AddThis Social Bookmark Button


Zekanız Uçuşa Geçsin!

Murat Takma

mtakma@gmail.com

Zihin gücüyle neler yapılmıyor ki, insan ne başarabiliyorsa aklının, zekasının gücüyle

başarıyor. Ne kadar sağlıklı bir zihin yapımız varsa, zekamız ne kadar gelişmişse o derece kolay baş ederiz sıkıntılı ve sorunlu süreçlerle. O zaman hiç vakit kaybetmeden aşağıdaki soruları çözerek zekânızı kanatlandırmaya ne dersiniz?

Kumarbazlar

Kaybeden oyuncunun, diğer ikisinin önünde bulunan markaları iki kat yapması koşulu ile oyuna oturan üç kumarbaz üç parti oyun oynuyor ve her kumarbaz bir parti kaybediyor. Oyun sonunda her birinin önünde 8'er markası kalıyor.

Acaba oyuna başlarken kaçar markaları vardı?

Kaç Kişi?

Herkesin birbirinin elini sıktığı bir toplantıda toplam 66 kez el sıkışılmıştır.

Acaba toplantıda kaç kişi vardır?

Tohum

Bir havuza bulunduğu yerin seklini alabilen bir tohum atılıyor. Tohum her gün, bir önceki günkü büyüklüğünün 2 katına çıkarak büyüyor ve 20 günde havuzun tamamını kaplıyor. Aynı havuza, aynı özellikte 2 tohum atılırsa kaç günde havuzu kaplarlar?

Koyunlar

1000 adet koyunu 10 tane ağıla öyle bir yerleştirin ki, herhangi bir müşteri 1 ile 1000 arası herhangi bir sayıda koyun istediğinde ona örneğin, "Git; 1, 4, 6 ve 7 no’lu ağıllardaki tüm koyunları al, tam istediğin kadar" diyebilesiniz.

Herhangi bir sayıda koyunu örnekte açıklandığı gibi rahatlıkla (saymadan) verebilmek için, 1000 adet koyunu 10 ağıla nasıl dağıtmanız gerekir?

Kralın Oğulları

Kral ölmeden önce oğullarını yanına çağırdı. Miras olarak en küçük oğluna 1, 2. oğluna 2, 3. oğluna 3... saray vererek, yani her keresinde saray sayısını 1 arttırarak bu işleme sarayları bitene kadar devam etti, öyle ki en büyük oğlu da hakkı olan sarayları alınca geriye hiç saray kalmamış oldu.

Kral sonra şöyle düşündü: "Keşke her birine eşit sayıda saray verseydim, o zaman her birine 8 saray düşerdi."

Kralın kaç oğlu vardı?

Cevaplar

Kumarbazlar

A - B - C

Oyuna başlarken: 13 - 7 - 4

1.parti sonu: 2 - 14 - 8

2.parti sonu: 4 - 4 - 16

2.parti sonu: 8 - 8 - 8

Kaç Kişi?

12 kişi vardır.

(n x (n-1))/2=66

Tohum

20. gün 2^19 büyüklüğünde olur. (=havuzun büyüklüğü)

Havuza 2 tohum atılırsa:

1. gün 2*2^0=2^1

2. gün 2*2^1=2^2

3. gün 2*2^2=2^3

........

büyüklüğüne ulaşır. Bu durumda, 2^19 büyüklüğündeki havuzu kaplamalari için 19 gün gerekir.

Koyunlar

1, 2, 4, 8, 16, 32, 64, 128, 256, 489

Kralın Oğulları

1+2+3+...+x = x.8

bu denklemden x = 15

AddThis Social Bookmark Button
 
Yarın, bugünden bellidir

 

Yaşlı bir marangozun emeklilik çağı gelmişti. İşveren müteahhidine, çalıştığı konut yapım işinden ayrılarak eşi ve büyüyen ailesi ile birlikte daha özgür bir yaşam sürmek tasarısından söz etti. Çekle aldığı dolgun ücreti elbette özleyecekti. Ne var ki, emekli olması gerekiyordu.

Müteahhit, iyi işçisinin ayrılmasına üzüldü ve ondan, kendine bir iyilik olarak son bir ev yapmasını rica etti. Marangoz, bu teklifi kabul etti ve çalışmaya başladı. Fakat, gönlü yaptığı işte değildi, bu çok açık biçimde görülüyordu. Baştan savma bir işçilik yaptı ve kalitesiz malzeme kullandı. Kendini adamış olduğu mesleğine böyle son vermek ne büyük talihsizlikti!..

İşini bitirdiğinde işvereni, evi gözden geçirmek için geldi. Dış kapının anahtarını marangoza uzattı. “Bu ev senin.” dedi, “Sana benden hediye.”

Marangoz, şoka girdi. Çok utanmıştı! Keşke yaptığı evin kendi evi olduğunu bilseydi, böyle yapar mıydı hiç!

Hayat, herkes için biraz böyledir. Her an kendi hayatımızı kurarız. Çoğu zaman da, yaptığımız işe elimizden gelenden daha azını koyarız. Sonra da, marangoz gibi şaşkınlıkla kendi kurduğumuz evde yaşayacağımızı anlarız. Eğer, hayatı yeniden yaşayabilsek eski hatalarımızı yapmaz ve her şeyi daha iyi kurarız, fakat geriye dönemeyiz.

Bu marangoz sizsiniz, biziz sevgili dostlar. Her gün bir çivi çakar, bir tahta koyar ya da bir duvar dikersiniz. Bugün yaptığınız davranışlar ve seçimler, yarın yaşayacağınız evi kurar. Öyle ise onu akıllıca kurun. Unutmayın, paraya ihtiyacınız yokmuş gibi çalışın. Hiç incinmemiş gibi sevin. Kimse izlemiyormuş gibi dans edin…

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Paylaşmak için buradayım

Sevgili dostlar size okuduğum kitaplardan ve edindiğim bilgilerden bahsetmek her geçen gün bana daha da keyif veriyor . Kaçınız okuyor yada uyguluyor bilemiyorum

Ama aklınızın bir köşesine doğru yayılan bu enerjik yazıların ihtiyacınız olduğu anda merak duyduğunuz anda. Sizde gerçekleşeceğine İnandığımı gönülden söylemek isterim

Okuduğum incelediğim her kitabın kendine göre bir ışığı olduğunu enerjisi olduğunu keşfettim Kitap almaya gittiğim zaman asla çok satılanlar kısmına gitmem

Etrafa şöyle bir göz atarım sonra parlayan akışa doğru yönelirim Ve bingo içimi ısıtan ve motive eden beni geliştiren sihirli kelimeler elimdeki kitaptadır…..

Paul Wilson’dan sakinlik için son derece basit, uygulanabilir sırlar…bunu internet te gezerken rastladım ve sizlerle paylaşmak istedim Ve ben şimdi, hemen bugünden itibaren uygulamaya başlamanızı tavsiye ediyorum. Bir parça sessizlik taşıyın:

Bütün dikkatinizi sessizliğe yöneltin. Tabii bunun için önce sessiz bir köşe seçmeniz gerekiyor. Sonra konsantre olun. Sessizliğin size geldiğini anlayacaksınız, onu dinleyin. Sonra da bu sessizliği gittiğiniz her yere götürün.

Vakti gelince endişelenin:
Endişelerin çoğu gelecekle ilgilidir. Birçoğu asla gerçekleşmeyecek olayların etrafında dönüp durur. Bu nedenle yaşadığınız zamana konsantre olun. Böylece “gelecek”, kendi başının çaresine bakacaktır.

Nane için:Eğer daha uyarıcı olan kahve veya siyah çay içmeyi tercih ediyorsanız, sakinleşmeyi unutun, boşa harcanan zaman demektir. Ya da nane çayı gibi bitkisel çayları tercih ederek sakinleşmeye yardımcı olun.
Hassas ayakkabılar giyin:
Herhangi bir refleksolojist size gerçek rahatlamanın ayaklardan başladığını söyleyecektir. Açıkça görülüyor ki, rahat ayakkabılar giymek, hiç ayakkabı giymemiş olmak kadar rahatlatıcıdır.
Her şeyin içinde en iyiyi arayın:
İnsanlarda ve olaylarda en iyiyi aramayı alışkanlık haline getirin. Bu basit yaklaşımın sizi sakinliğe götürecek iyimserlik ve pozitiflik yarattığını anlayacaksınız.
Çocukları izleyin ve ders alın:
Çocuklardan sakinlik (huzur!) dersi alın: Onların her anlarını, nasıl sadece ve sadece o anın zevki için yaşadıklarını seyredin. Kendinizin de böyle olabileceğinizi düşünün.
Sakin düşünün:
Sakin düşüncelere sahip olun. Sakin manzaralar hayal edin, sakin sesleri anımsayın ve ne hissedeceksiniz tahmin edin, bakalım. En iyisi tahminle vakit geçirmeyip hemen uygulamaya başlamak. En iyisi de bir deniz kenarında engin suları seyretmek. Denizin olmadığı yerde gökyüzünün derinliklerine bakabilirsiniz.
Portakal çiçeği spreyleyin:
Bir bardak maden suyuna 3 damla portakal çiçeği yağı ekleyin ve rahatlama ihtiyacı hissettiğinizde etrafa bir sprey ile sıkın.
Beyaz giyinin:
Giydiğiniz giysilerin nasıl hissettiğiniz yönünde ciddi etkileri vardır. Bedeninizi sıkmayan rahat giysiler, doğal kumaşlar ve açık renkler hep sakinleştirir. Bu yüzden yogiler hep beyaz giyerler.
Sahip olmak ile yaşamak arasındaki farkı tanıyın.
Bebek gibi uyuyun:
Uykunuzu engelleyen her şey kahve, kola, alkol sakin olabilme yeteneğinizi engeller. Bunları içmek yerine ihtiyacınız olduğu kadar uyuyabilmek için gereken ne ise onu yapın.
Gülümseyin:
Gülümsemek yüzünüzdeki başlıca bütün kasları gevşetir. Aynı zamanda kendinizi iyi hissetmenize yardımcı olacak müthiş bir etki yaratır.
Daha az nefes alın:
Oldukça rahatlamış bir insan dakikada sadece 5-8 defa nefes alır. Nefesinizi bukadar düşürdüğünüzde çabucak rahatlayıp gevşeyeceksiniz.
Güzellik saçın:
Hayatta nereye giderseniz gidin, ne yaparsanız yapın, bir parça güzellik katmak için gayret edin veya zaten varolan güzelliği geliştirin.
Biraz gözyaşı dökün:
Ağlamanın hem duygusal, hem de fiziksel rahatlatıcı bir yanı vardır.
Günbatımını hayal edin:
Günbatımları bazen hüzünlü olmalarına rağmen her zaman huzurludurlar. Ve pembe olanları daha da huzur yüklüdür.
Cumartesi olduğunu hayal edin.
Değişin:
Gergin durumlarla başa çıkmanın iki yolu vardır, ya onları değiştirirsiniz ya da onlara bakış açınızı değiştirirsiniz. Bakış açınızı değiştirmek daha zordur, fakat kişiyi aydınlatır.
E benden söylemesi

Siz hala huzursuz duygularla ve kendinizi tanımadan otomatik yaşayıp

Ve bu yaşamdan şikayet edenlerden olmaya devam ederseniz

Saygı duyarım

Ama kendinin farkında olanlara ve hayatı pozitif yaşamaya çevresine ışık dağıtanlara

Katılmak isterseniz

Sizi gönülden kucaklarım

Işık ve sevgiyle kalın

Pelin bayrak

AddThis Social Bookmark Button
 
KARİYERİ YENİLEMEK İÇİN 10 TAKTİK

Kariyerinizde ve hayatınızda değişiklik mi yapmak istiyorsunuz?

