durumlarda yapmak istediğimiz etkinlik için harcayacağımız zamana karşılık gelen başka bir zaman dilimini ders çalışmakla değiştirebilmek, esneklik kavramı içinde yer alan bazı unsurlardır.

E. Ödüllendirici Olmak: Bütün bir haftayı yalnızca dersle ya da sosyal etkinliklerle doldurmak, mantıklı olmayan planlama biçimleridir. Önemli olan planlarımızda hem zorunlu hem de bize zevk veren etkinliklere zaman ayırmaktır. Çalışmak için ayrılan zamanların arkasına ya da ertesi güne bize zevk veren işlere ayırmak ödüllendirici ve motive edici etkiye sahiptir.

F. Sürekli Değerlendirme: Her hafta başında, bir önceki haftada plan ne kadar işlemiş, ne kadar aksamış, planın aksamasına neler neden olmuş gibi sorgulamalar yapmak, giderek kendimize daha uygun ve sağlıklı planlar yapmamıza olanak tanıyacaktır.

 

Kaynak: Özel Alev Lisesi Rehberlik Servisi

Lilay KORADAN

lilaykoradan@gmail.com

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Şeftali kompostosu

 

 

 

Malzemeler

 

500 gr. şeftali

200 gr toz şeker

3 su bardağı su

1 limon suyu

 

 

Hazırlanışı

 

Şeftalilerin kabuklarını soyup ikiye yararak çekirdeklerini çıkarın. Şekeri ve suyu tencerede kaynatın. İçine şeftalileri koyup, yumuşayıncaya kadar tekrar kaynatın ve ateşten indirin. Soğuyunca limon suyunu ilave ederek kâselere koyup servis edin. Afiyet olsun.

 

Not: Vişne ve çilek kompostosunu da aynı tarifle yapabilirsiniz.

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Gülünce Gözlerinin İçi Gülsün E Mi

 

Önce gülümsemeler,

Gözlerde olmayan, sadece dudakta şekillenen gülümsemeler. Sıradan, yapmacık ve gerçek dışı.

Sonra eller uzandı birbirine ve;

"Merhaba Hocam! Nasılsınız?" türünden selamlaşmalar.

"Teşekkür ederim. İyiyim! Ya siz?" derken aslında başka başka yerlerde geziliyor, başka başka şeyler düşünülüyor.

Kimsenin umurunda değil bir diğerinin iyi ya da kötü oluşu.

Ne soruyu soran cevap bekliyor, ne de sorulan gerçek cevabı veriyor.

Yüzlerde gülümsemeler, dudaklarda gülümsemeler…

Lakin gözlerde farklı anlamlar…

Geçenlerde bir akşam yemeği sonrasında evde çocuklarımla otururken (Bir yandan da tavşankanı çayımı yudumlarken) 7 yaşındaki kızımla 11 yaşındaki oğlum yan yana oturmuşlar ve bana bakarak gülümsüyorlardı.

Kızım sordu: "Baba! Biz ne yapıyoruz sence şimdi?"

Soru çok kolay!

Biz ne yapıyoruz?

Karşımda duruyorlardı. Ne yaptıklarını görüyordum. Yan yana oturmuşlar ve bana bakarak gülüyorlardı.

"Gülüyorsunuz!" dedim…

Ama cevap sandığım kadar kolay değilmiş.

Biri 7, diğeri 11 yaşında olan iki çocuğun dünyasında boylarından büyük düşünceler ve anlamlar olabiliyormuş.

"Hayır, babaa!" dedi minik Ebru! "Biz gülmüyoruz."

Yardım istercesine eşime baktım. Gözlerimle ona "Aman yardım et bana! Ne demek istiyor bu çocuklar?" diye sordum.

O da gülüyordu.

Ama içten gülüyordu. Samimi gülüyordu. Omuzlarını yukarı kaldırdı ve "İşte oğlun, işte kızın. Basit bir soru sordular, cevabını sen ver!" diyordu sanki.

Mecburen çocuklara döndüm tekrar.

Eren ve Ebru cevaplarını bekliyorlardı.

"Tamam!" dedim. "Siz kazandınız! Ne yapıyorsunuz bakalım?"

"Hadis yapıyoruz baba!" dediler.

"Anlamadım!"

???

"Babaaa! Biz bir hadis gerçekleştiryoruz."

???

"Tebessüm sadakadır babaaa!"

Ebru, henüz okuma yazma bilmiyor, harfleri pat çat çıkarıyor. Eren ise 11 yaşında.

Hayatın ne olduğunu bilmiyorlar. İnsanlara söyleyeceklerini dosdoğru, yalansız dolansız söylüyorlar. Maske takmıyorlar ve en önemlisi güldü mü içten gülüyorlar.

Gülerken gözlerinin içi de gülümsemeye iştirak ediyor.

Ve biliyorlar!

Biliyorlar ki, samimi, yapay olmayan, içten gelen bir tebessüm sadakadır.

Gözler ışıl ışıl, yanaklar kıpkırmızı.

Bir yaz günü, birbirine ellerini uzatıp tokalaşan insanların yüzlerindeki anlamı görünce aklıma gelmişti geçen akşam evde çocuklarımla yaşadığım bu olay.

Evet, şimdi büyük büyük (koca koca) adamlarla karşı karşıyaydım.

Her biri otuzunu çoktan geçmiş olan insanlardı.

Herkes birbirine bakıyor ve selamlaşıyordu.

Gülümseyenler de vardı, sırıtanlar da, somurtanlar da!

Bazılarının maskesi açıkça görünüyordu, bazılarının ki ise belli belirsiz.

Bir kısmı da gerçekten samimiydi! İçtendi!

Bu hissediliyordu.

"Acaba!" dedim içimden.

"Acaba, benim yüzüm ve gözlerim nasıl?"

Karşımdaki insanlar bana bakınca ne görüyorlar?

Gülümserken gözlerim de gülümsüyor mu?

Tebessüm ederken birilerini mi kandırıyorum, yoksa sevap haneme "Sadaka verdi!" diye yazılıyor mu?

Acaba! Acaba! Acaba!

 

 

www.gencgelisim.com

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Siz İsteyin Evren Versin!

Bir şey istediğimizde -imkansızmış gibi görünse dahi- bütün evren bunun gerçekleşmesi için bizimle hareket eder...

AddThis Social Bookmark Button
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 2 - 155
RocketTheme Joomla Templates
720p film izle Hd 720p Film izle tek parça hd izle