AddThis Social Bookmark Button


Süper Beyin Dergisinden 10 Konu

Türkiye'nin en iyi Bireysel Gelişim / Bilinçaltı - Hafıza ve Zekâ Geliştirme / Eğitim Dergisi SÜPER BEYİN Ekim sayısı çıktı. Sonbaharın inadına Süper Beyin, baharı yaşamaya ve taptaze gonca güller gibi en güzel yazıları ve bilgileri sizlere sunmaya devam ediyor.

AddThis Social Bookmark Button
 
Kainatın Bütünsel Enerjisinin Kişisel ve Kurumsal Yansımaları

Kainatın Bütünsel Enerjisinin Kişisel ve Kurumsal Yansımaları

Deniz Ağgül Güler (Kariyer Koçu)

www.maremis.com

bilgi@maremis.com

 

Yaşam her an değişerek bir sonraki anı doğuruyor. Yani gelecek şimdiden doğuyor. Geleceğin yaratımını yapan şimdi’de neler oluyor diye şöyle bir baktığımda değişimin hızına ve dönüştürme kuvvetine hayranlık duyuyorum. Yaşam sürekli akan bir şey, duran bir şey değil. Bu akışı her an hissedebilir insan. Ve hissettiğinde her şeyi daha iyi tanır. Başta kendini tanımaya başlar. Yaşamın ne hızda bir değişim yarattığını somut olarak görmek istediğimde çocuklara bakarım. Ve her seferinde çok şaşırır, hayran olurum. Onlar kâinatın değişimine direnç göstermezler, uyum sağlarlar. Kendilerini her şeyden kopmuş ve ayrı görmezler. Bütünlüğü hissederler. Onların yanında olduğunuzda tüm negatif enerjinizi pozitife çevirirler. Bu sadece şimdiki zaman için geçerli değil, tüm zamanlar için böyledir. Her zamanın çocukları o zamanın, o an’ın içinde olan varlıklardır. Siz de onlarla birlikte olduğunuzda an’da daha fazla var olursunuz ve bu size çok iyi gelir. An’da var olmak, o anın getirdiği her şeyi kabul edip zamansızlığın derinliğinde olmaktır. Zaman zihnin yarattığı bir şeydir. Zaman olmadığında gelecek de olmaz, gelecek olmayınca kaygı ve endişe de olmaz.

Yeni insanlık bütünleşmeye doğru ilerliyor. Bunu anlamak için önce kâinatın temel var olma prensibini anlamak gerekir. Kâinat sürekli yaratımda olan bir bütündür. Aynı zamanda en ufak zerreye bile bireyselliğini veren bir bütün... Her zerre bütüne uygun hareket eder. Her zerre her zerreyle iletişim halindedir. Aralarında bütünü bir arada tutan bir bağ vardır. Her parça aynı özdendir. Ve her parça bütünün hayrına hizmet eder. Farkında olarak veya olmayarak… Her varlığın özünde bütünün bilgisi vardır. İnsan bu bilginin farkında olmadan yaşar. Yaşam yolculuğunda karşısına çıkan her şey ona bu bilgiyi, her duyu kanalından uyararak hatırlatmaya çalışır. Bu hatırlama süreci yaşamlar boyu sürer. İnsan hatırladığında ise artık uyanmış ve aydınlanmış olur. Bu durumda kâinatın tüm enerjisiyle bir olur, bir hareket eder.

Bütünü anlamanın ön şartı, kendi bireyselliğini fark edip yaşayabilmektir. Yani kendini OL’durmaktır. Senin aracılığınla bütün bir şey açığa vurmak istiyor. Bu durumda yapman gereken tek şey, neyi açığa vurmak istiyorsa ona izin vermektir. İzin verdiğinde kendini OL’ durmuş olursun. O zaman bütüne direnç göstermek yerine ana akışa uyum sağlarsın. Bu, aynı zamanda kendi yolunu, kendi akışını da bulman demektir.

 

Bütünü Görmenin Çağdaş Aracı: İnternet

Biz yeni insanlık olarak bütünü yavaş yavaş kavramaya başlıyoruz. Bunu yaşam tarzlarımızı incelediğimizde kolaylıkla görebiliriz. İnsanlığın keşifleri birçok amaca hizmet ederken aynı zamanda bütünü keşfetme anlamı ve amacı da taşıyor. Bana göre tüm zamanların en bireyselleştirici ve birleştirici keşfi şu ana kadar internettir. İnternet, bütünü hissedebilmenin en somut hallerinden biri olarak tüm yaşamı değiştirdi. İnsanlara sürekli genişleyen sınırsızlığın içinde var olma duygusu yaşatıyor. Kendi bireyselliğini keşfetmek için harika bir fırsat. Kişisel bloklar, siteler, forumlar, sosyal iletişim grupları ve aklınıza gelebilecek her türlü sanal ortam buna izin veriyor. Yaratıcılık, özgünlük ve işbirliği kavramları internetle daha fazla ortaya çıktı. İnsanlar artık internet sayesinde birbirilerini görmeden sanatsal, bilimsel ve iş dünyası alanında ortak işler ortaya çıkarıyorlar. Diğer taraftan internet paylaşım ortamı olduğundan ve bilgiye kolay ulaşılabilirliği sağladığı için insanların bilinci çok hızlı bir şekilde genişliyor. Kolektif zihin yerini daha fazla bireyselliğe bırakıyor. Adeta bireysel devrim yaşıyor insanlık. Özellikle 1990 yılından sonra doğanların özelliklerinin oluşumunda internetin büyük etkisi var. Anlam arayışı içinde olan, kendini keşfetmeye çalışan, halini açmak ve kullanmak isteyen bir gençlik var. O nedenle de yetenekler çok önemli hale geldi. İnsanlar yeteneğe daha fazla değer vermeye başladırlar.

 

Kurumların Bakış Açısı

Yaşamını kolektif bilince uydurmaya çalışmayanların sayısında önemli derecede artış var.

İnsanlıktaki bu değişim doğal olarak hem kurumları hem de bireylerin kariyer anlayışını kökten değiştiriyor. Kurumlar bu yeni insanlıktan nasıl faydalanacaklarına odaklanmak yerine, onların çıkardığı sorunlara odaklandılar. Onlar insanlığın iş dünyasındaki son sürümleri. Onlar kendini bütünleme yolunda ilerleyen, bireyselliğini açığa vurmak isteyen yeni insanlar. Kâinatın değişim hızının göstergeleri onlar. Onlarla savaşmak, değişime uyum sağlamak yerine direnmek demektir. Onları kabul edip anlamak tüm insanlığın bütünlenmesine yardımcı olacaktır.

Şimdi onlar iş dünyasında sorun olarak görünüyorlar ve iş dünyası da buna nasıl çözüm bulacağını tartışıyor. Eğer değişim sürekli ise ve onlar son sürümler ise o zaman eski sistemlere zaten uyumlu olmamaları gerekir. Onların eski sistemlere uyumu için enerji harcamak, ileri değil geriye doğru bir harekettir. Olması gereken, var olan sistemleri onlara uygun şekilde geliştirmek ve tasarlamaktır. O zaman onlar öğretmen olurlar ve onlardan öğrenen kurumlar da her zaman diri, her zaman var olarak yola devam ederler.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Zekanızın Işıltısıyla Hayatınız Aydınlansın!

Murat TAKMA

mtakma@hotmail.com

Zeka gelişimimize hız kesmeden devam ediyoruz. Çalışan zihin teklemez ve her geçen gün ışıltısıyla hayatımızın her alanında aydınlanırız. Sezona tatil sonrası çok daha dinç bir zihinle start almak istemez misiniz?

  1. Newton'un İnek Problemi

Otlaktaki otlar hızla büyüyordu.

70 inek bu otları 24 günde, 30 inek aynı otları 60 günde yiyip bitiriyordu.

Kaç inek otları 96 günde yer, bitirir?

2. Ayaklı Hayvanlar

Bir karınca 6 ayaklı, bir örümcek 8 ayaklı ve bir fare 4 ayaklıdır.

Kendime ait ilginç hayvanat bahçemde, son saydığımda 612 ayak ve eşit sayıda hayvan olduğunu fark ettim.

Hayvanat bahçemde kaç hayvan olduğunu bulabilir misiniz?

  1. Beşinci Kız

Aylin'in babasının beş (5) kızı var.

Adları sırayla:

1 - cace

2 - ceca

3 - cica

4 - coci

5 - ?

Beşincinin adı nedir?

4. Renkli Kartlar

4 değişik renkteki 10 adet karta aşağıdaki sayılar yazılıyor:

1, 2, 4, 5, 6, 12, 15, 22, 24, 38

- Mavi ve beyaz renkli birer adet kart vardır.

- Kırmızı kartlı sayıların en büyüğü sarı kartlı sayıların en küçüğünden küçüktür.

- Kırmızı kartlardaki sayıların toplamı mavi kartlardaki sayıların toplamının 2 katıdır.

- Sarı kartlardaki sayıların toplamı kırmızı kartlardaki sayıların toplamının 2 katıdır.

Her sayının bulunduğu kartın rengini bulunuz.

5. Renkli Kartlar

Bir adam, ömrünün dörtte birini çocuk olarak, beşte birini genç olarak, üçte birini orta yaşlı ve 13 yılını da aklı başında olmadan geçirdi.

Adam kaç yıl yaşamıştır?

6. Beyhude Geçti Bir Ömür

Bir adam, ömrünün dörtte birini çocuk olarak, beşte birini genç olarak, üçte birini orta yaşlı ve 13 yılını da aklı başında olmadan geçirdi.

Adam kaç yıl yaşamıştır?

7. Fıçılar

Elinizde 21 şarap fıçısı var: 7'si dolu, 7'si yarı dolu ve 7'si boş.

Bunları 3 kişi arasında öyle paylaştırın ki her birine hem 7 fıçı, hem eşit hacimde şarap düşsün.

Cevaplar

1. Newton'un İnek Problemi

70 inekli grup için;

"Otlaktaki otlar hızla büyüyordu." ifadesinden 1 günde x kadar büyürse 24 günde 24x kadar büyür. Tüm otlar 1 ise 24 günde 70 inek 1+24x ot yer.

1 inek 1 günde; 1+24x/24*70 kadar ot tüketir.

30 inekli grup için;

1 inek 1 günde;1+60x/60*30 kadar ot tüketir.

Bu iki denklem birbirine eşit olduğuna göre;

1+24x/24*70=1+60x/60*30

x=1/480

denklemde yerine yazarsak;

1+60*(1/480)/60*30=1/1600 çıkar.

96 gün için olan denklem;

1+96*(1/480)/96*y=1/1600

y=20 çıkar.

Yani 96 günde 20 inek otları yer bitirir.

2. Ayaklı Hayvanlar

102

3. Beşinci Kız

AYLİN

4. Renkli Kartlar

Kırmızı: 1-2-4-5-6-12

Sarı: 22-38

Mavi:15

Beyaz:24

5. Beyhude Geçti Bir Ömür

Adam 60 yıl yaşamıştır.

6. Fıçılar

Her kişiye 3,5 fıçı şarap düşüyor.

İki farklı çözüm var: A ve B’nin her biri 2 dolu, 2 boş ve 3 yarı dolu alır; C, 3 dolu, 3 boş ve bir yarı dolu alır.

Veya A ve B’nin her biri 3 dolu, 3 boş ve bir yarı dolu, C ise 1 dolu, 1 boş ve 5 yarı dolu fıçı alır.

AddThis Social Bookmark Button
 
KÜÇÜK MUTFAKLAR İÇİN BİR FİKİR

KÜÇÜK MUTFAKLAR İÇİN BİR FİKİR:Mutfağınız küçük olduğu için, azı malzemelerinizi koyabileceğiniz raf ve dolaplar koyamıyor musunuz. O halde duvarlardan yararlanabilirsiniz.

Mutfağınızın boş duvarlarına koyabileceğiniz rafların üzerine çeşitli kavanozlarınızı yerleştirebilirsiniz.

Mutfak tavanının yüksekliğine göre bu raflar iki veya üç sıra olarak hazırlanabilecektir

SARARMIŞ DANTELLER:Sararmış eski fisto ve dantelleri satın aldığınız günkü hale getirmek için, danteli gergin bir şekilde temiz bir şişenin üzerine sarın. Birkaç saat sıcak sabunlu su içinde bırakın. Bu suyun içine biraz da tuz ilave ettiğiniz taktirde dantel eski temiz rengini kazanacak ve ayrıca hafifçe kolalı olarak sudan çıkacaktır. Danteli bu sudan çıkardıktan sonra birkaç defa duru su ile çalkalayın. Fazla suyunu havlu içinde alın ve hafif nemli iken üzerine kuru bir tülbent yayarak ılık ütü ile ütüleyin.

ZARFLARI VE KAĞITLARI SÜSLEYİN:Renk renk kağıtlardan keseceğiniz kalp motifleri ile zarf ve kağıtları süsleyebilirsiniz. Yakın arkadaşlarınıza, akrabalarınıza ve sevdiklerinize bu tip zarf ve kağıtlar içinde yollayacağınız mektuplar onları çok memnun edecektir. Kalp motifleri için değişik desenlerde kağıtlar temin edin.

KALP ŞEKLİNDE İĞNEDENLİKLER:Dikiş dikmesini seven yakınlarınıza kendi elinizle hazırlayarak hediye edebileceğiniz iğnedenlik modelleri. Bu iğnedenliklerin orta kısımlarında desenli kumaşlar kullanılmaktadır. Kenar kısımları ise düz kırmızı kumaş ile süslenmiştir. Kalp motiflerinin tam orta kısımlarına küçük birer brit ile minik askılar yaptığınız takdirde, bu kısımlardan iğnedenlikler istenilen yere asılabilecektir.

CAM ARDAĞIN SICAKTAN ÇATLAMAMASI İÇİN:Cam bardaklara sıcak su koymadan önce içine bir metal kaşık koyarsanız, cam sıcak suyun etkisi ile çatlamayacaktır.

İĞNE VE BROŞLARINIZ İÇİN DEĞİŞİK İĞNEDENLİKLER:Çeşitli giyim eşyalarınızın yakalarına iğneler takmak hoşunuza gidiyorsa ve bir çok çeşitte iğneniz mevcutsa, bu iğneleri tuvalet masanızın üzerine asacağınız bir iğnedenliğin üzerine tutturabilirsiniz. Gözünüzün önünde bulunacak olan bu iğnelerden birini kıyafetinize göre seçmeniz de daha kolaylaşacaktır.

Bunun için çeşitli şekillerde iğnedenlikler hazırlayabilirsiniz.

İğnedenliklerin üzerlerini de çeşitli motiflerle süsleyebilirsiniz.

KUMAŞ PARÇALARI İÇİN TORBA:Çeşitli giyim eşyalarından artakalan kumaşları saklamanız daha doğru olur. İlerde unlarla belirsiz yamalar yapar bu giyim eşyalarını yepyeni bir hale getirebilirsiniz.

Bu kumaş parçalarını saklayabileceğiniz kullanışlı bir torbayı ise şu şekilde hazırlayabilirsiniz.

Eşinizin eskiyen gömleğinin kolunu çıkartın. Unun alt ve üst kısmını kesin. Kestiğiniz kısımları kıvırıp, içeri doğru bastırın. Bu torbanın içini doldurduktan sonra her iki tarafına büyük renkli kurdeleler bağlayarak kapatın. Renkli kurdeleler aynı zamanda parça kumaş torbalarınızı da süsleyecektir.

BARDAKTAN KALEM KUTULARI:Çocuklarınızın çalışma masalarında kalem kutuları yoksa, onlara çok masrafsız kalem kutuları temin edebilirsiniz.

Bu kalem kutuları renk renk ve boy boy melamin ardaklardan hazırlanmaktadır.

Bu bardakların birkaç boyunu temin ettiğiniz takdirde, kalemlerin görünümü daha da güzel olacaktır.

İstediğiniz takdirde bu bardakların üzerlerine renkli çıkartmalar da yapıştırabilirsiniz.

Yine melamin küçük bir tabak, ataçlar için güzel bir kutu meydana getirecektir

HEDİYE VERİRKEN:Vereceğimiz hediyenin paket ediliş şekli, hediyenin göze daha hoş görünmesini sağlayacaktır. Örneğin küçük bir hediye paketini bir demet çiçeğin arasına yerleştirerek, verebilirsiniz

MODASI GEÇMİŞ FULARLAR:Modası geçmiş ve lekelenmiş fularlarınızı atmayın. Tozlanmaması için çekmecedeki çamaşırlarınızın üstüne örtebilirsiniz.

KILIFLAR:Koltukların kılıflarının yıkandıktan sonra eski şeklini almasını istiyorsanız, nemliyken koltukların üstüne geçirin.

AddThis Social Bookmark Button
 
GÜZEL KONUŞUN HAYATINIZ KURTULSUN

Güzel ve etkili konuşmayı çoğunlukla eksik tanımlar ve anlarız. Güzel konuşma bir spikerin, bir tiyatro sanatçısının, kendisine verilen metni veya düşünceyi tonlama, vurgu ve benzeri kurallara bağlı kalarak canlandırması şeklinde sanılmaktadır. Oysa bu güzel ve etkili konuşmanın yalnızca bir yönünü oluşturmaktadır. Sadece kulağa hoş gelen duygu ve dileklerin dışa vurumu konuşmanın tamamı değil yalnızca bir bölümüdür.

Güzel konuşma bir kimsenin başkaları karşısında, önceden planlanmamış bile olsa duygu, dilek ve düşüncelerini etkili bir biçimde anlatma becerisidir. Bu yüzden güzel konuşma tıpkı okumada olduğu gibi, beyinden başlayarak vücudumuzdaki birçok organın birbiri ile uyum içinde çalışması ile oluşan bir yetenek, alışkanlık, beceri ve sanat olarak tanımlanabilir.

Bu işin sırrı nedir?