Kariyerinizi değiştirmek için 10 stratejiCinsiyetin iş hayatındaki rolüHome office için pratik önerilerİş görüşmelerinde en çok sorulan sorularİşinize aşık olabilirsiniz!Yöneticilikten liderliğeStresle nasıl başa çıkılır ?Stresi yenmenin 5 yoluYeni yıl hedeflerinizi abartmayınLiderlik için altın kurallarGeleceğin meslekleri nelerdir?Çalışanların en verimli günü salıİşyerinde aşkDünyanın en kötü meslekleriNasıl terfi edilir?Kendinizi geliştirmek ve çevre edinmek mi istiyorsunuz?Amerikalı İnsan Kaynakları uzmanı Gabrielle Parkinson’un hazırladığı bu 10 strateji size yardımcı olabilir.

1. İşe kendinizle başlayın.

Kendinize ve hayatınıza objektif olarak bakın. Kariyerinizde ilerlemek istediğiniz yola doğru ilerliyor musunuz? Hayatınız yolunda gidiyor mu? Kişisel ve kariyerinizle ilgili gelişiminize devam ediyor musunuz? Sevdiğiniz işi mi yapıyorsunuz?

2. Özkaynağınızı iş ortamında değerlendirin.

Güçlü olduğunuz yanlar ve değerleriniz neler? İş yetenekleriniz, uzmanlık alanınız, ilişkileriniz, çevreniz, imajınız ve başarılarınızı gözden geçirin.

3. Kariyeriniz ve yaşamınıza dair bir plan yapın.

Hayattan beklentileriniz konusunda yeterince kesin ve açık mısınız? Uzun vadede hayalleriniz neler? Hayat içindeki değerleriniz neler? Önümüzdeki 5-10 yıl süresi içinde neler yapmak istiyorsunuz? Tüme dayalı bir yaklaşım geliştirin, yaşam/kariyer, finans, sağlık, ruhsal gelişim, boş zamanları değerlendirme, ilişkiler, ev hayatı, kişisel ve profesyonel gelişim konularını gözden geçirin. Ne istediğiniz ve neye değer verdiğiniz konusunda açık olursanız daha akıllıca adımlar atabilirsiniz.

4. Başarılarınızı takip edin.

Bilginizi ve becerilerinizi geliştirecek yeni fırsatlara açık olun. Tüm başarılarınızı, performansınızdaki yükselişi, katıldığınız çalışmaları, sunumlarınızın kaydını tutup takip edin.

5. Her şeyin düzenli gitmesi için çalışın.

Duygusal ve fiziksel tüm alanlarda tam bir temizliğe girişin. Geçmişte öğrendiğiniz hatalardan ders alarak bugünü yaşayın. İhtiyacınız olmayan ya da sevmediğiniz şeyleri hayatınızdan çıkarın. Hayatınız her alanında mümkün olduğunda her şeyi sadeleştirin.

6. Saygı duyduğunuz ve hayranı olduğunuz insanların hayatlarını kendinize örnek alabilirsiniz.

Özel yaşamında ve kariyerinde başarılı insanlardan öğrenecek çok şeyiniz olabilir. Bağlantı kurabileceğiniz örnek alınacak kimseler ya da mentor bulun.

7. Yeni seçeneklere ve fırsatlara açık olun.

Yeni olasılıklara her zaman açık olun. Yeni bilgi, kaynak ve deneyimlerden yararlanın.

8. Üretici olun, harekete geçin.

Kariyeriniz ve hayatınızla ilgili ne yapmak istediğiniz konusunda eminseniz, harekete geçebilirsiniz. Tüm seçeneklerinizi gözden geçirin, çevre edinin, yeni insanlarla tanışın, yeni kaynaklar araştırın.

9. Bilinçli bir şekilde çevre yapın.

Mevcut tanıdıklarınızla irtibata geçin ve yeni insanlarla tanışarak çevrenizi genişletin. İlgi alanlarınıza ve kendinizi geliştirmek istediğiniz alanlara odaklanın ve bu alanlardaki insanlara ulaşmak için yollar deneyin.

10. Sezgilerinize güvenin.

Sezgilerinize ve içinizden gelen ses kulak verin. Kendinize güvenin ve inanın. Ne yapmanız gerektiğini size söyleyecektir.

 

Kaynak: kalitelihayat.com

AddThis Social Bookmark Button
 
Bilinçaltı ve Rüya


19. yy.'ın sonlarında ve ve 20. yy.’ın başlarında Sigmund Freud ve Carl Jung rüyaları bilinç ve bilinçdışının etkileşimleri olarak ele almışlardır. Onlara göre rüyalarda baskın güç bilinçdışıydı ve kendi zihinsel etkinliğini hakim kılıyordu.

Rüya yorumu psikanalizde kısaca rüyaların açık içeriğindeki sembollerden hareketle hastanın bilinçdışı arzu, dürtü ve çatışmalarını açığa çıkaran bir teknik olarak tanımlanır. Freud, rüyaların bireyin derin ihtiyaç ve arzularını ve bunların doyumunu ifade ettiğini varsayar. Freud’a göre rüya yorumu bilinçdışına açılan ana kapıdır.

Freud'a göre rüyalardaki sembollerden bazıları evrenseldir, herkeste aynıdır. Örneğin su, doğumun veya anne karnına geri dönmenin, cinsel ilişkinin bir sembolü olarak kabul edilir. Freud’çu psikanalizde sembolik sistem, özellikle oidipus kompleksiyle yapılanmış bireysel geçmişteki çarpıtma (eğretileme) kurallarının uygulanmasından ve bilinçdışının düzenlenmesinden hareketle işler. Carl Gustav Jung’un “kolektif bilinçdışı” denilen "evrensel bilinç" ya da "ortak hafıza" varsayımına göreyse, bireysel semboller "kolektif bilinçdışı"nın varlığını gösterirler, kolektif bilinçdışı yoluyla evrensel olur ve bu yolla arketipler haline gelebilirler.

Freud’un her şeyi doğumla başlatmasına ve rüyaları bireysel bilinçdışına dayandırmasına karşılık çağdaş psikiyatrinin kurucularından olan ve psikiyatrinin yanı sıra fizik ve efsanelerle de ilgilenen Jung doğuştan evrimle getirilen, tüm insanların katıldığı ortak bir bilinçdışı kavramını ortaya atmıştır. Buna günümüzde filogenetik psişe ya da varoluşun temelini de kapsamak üzere ontogenetik psişe adı verilir. Klasik mantıkla düşünmeye alışmış zihinleri sarsan bu yeni kavramda biraz teoloji de sözkonusu olmaktadır. Bu iki düşünce adamının çatışması genetik mühendisliğine ve psikobiyolojiye de yansımıştır. Fakat rüya sembollerinin çoğu genellikle evrensel anlam taşımazlar, bireysel anlam taşırlar; yani rüyayı gören kişinin kendi iç dünyasındaki değerlere göre düzenlenmişlerdir. Her insanın aynı sembole verdiği anlam ve değer aynı değildir. Örneğin arslan, bir insan için korku verici, tehlikeli bir hayvandır, bir diğer insan için güçlülüğün, kudretin sembolüdür. Arslan, iki ayrı kişiden birinin rüyasında tehlikeyle ilgili, diğerinde ise kudretle ilgili olabilir. Bir başka deyişle, korkunun sembolü bir kimsenin iç dünyasında akrep olarak, bir diğer kimseninkinde yılan olarak, bir diğer kimseninkinde ise arslan olarak bulunabilir. Yani korku ile ilgili bir dışavurumda biri rüyasında akrebi, bir diğeri arslanı, bir diğeri yılanı görebilir. Dolayısıyla kişinin bireysel “semboller dili”ne uygun olarak oluşan ve bireye özgü olan rüyaların anlaşılması, ancak kişinin kendi bireysel çözümlemesiyle olanaklıdır ve standart rüya tabirleri kitaplarından yola çıkılarak bir rüyayı yorumlamak mümkün değildir. Çünkü rüyalardaki semboller, rüyayı gören kimsenin duygularına, düşüncelerine, bilgilerine, değer yargılarına, korkularına, kısaca iç dünyasına göre biçimlenirler.

 

www.telkinler.com

AddThis Social Bookmark Button
 
Telkin ve Bilinçaltı İlişkisi

Telkin bir düşünce kalıbıdır. Kendi içinde anlam ve olumluluk arz eden bir söylemdir. Telkin aynı zamanda yön verici, iddialı – nasıl olmalı, ne olmalı – soru şekillerine cevap verebilen düşünce şeklidir.

Telkin Görecelilik Arz Eder

Telkinde geçerli olan alıcının (uygulanan kişinin) algısıdır.

Telkin, kaynak açısından kendi içinde mutlaklık arz etse de, alıcı tarafından görecelilik gerçeği ile karşılaşır. Örneğin “bu işi yapabilecek tek kişisin” söylemi, alıcı tarafından mutlak anlamda pozitif bir söylem olarak mı algılanacaktır?

Hayır! Söz konusu işin, düşünce kaynağının, geçmiş ikili iletişimin ve öz farkındalığın alıcı tarafından nasıl algılandığına göre, ilgili söylemin pozitif veya negatif olduğuna karar verilecektir.

Dolayısıyla söylem, alıcının algısı ile sabittir.

Söz konusu düşünce, meşru altyapıya sahipliği, pozitif telkin olma derecesi ile doğru orantılıdır.

“Sen başarılı bir çalışansın”

“Sen işini en iyi şekilde gerçekleştiriyorsun”

“Bu zor işin üstesinden gelebilecek tek kişisin”

“Sana Güveniyorum”

Yukarıdaki söylem kalıpları, “bu işi yapabilecek tek kişisin” temel söylemini meşrulaştırarak, alıcının, algı esnekliğini kısarak, pozitif telkin algı eğilimini arttırmaktadır.  Burada önemli olan nokta, telkinin kaynağı, ile alıcının iradesi arasındaki farklılık çatışmasına odakanmaktan ziyade, alıcının algısını (imajinasyonunu) telkin ile uyumlu kılmaktır. Ziraa, algı ile irade arasındaki çatışma her zaman algı lehine sonuçlanarak, algı bir zaman sonra iradenin kendisi olur.

İrade (Bilinç) : Somut gerçek tecrübelerin, getirdiği bilinçli düşünce kalıplarının oluşturduğu zihinsel organizasyondur. Somut tecrübeler ile telkin arasındaki çatışma – başarısız olunan bir kaç işe karşın, “başarılı bir çalışansın, sana güveniyorum” söylemi -

Yukarıdaki pozitif söylemlerle eşleştirilen birey, bu telkinleri algısı haline getirerek, bu algı şablonu doğrultusunda karar verecek, bu kararlar doğrultusunda eyleme geçecek ve sonuç olarak en baştaki telkinin yarattığı algı, alıcının gerçeği olacaktır. Düşünülmese de bu etkilinin yaratıcı gücü işte bu noktada ortaya çıkmaktadır. İlgili kriterler doğrultusunda gerçekleştirilen telkin etkinliği, düşünüldüğünden güçlüdür.

Telkin Bir Bilinçaltı Çalışmasıdır

Bilinçli zihin, geçmiş ve şimdiki zaman gerçeklerinden bağımsız işleyemez. Yıllardır kilo veremeyen, kilolu olan bireye, “sen rahatlıkla kilo verebilirsin, yeterli azme sahipsin” demek bilinç ile telkin arasında çatışmaya neden olur. Birey doğduğu günden bugüne, edindiği tecrübeler ve karşılaştığı olumlu,olumsuz söylemleri, zamanla bilinçaltına atarak, kendini ve dünyayı görme şablonu kurmuştur. Söz konusu şablonun değiştirilmesi, bilinçaltının tekrar programlanması – pozitif telkinlerin farklı zaman ve koşullarda – tekrar edilmesi dahilinde yapılan çalışma ile gerçekleşebilmektedir. Ziraa, birey bilinçaltı söylem kalıplarını (algısını) değiştirmeden, arzu ettiği değişimi temelden değiştiremez. Geçici, heves değişimleri gerçekleşebilir. Algı ile bilinç arasındaki çatışma her zaman algının lehine sonuçlanır. Bilinçaltı Hipnotik çalışmalarının gerekçesi de bu çatışma gerçeğine dayanaktadır.

Bio-Frekans Bilinçaltı Telkin

Bio-Frekans Bilinçaltı Telkin Setlerinin temelinde iki ana unsur yatmaktadır.

  1. Meşrulaştırılmış İsme Hitaben Oluşturulmuş Pozitif Telkinler
  2. İrade – Bilinç -  bariyerinin ortadan kaldırılması

Bireyin arzu ettiği değişim doğrultusunda seçtiği pozitif meşrulaştırılmış telkinler, irade bariyerini ortadan kaldıran beş farklı subliminal audio tekniği kullanılarak doğrudan bilinçaltına ulaştırılır. Söz konusu Bio-Frekans setleri, belirli kurallar çerçevesinde ve sistemli olarak, bireyin bilinçaltının, arzu edilen değişim doğrultusunda, alternatif pozitif söylemlerin edinmesini sağlar – bireyin algısının, dolayısıyla kararlarının ve davranış şekillerinin  değişmesi ile sonuçlanır.

 

www.olumlamalar.com

AddThis Social Bookmark Button
 
ULUBATLI HASAN

(1428 - 1453)

 

Ulubatlı Hasan, İstanbul'un fethi sırasında Bizans surlarına ilk sancağı diken yeniçeridir.

Osmanlı ordusu Fatih Sultan Mehmed kumandasında 6 Nisan 1453 Cuma günü İstanbul'u kuşattı. 29 Mayıs 1453 Salı günü sabaha karşı son saldırı yapılıyordu. Yeniçeriler arasında iriyarı Ulubatlı Hasan adlı bir asker surlara tırmanmaya başladı. Bir elinde palası, öteki eli ile kalkanını başının üstünde tutarak surların üstüne çıktı. Onunla birlikte otuz kadar yeniçeri de surlara tırmandı. Ulubatlı Hasan yaralanmasına rağmen, arkadaşlarının surlara çıkmasına yardım etti. Ayağı taşa takılarak surlardan aşağı düştü. Yukarıdan atılan oklarla şehid edildi. Ancak yeniçeriler, açılan gediklerden içeri girerek şehri ele geçirdiler.

 

Bizans tarihçisi Phrantzes'in anlatışına göre: Türkler 29 Mayıs Salı günü sabaha karşı Edirnekapı ile Topkapı arasında umumi bir hücum başlattılar. Savunmanın temel direği olan Venedikli General Giustiniani’nin yaralanıp cepheyi terketmesi üzerine Türk askerleri heyecana geldi. Sultan Fâtih’den, Topkapı Surlarına tırmanılması izninin alınmasıyla birlikte Uluabatlı Hasan isimli küçük rütbeli ve genç bir asker beraberindeki 30 askerle beraber, Osmanlı bayrağını surlara dikmişlerdir.

 

Ulubatlı Hasan surlara tırmanmadan 1-2 gece önce Padişah Çadırında Padişah çok güzel bir dua etmiştir. Dışarıdan bir âmin sesi gelmiştir. Bunun üzerine Sultan II. Mehmed âmin diyen kişinin bulunmasını istemiştir. Bu da Ulubatlı Hasan'dır. Padişah Çadırına neden bu kadar yakında olduğu sorulunca oda ilk saldıranlar arasında olmak istediğini ama kumandanının izin vermediğini söylemiş.

 

 

AddThis Social Bookmark Button
 
Düşünce Gücü Nasıl Kullanılır?

İngiltere'de yapılan bir araştırma, düşünme ve dokunmanın gücünü kanıtladı. Araştırmanın özeti şu: İnsan, eliyle ağrılarını dindirir, düşüncesiyle hastalanır, yanmayan parmaklarının bile su toplamasını sağlayabilir. Peki, insan düşüncenin ’gücü’nü nasıl kullanır?

Institute of Cognitive Neuroscience at University College in London'da yapılan bir araştırmanın sonuçları, aslında herkesin malumu olan bir gerçeğin bilimsel kanıtı niteliğinde: Düşünmenin ve dokunmanın gücü.

Nörolog Dr. Marjolein Kammers başkanlığındaki ekip, fiziksel beden ile zihinsel bedenin nasıl ortak çalıştığını bilimsel olarak ortaya koyan bir araştırmaya imza attı.

Aslında İngiliz bilim insanlarının yaptığı bu araştırma, insanın beden enerjisiyle ve dokunarak hem başkalarını hem de kendi bedenini şifalandırması esasına dayanan Uzak Doğu öğretisi reikiyle aynı noktada buluşuyor, yani araştırma, reiki felsefesini destekliyor.

Doktorlar da tıbbi tedaviyle birlikte önerilen ve kişinin pozitif enerjisini yükselten yöntemlerin hem hastaya hem de doktora önemli katkılar sağladığı görüşünde birleşiyor. ntvmsnbc, İngiltere'deki araştırmayı ve araştırma sonucuyla örtüşen reikiyi uzmanlarıyla konuştu, insanın düşünce gücünü nasıl kullandığını irdeledi.

BAŞKASININ ELİ DOKUNDUĞUNDA AĞRI ARTIYOR
Londra Üniversitesi Nöroloji Bölümü'nden bilim insanları, karmaşık bir fiziksel duygu olan ağrıyı azaltmak için 'kendine dokunma'yı kullandı.

"Yaralandığınızda veya bir elinizi kestiğinizde ilk yapacağınız şey nedir?" sorusunu yönelten Dr. Marjolein Kammers, "Yaralandığınızda veya herhangi bir sebepten dolayı ağrınız olduğunda elinizi ağrıyan yerin üzerine koyun, ağrınız hafifleyecektir" diyor.

Dr. Kammers'a göre, insanların ağrıyan yerlerine ellerini götürmesi otomatik olarak düşünce gücünü harekete geçiriyor ve kişinin, o noktaya yoğunlaşmasını sağlıyor. Bu da beynin, bedensel duyumsal korteks denen somatosensory cortex bölgesini aktive ederek oluyor. Çalışmayı yapan uzmanlar, araştırmaya katılan hastalardan ellerini ağrıyan yerlerinden çekmeleri istendiğinde ve bir başkasının elinin o bölgede tutulması halinde ağrıda artış olduğunu belirtiyor.

AĞRI KONTROLÜNDE DÜŞÜNCE GÜCÜ MÜ AĞRI KESİCİ Mİ?
Dr. Kammers bunu, "Düşünce gücü ile fiziksel ve zihinsel bedenin ortak çalışması sonucu gelişen içgüdüsel bir tavır" olarak nitelendiriyor. Tıp dünyasında ağrı kontrolünün, ağrı kesicilerden ziyade düşünce gücüyle yapılması da aynı esasa dayandırılıyor. Ayrıca, kaza veya ameliyat sonrası kaybedilen uzuv ya da organın hala ağrıdığını hissetmenin de fiziksel aktivitelerin yanı sıra düşünce gücüyle oluşturulmuş ve 'fantom ağrı' olarak isimlendirilen merkezi ağrılar olduğu belirtiliyor.