Öyle insanlar vardır ki; onlar konuştukları zaman soluduğunuz havanın bile onların sayesinde olduğunu zannedersiniz. Yani; konuşmaları öylesine etkilidir ki, bulundukları her ortamda, kısa bir sürede insanları etraflarında halka yapmayı başarırlar ve çevreleri üzerinde kıskanılacak bir etkileri vardır.
Konuya başka bir açıdan bakacak olursak, bildiğiniz gibi iş görüşmelerinde işveren personelini işe almadan evvel bir mülakattan geçirir. Burada amacı sınırlı bir sürede karşısındakini maksimum ölçüde tanımaya çalışmaktır. Bu görüşmelerin sonunda bazen bir bakarsınız sizden çok daha az özelliklere sahip birisine, o çok istediğiniz işi, kaptırıvermişsiniz, hatta bazen hoşlandığınız kişiye bile...
"Bu işin sırrı nedir?" diyecek olursanız bu cevap son derece açık; güzel konuşmayı becerebilmek...
Çünkü konuşmak yalnızca düz bir iletişim aracı değildir. Kişinin tüm duyguları yanı sıra tüm düşüncelerini de çevresine ulaştırabildiği en etkin yoldur.

İlgiyi dağıtmadan...

Güzel konuşmak için Psikolog Jack Marrison Pollack'a kulak verelim:
Birçoğumuz, ne söyleyeceğimizi düşünmekten, başkalarının söylediklerini doğru dürüst dinlemeyiz. Eğer siz onları dikkatle dinlerseniz, onlar da sizi, ilgiyle dinler. Karşınızdakine yetenekli olduğu konuda konuşma imkanı verirseniz, sıkıntılı bir sessizliği önlersiniz ve çoğunlukla karşınızdaki, anlattıklarına o denli dalar ki, iki insanın konuşmasına en çok engel olabilecek olan sıkılganlığı, unutmuş olur.
Konuşurken, en küçük ve gereksiz; hiçbir noktayı atlamadan anlatırsanız, karşınızdaki kişi, siz daha ana konuya gelinceye kadar sıkıntıdan patlar ve ilgisi dağılır. Konuşmaya, başlamadan durup, önce aklınızda kelimeleri seçin. Bir konudan ötekine atlamayın. Konuşurken, konuştuğunuz kişinin yüzüne bakın, mırıldanmayın.
Bir sorunun akıllıca sorulmasıyla, karşınızdaki kişinin "açılmasına" sebep olursunuz. "İşler nasıl?" ya da "ne haber?" gibi sorular gereksizdir. Fakat, "işe nasıl başladınız?" veya "sizce nasıl" gibi sorular karşınızdaki kişiyi konuşturur ve sizin de gerekenden fazla konuşmanızı önler. Çoğu kez, ne konuştuğunuz değil de, nasıl konuştuğunuz önemlidir. Dostça bir tartışma konuşmayı zenginleştirir, fakat sertçe sarf edilen bir söz, iki tarafın da hırsa kapılıp, birbirlerinden uzaklaşmalarına sebep olur. Eğer biri konuşurken konuşmaya girmeniz gerekirse, konuşmayı keserken yumuşak bir cümle kullanmanız gerekir. Çoğu kez bizi sinirlendiren ve rahatsız eden kişilerle konuşmak zorunda kalırız. Böyle durumlarda konuşulan konu ile ilgilenmeye çaba harcayın. Birini haklı olarak övmek onun ilgisini kazanmak olur. İnsanlara kompliman yapmayı öğrendiğiniz an, sohbetiniz de daha zenginleşir.

Nelere dikkat etmeli?

Sözlü anlatımda konuşmacının önünde geniş bir zaman, tekrar tekrar okuma ve düzeltme imkânı yoktur. Bu sebeple usulüne uygun etkili ve güzel bir konuşma yapmak, aynı konu hakkında yazı yazmaktan daha zordur. Güzel yazı yazan biri aynı derecede iyi bir konuşmacı olmayabilir.
Güzel ve etkili konuşmak her ne kadar kolay bir iş olmasa da yukarıda sıralanan konuşma yanlışlarından sakınmakla, bu konuyla ilgili kaynakları ve örnekleri incelemekle, biraz çaba ve dikkatle en azından öncekilerden daha iyi ve başarılı bir konuşma yapmak mümkündür. Konuşma eyleminin gerçekleştiği bir ortamda konuşmacı veya dinleyici olarak bulunuyorsanız aşağıdaki hususlara da dikkat etmelisiniz.

-Muhatabınıza önem verin, saygılı olun ve övünmeyin. Bu aynı zamanda kişinin kendisine olan saygısının da gereğidir. Siz muhatabınıza saygı göstermezseniz o da size saygı göstermeyecektir.

-Samimî olun ve yapmacıklıktan sakının. Sözlerinizin ve tavırlarınızın birbirini desteklemesi inandırıcılığınızı artıracaktır. Söylediklerinize öncelikle sizin inandığınız her hâlinizden belli olmalıdır.

-Yere, zamana, duruma, muhataba uygun bir konu seçin ve boş konuşmayın. Düşündüklerinizin hepsini söylemeyin fakat söylediklerinizi düşünüp söyleyiniz. Söyleyecek sözünüz olmadığı zaman susmasını biliniz. Sözü gereksiz yere uzatmayınız.

-Çevrenizdekilere sık sık nasihat vermeye kalkışmayın. Sizin düşünceniz sorulursa usulüne uygun olarak karşılık verin.

-Konuşurken kelime seçimine, bunları doğru söylemeye ve üslûbunuza özen gösteriniz. Söz varlığınızı genişletmeye çalışın. Sınırlı bir dille, tekrarlanan kelimelerle konuşmayın.

-Mümkün olduğu kadar sağlam cümleler kurmaya çalışın. Uzun cümlelere hâkim olamıyorsanız kısa cümleleri tercih edin.

-Sesin insanın kişiliğini yansıtan önemli bir unsur olduğunu unutmayınız. Dalgınlık, yorgunluk, hastalık, korkaklık, zayıflık, çekingenlik, kendini beğenmişlik gibi nitelikleri konuşmaya yansıtmamaya özen gösterin.

-Sesinizin tonunu duygu ve düşüncenizin özelliğine göre ayarlayın. Tek düze ses tonuyla konuşmayınız, gerektiği yerde ses tonunuzu değiştirin. Vurgulara dikkat edin.

-Konuşmada jest ve mimiklerden aşırılığa kaçmadan, gerektiği ölçüde söz ve düşüncenin ahengine uygun olarak yararlanın.

-Bir sunuş konuşması yapmanız gerektiği zaman (konuyu ne kadar iyi bilirseniz bilin) mutlaka hazırlık yapın.

-Dinleyicilerinizle göz irtibatını kesmeyin. Konuşma sırasında bir noktaya, bir yere veya bir kişiye değil, dinleyicilerinizin hepsine ve her tarafa bakarak konuşun.

 

Yazan : Betül Altınbaşak

AddThis Social Bookmark Button
 
DOĞRU KARİYER SEÇİMİ NASIL YAPILIR?

Kariyer kararı sadece iş seçmekten daha fazlasıdır. Kariyer seçimi yapılırken hayat tarzı da seçilmiş olur. Ki bazı meslekler ancak yaşam biçimi olarak benimsendiğinde başarı getirir. Pazarlama da o mesleklerden biridir...

KİMLER PAZARLAMA KARİYERİ YAPABİLİR?

Her gün pazarlama alanında kariyer yapmaya çok istekli birçok gençle karşılaşıyorum. Hemen hepsi bana, pazarlama alanında yükselmek için ne yapmaları gerektiğini soruyor. Markaların insan hayatı içindeki rolü ve etkinliği artıkça bu alanın cazibesi de artıyor.

Fakat görüyorum ki çoğu insan pazarlama derken kendi anladığı pazarlamadan bahsediyor. Herkesin kafasında farklı bir pazarlama kavramı var. Kimisi pazarlama derken pazarlama iletişimini kastediyor, kimisi pazarlama karmasını (4P) yönetmeyi anlıyor, kimisi ise "stratejik pazarlamadan" bahsediyor. Pek çoğunun kafası hayli karışık.

Pazarlama birbirini tamamlayan iki alandan oluşur: Operasyonel Pazarlama ve Stratejik Pazarlama.

Uygulamadan sorumlu olan Operasyonel Pazarlama, ürünün geliştirilip üretilmesinden sonra devreye giren bir fonksiyondur. En önemli görevi, pazarlama karmasının günlük kararlarını hayata geçirmektir. Satışa destek olacak iletişim faaliyetlerini "bütünleşik" bir anlayışla sahaya indirmekten sorumludur. Operasyonel Pazarlama televizyonda yapılan bir reklam kampanyasını diğer iletişim mecralarına, satış noktalarına, şirketin ilişkide olduğu bütün kesimlere taşıma görevini üstlenir.

Operasyonel Pazarlama hangi ürünün üretileceğine, hangi fiyat aralığında satılacağına, hangi satış ağında dağıtılacağına karışmaz. Onun görevi, pazarlama karmasını kendisine verilen sınırlar içinde yönetmektir. Fiyat kararı veya ambalaj değişikliği kararı verse de genel hatları çizilmiş bir çerçevede iş yapar. Bir şirketten diğerine farklılıklar gösterse de Operasyonel Pazarlama esas olarak Stratejik Pazarlamanın çizdiği çerçevede iş görür.

Stratejik Pazarlama ise merkezinde ürünlerin değil fikirlerin, tüketicilerin değil insanların, reklamların değil iletişimin ve ilişkilerin, markaların değil anlam platformlarının olduğu bir dünyadır.

Stratejik Pazarlama, şirketin en tepesindeki CEO'nun sorumluluğunda olan bir fonksiyondur. Stratejik Pazarlama iş modelinin kurgulanmasından başlayan bir işlev üstlenir; şirketin tüketicileriyle, müşterileriyle, çalışanlarıyla ve diğer paydaşlarıyla olan etkileşiminin tasarımını yapar. Bu anlamda Stratejik Pazarlama şirketin pazarlama fonksiyonundan daha büyük bir dünyayı yönetir.
Stratejik Pazarlamanın görevi, insanların tatmin edilmemiş ihtiyaçlarını keşfedip bunlara çözüm üretmektir.

Stratejik Pazarlama var olan pazara hitap etmekle yetinmez, inovasyonlarla yeni pazarlar da yaratmayı üstlenir.

Bu ihtiyaçların psikolojik, sosyolojik, antropolojik, kültürel, ekonomik boyutlarına uygun olarak şirketin hangi değeri üreteceğini ve bunu nasıl cazip bir teklife dönüştüreceğini planlar. Peter Drucker "Pazarlamanın amacı, satış departmanına iş bırakmamak, onları gereksiz kılmaktır." der. Apple'ın bilgisayar, MP3 ve cep telefonu pazarlarında yaptıkları buna bir örnektir. Apple ürünleri, satıcının ürünü "itmesiyle" değil, tüketicilerin ürünü "çekmesiyle" satılır. Apple’da indirim kampanyaları, saldırgan reklamlar yoktur. Bunlar Apple’ın Stratejik Pazarlamayı ne kadar iyi yaptığının göstergeleridir.
Stratejik Pazarlama, ürünün ve hizmetin üzerine inşa olacağı fikrin bulunması (concepting) işidir. Bu fikir bir icat olmayabilir; aslında pazarlama nadiren icatlar üzerine kuruludur. Apple'ın kendisine ait bir icadı yoktur ama Apple tam anlamıyla bir inovasyon şirketidir.

Nasıl sanatçılar (conceptual artists), yeni fikirler ve kavramlar yaratıp sonra bu kavramı ortaya en iyi koyacak yöntem, malzeme, tarz arayışına girerlerse stratejik pazarlamacılar da markaları yönetirken işe kavramsal olarak yaklaşırlar. Üründen önce insanları etrafına toplayacakları anlamlı kavramları ararlar. (Konsept markalar)

Stratejik Pazarlama, insanların ihtiyaçlarına çözüm bulan kavramları ete kemiğe büründürmek yani ürünleri, hizmetleri ve yeni iş modellerini tasarlamak ve hayata geçirmek demektir. Stratejik Pazarlama fonksiyonu tasarım odaklı bir fonksiyondur. (design thinking)

Stratejik Pazarlama bugünden daha çok geleceğe odaklıdır. Hayatın nabzını tutarak geleceğin "kavramları" üzerine yoğunlaşır. Yarının dünyasında geçerli olacak iş modellerini, ürünlerini, iletişim kavramlarını bulmak için çalışır.
Biz bugün pazarlama disiplininden bahsederken aslında çoğu zaman hangi pazarlamayı kast ettiğimizi açık olarak ifade edemiyoruz. Bugün şirketlerin neredeyse tamamı pazarlama bölümlerine Operasyonel Pazarlama yapacak insan ararken üniversitelerden mezun olan gençler okulda öğrendikleri Stratejik Pazarlama yapacakları işler arıyorlar.

Türkiye'de en ileri pazarlama uygulamalarının yapıldığı uluslararası şirketlerde yapılan pazarlama, büyük çoğunlukla Operasyonel Pazarlamadır. Bunun böyle olması da çok doğaldır; çünkü bu şirketlerin Stratejik Pazarlaması onların genel merkezlerinde yapılır. Ülke şirketlerine düşen ise merkezde belirlenen kavramları, fikirleri, iş modellerini ve ürünleri ülkenin yerel koşullarına uyarlayarak hayata geçirmektir.
Stratejik ve Operasyonel Pazarlamanın ayrı fonksiyonlar olarak örgütlenmesi gerekir; ama küçük şirketlerde ya da pazarlama odaklı olmayan şirketlerde böyle bir ayrım olmayabilir.

İster stratejik ister operasyonel olsun, her "pazarlamacının" -maalesef bu terim kapıdan kapıya mal satanları çağrıştırıyor- sahip olması gereken bazı özellikler vardır. Pazarlama kariyeri yapacakların hem sağ hem de sol beyinlerini kullanma yeteneğine sahip olmaları gerekir. Pazarlama alanında çalışmak, bir yandan analitik ve mantıklı öte yandan yaratıcı ve hayalperest olmayı; ama en önemlisi bu ikisi arasındaki dengeyi iyi tutturmayı gerektirir.

Pazarlama, "stratejik" ve "operasyonel" olarak ikiye ayrılsa da birbirleriyle etkileşim içindedir; olmak zorundadır.

Hayata uzak birisinin strateji yaratmasının mümkün olamaması gibi teoriyi bilmeyenlerin de günlük operasyonları hakkıyla yönetmesi mümkün değildir. Pazarlamacı, hangi pazarlama bölümünde çalışırsa çalışsın, diğer tarafta yapılan işlere de vakıf olmak zorundadır.

Pazarlamada başarılı olmak için entelektüel olmak kadar pragmatik olmak gerekir. İyi pazarlama yapmak için, entelektüel ve derinlikli olmak; ama aynı zamanda hayatın farklı kaynaklarından gelen içgörüleri sentezleyip bunları yaratıcı bir çözüme ulaştırabilmek gerekir.

Uygulamadan anlamayan bir stratejist ya da stratejik ve derin düşünceden hiç nasibini almamış bir uygulamacının pazarlama ve marka yönetimi alanında başarılı olması mümkün değildir.

Pazarlama kariyeri yapmak isteyenlerin işin süslü ve havalı taraflarında değil, en zorlu hatta kirli paslı yerlerinde de emek harcamaları gerekir. Pazarlama suya sabuna dokunmadan elini taşın altına koymadan uzaktan yapılabilecek bir iş değildir.

Theodore Levitt, "Bir şeyi anlamanın en iyi yolu sadece ona odaklanmakla değil objektifi geniş bir açıya ayarlayarak onu çevresel faktörleriyle birlikte fotoğrafın içine almakla mümkün olur." der.

Pazarlama alanında çalışacakların sadece ürüne/markaya odaklanmaları değil, ürünün ve markanın içinde var olduğu hayatı kavrayarak -Levitt'in dediği gibi- "objektifini geniş bir açıya ayarlayarak" bakmaları gerekir. Daha önemlisi başkalarının baktıklarında göremediklerini görebilmeleri gerekir.
Pazarlama yapmak farklı kökenlerden gelen insanlarla bir arada çalışmasını bilmeyi gerektirir; çünkü yaratıcılık ancak çok kültürlü bir yapıda farklı bakış açılarının bir araya gelmesiyle mümkün olabilir. (Ebru sever misiniz?)
Pazarlama alanında kariyer yapmayı hedefleyenlerin odağı insan olmalıdır. Bu alanda kariyer yapmak isteyenlerin insanların neyi neden yaptıklarına, motivasyonlarına, alışkanlıklarına, beyinlerinin nasıl işlediğine meraklı bir gözle bakıp onları anlayabilme yeteneğine sahip olmaları gerekir. İnsana meraklı olan, insanı anlayabilen, insanın toplumdaki davranışlarını çözümleyebilenler iyi pazarlamacı olurlar.

Ben bu sebeple insana meraklı olmayan, insanı anlamakla ilgilenmeyenlerin pazarlamaya hiç heves etmemeleri gerektiğini düşünüyorum; çünkü pazarlama, antropoloji, psikoloji, ekonomi, sosyoloji bilimlerinin kesişme noktasında yer alan, amacı insan ihtiyaçlarını karşılamak olan bir disiplindir.
İnsanların hayatlarını kolaylaştıracak teklifler sunmak pazarlamanın ta kendisidir.

Hayata geniş bir açıdan bakabilen, insanı ilgilendiren her konuya meraklı olan herkes pazarlama alanında çalışabilir; ama bu alanda fark yaratacak olanlar, insanı anlamayı ve onun toplum içindeki davranışlarını çözmeyi sadece bir iş değil bir hayat tarzı olarak görenler arasından çıkacaktır.

 

Yazan : Temel Aksoy Kaynak  

AddThis Social Bookmark Button
 
Bilinçaltı ve Rüya


19. yy.'ın sonlarında ve ve 20. yy.’ın başlarında Sigmund Freud ve Carl Jung rüyaları bilinç ve bilinçdışının etkileşimleri olarak ele almışlardır. Onlara göre rüyalarda baskın güç bilinçdışıydı ve kendi zihinsel etkinliğini hakim kılıyordu.

Rüya yorumu psikanalizde kısaca rüyaların açık içeriğindeki sembollerden hareketle hastanın bilinçdışı arzu, dürtü ve çatışmalarını açığa çıkaran bir teknik olarak tanımlanır. Freud, rüyaların bireyin derin ihtiyaç ve arzularını ve bunların doyumunu ifade ettiğini varsayar. Freud’a göre rüya yorumu bilinçdışına açılan ana kapıdır.