YANMAYAN PARMAKLAR DA SU TOPLADI
Nörolog Dr. Marjolein Kammers ve ekibinin yaptığı ısı çalışmasının sonuçları da bir hayli ilginç. Çalışmada, sadece bir tanesinin yakıcı özelliği bulunan 3 ayrı sıcaklıktaki noktaya elin 3 parmağı değdiriliyor. Diğer iki nokta soğuk olduğu halde kişi, 3 parmağı da yanmış gibi tepki gösteriyor. Hatta hiç yanmamış parmakları, yanmış parmakla birlikte su bile toplayabiliyor.

HASTALANDIRMA GÜCÜN VARSA, İYİLEŞTİRME GÜCÜN DE VARDIR
Bilimsel anlamda bunun açıklamasını tam olarak yapamayan araştırmacılara göre bu durum, hastaların düşünce güçleriyle kendi kendilerini hastalandırabildikleri gibi aynı güçle kendi kendilerini tedavi edebileceklerinin de göstergesi.

DOÇ. ÇİFTÇİOĞLU: BİLİM İNSANI OLARAK GÖRDÜĞÜME İNANIRIM
9 yıl NASA'da Astronot Sağlığı ile Uzayda Hayat Araştırması grubuyla çalışan ve 1998 yılında Nobel Tıp Ödülü'ne aday gösterilen Klinik Mikrobiyolog ve aynı zamanda Habertürk Gazetesi Yazarı Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu da köşesinde, İngiltere'de yapılan ve dokunmanın gücünü kanıtlayan bu araştırmaya yer verdi.

"Ben bir bilim insanıyım ve gördüğüme, dokunduğuma inanırım. Bir bilim insanı olduğum halde, biliyorum ki bilimin açıklayamadığı, bu şekilde iyileşmiş çok hasta var" diyen ve köşesindeki yazısında, "Büyü, hastanın kendi kendisine dokunmasında ve iyileşmeyi gerçekten istemesinde!" diye yazan Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, düşüncenin gücünün nelere kadir olduğunu başından geçen bir olayla şöyle anlatıyor:

"ÖLECEKSİN" KELİMESİYLE GELİŞEN PSİKOLOJİ
"11 yıl Finlandiya'da öğretim üyesi olarak çalıştım. Aynı üniversitede uzun yıllar çocuğu olmayan bir arkadaşım karnındaki şişme nedeniyle doktora gitti ve tetkikler sonucu yumurtalıklarıyla rahminde kanser olduğu ortaya çıktı. Kanserin çok fazla yayıldığını gören doktor arkadaşımın eşine,'Ben eşinizin uzun süre yaşayacağına ihtimal vermiyorum, onun için siz eşinizi alın, tatile gidin ve ne istiyorsa onu yapsın" demiş. Arkadaşım bizlerle vedalaştı, daha sonra Almanya'da yaşayan en yakın arkadaşına telefonda durumu anlatmış ve 'Ben Hindistan'a gideceğim, orada kendimi rahatlatmak için yoga, meditasyon gibi yöntemlerle ilgileneceğim' demiş. Ertesi sabah havaalanına gitmeden önce bir telefon almış ve bir gece önce vedalaştığı arkadaşının trafik kazasında öldüğünü öğrenmiş. O anda, kanser teşhisi alıp, 'öleceksin' lafını duyduktan sonra gelişen psikolojinin, yanlış bir psikoloji olduğuna karar vermiş.

RAHİM VE YUMURTALIK KANSERİYDİ, ANNE OLDU
Arkadaşım, Hindistan'da bir süre kaldı, ancak bu arada karındaki şişme devam etmiş. Bu şişliğin kitleden kaynaklandığı düşünülürken, kontrol amacıyla doktora gitmiş. Doktor muayene ve tetkikler sonunda büyük bir şaşkınlık yaşamış, çünkü kitlelerin tamamen yok olduğunu görmüş. Üstelik arkadaşımın 5 aylık hamile olduğu anlaşılmış. Arkadaşımın bu çocuğu şu anda 17 yaşında bir genç kız ve arkadaşım hala hayatta...

Şimdi buna 'düşünce gücü' denir veya herhangi bir şekilde başka bir açıklama getirilir. Ama bu olay o zaman bilimsel olarak yayınlandı. Arkadaşımın önceki filmleri, biyopsi sonuçları ve daha sonraki filmleri ile birlikte Finlandiya'daki doktorlar tarafından bilimsel rapor haline getirildi ve yayınlandı."

"BU BİR HOKUS-POKUS DEĞİL"
Doç. Çiftçioğlu, arkadaşının içindeki enerjiden beslenerek böyle bir şey başardığını söylüyor. İnsanın düşünce gücüyle hastalıklardan korunabileceğini ve iyileşebileceğini yaşadığı bu olayla deneyimleyen Doç. Çiftçioğlu, "Bu bir hokus-pokus değil" diyor ve bilim insanlarının, özellikle de doktorların enerjinin ve düşüncenin gücüne temkinli yaklaşmasının nedenlerini şöyle açıklıyor:

DOKTORLAR NEDEN TEMKİNLİ YAKLAŞIYOR?
"Kanser teşhisi almak gerçekten zor bir durumdur. Çünkü kanserin ismi bile çok soğuktur, kanserin adını duyduğunuz zaman immün sistem zayıflamaya başlıyor, bağışıklık sistemi kırıldıktan sonra da zaten aktif olan kanser hücreleri çoğalıyor. Dünyada kanser hastalarının en çok tedavi edildiği merkezlerden biri olan Houston’daki MD Anderson Kanser Merkezi'nde ilk verilen şey psikolojik tedavidir. Mesela Filiz Akın da orada tedavi gördü, orada kemoterapiden veya radyoterapiden önce psikolojik tedavi verilir.

Çünkü bu bir hokus-pokus değil. Bu tıbben açıklanmış bir olgudur ve 'olur mu öyle şey?' denecek bir durum değildir. Ben bir bilim insanıyım ve gördüğüme, dokunduğuma inanırım. Ancak arkadaşımın durumu, birebir yaşadığım ve gözlemlediğim bir olaydır.

Ama doktorlar bunu da tıbba bağlayarak ve psikoloji, immün sistem gibi kavramlarla açıklıyorlar. Ancak bunun daha ötesine gittiğiniz zaman açıklamasını yapamıyorsunuz, çünkü bir bilim insanı, bir hekim olarak gözle görülmeyen hiçbir şey hakkında konuşmak istemiyorsunuz. Bu da çok doğal, doktor size, 'düşünce gücünüz veya enerjiniz bunları yapıyor' diyemez. Çünkü bunun bilimsel bir açıklaması yok.

BU TÜR OLGULARI SUİSTİMAL EDEN İNSANLAR OLABİLİR
Ancak bunu birileri söylediği zaman,'şarlatanlık' oyarak nitelendiriliyor. Aslında bu konuda da çok dikkatli olmak gerekiyor çünkü bu gibi fenomenleri kullanarak insanları suistimal eden bir takım kişiler de ortaya çıkabiliyor. Doktorların enerji gücüyle ilgili tutumları işte bütün bunlara karşı bir savunma mekanizmasıdır. Yani hekimlerin bunu tamamen ve rahat bir şekilde dile getirmemelerinin arkasında böyle düşüncelerin olduğu görüşündeyim. Ama kendileri de birebir bunu yaşıyorlar, yaşamamaları imkânsız."

NASA'da çalıştığı dönemde iki projede bilim direktörlüğü yapan ve insan vücudunda kireçlenmeye neden olan mekanizmayı açıklayan çalışmasıyla Nobel Tıp Ödülü'ne aday gösterilen Doç. Dr. Neva Çiftçioğlu, Nörolog Dr. Marjolein Kammers ve ekibinin yaptığı araştırmanın önemine ise şu cümlelerle değiniyor:

BU ARAŞTIRMA, BİLİNÇALTININ BİLİMSEL AÇIKLAMASIDIR
"25 yıldır tıp biliminin içerisindeyim ve tıbbi araştırmalar yapıyorum. Bu nedenle enerjinin ve dokunmanın gücünün bir tıbbi araştırmayla ispatlanması gerçekten çok önemli. Çünkü sonuçları geçen hafta yayınlanan bu araştırma, aslında herkesin bilinçaltında yazılı olan bir gerçeğin bilimsel açıklamasıdır. İnsanın düşünce gücüyle neleri başarabileceğini göstermek için yapılan ısı çalışması da çok ilginç. Orada beyin, 'yandım' komutunu verdiği için yanmayan parmaklar da su topluyor, bu beynin ve bilinçaltının gücüdür. Araştırmanın altını çizdiği şey de zaten budur, yani insan isteyerek hasta oluyor veya acı çekiyorsa, isteyerek kendisini tedavi de edebilir, acıyı da dindirebilir."

İşte reiki de aynen bunu söylüyor. "Başınız ağrıdığında elinizi başınıza koyun, karnınız ağrıdığında karnınıza... Elinizdeki o enerji belki ağrıyı yok etmiyor ama onu tolore etmenizi sağlıyor. Sizde hasta olacak güç varsa, iyileşecek güç de vardır ve bu güç bedeninizdedir" diyor.

İÇİNİZDEKİ GÜCÜN FARKINDA MISINIZ?
''İnsan, bünyesinde taşıdığı ilahi öz ile her şeyi başarabilir, hasta ise sağlığına yeniden kavuşmayı, sağlığını korumayı ve geliştirmeyi... Yunus Emre’nin ’Bir ben var bende benden içeri’ sözünden kastettiği, içimizdeki bu ilahi öz'dür. Reiki, içimizdeki bu ilahi öz ile temas kurmanın yollarından biridir."

Bu sözler de, "Yaşama Sanatında Reiki" adlı kitabın yazarı Tacettin Ocak'a ait. "Reiki, 'her yerde var olan enerji" anlamına geliyor. Bu enerji bizim dışımızda değil, tam da özümüzdedir. Aslında her atomun çekirdeğinde bir enerji, bir hareket var ve bu hareketi sağlayan da reikinin kendisidir" diyen Reiki Eğitmeni Tacettin Ocak, İngiliz bilim insanlarının yaptığı araştırmanın, reiki felsefesini desteklediğini söylüyor.



"Aslında ellerdeki enerjinin, dokunmanın ve düşünce gücünün etkinliğini anlamak için araştırmalara ihtiyacımız yok ama bunun bilimsel olarak de kanıtlanması önemli" diye konuşan Ocak, reikinin genelde bir şifa tekniği olarak nitelendirildiğini ama bunun, her insanın içinde var olan enerjinin, bir mekanizmanın harekete geçirilme şekli olduğunu belirtiyor.

Duyguları yatıştıran, rahatlama sağlayan, zihni sakinleştiren ve mutluluk hormonunun salgılanmasını artıran meditasyon, yoga ve reiki gibi teknikler, ruhsal ve fiziksel sağlık ile bağışıklık sistemini güçlendirdiği için özellikle kronik hastalıklarla mücadele eden hastalara önemli bir psikolojik destek sağlıyor.

ZİHİNSEL RAHATLAMA VE STRESLE MÜCADELE YÖNTEMİ
Uzmanlar da reiki, yoga, meditasyon gibi yöntemlerin tıbbi tedaviyle birlikte uygulandığında, hastalıkların tedavisinde olumlu etki yaptığını söylüyor.

’Derin düşünme ve öze dönme’ olarak tanımlanan meditasyon, ’yaşam enerjisi’ anlamına gelen reiki, ’bedendeki enerjinin dönüşümü’ için yapılan yoga, özellikle son 50 yıldır daha çok zihinsel rahatlama ve stresle mücadele yöntemi olarak kullanılıyor. Ancak endişe ve gerilimi azaltıp insanın kendisinden memnun olmasını, üzüntülerini ve ağrılarını tolore etmesini kolaylaştıran, zihni sakinleştiren, sağlığın korunması ve kaliteli yaşam için önerilen bu yöntemler, kanser başta olmak üzere kalp hastalıkları, diyabet ve felç gibi tedavisi uzun süren hastalıklarda özellikle tavsiye ediliyor.

Bir Japon doktorun Buda’nın öğrencilerine ait kitaplardan öğrenerek dünyaya tanıttığı reiki, insanın bedenindeki enerjiyle başkalarını ve kendi bedenini şifalandırması esasına dayanıyor. Ancak reikiye sadece şifalandırmak gözüyle bakmamak gerektiğini belirten Tacettin Ocak, reikinin bir 'öze ulaşma' yöntemi olduğunu söylüyor.

KİMİSİ ŞİFA OLARAK BAKAR, KİMİSİ ALLAH’A ULAŞMANIN YOLU
Reikiyi, ’konsantre edilmiş çok yoğun sevgi’ olarak da nitelendiren Ocak, reikinin insan ruhuna ve bedenine neden iyi geldiğini, özellikle de kanser hastalarının reikiden nasıl yararlandıklarını şöyle anlatıyor:

"Yunus Emre’nin bahsettiği, ’Bir ben var bende benden içeri’den kastettiği ne ise 'Bu bendeki güç nasıl bir güç' diye düşünen ve araştıran insanların reiki yoluyla buldukları şey de aynıdır. Yani içlerindeki ilahi özdür. Kimisi reikiye sadece şifa olarak bakabilir, kimisi de ’Allaha ulaşma yolu’ olarak görebilir.

Reikiyi en çok kanser hastaları
uyguluyor ve bundan büyük yarar görüyor. Kanser hastasının çok zor bir tedavi sürecinden geçtiği herkesin malumu. Psikolojik destek ve pozitif düşünce olmadıktan sonra, bu tedavilerin çok
daha zor geçeceği de bilinen bir gerçek. Tacettin Ocak

Uzmanlar, kanserin bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla ortaya çıktığını söylüyor. Bağışıklık sistemini güçlendirmenin en iyi yollarından biri de moraldir. Tedavinin başarılı olabilmesi için hastanın psikolojik durumunun mutlaka iyileştirilmesi gerekir. Hasta yüksek moral değerlere ulaştırılmalı ve özündeki güçle kanseri yeneceğine inanmalı. Reiki hastaya işte böyle bir destek sağlıyor."

PROF. CANPOLAT: DESTEK TEDAVİ OLARAK İŞE YARIYOR
Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Çocuk Hematoloji ve Onkoloji Bölümü'nden Prof. Dr. Cengiz Canpolat da bilimsel tedavinin yanında destek tedavisi olarak reiki, yoga, meditasyon gibi yöntemlerin olumlu etkileri olduğu görüşünde. "Bizde yaygın değil ama reikinin çocuklarda da uygulandığına ve kanser tedavisinin yan etkilerini azaltmada etkili olduğuna dair birçok yayın var" diyen Prof. Canpolat, şunları söylüyor:

"Özellikle kemoterapi sırasında gelişen bulantı, kusma ve ağrı üzerinde etkili olduğunu biliyorum. Ben şahsen kendi hastalarıma reiki yapmıyorum, ben hastalarıma sadece bilimsel tedavileri yapıyorum ama biliyorum ki ağrıları, bulantı ve kusmayı azaltıyor veya dindiriyor. Enerji metabolizmalarını düzenliyor ve hastaların yorgunluklarını azaltabiliyor.

Bilimsel tedavinin yanında bir
destek tedavisi olarak işe yaradığını ve kanser hastalarının reikiden fayda gördüğünü söyleyebilirim. Uluslararası makalelerde ve tıbbi bilimsel dergilerde düşüncenin gücü, reiki, yoga ve
biyoenerji üzerine yayınlanmış
çok sayıda makale var. Ben de bunları
takip eden bir doktorum. Prof. Dr. Cengiz Canpolat

Ben sakinleşmek, rahatlamak ve stresten arınmak için kendime de reiki yapıyorum. Ama farklı gözle bakılabilir düşüncesiyle çocuk hastalarıma böyle bir şey uygulamıyorum. Zaten çocukların aileleri de böyle bir şey istemedi, benim muayenehanemde reiki şemaları asılıdır ama 'hocam siz reiki yapıyor musunuz, bizim çocuğumuza da reiki yapın' diyen kimse olmadı. Ben de yanlış anlaşılır düşüncesiyle herhangi bir teklifte bulunmadım ama reikinin böyle bir faydasının olduğuna dair bilgim var."

VÜCUTTAKİ ENERJİNİN KULLANILMASINI SAĞLIYOR
Tacettin Ocak'a göre de reiki, bedende bulunan 7 ana enerji merkezinin enerjisini yükseltme yaklaşımına dayanıyor.

"Bedenimizi tepeden ayak parmaklarına kadar bir kanal gibi düşünelim, hastalıkların zaten var olmasının nedeni, o kanalda bazı tıkanmaların olmasıdır. Reiki, herhangi bir hastalığa karşı özel olarak uygulanan bir şey değildir, hastalık olsun, olmasın her insana uygulanır ve hangi kanal tıkalıysa, o kanal açılır. Enerji kanallarının açılmasıyla da hastalık ortadan kalkar, hasta olmayanların ise sağlıklarını korumaları sağlanır. Yani reiki vücuttaki enerji kanallarının açılmasını ve bu kanallardaki enerjinin kullanılmasını sağlıyor."

HASTALIK YOK, HASTA VAR
"Eskiden 'hastalık var' denirdi ama artık 'hasta var' deniyor. Çünkü her hastalık her hastada aynı etkiyi yaratmaz. Artık olay, o hastanın iç dünyası, kendisine yaklaşımı, dünyayı algılayış biçimi, hastalığı nasıl tanımladığı ve moral durumuna döndü. Bu yüzden bilimin bu konuya araştırma için zaman ve enerji ayırması gerektiğini düşünüyorum" diye konuşan Ocak, şöyle devam ediyor:

"Biz hastalarda bilimsel yöntemlere yönelik soru işareti yaratmayız. Ama bilimsel tedavinin yanında reiki, meditasyon, yoga, dua gibi yöntemlerin sağladığı desteğin, hastaların ilaçlardan alacağı yararı ve olumlu etkiyi artıracağına inanıyoruz. Bu tür desteklerden sonra sonuçlara şaşıran doktorlar da var. Örneğin, reiki yapan hastaların kanserdeki ağır tedavi sürecini daha hafif geçirebildiklerini gözlemliyoruz. Ancak reiki gibi yöntemlerin düzenli uygulanması lazım. Reikinin altındaki ilahi enerji sorgulanırsa, insan kendi gücüne inanırsa ibre şifadan yana döner. Bu çok kolay bir süreç değildir ama gereği yapılırsa başarı sağlanabilir. Hastaya reiki uygulandığında otomatik olarak bağışıklık sistemi güçlenir. Yoğun reiki uygulamaları sayesinde bu etki artar ve hasta hem kendisini iyi hisseder hem de hastalığın seyri olumlu yönde gelişir."

HER İNSAN KENDİSİNİ HASTA EDEBİLECEK KADAR GÜÇLÜDÜR
'Yaşama Sanatında Reiki' adlı kitapta reikinin nasıl uygulandığını anlatan Ocak, "Aslında her insanın kendisini iyi hissetmesi, stresten uzak durması, sağlığını koruması veya hastalanmışsa da şifa bulabilmesi için ihtiyaç duyduğu enerjinin kendisinde mevcut olduğunu anlatmak istedim. Çünkü her insan, kendisini hasta edebilecek kadar güçlü bir varlıktır. İnsan o gücü, iyileşmek için de kullanabilir. Bunun için aslında reiki çok kolay bir yöntemdir. İnsan, tıbbi tedaviyle birlikte reikinin de desteği ile hastalıktan kurtulma şansına sahiptir. Ben bu kitapta insanlara içlerindeki şifa gücünü nasıl kullanacaklarını öğretmeyi amaçladım" diyor.

KİMİ ZAMAN BİR DUA, KİMİ ZAMAN GÜZEL BİR MÜZİK...
Reikinin sadece sağlık açısından değil, iş hayatında başarılı olmak için de önemli katkı sağladığını belirten ve kitabında, 'İnsanın sevmekten başka çaresi yoktur' diyen Tacettin Ocak, ’neden reiki?’ sorusuna ise şöyle cevap veriyor:

"Önemli olan ne yaptığın değildir, önemli olan enerjidir. Yani adına reiki de demek zorunda değilsiniz, kimi yerde bu bir dua, kimi yerde bir tebessüm, kimi yerde bir güzel müzik veya güzel kokudur. Buradaki temel nokta; sorunu çözümlemeye gitmektir. Mesela iş dünyasında bazı yöneticilerin aslında yönetilmeye ihtiyacı var, bazı denetleyicilerin de denetlenmeye. Bu devlet kurumları için de özel şirketler için de geçerli. Sonuçta olay şudur; kendisiyle iletişimi olmayan bir insanın, başka birisiyle iyi iletişim içinde olmasını bekleyemeyiz. Mesele, herkesin kendisiyle barışık olması, içindeki ilahi gücün bedenine ve ruhuna yayılması meselesidir. Ben gelecekte iş dünyasındaki profesyonel insanlara bu konuda çok yoğun eğitimler verileceğine inanıyorum.