Freud'a göre rüyalardaki sembollerden bazıları evrenseldir, herkeste aynıdır. Örneğin su, doğumun veya anne karnına geri dönmenin, cinsel ilişkinin bir sembolü olarak kabul edilir. Freud’çu psikanalizde sembolik sistem, özellikle oidipus kompleksiyle yapılanmış bireysel geçmişteki çarpıtma (eğretileme) kurallarının uygulanmasından ve bilinçdışının düzenlenmesinden hareketle işler. Carl Gustav Jung’un “kolektif bilinçdışı” denilen "evrensel bilinç" ya da "ortak hafıza" varsayımına göreyse, bireysel semboller "kolektif bilinçdışı"nın varlığını gösterirler, kolektif bilinçdışı yoluyla evrensel olur ve bu yolla arketipler haline gelebilirler.

Freud’un her şeyi doğumla başlatmasına ve rüyaları bireysel bilinçdışına dayandırmasına karşılık çağdaş psikiyatrinin kurucularından olan ve psikiyatrinin yanı sıra fizik ve efsanelerle de ilgilenen Jung doğuştan evrimle getirilen, tüm insanların katıldığı ortak bir bilinçdışı kavramını ortaya atmıştır. Buna günümüzde filogenetik psişe ya da varoluşun temelini de kapsamak üzere ontogenetik psişe adı verilir. Klasik mantıkla düşünmeye alışmış zihinleri sarsan bu yeni kavramda biraz teoloji de sözkonusu olmaktadır. Bu iki düşünce adamının çatışması genetik mühendisliğine ve psikobiyolojiye de yansımıştır. Fakat rüya sembollerinin çoğu genellikle evrensel anlam taşımazlar, bireysel anlam taşırlar; yani rüyayı gören kişinin kendi iç dünyasındaki değerlere göre düzenlenmişlerdir. Her insanın aynı sembole verdiği anlam ve değer aynı değildir. Örneğin arslan, bir insan için korku verici, tehlikeli bir hayvandır, bir diğer insan için güçlülüğün, kudretin sembolüdür. Arslan, iki ayrı kişiden birinin rüyasında tehlikeyle ilgili, diğerinde ise kudretle ilgili olabilir. Bir başka deyişle, korkunun sembolü bir kimsenin iç dünyasında akrep olarak, bir diğer kimseninkinde yılan olarak, bir diğer kimseninkinde ise arslan olarak bulunabilir. Yani korku ile ilgili bir dışavurumda biri rüyasında akrebi, bir diğeri arslanı, bir diğeri yılanı görebilir. Dolayısıyla kişinin bireysel “semboller dili”ne uygun olarak oluşan ve bireye özgü olan rüyaların anlaşılması, ancak kişinin kendi bireysel çözümlemesiyle olanaklıdır ve standart rüya tabirleri kitaplarından yola çıkılarak bir rüyayı yorumlamak mümkün değildir. Çünkü rüyalardaki semboller, rüyayı gören kimsenin duygularına, düşüncelerine, bilgilerine, değer yargılarına, korkularına, kısaca iç dünyasına göre biçimlenirler.

 

www.telkinler.com

AddThis Social Bookmark Button
 
Learned Helplessness =? Öğrenilmiş Çaresizlik

Kavramların Yanlış Tercümesi ve sonuçları

 

Martin Seligman’in 1965’li yıllarda yaptığı deneyler sonucunda ortaya çıkan bir kavram “Learned Helplessness”. Deney Pavlovıdeneylerini tekrarlamak isteyen Selinger’in, deney sırasındaki köpek davranışlarını gözlemlemlenirken deneyin yön değiştirmesi sonucunda kelimelendiriliyor. Bu duruma da kelimelendirilmiş deneyimlilik denebilir.

 

Gruplara ayrılan köpekler farklı uyaranlarla uyarılır ve deney sonucunda davranışlar arasında bağlantılar kurulur. Daha sonra da uzun yıllar kavram üzerinde değişiklikler yapılır. Bu kavramın ortaya çıkardığı sonuç şudur. Köpek davranışları öğrendiklerine bağlı değişmektedir. Ancak köpek davranışları ile köpekten çok daha gelişmiş olan insan davranışlarını açıklama çok kolay olmasa gerektir.

 

Yazının konusu bu deney değil kavram ve kavramın Türkçe’ye tercüme edilmesindeki hataların ortaya çıkardığı sonuçlardır.  Google’da “öğrenilmiş çaresizlik” yazıldığında 2001 yılı tarihli bir yazının linki ilk sırada çıkmaktadır.

Learned Helplessness kavramı yardım alamamakla ilgilidir. Öyle ki yardım alınabileceğinin de farkında olmamayı ifade etmektedir. Martin Seligman psikolog’dur. Bu kavramı kullanarak kişilerin yardım alabileceklerinin farkına varılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Kişiler bunun farkına vardıklarında yardım alabilecek durumu da öğrenebilecekler ve müşteri haline gelebilecek ve yardım alabileceklerdir.

 

Ancak bu kavram Türkçe’ye tercüme edilirken “Öğrenilmiş Çaresizlik” kelimeleri kullanılmıştır. İngilizce’sinde sadece yardım içeriği var iken, Türkçe’de çare kelimesi olumsuzluk eki ile birlikte kullanılmaktadır.  Fiil kullanımı ise ilkinde etken iken, Türkçe’de edilgen hale dönüştürülmüştür. Böylece bu iki farklı kullanım kavramın anlamını çok farklı noktalara taşımaktadır. Fiildeki zaman ise di’li geçmiş iken Türkçe’de miş’li geçmiş zaman kullanılmaktadır.

 

Bu sebeplerden kavramın bütünü ile yanlış olduğu ifade edilebilir. Zira kavramdaki bilgi çaresizlik içeriği olarak aktarılmaktadır. Bunun ise farkında olunmadan geçmiş zamanda ve bir başkası gibi olarak “öğrenilmiş” olduğu da ifade edilerek, farkında olmadan bir rahatlama da sağlanmaktadır.

 

Orhan Gencebay’ın “Batsın Bu dünya” şarkısı da benzer bir sonucu ortaya çıkarmaktadır. Yaşadıklarını beğenmeyen ama şartlarını değiştirmek için de herhangi bir çaba göstermeyen kişiler, Gencebay’ın şarkısını duyduklarında, onlar da “batsın bu dünya “ diyerek rahatlamakta ve eş zamanlı olarak da pasifleşmektedirler. Yukarıdaki kavramı da öğrenen kişiler farkında olmadan “ben çaresizliği öğrenmişim, bu yüzden bir şey yapamıyorum” şeklinde rahatlayacaklardır, hem de farkında olmadan.

 

Bu durumu değiştirmek için çaba sarfetseler bile, çaresizlik içeriğinde kalınabileceği istenen sonuca ulaşmaları zorlaşacaktır ve hatta daha ileri giderek “çaresiz” kalabilecekleri yeni bir sonucu da elde etmiş olacaklardır.

 

Milliyet Cumartesi ekindeki yazımı yazarken aktarmak istediklerim bunlardı. Ancak daha önce de Türkçe tercümesi yanlış olan kavramlar sadece “öğrenilmiş çaresizlik” değildir. “İnner Child” kavramı da “İçimizdeki çocuk” olarak tercüme edilmiş ve yanlış tercüme, öyle olmadığı halde “içimizdeki trafik canavarına” kadar ulaşmıştır. İçimizdeki Çocuk’un bizden ayrışmış olduğunu ifade eden bu aktarımı yapanlar, farkında olmadan ayrışmışlar ve kendi anlatmak istediklerini artık “Arif Bey”e “söyletmektedirler. Arif olan anlar’dan yola çıkılarak kullanılan bu aktarım modeli, ne bu aktarımı yapan kişiye ve ne de bu bilgileri okuyan kişiye yarar sağlamayacaktır.

 

Inner Child olsa olsa çocukluk tavrını ve kullanılmayan çocukluk tavrının değişim ve gelişim süreçlerini etkileyebileceğini anlatmak istiyor olabilir. Çocukluk tavrımız gerçekten kolay öğrendiğimiz, kolayca gülebildiğimiz durumları için kullanılabilir. Özellikle spor yaparken ve ciddiye almadığımız içeriklerde bu tavrı kullanmaktayız ve öğrenme sürecimiz inanılmaz şekilde hızlanmaktadır.

 

Daha da ileri giderek “Ben içimdeki çocuğu öldürmedim” diyenlerin de olduğunu görebiliyoruz. Böylece çocukluk tavrını kullanamayan kişilerin kendilerini katil gibi hissetmelerini  sağlayan bir başka sonucu ortaya çıkmaktadır.

İnsan çaresiz değil doğal olarak, Türk toplumu en çaresiz dönemlerinde Kurtuluş savaş’ını kazanabilmiştir. Ancak Kişisel Kurtuluş savaşı, hayatın savaş olarak algılanmasını sağlayacak, kişilerin yaşama sevinçlerini azaltacak ve sonuçta  savaşın kaybedilmesini sağlayacaktır. Bu metaforu kullananlar kimler ise, onların da kendi kişisel kurtuluş savaşlarını kaybedeceği kolaylıkla söylenebilir. Kazansalar bile hayat onlar için bir savaş olarak devam edecektir.

 

Kişiler başarısız olduklarında başarısızlığı öğrenebilmekte ve bunu farkında olmadan yapmaya devam etmektedirler. Değişmesi gereken benzer veya farklı içerikte istenilen sonuca ulaşmak bu yapıyı kolaylıkla ortadan kaldırabilmektedir. Kaybetmeyi öğrenebilen bir kişi kolaylıkla kazanmayı öğrenebilir. Çare, Çaresiz, Çaresizsiniz, Çare Sizsiniz gibi hem yaratıcı olmayan ve hem de çaresizliği beynimize yerleştiren kavramlardan mümkün olduğu kadar uzak durmamız gerekiyor ve daha önemlisi sonuçlarının da farkında olarak.

 

Son olarak ise şu söylenebilir. “Bugüne kadar ulaştığınız sonuçların hepsi ama başarılı olsun, başarısız olsun,  hepsi “istediğiniz sonuçlardı”, farkında olmadan ama bilerek ulaştığınız.”

 

yazan: Cengiz Eren http://www.erenlp.com

AddThis Social Bookmark Button
 
5. Gün – Bağımlılığı Bırakmayı Anlamak

İstediğimiz şeylere birçok bağımlılıklarımız olur, bunu nasıl mümkün olacağı, bunun gerçekleşmesi için başkalarını ne yapacağı, bunun gerçekleşmesi için bizim neler yapmamız gerektiği, ne kadar zaman, para ve enerji gerektiği vs – bağımlılıklarımızın listesi çok uzundur ve karmaşıktır. Bu ayrıca korkularımızı veya şüphelerimizi temsil eder, bu şekilde Evren’in istediklerimizi sağlama yeteneğine tamamen güvenmemiş oluyoruz. Ve bağımlılıklar geçmişten gelir – bunlar daha önce her şeyin gerçekleşmiş olduğu yoldur.

Sonuca bağımlılığımızı bıraktığımız zaman, Evren’in mucizelerimizi mükemmel şekilde aktarmasına izin veririz. Yönergelerden biri para istememekti – para sadece enerjidir ve Evren her zaman para ile çalışmaz. İstediğimiz şeyleri mucizevi, şaşırtıcı şekillerde yaratabilir, bu yollara para her zaman dahil değildir. Ama her şeyin para gerektirdiği inancına bağlı kalırsak – ve hiç paramız yoksa – mucizeler yaratma yeteneğimizi sınırlarız. Şüphesiz, Evren bize para verebilir, ama ayrıca başkalarından armağanlar, beklenmedik sürprizler ve yardım alabiliriz. Bağlılığı bırakarak, Evren’in mükemmel şekillerde çalışmasına izin veririz. Ve hatırlayın, sizin mucizeniz başka birinin duasına yanıt olabilir, Evren bunu bilir, ama siz bilmeyebilirsiniz.

Mucizeler listenize bakın ve bu mucizelerin nasıl gerçekleşeceği ile ilgili sınırlamalar veya koşullar yaratan sahip olduğunuz bağımlılıkları yazın. Şimdi bunların ne olduğunu bildiğiniz için, bunları salıvermek ve inanca adım atmak için çalışabilirsiniz, böylece bunlar mucizelerinizin yaratımına müdahale etmez.

AddThis Social Bookmark Button
 
AKILDAN KÜPKÖK BULMA TEKNİĞİ

Akıllarımız sınırlı, fakat bu sınırlılığın şartları içerisinde sonsuz olasılıklarla çevrilmişiz. İşte hayatın gayesi bu sonsuzluktan kavrayabildiğimiz kadar çok şey kavramak.

ALFRED NORTH WHITEHEAD

Bu konuyla ilgili yeni yaklaşımlara geçmeden önce 1’den, 9’a kadar sayıların kübünü hatırlayalım ve aşağıdaki tabloyu oluşturalım.

Sayı

Kübü

Kübün son rakamı

Küpkökün son rakamı

1

1

1

1

2

8

8

2

3

27

7

3

4

64

4

4

5

125

5

5

6

216

6

6

7

343

3

7

8

512

2

8

9

729

9

9

Tablo 1

1’den, 9’a kadar sayıların küplerinin son rakamlarına dikkat edilirse hepsinin birbirinden farklı oldukları görülür. Tablo1’in ezberlenmesi işimizi çok kolaylaştıracaktır. Tablodaki kübün son rakamı ve küpkökün son rakamını ezberlemek gayet kolay. 1, 4, 5, 6 ve 9’da değişmiyor. Diğerlerinde sayının 10’dan farkına eşit oluyor.

Kübün son rakamı 2 ise, küpkökün son rakamı 10 – 2 = 8’dir.

Kübün son rakamı 3 ise, küpkökün son rakamı 10 – 3 = 7’dir.

Kübün son rakamı 7 ise, küpkökün son rakamı 10 – 7 = 3’tür.

Kübün son rakamı 8 ise, küpkökün son rakamı 10 – 8 = 2’dir.

Yaklaşım 1: Tam küplerin,küp köklerini bulmak için kullanılır. ( Küp kök bir tamsayıdır. )

Küpkökün tam kısmının basamak sayısı, küpkök içindeki sayının birler basamağından başlanılarak oluşturulan üçerli grupların sayısı kadardır. Küpkökün ilk rakamı, kübü sol baştaki gruba en yakın ve küçük olan sayıya eşittir. Küpkökün son rakamı, sağ baştaki grubun birler basamağındaki rakamdan Tablo1 yardımıyla bulunur. Küpkökü iki basamaktan büyük olan tam küpler daha ilerki örneklerde açıklanacaktır.

Kullanacağımız örneklerde i, küpkökün ilk rakamını ( onlar basamağındaki rakamı ), s ise küpkökün son rakamını ( birler basamağındaki rakam ) sembolize etsin.

Örnek 1:

= ?

Küp kök içindeki sayıyı gruplandıralım.

17 536 ( İki gruptan oluştuğu için, küpkök iki basamaklıdır. )

Kübü sol baştaki gruptan (17) küçük yada eşit olan sayı, 2’dir. 23 = 8, 33 = 27

O halde küp kökün ilk rakamı 2’dir. ( i = 2 )

Küpkök içindeki sayının sağ baştaki grubunun birler basamağındaki rakam 6’dır. Küpkökünün son rakamı 6 olan sayı ise 6’dır. ( s = 6)

i = 2, s = 6

O halde = 26’dır.

Örnek 2:

= ?

Küp kök içindeki sayıyı gruplandıralım.

39 304 ( İki gruptan oluştuğu için, küpkök iki basamaklıdır. )

Kübü sol baştaki gruptan (39) küçük yada eşit olan sayı, 3’tür. 33 = 27, 43 = 64

O halde küp kökün ilk rakamı 3’tür. ( i = 3 )

Küpkök içindeki sayının sağ baştaki grubunun birler basamağındaki rakam 4’tür. Küpkökünün son rakamı 4 olan sayı ise 4’tür. ( s = 4)

i = 3, s = 4

O halde = 34’tür.

Örnek 3:

= ?

185 193 (iki basamaklı )

i = 5 s = 7 ( Son rakamı 3 olan sayının küpkökünün son rakamı 7’dir.)

(53 = 125,

en yakın küp)

O halde = 57’dir.

Örnek 4:

= ?

571 787 (iki basamaklı )

 

i = 8 s = 3 ( Son rakamı 7 olan sayının küpkökünün son rakamı 3’tür.)

(83 = 512,

en yakın küp)

O halde = 83’tür.

Örnek 5:

= ?

941 192 (iki basamaklı )

 

i = 9 s = 8 ( Son rakamı 2 olan sayının küpkökünün son rakamı 8’dir.)

(93 = 729,

en yakın küp)

O halde = 98’dir.

Örnek 6:

= ?

41 421 736 ( üç basamaklı )

i= 3 s = 6 ( Son rakamı 6 olan sayının küpkökünün son rakamı 6’dır.)

(33= 27)

O halde = 3 . 6 ( onlar basamağındaki rakamı bilmiyoruz. )

Örnek 7:

= ?

5 268 024 ( üç basamaklı )

i= 1 s = 4 ( Son rakamı 4 olan sayının küpkökünün son rakamı 4’tür.)

(13= 1)

O halde = 1 . 4 ( onlar basamağındaki rakamı bilmiyoruz. )

Örnek 8:

= ?

17 173 512 ( üç basamaklı )

i= 2 s = 8 ( Son rakamı 2 olan sayının küpkökünün son rakamı 8’dir.)

(23= 8)

O halde = 2 . 8 ( onlar basamağındaki rakamı bilmiyoruz. )

Örnek 9:

= ?

75 686 967 ( üç basamaklı )

i= 4 s = 3 ( Son rakamı 7 olan sayının küpkökünün son rakamı 3’tür.)

(43= 64)

O halde = 4 . 3 ( onlar basamağındaki rakamı bilmiyoruz. )

Örnek 10:

= ?

78 677 849 125 (dört basamaklı )

i=4 s= 5 ( Son rakamı 5 olan sayının küpkökünün son rakamı 5’tir.)

(43=64)

O halde = 4 . . 5 ( onlar ve yüzler basamağındaki rakamı bilmiyoruz. )

Örnek 11:

= ?

277 295 358 761 (dört basamaklı )

i=6 s= 1 ( Son rakamı 1 olan sayının küpkökünün son rakamı 1’dir.)

(63=216)

O halde = 6 . . 1 ( onlar ve yüzler basamağındaki rakamı bilmiyoruz. )

Şimdi üç basamaklı bir tam küpkökü nasıl bulacağımızı anlamaya çalışalım. Küpkök sonucunu abc şeklinde kabul edelim. abc sayısının kübünü yazıp kök içindeki sayıyla ilgisini kurarsak sonuca ulaşırız.