İNSANIN SEVMEKTEN BAŞKA ÇARESİ YOK

İnsan kendisini sevmedikten sonra başkasını sevemez. Biz başkasını sevdiğimizi düşündüğümüz zaman bile aslında bir şekilde ve çok derinlerde kendimizi seviyoruz demektir. Eğer birisini sevmiyorsak, bir şekilde kendimizi de sevmediğimizi söyleyebiliriz. Aslında bunu şöyle de nitelendirmek mümkün: Başka birinde bir eksik yön görüyorsan, sende de var olduğu için görürsün. Sende de o eksik yön olmasaydı, sen onu göremezdin. Başka birinin iyi yönünü görüyorsan, sende de var ki o iyi yönü görürsün. Bunlar yüzlerce yıldır söylenen sözlerdir. Ancak biz bunu kabul edip ona göre davranmaya ve yaşamaya çalışırsak her şeyin çok daha iyiye gideceğine inanıyorum."

 

Yazan : Tülay Karabağ Kaynak : www.ntvmsnbc.com

AddThis Social Bookmark Button
 
Ziyaretler ve Zaman

Ziyaretler ve Zaman

Sadece iletişimde bulunmak, özellikle konuşukluk etmek için yaptığı­mız iştir, ziyaret. Ve birçok "başarmak sevdasına tutkun" insan bu işi zararlı bulur. Çünkü, o insanların iletişmek ve konuşukluk konuları, madde ile ölçülen sonuçlar anlamındaki başarı çerçevesindedir. Birçok insan için ise yaşadıkları filmin üzerlerine düşürdüğü roldür, ziyareti doğuran şeyler. Ve bu iki tür insan için bu iş, seçimlik bir iş değildir. Zorunlu bir iştir. Ziyaret etmek de ziyaretçi kabul etmek de böyledir onlara göre.

Bir bakıma haklı saymalı onları. Zira birçok ziyarette biraraya gelmiş insanların konuştuğu şeyleri şöyle bir gruplasanız ve her gruba giren alt grupları çıkarsanız bulacağınız sonuç; onları konuşmak için biraraya gelmelerine gerek olmadığıdır. Zaten biraraya gelmek çabası göstermedikleri zaman da konuşulan şeyleri konuşmuşlardır. Hem hiç­bir fark, derinlik, çeşitlilik olmadan konuşmuşlardır. Haliyle böyle bir ortama girmenin seçme tarafı olması beklenemez, olsa olsa zorunlu­luktan girilebilir çünkü.

Sokrat demiş. "Hiçbir konuda fikrim yoktur. Konuştukça fikir sahibi oluyorum". İşte ziyaretlerin sebebi bir seçme olmayıp zorunluluk olsa bile ziyaretlerine böyle bir yaklaşım katabilir insanlar. Sonra, iletişmenin ve konuşukluk etmenin somut bir faydası, karşılıklı ikram edilen somut bir sonucu bulunamasa bile "kalpten kalbe giden bir yol bulmak" şeklinde sonuçlanması gözetilebilir. Ziyaretlerimiz, birbiri­mizle dostça ilgilenmeye fırsat olarak görülebilir. Fakat bu fırsatı bir sohbet şeklinde idrak etmekle yakalamış olacağımıza dikkat kesilmeli­yiz. Bir sohbet de katılımcılarının bir konu hakkında ne düşündükle­rini beyan etmeleri, bir konunun içerdiklerini ve içermediklerini be­lirlemeleri, bir konunun nasıl sonuçlar içerdiğini veya doğurduğunu aramaları maksadıyla gerçekleşen konuşukluktur. Ancak bu sayede sohbet olabilir o ziyaretler.

Japonlar, sırf soyut şeyleri konuşarak, o konuları karşılıklı konuşarak doldurdukları vakitler kararlaştırır ve bir araya gelirler imiş. Bu adeti, ilk duyduğumda, bir okuma konusundan başka bir okuma konusuna yönelerek zihni dinlendirme yöntemine benzetmiştim. Ziyaretlerimizi, bize bu imkanı tekrar kazandıracak kuvvet sahibi edebilirsek, ille de şahit olup ille de içinde yer alıp ancak tecrübe edebileceğimiz olaylara bizi hazırlar, idmanını yaptırır.

 

 

Yazan: Tahsin Yılmaz Kaynak: AKİS KİTAP

 

AddThis Social Bookmark Button
 
SEBZE VE MEYVELERİN CİLT BAKIMINDA KULLANIM ALANLARI VE FAYDALARI

ADAÇAYI (Bahçe Adaçayı-Salvia officinalis)

Bileşimi: Eterli uçucu yağlar, %30 Thujon, %5 Cineol, Linalol, Borneol, Salven, Pinen ve kâfur, tanenler, triterpenoitler, flavonlar, Östrojen benzeri maddeler, reçineli bileşikler içerir.

Kullanım alanları

*Gözenekleri yağlı ve genişleşmiş ciltleri temizler, sıkıştırır, serinletir.

*Ter bezlerini etkileyerek, teri keser.

*Banyoda kullanıldığında ağrıyan kaslara, yorgun ayaklara iyi gelir.

*Bir miktar çiğnenirse ağız kokusunu giderir.

*Kurutulmuş ada çayı toz haline getirilip, tuzla karıştırılır ve bu karışımla dişler ovulursa, dişleri beyazlatır.

*Saçlar için besleyici ve etkili bir toniktir, Saçların bakımında, saçların fazla yağını alıp deriyi temizler, ölü hücreleri yok eder. Saç derisini canlandırır, saç dökülmesini önler, derinlemesine temizlik sağlar. *Adaçayının yağı papatya ile birlikte kullanılırsa daha faydalı olur.

*Yaprakları kaynatıldığında saç boyamaya yarar.

*Kıymetli güzellik kremlerinin ve değerli parfümlerin terkibinde adaçayı özü de vardır. Cildi yeniler, derideki mikro dolaşımı hızlandırarak cilt hücrelerinin kanla dolup yenilenmesini ve canlanmasını sağlar.

Cilt bakımında:

Yağlı, akneli ve sivilceli ciltler için, bir tutam adaçayı çay gibi demlenir, sabah akşam hazırlanan bu losyona bir parça pamuk batırılıp cildimiz temizlenir.

Saçlar için hazırlanış ve uygulama şekli:

*8 bardak kaynatılmış suya bir avuç Adaçayı konur, üstü kapalı beş dakika kaynatılır, 30 dakika demlenir, süzülür. Her banyodan sonra, saç dipleri bu tonik ile ovulur, durulanmaz, soğuk kullanılması daha etkilidir. Aynı zamanda papatya ve adaçayı içmeye devam edilir.
*Adaçayı ezilerek elde edilen mayi ile masaj yapılan saçlar siyahlaşır ve gürleşir.

Çay hazırlama:

*Yarım veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış kuru yaprak, bir su bardağı dolusu kaynar suyla haşlanır ve üstü kapalı olarak 10 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde 2–3 bardak içilir. Taze bitki kullanılması durumunda 4–5 dakika demleme süresi yeterlidir.

Çalkalama-Gargara:

*2–3 tatlı kaşığı  kurutulmuş ve ince kıyılmış yaprak, 2 bardak soğuk suya eklenir ve ateşe konur. Kaynamaya başlayınca ocaktan indirilir ve üstü kapalı olarak 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Günde pek çok kere 5–10 dakika süreli gargaralar yapılır.

Banyolar için:

*İki avuç dolusu yaprak soğuk suda gece boyunca bekletilir. Ertesi gün kaynama derecesine kadar ısıtılır, 5–6 dakika demlendikten sonra süzülür ve banyo suyuna eklenir.

UYARILAR:

Adaçayının aşırı kullanımında kan basıncı (tansiyon) yükselebilir. Dölyatağı (Rahim) kaslarını uyardığı için, gebelik sürecinde kullanılmaz. Annelerin süt üretimini durdurur. Önerilen dozajlara uyulduğunda, (en fazla günde 3 kahve fincanı) bilinen başka bir yan etkisi yoktur.

AHUDUDU (Ağaççileği, sultan böğürtleni)

Bileşimi: Böğürtlen yaprağında da olduğu gibi, en önemli etken madde tanen, ayrıca, Pektin, şeker, eterli yağ, limon asidi ve elma asidi.

Kullanım alanları

*Dokuları sıkıştırıcı, sağlamlaştırıcı, güçlendirici

*Cildi serinletici

*Ağız boşluğu, dişeti ve yutak iltihaplarında gargara ve çalkalama biçiminde de bitki çayından yararlanılabilir.

Cilt için
Cildinizde dolaşım sorunları var. Kılcal damarlarınız hiç de estetik olmayan görüntülere yol açıyor. Sivilceler ve kızarıklıklar ortaya çıkıyor.
*Taze ve olgun döneminde ahududu yemek çok şifalıdır. Vücuttaki toksinleri dışarı atar, kanı temizler, kuvvet ve canlılık verir. Ayrıca, İçerdiği bol A vitamini sayesinde cilde pürüzsüz ve kadifemsi bir görünüm kazandırır.

Maske
1 avuç ahududuyu bir kâseye alın. Püre halinde ezip cildinize sürün. Ve temizlenmiş cildinize uygulayıp 10 dakika bekletin. Yıkayıp kurulayın.

Gargara ve göz banyosu

Kaynar su bulunan kabın içerisine 1 avuç ahududu çiçeği atıp 10 dakika demlendirin, süzdükten sonra bu suyu, ağız ve boğaz sorunları için gargara olarak kullanabilirsiniz, hem de göz banyosu yapabilirsiniz. Bu su, hem göz, hem bademcik iltihaplarında tedavi edici rol oynar.

Çay hazırlama

Yarım veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış yaprak, orta boy bir su bardağı dolusu kaynar derecede suyla haşlanır, üstü kapalı olarak 10–15 dakika demlendikten sonra süzülür. Normalde günde 2–3 bardak, ama gerektiğinde daha da fazla içilebilir.

Uyarı: Bilinen hiçbir yan etkisi yoktur.

ANANAS

Bileşenleri: şekerli, sulu ve vitaminlidir.

*Ciltteki ölü hücreleri yok eder.

*Cildi temizlemek, beslemek ve rengini açmak için kullanılır.

*Az beslenmiş ve koyu ciltlere yararı olur.

Cilt için maske

*2 dilim ananası temiz bir kap içerisinde çatalla ezin, kalın bir maske olarak, yüzünüze uygulayın. 15–20 dakika sonra cildinizi yıkayın.

*Mevsiminde sık olarak bu meyveden tüketin.

ARMUT

Bileşenleri: %13 şeker, %83 sudur.

*Cildi beslemek ve serinletmek için kullanılır.

Cilt için maske

Olgun bir armudu temiz bir kap içerisinde çatalla ezin, kalın bir maske olarak, yüzünüze uygulayın. 15 dakika sonra cildinizi yıkayın.

ATKESTANESİ VE YAĞI

*Özelliği yanaklarda görülen ince kılcal damarların ve göz kenarlarındaki kırışıklıkların tedavisinde kullanılmasıdır.

*Atkestanesi yağı, kılcal damar çatlaklarını giderir, genişlemiş gözenekleri sıkıştırır, cilt kırışıklıklarını giderir.

*Gözenekleri genişleşmiş ve kuru ciltli olanlar bu bitkinin yağından faydalanabilirler.

*Maskesi kılcal damarları kapatır, ciltteki gözenekleri sıkıştırır, ölü hücre tabakasını temizler

*Atkestanesi banyosu, varisler, bacak ülserleri, hemoroitler, tekrarlayan sinir ağrıları ve güneş yanıkları için kullanıldığında iyi sonuçlar vermiştir.

Yağın elde edilişi

Atkestanesi kabuğundan çıkarıldıktan sonra ince rendelenip bir kavanoza konur. Üstünü örtecek kadar badem yağı ve saf zeytinyağı eklenir. Güneşte bir ay bekletildikten sonra süzülüp kullanılır.

Atkestanesi maskesi

*Rendelenen ve yağda bekletildikten sonra çıkarılan atkestanesi, yüze maske olarak uygulanır. 15 dakika sonra ılık su ile yüz yıkanır. Bu uygulamayı yukarıda belirtilen sorunlu ciltlere haftada 2–3 defa uygulayabiliriz.

Yağın ciltte kullanımı

Sabah akşam cilt yüzeyine ince bir tabaka şeklinde parmak uçları ile masaj yapılarak yedirilecek. Kılcal ve varis damarları üzerinde baskı uygulamadan hafif bir şekilde uygulanmalıdır.

Banyo katkısı olarak

1 ila 1,5 kilogram doğranmış meyveyi su ile kaynatın ve kalan sıvıyı banyo suyuna ilave edin.

AVOKADO

Bileşenleri: Bu meyvenin yağı yeşile çalan kahverengidir. İyi cins ve kolay bozulmaz bir yağdır. Bileşiminde A-B-D-E-H-K-PP vitaminleri, ayrıca lesitin, histidin, fitosterol, klorofil ve protein bulunduğundan, estetik açıdan çok yararlıdır. İçerdiği yağ asitleri ve vitaminler sayesinde bu koyu yeşil meyve, çok değerli besinler listesinde yer almaktadır.

*Dıştan kullanımda, bol miktarda içerdiği A Vitamini, hücrelerin yenilenmesini destekler,

*Üstderide kepeklenmeyi nasırlaşmayı önler.

*B Vitamini kompleksi, hücre metabolizmasını çok olumlu etkiler.

*Avokadonun etken maddeleri, deriyi kurumaktan korur ve özellikle, duyarlı, kuru, yıpranmış ve yaşlanmış derileri iyileştirir ve güçlendirir.

*Derinliklere kolayca nüfus ederek cildi korur, besler.

*Kuru ciltlere özellikle tavsiye edilir.

*Bu meyvenin yağlı asitleri cildi güneşin mor ötesi ışınlarından korur.

*Gerek yağı, gerekse suyu birçok kremlerde, losyonlarda, güneş yağlarında yer alır.

*Avokadonun ciltte alerji yaptığı kaydedilmemiştir.

Cilt kırışıklıklarına

Avokado lapası, kompresleri uygulanır.

Avokado maskesi, kuru cilt için

Olgun bir avokado meyvesi kabuksuz olarak çatalla ezilir ve yarım tatlı kaşığı bal, bir tatlı kaşığı elma sirkesi ile iyice karıştırılır. Bir yumurta sarısı çatalla iyice çırpıldıktan sonra eklenerek karıştırılır ve bu arada da 3 yemek kaşığı dolusu zeytinyağı, karıştırılma sırasında azar azar eklenir. Yüze, boyuna ve dekolteye bolca uygulanır ve 20–30 dakika etkilemeye bırakılır.

Canlandırıcı maske

Yarım avokado (olgun),bir tatlı kaşığı bal, yeterince taze ve çiğ süt, bir tatlı kaşığı polen.

Karıştırılan bu malzemeler düzgün bir kıvam alınca kullanılmaya hazırdır. Yüz, boyun temizlendikten sonra mask yüze uygulanır. 30 dakika bekletildikten sonra soğuk su ile çalkalanıp kurutulur. Bu masktan sonra yüze bitkisel bir losyon sürmelidir.

BADEM VE YAĞI

Tatlı badem yağı en eski kozmetik malzemesidir. Çok yararlı olan bu yağ, bu alanda hala en çok aranan maddelerden biridir. Acı ve tatlı badem çekirdeğinin karışımından, ama bazen de yalnızca tatlı bademden elde edilir.

*Özellikle duyarlı, kuru ve çatlak ciltleri çok olumlu etkiler ve pürüzlerini alır.

*Yüzdeki lekelere, siyah noktalardan dolayı gözenekleri genişlemiş, kuru, ihmal edilmiş, pullanmış ciltlere yararlıdır.

*Makyajı çıkarma, cildi temizleme açısından badem yağı ile yarışacak az madde bulunur.

*Cildi yumuşak tutan bu yağ ince ve duyarlı ciltlere özellikle tavsiye edilir.

*Bebeklerde de kullanılabilir.

Her türlü cilt için

İki tatlı kaşığı badem yağı, bir adet salatalık, bir bardak arı su

Yapımı; Salatalık rendelenip su dolu bir kabın içinde hafif ateşte 15 dakika kaynatılır. Soğuyunca süzülüp badem yağı katılır. Buzdolabında birkaç gün dayanır. Birkaç damla aselbent tentürü katılırsa bozulması geciktirilebilir.

Sivilceler ve çillerin tedavisi için Maske

İki avuç kabukları ayıklanmış badem, dövülerek un haline getirilir. Hazırlanan badem ununa bir çorba kaşığı süzme bal ve yumurtanın akı çırpılmadan ilâve edildikten sonra bu karışıma, krem haline gelinceye kadar gülsuyu ilâve edilerek yoğrulur. Elde edilen badem kremi, yüzde oluşan sivilceleri gidermede maske yapılarak uygulanır. Bu maskenin ayrıca yüzde oluşan çillerin tedavisinde de et­kin yararı vardır.

BAL

Besinlerin en güzelidir. Kuvvet, canlılık verir, nekahet döneminde hastanın ayağa kalkmasına yardım eder. Kansızlığa, zayıflığa iyi gelir. Çocuklarda bağırsakları yumuşatır, kabızlığa iyi gelir, cilt ve vücut bakımların da kullanılan çok faydalı bir üründür.

Her türlü cilt için

*İki veya üç tatlı kaşığı su, bir tatlı kaşığı bal, ½ bardak süt, bir yumurta sarısı

Bal, içinde eriyebileceği kadar su ile hafif ateşte ben-mari de ısıtılıp karıştırılır, ateşten çekilir. İçine önce süt, sonra yumurta sarısı katılır. Karışım düzgün bir kıvam alınca şişeye aktarılır, buzdolabında saklanır. Cildi besleyen, düzgünleştiren, yumuşatan bu sarımtırak süt, her cilde ve yaştakilere tavsiye edilir.

Nemlendirici olarak

*Suyu kendine çeken bal, çok iyi bir nemlendiricidir. Bal hem kuru, hem de yağlı ciltlere yararlıdır. Cilde düzgünlük verir, yumuşatır ve besler. İçindeki organik asitler ve enzimler kozmetik açıdan balın değerini artırır.

*Yüzü soluk olanlar yanaklarına pembelik gelmesi için, baldan daha iyi bir nemlendirici bulamazlar. Balı yüze yaydıktan sonra parmak uçları ile hafif, hafif vurarak cilde yedirmeli. İki ile üç dakika bekledikten sonra yüzü önce ılık, sonra soğuk su ile çalkalamalı. Bu yöntem kan dolaşımını hızlandırır. Sonuç olarak cilt hafif pembeleşir. Bal yüz kremlerinde, el losyonlarında, masklarda yer alır.

(kozmetikte kullanılacaksa iyice sulandırılmalıdır).

Cilt lekeleri için ballı krem

Nışadır bal ile karıştırılarak krem kıvamına getirilir. Hazırla­nan kremden günde iki sefer ve tedavi süresince leke olan ye­re sürülür.

Yağlı ve lekeli ciltler için

Az miktardaki hafifçe ısıtılmış bal ile yüzünüze masaj yapın. 15 dakika yüzünüzde bırakın. Bal mikrop öldürücüdür, cilt deliklerini temizler ve deriyi gerdirir. Yağlı ve lekeli deri için iyidir. Buğday özü sıklıkla bal maskesine ilave edilir.

Cilt parlaklığı için krem

Hercai menekşe kurutulduktan sonra dövülerek ufalanır. İnce elekten geçirilerek elde edilen toz, ısıtılmış bal ile karıştırıla­rak krem kıvamına getirilir. Hazırlanan kremden yatmadan önce cilde sürülür.