Öncelikle abc sayısını çözümleyip kübünü alalım.

abc = 100a + 10b + c

abc3 = ( 100a + 10b +c) ( 100a + 10b +c) ( 100a + 10b +c)

= 1000000(a3) + 100000(3a2b) + 10000(3a2c + 3ab2) + 1000(b3 + 6abc) + 100(3b2c + 3ac2) + 10(3bc2) +c3

10’un kuvvetlerini silersek;

1. Birler basamağı c3

2. Onlar basamağı 3bc2

3. Yüzler basamağı 3b2c + 3ac2

4. Binler basamağı b3 + 6abc

5. Onbinler basamağı 3a2c + 3ab2

6. Yüzbinler basamağı 3a2b

7. Milyonlar basamağı a3

ile belirlenir. Küpkökü bulmak için izleyeceğimiz basamaklar aşağıda verilmiştir.

1. Küpkök içerisindeki sayıdan c3 çıkarılır. ( Küpkökün birler basamağının nasıl bulunduğunu bir önceki konudan biliyoruz.)

2. 1.işlem sonunda elde ettiğimiz sayının birler basamağından bir önceki basamağı (onlar basamağı ), 3bc2 ‘nin birler basamağına eşitlenip b bulunur.

3. Küpkök sonucu dört basamaklı olduğunda 1.işlemin sonucundan 3bc2 çıkarılıp, kalan kısmın bir önceki basamağı 3b2c + 3ac2 işleminin sonucunun birler basamağına eşitlenip, a bulunur.Küpkökün sol baştan ilk basamağını bulmayı zaten biliyoruz.

Örnek 1:

= ?

14 348 907 ( 3 basamaklı )

i=2 s =3 ( Son rakamı 7 olan sayının küpkökünün son rakamı 3’tür.)

(23=8)

= 2 . 3 = abc a =2, c = 3

Şimdi eksik basamağı bulalım.

14348907’den, c3’ü (33 = 27) çıkaralım.

14348907

- 27

14348880

Sonucun onlar basamağındaki rakamı, 3bc2’ye eşitleyip, b’yi bulalım.

3bc2 = 8 ( Burada dikkat etmemiz gereken, 3bc2 işleminin sonucunun birler basamağını 8 yapan en küçük b sayısını bulmaktır. )

3b x 32 = 8

27 x b = 8 ( 7 ile 4’ü çarptığımızda birler basamağı 8 olan sayıyı elde ederiz.)

Dolayısıyla b = 4’tür.

Küpkök abc’ye eşitti.

a = 2, b = 4, c = 3

olduğuna göre ;

= 243 olur.

Örnek 2:

= ?

74 618 461 ( 3 basamaklı )

i=4 s =1 ( Son rakamı 1 olan sayının küpkökünün son rakamı 1’dir.)

(43=64)

= 4 . 1 = abc a =4, c = 1

Şimdi eksik basamağı bulalım.

74618461’den, c3’ü (13 = 1) çıkaralım.

74618461

- 1

74618460

Sonucun onlar basamağındaki rakamı, 3bc2’ye eşitleyip, b’yi bulalım.

3bc2 = 6 ( Burada dikkat etmemiz gereken, 3bc2 işleminin sonucunun birler basamağını 8 yapan en küçük b sayısını bulmaktır. )

3b x 12 = 6

3 x b = 6 ( 3 ile 2’yi çarptığımızda birler basamağı 6 olan sayıyı elde ederiz.)

Dolayısıyla b = 2’dir.

Küpkök abc’ye eşitti.

a = 4, b = 2, c = 1

olduğuna göre ;

= 421 olur.

Örnek 3:

= ?

163 667 323 ( 3 basamaklı )

i =5 s =7 ( Son rakamı 3 olan sayının küpkökünün son rakamı 7’dir.)

(53=125)

= 5 . 7 = abc a =5, c = 7

Şimdi eksik basamağı bulalım.

163667323’ten, c3’ü (73 = 343) çıkaralım.

163667323

- 343

163666980

3bc2 = 8

3b x 72 = 8

147 x b = 8 ( 7 ile çarpıldığında birler basamağı 8 olan sayı, b, 4’tür. )

Dolayısıyla b = 4’dir.

Karekök abc’ye eşitti.

a = 5, b = 4, c = 7

olduğuna göre ;

= 547 olur.

Örnek 4:

= ?

549 353 259 ( 3 basamaklı )

i =8 s =9 ( Son rakamı 9 olan sayının küpkökünün son rakamı 9’dur.)

(83=512)

= 8 . 9 = abc a =8, c = 9

549353259’dan, c3’ü (93 = 729) çıkaralım.

549353259

- 729

549352530

3bc2 = 3

3b x 92 = 3

243 x b = 3 ( 243 ile çarpıldığında birler basamağı 3 olan sayı, b, 1’dir. )

Dolayısıyla b = 1’dir.

Küpkök abc’ye eşitti.

a = 8, b = 1, c = 9

olduğuna göre ;

= 819’dur.

Örnek 5:

= ?

80 341 955 875 ( 3 basamaklı )

i =4 s =5 ( Son rakamı 5 olan sayının küpkökünün son rakamı 5’tir.)

(43=64)

= 4 . . 5 = 4abc c = 5

80341955875’ten, c3’ü (53 = 125) çıkaralım.

80341955875

- 125

80341955750

3bc2 = 5

3b x 52 = 5

75 x b = 5 ( 75 ile çarpıldığında birler basamağı 3 olan sayı, 1, 3, 5, 7, 9 olabilir. )

Bu durumda kök içindeki sayıyı üç kere 5’e bölüp küpkökünü bulduktan sonra 5 ile çarpmak bu sorunun giderilmesini sağlayacaktır. ( 5 seçmemizin nedeni kök içerisindeki sayının birler basamağının 5 olmasıdır. Küpün birler basmağındaki rakam 5 iken, küpkökün birler basamağındaki rakam yine 5’ti. )

80341955875 / 5 = 16068391175

16068391175 / 5 = 3213678235

3213678235 / 5 = 642735647

642 735 647

i=8 s = 3

(83=512)

8 . 3 = abc, a = 8, c = 3

c3 = 33 = 27

642735647

- 27

 

642735620

3bc2 = 2

3b x 32

27 x b = 2

b = 6 olur.

Bu durumda ikinci küpkökün sonucu 863 olur.

Bizim cevabımız bulduğumuz bu sayının 5 katıydı. (üç kere 5’e böldüğümüz için )

863 x 5 = 4315

O halde = 4315’tir.

Örnek 6:

= ?

18 046 578 367 ( 4 basamaklı )

i = 2 s = 3

(23 =8)

2 . . 3 = 2abc à c = 3

c3 = 33 = 27

18046578367

- 27

 

18046578340

3b x 32 = 4

27b = 4 à b = 2

Onlar basamağından itibaren sayıyı 3bc2 den çıkarıp, yüzler basamağındaki sayı 3b2c + 3ac2 nin birler basamağına eşitlenip, a bulunur.

3bc2 = 3 x 2 x 32

= 54

18046578340

- 54

18046577800

3b2c + 3ac2 = 3 x 22 x 3 + 3 x a x 32

36 + 27a = 8 ( a yerine 6 yazılırsa işlemin sonucunun birler basamağı 8 olur. )

Küpkök 2abc ye eşitti.

a= 6, b= 2, c = 3

O halde = 2623 olur.

Örnek 7:

= ?

67 468 849 911 ( 4 basamaklı )

i = 4 s = 1

(43 =64)

4 . . 1 = 4abc à c = 1

c3 = 13 = 1

67468849911

- 1

67468849910

3b x 12 = 1

3b = 1 à b = 7

Onlar basamağından itibaren sayıyı 3bc2 den çıkarıp, yüzler basamağındaki sayı 3b2c + 3ac2 nin birler basamağına eşitlenip, a bulunur.

3bc2 = 3 x 7 x 12

= 21

67468849910

- 21

67468849700

3b2c + 3ac2 = 3 x 72 x 1 + 3 x a x 12

147 + 3a = 7 ( a yerine 0 yazılırsa işlemin sonucunun birler basamağı 7 olur. )

Küpkök 4abc ye eşitti.

a= 0, b= 7, c = 1

O halde = 4071 olur.

Buraya kadarki örneklere dikkat ederseniz, hepsinin birler basamağındaki sayılar tek sayıdır. Çift sayı olursa ne yapacağız ? Bu seferde sayıyı bölümün birler basamağındaki rakam tek sayı çıkıncaya kadar 8’e böleceğiz ve küpkökünü bulup, kaç kere 8’e bölmüşsek, o kadar 2 ile çarpacağız.

Örnek 8:

= ?

( Karekök içindeki sayıyı 8’e bir kez böldüğümüzde elde ettiğimiz bölümün birler basamağındaki rakam tek olduğu için, sonuçta bulduğumuz bölümün küpkökünü 2 ile çarpacacağız.

9800344 ¸ 8 = 1225043

1 225 043

i = 1 s = 7

(13 = 1)

1 . 7 = abc à a = 1, c = 7

c3 = 73 = 343

1225043

- 343

1224700

3 x b x 72 = 0

147b = 0

b = 0

Küpkök abc ye eşitti.

a = 1, b = 0, c = 7

1225043 = 107

Sonucu 2 ile çarparsak 107 x 2 = 214

O halde = 214 olur.

Yaklaşım 2 :

Bu yaklaşımda küpkökü alınacak sayının tam küp olup olmadığı hakkında bir fikrimizin olmasına gerek yoktur. O yüzden genel bir yaklaşım olarak alabiliriz. Örneklerle konuyu anlatmaya çalışacağım. Başlangıç olarak küpkökün tam kısmının üç basamaklı olduğu sayıları inceleyelim.

Örnek 1:

= ?

Verilen sayı sağ baştan başlanılarak üçerli gruplara ayrılır ve kübü sol baştaki gruba eşit yada en yakın küçük sayı çizginin üstüne yazılır. Bu sayının kübü ilk gruptan çıkarılarak bir sonraki grubun önüne yazılır. Bölenimiz ise çizginin üstündeki sayının karesinin üç katına eşittir. ( Bölen karekök bulma konusunda anlattığımız gibi sol tarafa yazılır. )

a

6

3 x 62 239 483 061 (63 = 216 )

239 – 216 = 23

a

6

108 239 23483 061

Elde ettiğimiz sayıyı bölene bölünüp, bölüm çizginin yukarasına, kalan, bir sonraki sayının önüne yazılır.

234 108

216 2

-

18

a b

6 2

108 239 41883 061

Bir sonraki sayıdan 3ab2 çıkarılarak, bölene bölünüp, bölüm çizginin üstüne, kalan, bir sonraki sayının önüne yazılır.

3 x a x b2 = 3 x 6 x 22 = 72

188 – 72 = 116

116 108

108 1

-

08

a b c

6 2 1

108 239 4883 061

Bir sonraki sayıdan, b3 + 6abc çıkarılıp işleme yukarıdaki gibi devam edilir.

b3 + 6abc = 23 + 6 x 6 x 2 x 1= 80

83 – 80 = 3

3 108

0 0

3

a b c

6 2 1 0

108 239 483 3061

Bir sonraki sayıdan 3ac2 + 3b2c çıkarılarak işleme devam edilir.

3ac2 + 3b2c = 3 x 6 x 12 + 3 x 22 x 1 = 30

30 – 30 = 0

0 108

0 0

0

a b c

6 2 1 0 0

108 239 483 0061

Bir sonraki sayıdan 3bc2 çıkarılarak işleme devam edilir.

3bc2 = 3 x 2 x 12 = 6

06 – 6 = 0

0 108

0 0

0

a b c

6 2 1 0 0 0

108 239 483 0601

Bir sonraki sayıdan c3 çıkarılarak işleme devam edilir.

c3 = 13 = 1

01 – 1 = 0

0 108

0 0

0

Kalan 0 olduğu için küpkök içindeki sayı, tam küptür. Küpkök içindeki sayı üç gruptan oluştuğu için, çizginin üstindeki sayılardan ilk üçü, istenilen sonuçtur.

Dolayısıyla = 621’dir.

İşlem sıralamasına dikkat edersek , başlangıçta sol baştaki gruba eşit yada en yakın olan küçük sayının kübünü çıkarıp, bölene bölüyoruz. Daha sonra sırasıyla,

3ab2

b3 + 6abc

3ac2 + 3b2c

3bc2

c3

çıkarmalarını yapıyoruz.

Örnek 2:

= ? ( virgülden sonra üç basamağa kadar )

312,0000….. ( virgülden sonra istediğimiz kadar 0 yazabiliriz. )

a

6

3 x 62 312, 00000 (63 = 216 )

312 – 216 = 96 ( bir sonraki grubun önüne yazılacak. )

a

6

3 x 62 312, 9600000

Elde ettiğimiz sayı bölene bölünüp, bölüm çizginin yukarasına, kalan, bir sonraki sayının önüne yazılır.

960 108

864 8

-

96

a b

6, 8

108 312, 0960000

960 – 3ab2 = 960 – 3 x 6 x 82

= 960 – 1152

= -192

Sonuç negatif çıktığı için bir önceki bölümün değerini bir azaltırız. ( 8 iken 7 olacak. )

960 108

756 7

-

204

a b

6, 7

108 312, 02040000

2040 – 3ab2 = 2040 – 3 x 6 x 72

= 2040 – 882

= 1158

Bir sonraki işlemde sonucun tekrar negatif çıkmasını engellemek için 8 yazıyoruz.

1158 108

864 8

-

294

a b c

6, 7 8

108 312, 00294 000

2940 – (b3 + 6abc) = 2940 – (73 + 6 x 6 x 7 x 8)

= 2940 – 2359

= 581

581 108

216 2

-

365

a b c

6, 7 8 2

108 312, 00036500

Küpkökün sonucunu virgülden sonra üç basamağa kadar bulduk.

O halde = 6,782’dir.

Örnek 3:

= ?

1 354, 067 ( Bu durumda sol baştaki iki grubu birleştirebiliriz. Size tavsiyem 20’ye kadar sayıların karesini ve küpünü ezberleyin. Bu bize karekök ve köpkök bulmada çok yardımcı olur. )

a

11,

3x112 1354, 067 (113 = 1331 )

1354 – 1331 = 23

a

11,

363 1354, 23067

230, 363’e bölünmediği için, çizginin yukarısındaki sayının yanına bir 0 yazıp, gruptaki diğer sayıyı 230’dan sonraki sayıyıda yazıp bölme işlemini tekrar yapıyoruz.

230 363

0

-

230

a

11, 0

363 1354, 23067

2306 363

2178 6

-

128

a b c

11, 0 6

363 1354, 061287

O halde = 11, 06’dır.

Örnek 4:

= ?

6 225 535 (Sol baştaki iki grubu birleştirelim)

a

18

3x182 6225 535 (183 = 5832 )

6225 – 5832 = 393

a

18

972 6225 393535

3935 972

3

-

1019

a b

18 3,

972 6225 5101935

10193 – 3ab2 = 10193 – 3 x 18 x 32

= 10193 – 486

= 9707

9707 972

8748 9

-

959

a b c

18 3, 9

972 6225 539595

9595 – (b3 + 6abc) = 9595 – (33 + 6 x 18 x 3 x 9)

= 9595 – 2943

= 6652

6652 972

5832 6

-

820

a b c

( İşlemler sonunda küpkök içindeki sayılar biterse sonuna istediğimiz kadar 0 yazabiliriz )

18 3, 9 6

972 6225 5358200

O halde = 183, 96’dır.

Sol baştaki grup küçük olduğunda işlemi yapmak zorlaşır. O yüzden sol baştaki grubu 23, 33, 43, 53 vb sayılarla çarpıp en sonda hangi sayıyıla çarptıysak o sayının tabanındaki sayıya ( 2, 3, 4, 5 ….) böleriz.

Örnek 5:

= ?

3, küçük olduğu için 53 ile çarpalım. ( Burada 53 keyfi kullanılmıştır, isterseniz başka bir sayı kullanabilirsiniz. )

3 x 53 = 3 x 125 = 375

Soru bu durumda 375 = ? şekline geldi.’i bulup, sonucu 5’e böleceğiz.

a

7

3x72 375, 0000 (73 = 343 )

375 – 343 = 32

a

7

147 375, 320000

320 147

294 2

-

26

a b

7, 2

147 375, 026000

260 – 3ab2 = 260 – 3 x 7 x 22

= 260 – 84

= 176

176 147

147 1

-

29

a b c

7, 2 1

147 375, 002900

290 – (b3 + 6abc) = 290 – (23 + 6 x 7 x 2 x 1)

= 290 – 92

= 198

198 147

147 1

-

51

a b c

7, 2 1 1

147 375, 000510

510 – (3ac2 + 3b2c ) = 510 – (3 x 7 x 12 + 3 x 22 x 1 )

= 510 – 33

= 473

473 147

294 2

-

179

a b c

7, 2 1 1 2

147 375, 00001790

= 7,2112’dir.

’ü bulmak için elde ettiğimiz sayıyı 5’e bölelim.

7,2112 ¸ 5 = 1,44224

O halde = 1,44224’tür.

Örnek 6:

= ?

Kök içindeki sayıyı 53 ile çarpalım.

10 x 53 = 1250

’i bulup, sonucu 5’e böleceğiz.

a

10

3x102 1250, 0000 (103 = 1000 )

1250 – 1000 = 250

a

10

300 1250, 2500000

2500 300

2100 7

-

400

a b

10, 7

300 1250, 04000000

4000 – 3ab2 = 4000 – 3 x 10 x 72

= 4000 – 1470

= 2530

2530 300

2100 7

-

430

a b c

10, 7 7

300 1250, 00430000

4300 – (b3 + 6abc) = 4300 – (73 + 6 x 10 x 7 x 7)

= 4300 - 3283

= 1017

1017 300

600 2

-

417

a b c

10, 7 7 2

300 1250, 00041700

4170 – (3ac2 + 3b2c ) = 4170 – (3 x 10 x 72 + 3 x 72 x 7 )

= 4170 - 2499

= 1671

1671 300

300 1

-

1371

a b c

10, 7 7 2 1

300 1250, 000013710

= 10,7721’dir.

’u bulmak ,için 5’e bölelim.

10,7721¸ 5 = 2,15442

O halde = 2,15442’dir.

Örnek 7:

= ?

2 744 ( iki basamaklı )

a

1

3 x12 2 744 (13 = 1 )

2 – 1 = 1

a

1

3 2 1744

17 3

12 4

-

5

a b

1 4

3 2 7544

54 – 3ab2 = 54 – 3 x 1 x 42

= 54 – 48

= 6

6 3

0

-

6

a b c

1 4, 0

3 2 7464

64– (b3 + 6abc) = 64 – (43 + 6 x 1 x 4 x 0)

= 64 – 64

= 0

O halde = 14’tür.

Örnek 8:

= ?

17 576 ( iki basamaklı )

a

2

3 x22 17 576 (23 = 8 )

17 – 8 = 9

a

2

12 17 9576

95 12

72 6

-

23

a b

2 6

12 17 52376

237 – 3ab2 = 237 – 3 x 2 x 62

= 237 – 216

= 21

21 12

0

-

21

a b c

2 6 0

12 17 57216

216– (b3 + 6abc) = 216 – (63 + 6 x 2 x 6 x 0)

= 216 – 216

= 0

O halde = 26’dır.

Örnek 9:

= ?

34 012 224 ( üç basamaklı )

a

3

3 x32 34 012 224 (33 = 27 )

34 – 27 = 7

a

3

27 34 7012 224

70 27

54 2

-

16

a b

3 2

27 34 01612 224

161 – 3ab2 = 161 – 3 x 3 x 22

= 161 – 36

= 125

125 27

108 4

-

17

a b c

3 2 4,

27 34 01172 224

172– (b3 + 6abc) = 172 – (23 + 6 x 3 x 2 x 4)

= 172 – 1525

= 20

20 27

0

-

20

a b c

3 2 4, 0

27 34 012202 24

202 – (3ac2 + 3b2c ) = 202 – (3 x 3 x 42 + 3 x 22 x 4 )

= 202 - 192

= 10

10 27

0

-

10

a b c

3 2 4, 0 0

27 34 012 21024

102 - 3bc2 = 102 – 3 x 2 x 42

= 102 – 96

= 6

6 27

0

-

6

a b c

3 2 4, 0 0 0

27 34 012 2264

64 – c3 = 64 - 43

= 64 – 64

= 0

0 27

0

-

0

a b c

3 2 4, 0 0 0 0

27 34 012 2264

O halde = 324’tür.

Örnek 10:

= ?

102 ( bir basamaklı )

a

4

3 x42 102, 0000 (43 = 64 )

102 – 64 = 38

a

4,

48 102, 380000

380 48

288 6

-

92

a b

4, 6

48 102, 092000

920 – 3ab2 = 920 – 3 x 4 x 62

= 920 – 432

= 488

488 48

336 7

-

152

a b c

4, 6 7

48 102, 0015200

1520– (b3 + 6abc) = 1520 – (63 + 6 x 4 x 6 x 7)

= 1520 – 1224

= 296

296 48

2

-

200

a b c

4, 6 7 2

48 102, 0002000

2000 – (3ac2 + 3b2c ) = 2000 – (3 x 4 x 72 + 3 x 62 x 7 )

= 2000 – 1344

= 656

656 48

144 3

-

512

Buradaki işlemlerde, bölümün küçük alınmasının nedeni bir sonraki işlemlerin sonucunun pozitif çıkmasıdır.

a b c

4, 6 7 2 3

48 102, 0002000

O halde = 4,6723’tür.

Örnek 11:

= ?

39 304 ( iki basamaklı )

a

3

3 x32 39 304 (33 = 27 )

39 – 27 = 12

a

3

27 39 12304

123 27

108 4

-

15

a b

3 4

27 39 31504

150 – 3ab2 = 150 – 3 x 3 x 42

= 150 – 144

= 6

6 27

0

-

6

a b c

3 4 0

27 39 3064

64– (b3 + 6abc) = 64 – (43 + 6 x 3 x 4 x 0)

= 64 – 64

= 0

0 48

0

-

0

a b c

3 4 0 0

27 39 304

O halde = 34’tür.

Örnek 12:

= ?

84 027 672 ( üç basamaklı )

a

4

3 x42 84 027 672 (43 = 64 )

84 – 64 = 20

a

4

48 84 20027 672

200 48

144 3

-

56

a b

4 3

48 84 05627 672

562 – 3ab2 = 562 – 3 x 4 x 32

= 562 – 108

= 454

454 48

384 8

-

70

a b c

4 3 8,

48 84 02707 672

707– (b3 + 6abc) = 707 – (33 + 6 x 4 x 3 x 8)

= 707 – 603

= 104

104 48

0

-

104

a b c

4 3 8, 0

48 84 027 104672

1046 – (3ac2 + 3b2c ) = 1046 – (3 x 4 x 82 + 3 x 32 x 8 )

= 1046 – 984

= 62

62 48

0

-

62

a b c

4 3 8, 0 0

48 84 027 66272

627 - 3bc2 = 627 – 3 x 3 x 82

= 627 – 576

= 51

51 48

0

-

51

a b c

4 3 8, 0 0 0

48 84 027 67512

512 – c3 = 512 - 83

= 512 – 512

= 0

0 48

0

-

0

a b c

4 3 8, 0 0 0 0

48 84 027 672

O halde = 438’dir.

Örnek 13:

= ?

86 350 888 ( üç basamaklı )

a

4

3 x42 86 350 888 (43 = 64 )

86 – 64 = 22

a

4

48 86 22350 888

223 48

192 4

-

31

a b

4 4

48 86 33150 888

315 – 3ab2 = 315 – 3 x 4 x 42

= 315 – 192

= 123

123 48

96 2

-

27

a b c

4 4 2,

48 86 35270 888

270– (b3 + 6abc) = 270 – (43 + 6 x 4 x 4 x 2)

= 270 – 256

= 14

14 48

0

-

14

a b c

4 4 2, 0

48 86 350 14888

148 – (3ac2 + 3b2c ) = 148 – (3 x 4 x 22 + 3 x 42 x 2 )

= 148 – 144

= 4

4 48

0

-

4

a b c

4 4 2, 0 0

48 86 350 8488

48 - 3bc2 = 48 – 3 x 4 x 22

= 48 – 48

= 0

0 48

0

-

0

a b c

4 4 2, 0 0 0

48 86 350 8808

08– c3 = 08 - 23

= 08 – 8

= 0

0 48

0

-

0

a b c

4 4 2, 0 0 0 0

48 86 350 888

O halde = 442’dir.

Küpkökün tam kısmının dört basamaklı olduğu durumudaki bağıntımızı sistematikleştirelim.

(a+b+c+d)3 =a3 + 3a2b + 3ab2 + 3ac2 + 6abc + b3 + 3a2d + 6abd + 3ac2 + 3b2c + 6acd + 3bc2 + 3b2d + 6bcd + 3ad2 + c3 + 3bd2 + 3c2d + 3cd2 +d3

Burada basamaklar soldan sağa doğru;

1. rakam à a3

2. rakam à 3a2b

3.rakam à 3ab2 + 3ac2

4. rakam à 6abc + b3 + 3a2d

5. rakam à 6abd + 3ac2 + 3b2c

6.rakam à 6acd + 3bc2 + 3b2d

7. rakam à 6bcd + 3ad2 + c3

8. rakam à 3bd2 + 3c2d

9. rakam à 3cd2

10. rakam à d3

işlemleriyle ifade edilir.

Başlangıç için daha önceden kullandığımız mantığı kullanacağız. Çıkarma sıralaması ise ;

3ab2

6abc + b3

6abd + 3ac2 + 3b2c

6acd + 3bc2 + 3b2d

6bcd + 3ad2 + c3

3bd2 + 3c2d

3cd2

d3

şeklindedir.

Üç basamaklı küpkök için d= 0 alınırsa bir önceki işlemlerde elde edilen çıkarmalar bulunur.

Örnek 1:

= ?

11 360 276 992 ( dört basamaklı )

a

2

3 x22 11 360 276 992 (23 = 8 )

11 – 8 = 3

a

2

12 11 3360 276 992

33 12

24 2

-

9

a b

2 2

12 11 3960 276 992

96 – 3ab2 = 96 – 3 x 2 x 22

= 96 – 24

= 72

72 12

48 4

-

24

a b c

2 2 4

12 11 36240 276 992

240 – (6abc + b3 ) = 240 – (6 x 2 x 2 x 4 + 23 )

= 240 – 104

= 136

136 12

96 8

-

40

a b c d

2 2 4 8

12 11 360 40276 992

402 – (6abd + 3ac2 + 3b2c ) = 402 – ( 6 x 2 x 2 x 8 + 3 x 2 x 42 + 3 x 22 x 4)

= 66

66 12

0

-

66

a b c d

2 2 4 8 0

12 11 360 26676 992

407 – (6acd + 3bc2 + 3b2d ) = 407 – (6 x 2 x 4 x 8 + 3 x 2 x 42 + 3 x 22 x 8)

= 91

91 12

0

-

91

a b c d

2 2 4 8 0 0

12 11 360 27916 992

916 – (6bcd + 3ad2 + c3 ) = 916 – ( 6 x 2 x 4 x 8 + 3 x 2 x 82 + 43 )

= 84

84 12

0

-

84

a b c d

2 2 4 8 0 0 0

12 11 360 276 84992

849 – (3bd2 + 3c2d ) = 849 – (3 x 2 x 82 + 3 x 42 x 8 )

= 81

81 12

0

-

81

a b c d

2 2 4 8 0 0 0 0

12 11 360 276 98192

819 – 3cd2 = 819 – 3 x 4 x 82

= 51

51 12

0

-

51

a b c d

2 2 4 8 0 0 0 0 0

12 11 360 276 99512

512 – d3 = 512 – 83

= 0

O halde = 2248’dir.

Örnek 2:

= ?

11 329 982 936 ( dört basamaklı )

Sol baştaki iki grubu birleştirelim.

11329 982 936

a

22

3 x222 11329 982 936 (223 = 10648 )

11329 – 10648 = 681

a

22

1452 11329 681982 936

6819 1452

5808 4

-

1011

a b

22 4

1452 11329 9101182 936

10118 - 3ab2 = 10118 – 3 x 22 x 42

= 10118 - 1056

= 9062

9062 1452

8712 6

-

350

a b c

22 4 6

1452 11329 983502 936

3502 – (6abc + b3 ) = 3502 – (6 x 22 x 4 x 6 + 43 )

= 3502 – 3232

= 270

270 1452

0

-

270

a b c d

22 4 6 0

1452 11329 982 270936

2709 – (6abd + 3ac2 + 3b2c ) = 2709 – ( 6 x 22 x 4 x 0 + 3 x 22 x 62 + 3 x 42 x 6)

= 45

45 1452

0

-

45

a b c d

22 4 6 0 0

1452 11329 982 94536

453 – (6acd + 3bc2 + 3b2d ) = 453 – (6 x 22 x 6 x 0 + 3 x 4 x 62 + 3 x 42 x 0)

= 21

21 1452

0

-

21

a b c d

22 4 6 0 0

1452 11329 982 93216

216 – (6bcd + 3ad2 + c3 ) = 216 – ( 6 x 4 x 6 x 0 + 3 x 22 x 02 + 63 )

= 0

0 12

0

-

0

O halde = 2246’dir.

Örnek 3:

= ?

12 390 535 144 ( dört basamaklı )

a

2

3 x22 12 390 535 144 (23 = 8 )

12 – 8 = 4

a

2

12 12 4390 535 144

43 12

36 3

-

7

a b

2 3

12 12 3790 535 144

79 – 3ab2 = 96 – 3 x 2 x 32

= 25

25 12

12 1

-

13

a b c

2 3 1

12 12 39130 535 144

130 – (6abc + b3 ) = 130 – (6 x 2 x 3 x 1 + 33 )

= 67

67 12

48 4

-

19

a b c d

2 3 1 4

12 12 390 19535 144

195 – (6abd + 3ac2 + 3b2c ) = 195 – ( 6 x 2 x 3 x 4 + 3 x 2 x 12 + 3 x 32 x 1)

= 18

18 12

0

-

18

a b c d

2 3 1 4 0

12 12 390 51835 144

183 – (6acd + 3bc2 + 3b2d ) = 183 – (6 x 2 x 1 x 4 + 3 x 3 x 12 + 3 x 32 x 4)

= 18

18 12

0

-

18

a b c d

2 3 1 4 0 0

12 12 390 53185 144

185 – (6bcd + 3ad2 + c3 ) = 185 – ( 6 x 2 x 3 x 4 + 3 x 2 x 42 + 13 )

= 16

16 12

0

-

16

a b c d

2 3 1 4 0 0

12 12 390 535 16144

161 – (3bd2 + 3c2d ) = 161 – (3 x 3 x 42 + 3 x 12 x 4 )

= 5

5 12

0

-

5

a b c d

2 3 1 4 0 0 0

12 12 390 535 1544

54 – 3cd2 = 54 – 3 x 1 x 42

= 6

6 12

0

-

6

a b c d

2 3 1 4 0 0 0 0

12 12 390 535 1464

64 – d3 = 64 – 43

= 0

O halde = 2314’dir.

Sol baştaki iki grubu bir grup gibi düşünerek işlemi tekrar yapalım.

12390 535 144

a

23

3 x232 12390 535 144 (233 = 12167 )

12390 – 12167 = 223

a

23

1587 12390 223535 144

2235 1587

1587 1

-

648

a b

23 1

1587 12390 564835 144

6483 - 3ab2 = 6483 – 3 x 23 x 12

= 6414

6414 1587

6348 4

-

66

a b c

23 1 4

1587 12390 53665 144

665 – (6abc + b3 ) = 665 – (6 x 23 x 1 x 4 + 13 )

= 112

112 1587

0

-

112

a b c d

23 1 4 0

1587 12390 535 112144

1121 – (6abd + 3ac2 + 3b2c ) = 1121 – ( 6 x 23 x 1 x 0 + 3 x 23 x 42 + 3 x 12 x 4)

= 5

5 1587

0

-

5

a b c d

23 1 4 0 0

1587 12390 535 1544

54 – (6acd + 3bc2 + 3b2d ) = 54 – (6 x 23 x 4 x 0 + 3 x 1 x 42 + 3 x 12 x 0)

= 6

6 1587

0

-

6

a b c d

23 1 4 0 0 0

1587 12390 535 1464

64 – (6bcd + 3ad2 + c3 ) = 64 – ( 6 x 1 x 4 x 0 + 3 x 23 x 02 + 43 )

= 0

0 12

0

-

0

O halde = 2314’tür.

Örnek 4:

= ?

76 874 051 008 ( dört basamaklı )

a

4

3 x42 76 874 051 008 (43 = 64 )

76 – 64 = 12

a

4

48 76 12874 051 008

128 48

96 2

-

32

a b

4 2

48 76 83274 051 008

327 – 3ab2 = 327 – 3 x 4 x 22

= 279

279 48

240 5

-

39

a b c

4 2 5

48 76 87394 051 008

394 – (6abc + b3 ) = 394 – (6 x 4 x 2 x 5 + 23 )

= 146

146 48

96 2

-

50

a b c d

4 2 5 2

48 76 874 50051 008

500 – (6abd + 3ac2 + 3b2c ) = 500 – ( 6 x 4 x 2 x 2 + 3 x 4 x 52 + 3 x 22 x 5)

= 44

44 48

0

-

44

a b c d

4 2 5 2 0

48 76 874 04451 008

445 – (6acd + 3bc2 + 3b2d ) = 445 – (6 x 4 x 5 x 2 + 3 x 2 x 52 + 3 x 22 x 2)

= 31

31 48

0

-

31

a b c d

4 2 5 2 0 0

48 76 874 05311 008

311 – (6bcd + 3ad2 + c3 ) = 311 – ( 6 x 2 x 5 x 2 + 3 x 4 x 22 + 53 )

= 18

18 48

0

-

18

a b c d

4 2 5 2 0 0 0

48 76 874 051 18008

180 – (3bd2 + 3c2d ) = 180 – (3 x 2 x 22 + 3 x 52 x 2 )

= 6

6 48

0

-

6

a b c d

4 2 5 2 0 0 0 0

48 76 874 051 0608

60 – 3cd2 = 60 – 3 x 5 x 22

= 0

0 12

0

-

0

a b c d

4 2 5 2 0 0 0 0 0

48 76 874 051 0008

08 – d3 = 08 – 23

= 0

O halde = 4252’dir.

Sol baştaki iki grubu bir grup gibi düşünerek işlemi tekrar yapalım.

76874 051 008

a

42

3 x422 76874 051 008 (423 = 74088 )

76874 – 74088 = 2786

a

42

5292 76874 2786051 008

27860 5292

26460 5

-

1400

a b

42 5

5292 76874 0140051 008

14005 - 3ab2 = 14005 – 3 x 42 x 52

= 10855

10855 5292

10584 2

-

271

a b c

42 5 2

5292 76874 052711 008

2711 – (6abc + b3 ) = 2711 – (6 x 42 x 1 x 4 + 13 )

= 66

66 5292

0

-

66

a b c d

42 5 2 0

5292 76874 05166008

660 – (6abd + 3ac2 + 3b2c ) = 660 – ( 6 x 42 x 5 x 0 + 3 x 42 x 22 + 3 x 52 x 2)

= 6

6 5292

0

-

6

a b c d

42 5 2 0 0

5292 76874 051 0608

60 – (6acd + 3bc2 + 3b2d ) = 60 – (6 x 42 x 2 x 0 + 3 x 5 x 22 + 3 x 52 x 0)

= 0

0 5292

0

-

0

a b c d

42 5 2 0 0 0

5292 76874 051 0008

08 – (6bcd + 3ad2 + c3 ) = 08 – ( 6 x 5 x 2 x 0 + 3 x 42 x 02 + 23 )

= 0

0 5292

0

-

0

O halde = 4252’dir.

AddThis Social Bookmark Button
 
Hızlı Okuma Teknolojisi

 Bir kişi elindeki kitabı üç gün içinde bitirmek zorundaysa ve bundan sınav ya da sözlü olacaksa hızlı okuma tekniklerine ihtiyacı var demektir. Bir yönetici ofiste yığılmış dosyalar içinde kaybolmuşsa, sıradan bir okuma gönüllüsü gündemdeki bir kitabı almış ve haftalardır masasında durduğu halde bitiremiyorsa bütün bu kişilerin de hızlı okuma tekniklerine ihtiyacı var demektir. Hızlı okuma tekniklerini artık duymayanımız kalmamıştır. Her geçen gün konuyla ilgili sayısız kitap çıkıyor, seminer veriliyor.  Murat Tunalı murattunali@hotmail.com

AddThis Social Bookmark Button
 
3 Dikkat Yasası

Donald Latumahina

1- Dikkat sınırlı bir kaynaktır: Dikkat tıpkı para gibi sınırlı bir kaynaktır. Harcamak üzere belirli düzeyde dikkate sahibiz. Fazla harcarsak dikkatimiz belirli bir süre sonra tükenir. “Dikkatim dağıldı, dikkatimi veremiyorum…” ifadeleri bu yasanın sonucudur.

2- Dikkat kendi kendini besler, güçlendirir: Bir şeye ne kadar çok dikkat edersek, o şey bize o kadar dikkat çekici gelir. Eğer dikkatimizi pozitif bir eyleme yönlendirirsek, iyi huylu bir döngü oluşur. Ta ki dikkatimizin bu eylem tarafından tamamen emildiği bir akış sağlanana dek… Bu akış evresinde dikkat öyle yüksek bir noktaya ulaşır ki, bir sonraki adımda tüm dikkat tükenecek, geriye hiç kalmayacaktır. Bu nokta, belirli bir zamanda elde edebileceğimiz maksimum verimlilik düzeyidir. Diğer yandan, eğer dikkatimizi negatif bir eyleme yönlendirirsek, bu kez fasit bir daire oluşur. Öyle bir daire ki, müthiş sıkıntılı durumlarla, hatta depresyonla karşılaşana dek devam eden...

3- Dikkat arttıkça, yönelinen şeye göre başarı ihtimali ya zirveye çıkar ya da dibe vurur: Odaklanmanın gücü diye bir şey duydunuz mu hiç? Odaklanma başlı başına bir güç kaynağıdır. Bir şeye ne kadar odaklanırsak, onu başarma şansımız o kadar yüksektir. Peki, odaklanma nedir? Bence odaklanma, bir şey üzerine, daha çok ve daha da çok dikkat kesildiğimiz ve bunun dikkatin kendi kendini güçlendirip desteklediği, o şey tarafından absorbe edilinceye dek devam ettiği bir zihinsel süreçtir. Bu süreç pozitif ve negatif uçlarda sonuçlar doğurur. İyi şeye yönelen dikkat yüksek başarıyı müjdelerken, kötü şeylere yönelen dikkat felakete sürükler. Olumsuz bir şeye başlangıçta yönelttiğimiz ufacık dozda bir dikkat bile kendini zaman içinde güçlendirir ve yukarıda da belirttiğimiz gibi fasit bir daire oluşturur. Bu da bizi, hiç farkında olmasak da kötü alışkanlıklara, bağımlılıklara, hatta depresyona sürükler.

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Tanrı ile Çiftçinin Öyküsü

Çok becerikli bir çiftçi, halkın ihtiyacı kadar ürün alamayınca üzüntüsünden Tanrı'ya sitem etmiş:

"Sen Tanrısın; Dünya'yı ve biz kullarını da sen yarattın. Bir yıl süre ile beni aksiliklerden koru. Sonunda evrende hiç yoksulluk kalmadığını göreceksin."

Tanrı, çiftçiye bir yıl süre tanımış. Çiftçinin koşulları çok ağırmış. Fırtına olmayacak, yağmur yağmayacak, tohumları yiyen böcekler olmayacak, şiddetli rüzgar esmeyecek... Uyumlu, düzenli, sorundan yoksun bir yıl olacak...

Yıl sonunda, başaklar öylesine uzamış ki, çiftçi çok sevinmiş. Güneş istemiş, Tanrı güneşi de emrine pervane etmiş. Yağmur istemiş, anında yağmur yağmış. Kesilmesini istediğinde ise gökyüzü kurumuş. Ürün bolluğu açısından mucizevi bir yıl yaşanmış. Ne var ki, yalnızca nicelik açısından mucizevi... Çiftçi Tanrı'ya kasılarak şunları söylemiş:
"Önce bol ürün yetiştirdik ki, insanoğlu on yıl süre ile hiç çalışmasa bile, bundan böyle dünya üzerinde hiç açlık olmayacak"

Ama mahsül biçildiğinde ürünlerin kof olduğu anlaşılmış... İçerisinde tek bir arpa, tek bir buğday tanesi yokmuş...

Çiftçi şaşkınlıkla Tanrı'ya sormuş:

"Ne oldu? Aksilik nerede? Nerede yanıldım?"

"Çok Basit..." diye yanıtlamış Tanrı. "Mücadeleyi engelledin. Hiç sürtüşme yoktu. Tüm kötülüklerden, güçlüklerden arındırdın mahsülü. Bu nedenle kısır kaldı. Doğada her etkenin bir rolü vardır. Güçlük çekmeden meyve alınmaz. Fırtına, gök gürültüsü, sağanak, şimşek de gereklidir. Ürünün ruhunu, özünü dingin tutarlar."

Meselenin anlamı çok derindir. Sürekli mutlu... mutlu... mutluysan, mutluluk anlamını yitirir. Beyaz bir duvarın üstüne, bembeyaz bir tebeşirle yazı yazmak yararsızdır. Ne kadar yazsan da kimse bir şey okuyamaz. Gece, gündüz kadar gereklidir. Acı, üzüntü dolu günler; mutluluk, sevinç dolu günler kadar vazgeçilmezmiş. İşte bu gerçeği kavramak ta bilinçlenmektir.

O zaman sorgu sual biter. Bu yaşantının ritmidir. Çelişki ve ikilemleri kavramaktır. Yani yaşantının sırrını çözmektir. Eşyanın tabiatını özümsediğin, doğa kanununu çözümlediğin anda senin için gölge kalmaz. Mutsuzluk bile bu aşamaya varmış kişide ışık saçar. Üzüntünün bu türü düşmanın değil, dostundur. Onu, gerekli ve gidici bir arkadaş gibi sevgiyle taşı. İleri tarihteki bir mutluluğun habercisi olarak kabullen sıkıntıyı... Aksi taktirde yok olur, erir bitersin!

AddThis Social Bookmark Button
 
Büyüklerle Dalga Geçme Dersleri

Çocuk olmak ne kadar zor olabilir ki? Bazen çok zor olabilir…

Büyüklerin, büyümüşlerin bir türlü söylemekten sıkılmadığı, senin de duymak istemediğin o kadar çok ezbere söz var ki… Şimdi hazır ol! Eğlenceli bir yol arkadaşı ile tanışmak üzeresin: Büyüklerle Dalga Geçme Dersleri

Büyüklerle Dalga Geçme Dersleri, Melek Özlem Sezer’in yazdığı, Nuray Çiftçi’nin de resimlediği Can Yayınları’ndan çıkmış, meraklı bir kitap! Nasıl mı meraklı? Vallahi meraklı. Çok önemli konuları ısrarla, bir güzel irdeliyor.

Büyüklerle Dalga Geçme Dersleri, çocukluğumuzdan bu yana, bazen hâlâ, canımızı sıkan saçma sapan sorular silsilesini irdeliyor ve çocuklara bu sorulara karşı yol gösterici bir kılavuz oluyor. “Biz yaşadık, sizin de yaşamayacağınızı garantilemiyoruz fakat eğlenmenize yardımcı olmaya çalışabiliriz” denmiş ve yazılmış.

Biraz daha iyi anlatabilmek adına içinden benim en çok hoşuma giden kısımlarını paylaşacağım.

Çocukken, canınızı en çok sıkan soruları hatırlıyor musunuz?

“Anneni mi daha çok seviyorsun, babanı mı?”

Sorusu nasıl bir sorudur, ne amaçla sorulur, halen bilinmez. Biliyorsunuz değil mi bu soruyu? Yoksa, sizin de mi korkulu rüyalarınızdan biri… Peki siz bu soruya ne cevap veriyorsunuz? Yoksaaa, siz de mi cevap vermeden, hızlıca, bulunduğunuz yerden uzaya ışınlanmak istiyorsunuz?

Yazar diyor ki, size böyle bir soru sorulduğunda, hızlı bir karşı atakla ona benzer sorular sorabilirsiniz. Ki çok eğlenceli ve bir o kadar da mantıklı bir yol!

“Siz karınızı mı daha çok seviyorsunuz, yoksa annenizi mi?”

veya

“Tarkan mı daha yakışıklı, yoksa kocanız mı?

Çocuk zihnini alabora eden ve bir anda karın ağrısına sebep olan bu soruya benzer daha neler var neler!..

Misafirliğe gittiğiniz bir evi düşünün. Eve gelen herkesin avucunun içine serpiştirilen limon kolonyaları, nedense sadece sizin kafanıza dökülürdü. Sanki bayıldınız da biri sizi ayıltmaya çalışıyor… Derslerden biri bu konuya parmak basıyor ve diyor ki; ziyarette bulunduğunuz bir evde böyle bir eylemle karşı karşıya kalırsanız, limon kolonyasını kafanıza serpiştiren kişiye, ciddiyetle, sizin de, her ne kadar minik olsalar da birer ellerinizin olduğunu, ellerinizin içinde de avuçlarınız bulunduğunu ve kolonyayı buraya alabileceğinizi hatırlatabilirsiniz. Yine bu konuyla ilgili eğlenceli bir başka yolla da hatırlatmada bulunabilirsiniz. Nasıl mı? Şöyle ki, limon kolonyasını kafanıza serpiştiren kişiye, sırf bu hareketinden dolayı, artık buraya her ziyaretinizde kafanıza minik bir şemsiye takmayı düşündüğünüzden bahsedebilirsiniz. Bu tabloyu hayal eden kişi, ısrarlı eyleminden vazgeçebilir böylelikle.

Derslerden birinde bahsi geçen ve benim en çok işittiğim bir söz öbeği:

“Koşma düşersiiiiiiiiiin!!!”

Evet, sanmayın ki bu uyarı yalnızca çocuklara yapılıyor. Şimdi ben, evden çıkıp denize doğru koşayım, annem üşenmez, balkondan bağırır; “Kızım koşmaaa düşersiiiiin!” ve ne hikmetse, ağza pelesenk olmuş bu sözcük öbeği, sadece çocuklara değil, eşşek kadar insanlara da söyleniyor. Bıkmadan usanmadan…

Bırakın da koşalım. Bırakın da düşelim sevgili ebevynler. Koşmadan, düşülmez. Düşmeden dizlerde sıyrık olmaz. Dizlerdeki sıyrıklar olmadan büyünülmez. Büyümeden de birşeyler kendiliğinden öğrenilmez. Kendiliğinden öğrenilmeyen şeyler de sadece sizin birer kopyanız olmamıza sebep olur. Bırakın da çocuklarınız sizin birer kopyanız olmasın.

Büyüklerle Dalga Geçme Dersleri, öyle güzel, öyle eğlenceli bir kitap ki!.. Henüz çocuk olan, halen kendini çocuk hisseden herkesin okuyup, bir büyükle nasıl başedilebileceğini anlatan, kırıcı olmayan, yol gösterici bir arkadaş… Ama katiyen çok bilmiş değil.

Halen çocuk, hep de çocuk kalacak olan Tuğçe, keyifli okumalar diler!

 

yazan: Tuğçe Tuğ

AddThis Social Bookmark Button
 
BEDEN DİLİNİN ŞİFRELER



Vücut dilinin, insanların ruh halini ortaya koyduğunu ifade eden uzmanlara göre eller, bakışlar ve duruş, kişiliğin aynası oluyor. Kişilerin karşısındakine mesajı, yüzde 7 oranında sözlerle, yüzde 93 oranında ise ses ve beden diliyle verdiğini vurgulayan psikologlar, hangi hareketin ne anlama geldiğini ise şöyle ifade ediyor:

* İşaret parmağını kaldırıp konuşanlar, gizli bir şekilde karşısındakini tehdit eder. Elleri kenetli olanlar ise, genel bir olumsuzluk ya da hayal kırıklığı yaşadıkları mesajını verirler.

* Ellerini önde birleştirerek el pençe divan duran kişiler, karşısındakine ne isterseniz yaparım demek isterken, ellerin arkada birleşmesi ise kendine olan özgüveni, meydan okumayı anlatıyor.

* İnsanlarda elin çeneyi okşaması bir kimsenin karar verme sürecinde olduğunu gösterirken, dinleyen kişinin eli yanaktayken, başparmağı çene altındaysa karşısındakine eleştirel, hatta rekabetçi yaklaşımını sergiliyor.

* Diğer parmakların ağzı örtmesi ise, iki şeyin ipucu olarak nitelendirilirken, ''Benim söyleyeceklerim var'' veya ''Sana inanmıyorum'' olarak değerlendiriliyor.

* Vücut dilinde kişiler kendilerini güvende hissetmek için genelde masa, kürsü gibi bir yerin arkasında olmak istiyor. Eğer bu yoksa savunma güdülerini bacak bacak üzerine atarak ya da kolları kavuşturarak gösteriyorlar.

* Özellikle yabancı ortamlarda bulunanlar, kollarını kavuşturarak savunmaya geçiyor, bu sırada başparmaklarını dışarda bırakanlar ise, ''Savunmadayım ama rekabete hazırım'' mesajı veriyor.

Bacak mesajları

* Bacak bacak üstüne atmak ise, savunmanın diğer bir şekli. Daha çok kadınların tercih ettiği bu oturuş, içine kapanıklık ve savunmaya geçme duygusunun göstergesi kabul ediliyor. Kişi kabuğuna çekiliyor ve fikrini açıklamaya karar verdiğinde bacak bacak üzerine atmaktan vazgeçiyor.

* Bacağını dizden büküp diğerinin üzerine koyarak oturuş ise meydan okuma, hırs ve rekabetin işareti olurken, ayakları çapraz durumda olan kişilerin sakladıkları itirafları veya verebilecekleri tavizler bulunuyor.

* Yalan söyleyen kişiler ise, yüzüne dokunup, gözlerini kaçırıyor, erkeklerin büyük çoğunluğu yalan söylerken yakasıyla oynuyor ve gömleğini gevşetiyor.

 

Kaynak : Sabah

 

 

Bu yazılarımız da ilginizi çekebilir:


İLETİŞİM VE BEDEN DİLİ


BEDEN DİLİNİN ŞİFRELER


Hz. Peygamberin Beden Dili


İletişimde 40 Kere Maşallah Dedirtin


Siz Hangi Dilden Giyiniyorsunuz?


Yüz Okuma Sanatı: FİZYONOMİ


Beyninizi Çalıştıracak Gülümseten Sorular


Fotoğraflarda Daha İyi Çıkmak İçin…


Beden Dili Haritanızla Pozitif Bir İmaj Yaratın


Sen Adamı Gözünden Tanır mısın?


BEDEN DİLİ İLE İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLAR


Olumlu Bir İlk İzlenim Oluşturmanın Yolu Nereden Geçer?


Yalancının Beden Dili


Beden Dili Haritanızla Pozitif Bir İmaj Yaratın


Gözünden Adam Tanıma Tekniği


Kaliteli Yaşam İçin 18 Beden Dili Taktiği


Bir Söz Söyle, Ne Olduğunu Söyleyeyim


Beden Dili


Liderlerin Beden Dili


Bilinçaltının Gizli Dili Rüyalar


Yapay Değil Doğal Beden Dili


İletişimin Kalitesini Beden Diliniz Belirler


YIN&YANG İlkeleri Doğrultusunda Çin Yüz Okuma Sanatı


Yüz Okuma Sanatı FİZYONOMİ


Gerginlik Anları ve İletişim Modelleri


Eller ve Ellerin Kullanımı


Aşkın Beden Dili


Eğitimde Beden Dilinin Önemi


Sen SUS Bedenin Konuşsun!


AddThis Social Bookmark Button
 
ERGENLİKTE ERKEK ÇOCUK PSİKOLOJİSİ, Nasıl bir yaklaşım izlenmelidir?



ERGENLİKTE ERKEK ÇOCUK PSİKOLOJİSİ, Nasıl bir yaklaşım izlenmelidir?

Ergenlik dönemi, yaşamın belli kritik dönemlerindendir. Bu dönemde, fiziksel değişiklikler, bir hayli önemli boyuttadır. Bu dönemde yaşanan bedensel değişiklikler, gencin yaşı, kavrama ve farkındalık düzeyi yüksek olması nedeniyle iz bırakan değişikliklerdir. Bu değişikliklerin psikolojik yönden etkilemesi de yüksektir. Fiziksel değişikliklerden olan hormon değişiklikleri, doğrudan ya da dolaylı olarak gencin psikolojisini de etkilemektedir.


Genel anlamda genç kız ve genç erkeklerde bedensel değişiklikler, bu değişiklikleri kabullenememe, arkadaşlarıyla karşılaştırma, vücuduna özen gösterme, ya da özen göstermek istememe gibi durumlara sıkça rastlarız. Burada psikolojik duruma yansıyanlar ; gençlerde asabiyet, özellikle anne-babalara, öğretmenlere karşı tavır ve davranışlarda negatiflik öne çıkan özelliklerdir. Bu davranışlar karşısında yetişkinler de güç anlar yaşamaktadırlar.


Olumsuz davranışlar karşısında yetişkinler, genç erkeklerden daha fazla etkilenmektedirler. Ses tonu kullanımı, enerjinin ve şiddetin aktif olarak gösterilmesi, eşyalara, kendine ve çevreye zarar verebilme durumlarının yaşanması, iletişimi neredeyse koparma noktasına getirmektedir. Süreçten, gençler ve aileleri olumsuz etkilenmektedir.

Aileler daha çok erkek ergenlerde yaşanan asabi, sinirli durumlar karşısında nasıl bir tutum sergilemelidir?

Aileler, iyi, huzurlu bir aile ortamı sağlamalıdır. Kararlar birlikte alınmalıdır. Genç ne aşırı korumacı ne de aşırı baskılayıcı tutumla karşı karşıya kalmalıdır. Ancak, sınırlar iyi belirlenmelidir.


Erkek ergenlerde içe kapanma durumu sıkça yaşanır. Duygu ve düşünceler kendine saklanır. Özellikle aile bireyleri bu konulardan oldukça uzak tutulur. İçte yaşanan gerginlikler gencin odasında yaşanır, taşkınlıklar ise oda dışındadır, genellikle...

Aileler, gerektiğinde uzmanlardan yardım almalı, aralarındaki ilişkiyi bozmamalı ve iletişimlerini sağlamlaştırılmalıdırlar.

Aileler, ev ortamının erkek ergen tarafından tercih edilebilecek özellikler taşımasına dikkat etmeli, spor için gerekli destek verilmeli ve uygun arkadaş çevresi oluşturmaya yardımcı olunmalıdır. Arkadaşların olumsuz yönleri ortaya konmamalıdır. Anne-baba empati yaparak, sabırlı olmaya çalışmalıdır. Gencin yanlış yapabilmesine hak tanınmalı, onların deneyerek öğrenmelerine engel olunmamalıdır. Denge iyi oturtulmalı, büyük olabilecek yanlışlar için uzlaşma sağlanmalıdır.


Ailede gence önem verildiği, gencin kendisinin önemli olduğu hissettirilmelidir. Bununla birlikte ailede HER BİREYİN özel ve önemli olduğu hissettirilmelidir.
Ailede ilişkiler, küçük yaşlardan itibaren sıcak, anne-baba tutumlarının dengeli olacak şekilde sağlandığı, tutarlı, ilgili, destek, yardımsever tarzda olmalı ve devam ettirilmelidir.Gençten beklentiler aşırı olmamalıdır.
Aile ortamında, kadın ve erkeğe verilen değer demokratik olmalı, erkeğe artı bir değer, çok özel bir konumlama yaratılmamalıdır. Bu konuda, anne ve baba ilişkileri ile model olmalıdır.
Çay, kahve, kola tüketimi azaltılarak, ıhlamur, su, ayran gibi içecekler tercih edilmesi yönünde fikir birliğine varılmalıdır. Hiç değilse evde yavaş yavaş bu tür içecekler öne çıkarılabilir.
Bilgisayar oyunları, internet kullanımı yine fikir birliği ile gece uykusundan uzunca zaman önce terkedilmiş olmalıdır.
Akşam saatlerinde ılık bir duş alınarak rahatlama sağlanmalı, rahatlatıcı, hafif bir müzik sesiyle uykuya geçilebilmelidir.
Gencin taşkın, sinirli olduğu zaman yetişkinler diyaloğa girmemeli; rahat bırakmalı, daha sonra konu ÖZEN göstererek ele alınmalıdır.

ÖZNUR SİMAV

AddThis Social Bookmark Button
 
Yeni Bir Kavram: Farkındalık Hipnozu

Zihinsel Detoks kavramından sonra şimdi de önemli bir sonucu ortaya çıkaracak yeni bir kavramı daha kullanıma sunuyoruz. FARKINDALIK Hipnozu.

 

Son zamanlarda çok kullanılan farkına varmak, farkındalık, kavramak ve benzeri kavramlar farkında olmadığımız sonuçlara yol açıyorlarsa? Daha da önemlisi her şeyin farkına varmaya çalışırken kişi farkında olmadan kendini koruyamaz hale geliyor ve yeniden yeni tehlikelerle karşılaşıyorlarsa? İşte bu aşağıda açıklanacak olan FARKINDALIK Hipnozu olarak ortaya çıkmaktadır.

 

Öncelikle şunu ifade etmek gerekiyor. Türk insanının Hipnoz'a değil uyandırılmaya ihtiyacı var. Çok çeşitli nedenlerden dolayı uzun zamandır hipnoz altında yaşıyor. Hipnoz altında yaşayan bir kişiyi hipnotize etmek tabii ki mümkün olmayacaktır. Bir çok hipnoz çeşidi var. Uzun yol Hipnozu, futbol hipnozu, siyaset hipnozu, tarikat hipnozu, taraftarlık hipnozu, sınav hipnozu, aşk hipnozu, tenis hipnozu, şarkılarda ve dilerde yaşanan hipnozlar ve daha binlercesi.

Herkesin çok merak ettiği hipnozu açıklamak gerekirse beş duyudan 4'ünün içe kapanması bir duyunun ise dış dünyaya açık kalmasıdır.  Böylece kişi dış dünyaya açık olan duyu organı vasıtası ile aldığı bilgileri zihinsel olarak gerçekleştirmeye başlar. Yazılanlara bakıldığında kişinin vücudunun ağırlaşması, göz kapaklarını açamaz hale gelmesi,  dışarıdan kendisine verilen uyarıların içsel sonuçlarını takip edebilmesidir. Nature of Hypnosis kitabında bu durum detayları ile açıklanmaktadır.

Ancak Türk insanını transa geçirmek pek mümkün olmamaktadır. Yukarıda da bahsedildiği gibi yaşanan sosyal, siyasal, ekonomik krizlerin etkisi ile ve daha da önemlisi geçmişte yaşadıkları tecrübelerin farkında olmadıkları etkisi ile Türk insanı farkında olmadığı birçok hipnoz altında yaşamaktadır. Diziler ve dizilerde çalınan arka plan müzikleri de bu yapıya biraz daha katkıda bulunmaktadır. Futbol maçını seyreden kişilerin özellikle fanatik taraftarların daha sonra maç üzerinde konuştuklarında benzer durumlar ortaya çıkmaktadır. "Kendimde değildim, onu nasıl yaptığımı bilmiyorum" cümleleri de bu durumun kelimelerle ifade edilen halidir.

Bütün bunların dışında bir çok kanaldan aktarılan bilgilerde ise "farkındalık" kavramı öne çıkmaktadır. Farkındalık tabii ki önemli ancak bunu her an sürdürülmeye çalışılması Farkındalık Hipnozu'nu ortaya çıkarmakta ve kişinin birtakım tehlikeler altında kalmasını sağlamaktadır. Farkındalık sadece ve sadece kişinin kendisini koruma süreçlerinde gereklidir. Bunun dışında ortada tehlike yokken tehlike varmış gibi davranmak güvercin ürkekliğinde bir tavrı ortaya çıkaracaktır.

Konsantrasyon eksikliği tanısı konan kişiler ve çocuklar,  aslında farkında olarak bir çok konu ileilgili olarak aynı anda  zihinlerini meşgul ettiği için farkındalık hipnozu yaşamaktadırlar. Duyularını ve algılarını çok geniş olarak kullandıkları için zihinsel süreçlerini hızlı çağrışımlardan dolayı tek konu üzerine toplayamamakta ve aynı anda bir çok konu ile ilgilenmektedirler. Konsantrasyon eksikliği denen yapı aslında aşırı konsantrasyonla ilgilidir.

Kişi kendisinin sürekli olarak tehlike altında bulunduğunu düşünüyorsa, olabilecek herşeye karşı tedbir almaya kalkışıyorsa farkında olmadan Farkındalık Hipnozunu yaşayacaktır. Alınacak tedbirlerin neler olabileceğini düşünmeye başlayan kişi o anda gelecekte olabilecekleri düşünürken kendisini korumasız bırakmakta ve istemediği sonuçları yaşamaktadır. Farkındalık hipnozunun yaşandığı durumlardan biri araba kullanırken ortaya çıkmaktadır. Trafiğin tehlikeli olduğuna inanan bir kişi araba kullanırken kendi önündeki ve arasıra arkasındaki taşıtları kontrol etmesi gerekirken diğer yoldaki ve kendi şeridi ile ilgili olmayan araçları ve vasıtalarla da tedbir alabilmek için izlerken kolaylıkla kaza yapabilmektedir. Trafiğin kötü olduğuna dair inancı da trafikte daha az kalmaya çalışmayı ortaya çıkaracağı için bunun sonucunda aşırı hız yapılmakta ve kazalar biraz daha kolaylaşmaktadır. Aynı şekilde trafikte kendisine küçük bir hareket yapıldığında bile büyük tepkiler verebilmekte ve kaza olma ihtimali artmaktadır.

Bir çok içerikte yaşanabilecek farkındalık hipnozunun ortadan kaldırılabilmesi için tek yol, kişinin ayrışma dediğimiz durumdan kurtulması ile mümkündür. Ayrışma ise bir başka yazının konusudur.
Sonuç olarak Farkındalık iki konuda kullaılmalıdır.
Birincisi kişinin kendisini koruması için duyusal süreçlerin kullanılması,
İkincisi ise öğrenme süreçlerinin farkında olarak kullanılmasıdır.
Diğer süreçler duyu organlarımızla algıladıklarımızla birlikte sezgilerimizi kullanarak yönetilmelidir.

Herşeyin farkına varmaya çalışırken zamanın birden daha hızlı aktığı ve sizin zamanı atlar gibi yaşadığınız anlar oluyorsa, bu tecrbelerinizi yorumlar kısmına yazıp http://www.cengizeren.info okuyucuları ile paylaşabilirsiniz.

Not: Farkında ve alık kelimeleri birleştirildiğinde de farklı bir anlam ortaya çıkacaktır.
yazan: cengiz eren
AddThis Social Bookmark Button
 
Kendi Kendine Telkin

Telkin; Sözlüklerde aşılama anlamında açıklanmaktadır. Telkin yoluyla aşılanması istenen şey düşüncedir (fikirdir). Başka bir deyişle: Telkin, bir fikri kabul ettirme çabasıdır.

AddThis Social Bookmark Button
 
ŞİNASİ

(1826 – 1871)

 

1 — İbrahim Şinasi (1826-1871) İstanbul’da doğmuştur. Türk-Rus savaşında (1827) Şumnu’da ölen bir topçu subayının oğludur; Küçük yaşta yetim kalan Şinasi, annesi tarafından yetiştirilmiştir. İlk öğrenimini Tophane semtindeki mahalle mekteplerinden birinde yapmış, sonra Tophane idaresi kalemlerinden birine çirağ edilmiştir. Orada kendinden yaşlı bir memurdan Doğu bilimlerini, sonradan Müslüman olan yabancı bir uzman memurdan da Fransızca’yı öğrenmeğe başlamıştır. Tophane müşirliğine verdiği bir dilekçe üzerine, okuma için Paris’e gönderilmiş (1849), orada maliye öğrenimi görmüş, bu arada edebiyatla da uğraşmıştır. İstanbul’a dönünce (1853) bir süre yine Tophane’de çalışmış, Reşit Paşa’nın sadrazamlığı sırasında Meclis-i Marif’e üye seçilmiş (1855), Âli Paşa’nın sadrazamlığı zamanında, Reşit Paşa’nın yetiştirmesi olduğu için azledilmiş, fakat Reşit Paşa’nın altıncı ve son defa sadrazam olması üzerine tekrar eski görevine tâyin olunmuş (1857), onun ölümünden sonra (1858) Yusuf Kâmil Paşa’nın koruyuculuğunu kazanmış ise de, az sonra memurluktan kendi isteği ile çekilerek gazeteciliğe başlamıştır (1860). İlkin Agâh Efendi ile birlikte Tercümân-ı Ahvâl adlı bir gazete çıkarmış (21 ekim 1860), altı ay sonra buradan ayrılarak Tasvir-i Efkâr gazetesini çıkarmağa koyulmuştur (27 haziran 1862). Bunu üç yıl kadar tek başına yönetmiş, gazetesini Namık Kemal’e bırakarak tekrar Paris’e gitmiş (1865), orada beş yıl kaldıktan sonra İstanbul’a dönerek (1869) basımevinin ıslahı ile uğraşmış çok çalışma yüzünden beyin yorgunluğundan ölmüştür.

 

2 — Şinasi, şiir ve nesir alanında Batı edebiyatı yolunda eser veren ilk sanatçıdır. Bu bakımdan, o, Batı uygarlığı etkisi altında gelişen yeni Türk edebiyatının kurucusu sayılır.

 

Şiir alanında, ilkin Divan edebiyatı yolunda manzumeler (kaside, gazel, müf­red v.b.) yazmış, Paris’e gidip de Batı edebiyatını yakından tanıdıktan sonra eski nazım biçimleri için de birtakım yeni fikirler söylemeğe başlamış (Reşit Paşa hakkındaki kasidelerin üç tanesi), ayrıca La Fontaine’in etkisiyle hem biçim, hem de konu, fikir ve ruh bakımından yepyeni şiirler de kaleme almıştır (Eşek ile Tilki Hikâyesi, Karakuş Yavrusu ile Karga Hikâyesi, Ar ile Sivrisinek Hikâyesi, Tenasüh Hikâyesi). Bundan başka, Batı şiirini daha yakından tanıtmak amacıyla, bir kaç Fransız şairinden seçtiği bazı parçaları manzum olarak Türkçe’ye çevirmiştir.

 

Şinasi, yeni tarzda yazdığı bütün şiirlerinde beyitlerin başlı başına güzel olmalarıyla yetinmemiş, Divan edebiyatındaki “parça güzelliği” anlayışı yerine, şiirlerin belli bir düşünce etrafında gelişmesini sağlayarak “konu birliği” ne ve “toplu güzellik” e önem vermiştir.

 

Türkçe’nin Arap ve Fars dillerinin etkisinden kurtularak kendi benliğine dön­mesi gerektiğini anlamış ve manzumeleri arasındaki bazı beyitleri “safî Türkçe” ile, Karakuş Yavrusu ile Karga Hikâyesi’ni de “lisân-ı avâm” ile yazmış, böylece, ancak 1911’den sonra gelişen sade dil hareketinin öncülüğünü yapmıştır.

 

Genel olarak didaktik manzumeler yazmış olan Şinasi’yi, Türk nazmına getirdiği bütün yeniliklere rağmen güçlü bir şair sayma olanağı yoktur. Mısraları imale ve zihaflarla doludur.

 

Şinasi daha çok nesir alanında yaptığı yeniliklerle Türk edebiyatında önemli bir yer tutar. Eski nesir secilerle süslenir, bu yüzden de, yazı, asıl fikirle hiçbir ilgisi bulunmayan sözlerle doldurulurdu. Şinasi, bir gazeteci olarak, “umum halkın kolaylıkla anlayabileceği” yolda yazmak amacını güttüğünden, düşüncelerini yalın ve açık bir anlatımla söyleme yolunu tutmuş, söz hünerleri göstermekten kaçınmıştır. Bunu sağlamak için de secileri bırakmış asıl düşünce ile ilgisi bulunmayan doldurma sözlere yer vermemiş, düşüncelerini kısa cümlelerle anlatmaya çalışmış, bunları bir takım bağ-fiillerle birbirine ekleyerek sayfalarca süren cümleler kurmamıştır. Tercümân-ı Ahvâl ve Tasvîr-i Efkâr’daki yazılarında böyle bir yol tutan Şinasi, Şair Evlenmesi adlı piyesinde daha da ileri giderek konuşma dilini yazı dili hâline getirmiştir.

 

Şiirlerinde ve nesirlerinde, “reis-i cumhur”, “vatan ve millet yolunda kendini feda etmek”, “devlet-i meşrûta”, “millet-i hâkime”, vb. gibi birçok yeni kavramlar kullanmıştır.

 

La Fontaine yolunda birkaç fabl ve Moliére yolunda bir komedya yazmış olan Şinasi, klasisizmin etkisi altında kalmış sayılabilir.

 

3 — Şinasi nazım türünde, Recine, La Fontaine, Lamartine, Gilbert ve Fénelon’dan mazmun olarak Türkçe’ye çevirdiği bazı şiirleri, asıllarıyla birlikte, Tercüme-i Manzûme (1859,1860) adılı bir kitapta, kendi şiirlerini de Müntehabât-ı Eş’ar (1862,1870) adlı bir kitapta toplayarak bastırmıştır. Her iki eser, Ebüzziya Tevfik tarafından bir araya getirilerek Divan-ı Şinasi (1885,1893) adıyla yayınlamıştır.

 

Tiyatro türünde Şair Evlenmesi adlı bir perdelik bir komedyası vardır.

 

Tasvîr-i Efkâr’da yayınlanan bazı siyasî ve edebî yazıları Müntehabât-ı Tasvîr-i Efkâr (2 cilt, 1885) adlı bir kitapta toplanmıştır.

 

Şinasi, bunlardan başka, Türk atasözlerini de bir araya toplamış, bunları Durûb-ı Emsâl-i Osmaniyye (1863) adıyla basmıştır.

 

 

 

 

 

 

 

TÜRK TİYATROSU’NUN GEÇİŞ KÖPRÜSÜ:” ŞAİR EVLENMESİ”

LOKMAN ZOR ATATÜRK ÜNİVERSİTESİ SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ SAHNE SANATLARI BÖLÜMÜ

 

Özellikle 18. yüzyıldan itibaren Avrupa’da görülen teknik ilerleme ve yeni buluşlar, toplumsal hayata süratle girerek Avrupa devletlerinin her alanda güçlenmesini sağladı. Bu güç, yenilikleri takip edemeyen Osmanlı İmparatorluğu aleyhine gelişen bir tehdit unsuru oldu. Siyasi, iktisadi ve askeri alanda hızla zayıflayıp güç kaybeden Osmanlı imparatorluğu, batının etkisi ve baskısı altına girmeye başladı. İmparatorluğun bu baskıya karşı direnişinin ancak, batıya yönelip batı sistem ve yöntemlerini kullanmasıyla mümkün olacağı düşüncesi oluştu.

1839’da ilan edilen Tanzimat Fermanı’yla Osmanlı Devleti tamamen batıya açılmış oldu. Yapılan reformlarla, her alanda bir yenileşme ve gelişme çalışması başlatılıp, batılılaşma gayretine girişildi. Ancak bu gayret; giyim kuşamda değişiklik yapılması, yabancı dil eğitimine önem verilmesi, Avrupa’ya öğrenci gönderilmesi, batıdan teknisyen ve subay getirtilmesi gibi sosyal hayata yönelik uygulamalarla biçimsel ve yüzeysel kaldı.

Siyasi, iktisadi ve endüstriyel alanda çok etkin olmayan bu biçimsel değişim, sosyal hayatın bir parçası olan sanatı da etkisi altına aldı. Bu dönemde öğrenim için batıya gönderilen öğrenciler, yurda döndükten sonra ortaya koydukları çalışmalarla söz konusu yöneliş ve gelişimin sanatsal boyutunu ifade etmiş oldular. Avrupa’da görüp öğrendikleri birçok yeni şeyi Osmanlı’ya taşıyarak ilk temsilciliğini yaptılar.

Türk Tiyatro Edebiyatı’nın ortaya çıkışı da bu dönemde olmuştur. Yabancı dil, ekonomi ve maliye öğrenimi görmek üzere Paris’e gönderilen, yurda dönüşünde Agah Efendi ile birlikte “Tercüman-ı Ahval” adlı ilk özel gazeteyi çıkaran İbrahim Şinasi’nin gazetede yayınladığı “Şair Evlenmesi”, yazılı ilk Türk oyunu olarak kabul edilir.

Şinasi’den önce çeşitli dönemlerde tiyatro oyunu yazma girişimlerinin olduğu da iddia edilmektedir. III.Selim döneminde İskerleç adında kimliği tam bilinmeyen birinin yazdığı, “Vakayi-i Acibe ve Havadis-i Garibe-i Kefşger Ahmed” adlı oyun, ilk Türk Tiyatro yapıtı olarak ileri sürülmektedir.[1] Bunun dışında, Abdülhak Hamit’in babası Hayrullah Efendi’nin Şinasi’den on beş yıl kadar önce “Hikaye-i İbrahim Gülşeni” adında romanla tiyatro arası bir eser meydana getirmiş olmasına rağmen bu eseri yayınlamadığı iddia edilmektedir.[2] İskerleç’in Türk olduğu hakkında kesin bilgi bulunmamasının yanı sıra “Hikaye-i İbrahim Gülşeni”nin niteliğinin farklılığı ve yayınlanmamış olması, “Şair Evlenmesi”ni tartışmasız ilk Türk Tiyatro yapıtı kılmaktadır.

“Bir Perdelik Komedi” denilen ve öyle bilinen “Şair Evlenmesi”, ilk önce iki perde olarak yazılmış, Tercüman-ı Ahval’in 2-3-4 ve 5. sayılarında bir perde olarak yayınlanmıştır. Hicri 1277 (1860) tarihli basılı metinde Şinasi’nin şöyle bir hatırlatması yer alıyor:”Bu oyun iki fasıl olarak 1275 tarihinde tiyatro için tertip olunmuştu. Sonradan birinci faslının kaldırılması lazım geldi.”[3]

Fransız Tiyatrosu’nu yerinde görüp batı tiyatrosunu yakından tanıyan Şinasi, “Şair Evlenmesi”nden başka tiyatro yapıtı vermemiştir. Batılı anlayıştaki tiyatroyu Türk gelenek ve kişilerine uydurması ve başka eser vermemesi, onun bu alanda bir örnek ortaya koymak istemesine bağlanabilir.[4]

Bir Töre Komedyası özelliği taşıyan “Şair Evlenmesi”, görücü usulüyle evliliğin sakıncalarını konu almaktadır. Batılı tutum ve davranışı, kılık ve kıyafetiyle pek sevilmeyen, eğitimli olmasına rağmen saf bir yapıya sahip Şair Müştak Bey, sevdiği Kumru Hanım’la, kılavuz ve yenge hanımlar aracılığıyla evlenmiştir. Nikah sonrasında kendisiyle evlendirilen kişinin, Kumru Hanım’ın çirkin ve yaşlı ablası Sakine Hanım olduğunu görünce önce bayılır sonra itiraz eder. Mahallelinin de işe karışmasıyla başına gelenleri kabul etme mecburiyetinde kalan Müştak Bey’in imdadına arkadaşı Hikmet Bey yetişir. Hikmet Bey’in mahalle imamına verdiği rüşvetle olay çözülür, yapılan hile sonuçsuz kalır.

Batı tarzında yazılmasına karşın Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun da etkisini taşıyan “Şair Evlenmesi”, eski ile yeni, doğu ile batı arasında bir köprü olma niteliğine sahiptir.

Oyunun malzemesi, döneme göre oldukça güncel, yerel ve gerçektir. Halktan seçilmiş oyun kişileri, halkın diliyle konuşturularak Türk toplumuna ait töresel bir uygulamanın eleştirisi yapılmıştır. Bu yönüyle dikkat çeken oyun, Şinasi’nin, batı tiyatrosunu sadece teknik anlamda örnek aldığını göstermektedir.

Şinasi, bu yeni tekniği Türk Tiyatrosu’na sokabilmek için, Türk toplumuna ve seyircisine yabancı olmayan bir konuyu alışkın olunan oyun kişileri aracılığıyla ele almıştır.

Dönemin toplumsal hayatını başarılı bir şekilde ortaya koyan “Şair Evlenmesi”, bu yönüyle dikkat çekicidir. Oyun kişileri, gerçek hayattan koparılmışçasına ustaca donatılmıştır. Üstelik bu uygulama esnasında, toplumsal yapı ve statünün de göz önünde bulundurulması, ortaya oldukça renkli kişilikler çıkarmıştır.

Oyunun kahramanı Müştak Bey, yüzeysel bir batılılaşma hareketi içerisinde olan Osmanlı Devleti’nin gerçek yüzünü gösterir niteliktedir. Eğitimli olmasına karşın töre halini almış yanlış bir uygulamayı devam ettirmesi ve cahil halk tarafından hile yoluyla kandırılabilecek kadar saf bir yapıya sahip olması, Osmanlı’nın batılılaşma adına giriştiği cılız gayretin başarısızlığını gösterir. Zira, Müştak Bey, gerek kıyafeti, gerek tutumu, gerekse düşünceleri itibariyle tam bir aydındır. Aynı durum Hikmet Bey için de geçerlidir. Müştak Bey’in batılı düşüncelerle yetişmiş eğitimli biri olmasına rağmen sakıncalı bir töreyi devam ettirmek suretiyle yaptığı hatayı, Hikmet Bey de mahalle imamına verdiği rüşvetle tekrarlıyor. Birer aydın olarak içinde bulundukları bozuk düzeni değiştirmek yerine o düzenin bir parçası olmaları, aldıkları eğitimin yetersizliğini gösteriyor.

“Şair Evlenmesi”nin hemen bütün oyun kişileri, Geleneksel Türk Tiyatrosu’nun kalıplaşmış kişilerini hatırlatmaktadır. Yazarın bunu geleneksel tiyatrodan etkilenerek, bu yeni tiyatro tekniğinin benimsenmesi adına bilinçli bir şekilde yaptığı tartışmasızdır. Zira bu uygulama, rastlantı sayılamayacak kadar büyük bir ustalıkla yapılmış her oyun kişisi renklendirilip donatılmıştır. O zamana kadar, Karagöz perdesinde birer hayal olarak yaşayan ve yabancı seslerle konuşan, Ortaoyununda belirli kalıplar içinde kalan insanlar normal ölçü, ses ve davranışlara kavuşturulmuştur.[5]

Oyun kişilerinin, geleneksel tiyatromuzda olduğu gibi geçmişleri ve gelecekleri verilmemiş, kişilikleri belli bir zamana oturtulmamıştır. Durağan ve değişmez özelliklere sahip bu kişiler, belli durumlar karşısında, o duruma yönelik kendilerinden beklenebilecek en uygun davranışı gösterecek niteliktedirler. Kusur ve zaaflarıyla öne çıkan, kendi istemlerini kullanamayan, toplum içinde anlam taşıyan ya da ilişkilerini belirleyen özellikleri sayesinde seyirci tarafından kolayca tanınabilecek kişilerdir bunlar.*

Oyunun saf ve şaşkın aşığı Müştak Bey’in, duvağı açıp çirkin ve yaşlı Sakine Hanım’ı karşısında görünce bayılması, tam bir din taciri imam Ebullaklakatül-enfi’nin kişisel çıkarı doğrultusunda ağız değiştirmesi, uyanık ve bilgiç Hikmet Bey’in rüşvet verip arkadaşını kurtararak nasihat etmesi, cahil ve kişiliksiz Batak Ese ile Atak Köse’nin, imamın her söylediğini kabul edip onaylamaları, her şeye baş sallayan mahallelinin kitle psikolojisiyle hareket etmesi onların tipik özelliklerinin doğal bir sonucudur.

Bu noktadan hareketle, “Şair Evlenmesi”nin oyun kişileri ile Geleneksel Türk Tiyatrosu’ndaki tipler arasında bir bağ kurmak mümkündür: Birbirini seven Müştak ile Kumru’ya geleneksel tiyatromuzun Çelebi ve Zennesi gözü ile bakılabilir.[6] Özellikle Müştak, yaşadığı aşk, şaşkınlık ve çaresizlikle iyi çizilmiş bir Çelebi örneğidir. Aynı zamanda Hikmet’le aralarındaki ilişki faklılıklar taşımasına karşın tipik bir Hacivat- Karagöz ilişkisini andırmaktadır. Hikmet, uyanık tavrıyla durumdan ders çıkarıp nasihat vermeye kalkan Hacivat’ı anımsatırken Müştak, Karagöz’e benzer bir kişilik sergiliyor.

Karagöz ve Ortaoyunu özelliği taşıyan konuşma örgüsünün yaratılmasında büyük paya sahip iki oyun kişisi Batak ese ve Atak Köse’nin konuşmalarındaki diyalekt, Karagöz oyunlarının Kayserili, Kastamonulu, Laz vs. tiplerinden yola çıkıldığını düşündürüyor. Mahalle halkından sayılan bu kişilerin durum ve davranışları da Karagöz oyunlarının mahallelisinden farklı değildir.

Dönemin toplumsal yapısını yansıtacak şekilde seçilen oyun kişileri son derece canlı ve gerçek çizilmiş, oyun kısa olmasına rağmen tüm oyun kişilerinin kimlikleri, nitelikleri ve kişilikleri yeteri derecede verilmiştir. Bu kişiler arasındaki konuşmalar da dikkat çekicidir. Karagöz oyunlarının etkisini taşıyan konuşma örgüsü; kelime oyunları, söz komikleri ve konuşma yanlışlarıyla desteklenmiş, her oyun kişisine kendi tipine uygun bir konuşma dili verilmiştir. Oyunun sade dili ve anlatımın akıcılığı, Şinasi’nin dildeki ustalığını gösterecek kadar güzeldir.

Geleneksel tiyatronun aksine benzetmeci bir yapı sergileyen “Şair Evlenmesi”, serim-düğüm-çözüm düzleminde kurulmuş bir olay dizisine sahiptir. “Fıkra” diye isimlendirilmiş dokuz bölüme ayrılan olaylar arasında sebep-sonuç ilişkisi vardır. Yoğun bir çatışmayla çözüme taşınan olayların sonucunda Hikmet Bey’in ağzından verilen mesaj çok açıktır:

HİKMET EFENDİ – İşte, kendi menfaati için aşk ve muhabbet tellallığına kalkışan kılavuz kısmının sözüne itimat edenin hali budur.

........................

HİKMET EFENDİ – Sen ve ıyalin birbirinizi her cihetle tanıdığınız halde, evlenirken ne belalara uğradın bakındık.

.........................

HİKMET EFENDİ – Ya birbirlerinin ahvalini asla bilmeyerek ev bark olanların hali nasıl olur, var bundan kıyas eyle.[7]

Toplumun en önemli kuruluşunun tesis edilmesinde töre adıyla yapılan hatayı, eleştirip yenilikçi bir bakış açısıyla baş kaldıran Şinasi, ortaya koyduğu bu kısacık oyunla Türk Tiyatrosu’nun seyrini değiştirmiştir. Macar Türkolog Kunoş, “Türk Halk Edebiyatı” adlı eserinde “.... Yalnız rahmetli Şinasi Efendi, Şair Evlenmesi adlı bir komedisinde ulusal bir oyunun nasıl olacağını, büyük bir bilgi ile gösterdi. Şinasi Efendi’nin piyesinde halkın Türk tipleri meydana çıktı, halkın dili söylendi, halk deyimleri işitildi, halk adetleri görüldü” diyerek “Şair Evlenmesi”nin önemini vurgulamaktadır.

“Şair Evlenmesi”, Türk toplumuna ait töresel bir tem’i batı tiyatrosu kurgusu ile işlemesine karşın, kişileri ile yakaladığı geleneksel tavrı olaylara sindirmiş ve böylece geleneksel tiyatromuzdan batı tiyatrosuna atılan başarılı bir köprüyü oluşturmuştur.[8]

 

 

 

 

 

Şinasi (1826-1871)

Türk edebiyatinda yeniliklerin öncüsüdür.

1860’ta Tercüman-ı Ahval’i (ilk özel gazete), 1862’de Tasvir-i Efkâr’ı çıkardı.

İlk makaleyi (Tercüman-ı Ahval mukaddimesi), ilk piyesi (Şair Evlenmesi) o

yazdı.

Noktalama işaretlerini de ilk defa o kullandı.

La Fontaine’den fabllar tercüme etti.

Lamartin’den de manzum çevirileri vardır. İlk şiir çevirilerini de o yaptı.

Nesirlerinde dili sade; şiirlerine ise ağırdır.

Tanzimat Fermanı’nı ilân eden Mustafa Reşit Paşa için yazdığı iki kasidesi

ünlüdür. Bu kasidelerdeki övgüleri divan şiirindekinden daha abartılıdır.

O, başarılı bir şair ve yazar olmamasına rağmen batı edebiyatından alınan yeni

türlerle edebiyatımızın batılılaşmasında en çok onun emeği vardır.

Eserleri:

Şair Evlenmesi (Piyes; edebiyatımızdaki ilk tiyatro eseri),

Müntehabat-ı Eşar (Şiir),

Divan-ı Şinasi (Şiir),

Durub-ı Emsal-i Osmaniye (ilk ata sözleri kitabı),

Tercüme-i Manzume (çeviri şiirler)

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Başınıza Kötülük Geleceği Korkusu Nasıl Yenilir?

Psikiyatride yeni bir tanı ortaya çıktı: "Kötü dünya sendromu." Prof. Dr. Nevzat Tarhan, bu sendromun, empati yoksunluğunun en önemli sonuçlarından biri olduğunu ve toplumsal duyguların hasar görmesiyle ortaya çıktığını söyledi.


Üsküdar Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tarhan, yaptığı yazılı açıklamada, her an bir şiddete kurban gitme korkusu, korku filmlerinde yaşananların kişinin başına gelme ihtimali, nükleer veya biyolojik savaşın çıkabilmesi, bir virüsün bütün insanlığa bulaşması, Hollywood filmlerinde olan genetik sapma sonucu ortaya çıkan garip bir yaratığın insanlığı yok etmesi gibi ihtimallerin, insanları günden güne karamsarlığa sürüklediğini belirtti.

İnsanların dünyayı tehdit edici bir yer olarak görmeye başladıklarını ve yaşama küstüklerini ifade eden Tarhan, şunları kaydetti: "Bu durum dünya kötü dünya sendromuna mı sürükleniyor sorusunu akıllara getiriyor. Kötü dünya sendromuna dünyadaki güven ortamının azalması ve dünyanın daha tehdit edici bir yer haline gelmesi neden olur. Bu durum, toplum ve birey psikolojisinde olumsuz sonuçlara yol açıyor. Kötü dünya sendromu empati yoksunluğunun en önemli sonuçlarından biridir. Toplumsal duyguların hasar görmesiyle bu sendrom ortaya çıkıyor. Kötü dünya sendromu, dünyanın eskiye kıyasla daha tehdit edici bir yer olduğu algısını tanımlamak için kullanılmaktadır. Dünyanın kötüye gittiğini düşünenlerde üç türlü tepki göze çarpar; şiddeti örnek alıp, şiddet davranışını arttırmak, şiddete karşı duyarsızlaşmak ve korkuya kapılıp, kendilerini şiddet kurbanı gibi algılayarak, kaçınma davranışı geliştirmek. Bu 3 tepki türünün de sağlıklı olduğunu söylemek güçtür."

Kötü dünya sendromunun toplumun psikolojisine etkisi

Prof. Dr. Tarhan açıklamasında, kötü dünya sendromunun toplumun psikolojisini direkt etkilediğine işaret ederek, sebep ve belirtilerini şu şekilde sıraladı: "Birinci sebep, insanlık içindeki şiddetin ve cinayetlerin artmasıdır. Okullarda çocuklar arasında, toplumda şiddet artmaktadır. Okullara silah götürme anneyi babayı öldürme gibi cinayet olayları eskiye göre toplumda hızla yaygınlaştı. Örneğin ABD’de aile içi şiddet olaylarında ciddi bir artış görülmekte ve acil servislere başvuranların neredeyse yüzde 20’si aile içi şiddet sonucu geldiğini belirtmektedir. Kadına ve çocuğa yönelik şiddet eğiliminde ve çocuklarda cinsel istismarda ciddi artış görülmektedir. İnsanların da güvenlik
yatırımlarına eğilimleri fazlalaştı. Silah ve alarm satışları her geçen gün artmaktadır. Bütün bu olaylar güvenliğin zayıfladığını ve kötü dünya içinde bulunduğumuzu ortaya çıkarmaktadır."

Prof. Dr. Tarhan, medyanın, saldırı görüntülerini devamlı vermesinin sebebinin ise bütün Amerika’da ve dünyadaki insanların o olayı yaşamış gibi algılaması olduğunu belirterek, şöyle devam etti: "Küçük bir azınlığın yaşadığı olay böylece bütün dünyada insanların kendilerinin de böyle bir şiddete mağdur ve kurban olabilecekleri duygusunu geliştirdi. Korku ve huzursuzluk giderek arttı, bunun sonucunda kaçınma davranışları ortaya çıktı. Dünya büyük ve kötü bir yer olarak görülmeye başlandı. Gerçek ve fantezi ayırt edilemez hale geldi. Meydana gelen herhangi bir tehlike, insanlarda her gün olacak duygusu yaşatmaya başladı. Bu duygu politik olarak da
sürekli beslenmektedir. Şiddet görüntülerini yoğun düzeyde izleyenlerin bir grubunda, dünyayı korku dolu, acımasız, gelecekle ilgili kötü ve tehlikeli bir yer olarak görme şeklinde bir tepki ortaya çıktı. Diğer bir grupta ise tam tersine agresif davranışlar haline dönüştü.

Radikallik geni olan bu insanlar, böyle korku zamanlarında daha çok saldırganlaşırlar, daha agresif olurlar ve şiddete karşı şiddetle karşılık verirler. Şiddet davranışlarının sonuçlarına karşı şiddeti yöntem olarak benimserler. Ortadoğu insanında bu kültür vardır. Bu coğrafyanın insanında şiddet davranışı karşısında agresif olma, karşı şiddete yönelme gibi radikallik eğilimleri ortaya çıktığı için şiddeti yöntem olarak seçme görülmektedir."


Kaynak : cnn türk

AddThis Social Bookmark Button
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 9 - 161
RocketTheme Joomla Templates
720p film izle Hd 720p Film izle tek parça hd izle