Kırışıklıkları gidermek için bal maskesi

Beş çorba kaşığı bal, bir fincan limon suyu, bir çorba kaşığı badem yağı ve çırpılmamış iki yumurta akı bir süre karıştırı­lır. Hazırlanan karışım, maske kıvamına gelinceye kadar süt ve patates unu ilâve edilerek karıştırılır. Bu karışım hafif ateşte beş dakika tutulduktan sonra çırpılarak buzdolabında bir gün bekletilir. Elde edilen bal kremi, yüzdeki buruşuk ve kırışıklıkları gidermek için cilde maske yapılarak uygulanır. Bal maskesi, uygulanan bölgede en az bir saat bekletilmelidir.

Cildi tazelemek için

Bal, limon suyu ve 1 tatlı kaşığı zeytinyağı iyice karıştırılır. 20 dakika yüzünüzde kalsın.

Deri gözeneklerinin sıkıştırılması için

Bal maskesi, 20–25 dakika süreyle uygulanır. Yüz ılık sütle yıkanır ve soğuk suyla güzelce durulanır.

Normal ciltler için maske

Bir ölçü bal, İki ölçü yoğurt.

Yapılışı: Malzeme karıştırılıp cilde sürülür.15–20 dakika sonra yüz önce ılık, sonra soğuk su ile çalkalanır. Bu formülle cilt ve ciltteki makyajda temizlenebilir.

Bal ve Süt banyosu, kırışıklara karşı

2 bardak ılık sütte 2 yemek kaşığı dolusu bal iyice eritilir, 1 tatlı kaşığı badem yağı eklenir ve kapalı bir kavanozda iyice çalkalandıktan sonra banyo suyuna eklenir ve banyo suyu da karıştırılır. Banyodan sonra sıcak duş alınır ve hafifçe kurulanılır.

ÇAY

Çaydaki tein güneşin olumsuz mor ötesi ışınlarını kendine çektiğinden, bazı cilt rahatsızlıklarında da kullanılır. Çay cildi sıkıştırır. Bu özelliğinden dolayı koruyucu losyon olarak ta kullanılır. Ayrıca güneş yağının verdiği sağlıklı rengi korur.

*Bunun için sabah akşam yüzü çay ile çalkalamalı veya bir parça pamuk ile cilde sürmeli.

*Çay ile yorgun gözlere pansuman yapılabilir, gözaltındaki şişlere de kompres olarak uygulanabilir.

ÇİLEK

Bileşenleri: Su, %90–95 kalsiyum, demir ve yumuşak asitlerdir.

Çileğin özellikleri:
*Çilek, bol C vitamini içerdiği için vücudun ve cildin bağışıklık sistemini güçlendiriyor.

*Aynı anda hem dâhili hem de harici olarak kullanın, benzer bir çay bazen egzama ve ergenlik sivilcelerine karşı etkilidir.

*Cildi uyarır, yumuşatır ve nemlendirir.

*Yağlı, buruşuk veya normal ciltlere tavsiye edilir. (uygulama alerjiye de yol açabilir).

*En iyi sonuçlar veren cinsi dağ çileğidir.

Cildi canlandırmak ve temizlemek için

Dört veya beş iri çilek, ½ bardak süt, Yıkanan çilekler bir çatalla ezilir veya mikserde püre haline getirilir. Süt katılıp karıştırılır, şişeye aktararak buzdolabında saklanır. Kullanılacağı zaman şişe çalkalanır. Kokusu ve tadı hoş olan bu süt içilebilir de.

Maske
1 avuç dolusu çileği bir kâseye alın. Püre halinde ezip cildinize sürün. Ancak cildiniz kuru ise çilek püresine 2 çorba kaşığı süt kreması ekleyip karıştırın ve temizlenmiş cildinize uygulayıp 10 dakika bekletin. Yıkayıp kurulayın.

Uyarı: Son derece etkili faydası olmasına karşılık her cins ciltte kullanılmaz!

Yağlı ciltler için maske

3–4 olgun çilek, bir yumurta akı, 1–2 tatlı kaşığı gül suyu, 1–2 damla aselbent tentürü.

Yapılışı: Çilekler ezilip iyice kabartılmış yumurta akı ile karıştırılır. Gül suyu ve aselbent tentürü katılıp yüze sürülür. 10–15 dakika sonra yüz ılık maydanoz losyonu ile çalkalanır.

Çilek Çayı

2 çay kaşığı yaprak veya kök gövdeyi ½ bardak suda demleyin. Gerektikçe alın.

Meyvenin Özsuyu

Günde 2 çorba kaşığı alınır.

NOT: Ekimi yapılan türlerin tedavi edici değerleri, yabani türlerden daha azdır.

DOMATES

*Vitamin deposudur.

*Cildin rengini açar

*Yağlı ciltlere, ergenlik sivilcelerine ve siyah noktalara yararlıdır.

Sivilce ve siyah noktalar için

Olgun bir domatesi dilim, dilim kesip sivilce ve siyah noktaların üzerine doğrudan uygulayın. 15 dakika bekletin ve durulayıp uzaklaştırın.

Yağlı ciltler ve siyah noktalar için

Bir adet çok olgun domates, bir tatlı kaşığı gliserin, bir veya iki damla aselbent tentürü.

Yapılışı: Domates ezilir, ince bir tülbentten süzülür. Gliserin ve aselbent tentürü katılıp karıştırılır, şişeye aktarılıp kullanılmak üzere saklanır. Cildin yağlı ve siyah noktalı kısımlarına bolca sürülür.

Deri gözeneklerinin sıkıştırılması için

Dilimlenmiş domates, 15–20 dakika süreyle problemli bölgeye yatırılır.

Yağlı ciltler için maske

1 adet olgun çatlaksız domates, yeterince kil.

Yapılışı: Karıştırarak koyuca, pütürsüz bir krema haline getirilir, yüze sürülür. Mask kuruyunca yüz önce ılık, sonra soğuk su ile çalkalanır. Yağlı ciltler için en iyi temizleyici masklardandır.

*Domates suyu Yağlı cilde iyi gelir.

Cildin canlı görünmesi için maske

Kabukları soyulan kızarmış iki domates kıyıldıktan sonra ezi­lerek çırpılmış yumurta sarısı ile karıştırılır. Elde edilen karışıma bir kaşık badem yağı, yarım fincan süt ve şeftali suyu ilâve edilerek bir kaba konur. Beş dakika ateş­te tutulduktan sonra indirilir. Hazırlanan bu karışıma süzme bal karıştırılır ve krem kıvamına gelinceye kadar yoğrulur. Yüze maske olarak ve cildin diğer kısımlarına yakı olarak kullanılan domatesli kremin, cildin canlı görünmesinde etkin yararı vardır. Bu maske yüze sürüldükten sonra en az yirmi dakika bekletilmeli sonra yüz yıkanmalıdır.

EBEGÜMECİ

*Çay gibi demlendirildiğinde duyarlı ve ince ciltlere yararlıdır

*Kompres olarak uygulandığında yüzdeki çıbanların ve apselerin olgunlaşmasını sağlar

*Gözlere uygulanan Kompres göz yangısına iyi gelir

*Ayaklara ve ellere banyo olarak uygulanırsa yorgunluğu alır.

*Dişeti hastalıklarını tedavi eder.

Çay olarak

½ bardak soğuk suya 1 ila 2 çay kaşığı bitki ilave edin. 8 saat bekletin, sonra ılınana kadar ısıtın. (Kaynatmayın veya kaynar suda demlemeyin) Not: Sadece taze bitkiyi kullanın

Harici kullanımlar için

1 çorba kaşığı bitkiyi ½ bardak suda kısa süre kaynatın.

Ebegümeci banyosu, iltihaplı, sivilceli deri için

50g kurutulmuş veya 100g taze ebegümeci çiçeği ve yaprağı ince kıyılmış olarak, kaynar derecedeki 2 litre suyla haşlanır, soğuyana kadar demlenmeye bırakılır, süzülür ve banyo suyuna eklenir. Kan dolaşımını hızlandırmak için banyodan sonra beden, orta sertlikte bir fırça ile fırçalanır.

ELMA

Bileşenleri: %8 pektin, çeşitli vitaminler, madeni tuzlar ve sodyumdur. Pektin bir pelte halini alır. Sodyum ise hücrelerin yenilenmesini sağlar.

*Elmanın her çeşit cilde yararı vardır. Her yönden çok zengin olan bir meyvedir.

*Cildi yumuşatır, nemlendirir ve üst deriyi güçlendirir

*Mikropların birçoğu elma suyunda gelişemez. Bu özelliğinden ötürü elma suyu cilt toniklerinde, kremlerde, masklarda yer alır.

Tonik

Taze sıkılmış elma suyu yüzde çiziklerin oluşmasını geciktirir. Olumlu bir etki elde etmek için elma suyu sabah, akşam yüze ve boyna sürülmelidir.

Yağ beneklerini gidermek ve gözenekleri beslemek için Elmalı maske

Kabukları soyulmuş iki elma dilimlenerek kekik suyunda pişirildikten sonra ezilerek lapa haline getirilir. Hazırlanan lapaya bir fincan karpuz suyu, bir tatlı kaşığı tar­çın, bir çorba kaşığı yoğurtlu kaymak ilâve edilir. Krem kıva­mına gelinceye kadar yulaf unu serpilerek yoğrulur. Elde edilen elmalı krem ateşte ısıtılarak yüze sürülür. Hazırlanan elmalı krem, yüzde oluşan yağ beneklerini izale ederken aynı zamanda, tendeki gözenekleri de besler.

Normal ve kuru cilt için

Kabuğu soyulan bir elma ince rendelenir ve 1 yemek kaşığı dolusu krema ile iyice karıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye uygulanır ve 10 dakika etkilemeye bırakılır.

Normal ciltler için maske

Bir miktar rendelenmiş elma, bir miktar süt.

Yapılışı; Rendelenmiş elma çok az miktarda süt ile pişirilir, ılık iken yüze sürülür. Kuruyunca yüz gül suyuna daldırılmış bir parça pamukla silinir.

Elma sirkesi

*Bu çok yönlü sirke, deriyi güçlendirir ve derinin asidik koruma örtüsünü güçlendirir

*Çok zengin vitaminler ve mikro besin maddeleri içerir

*Kuru ve çatlak cilt kadar, yağlı ve sivilceli cildin bakımında da başarılıdır

*Saçlara yumuşaklık ve parlaklık kazandırır.

*Cilt sağlığında önemli rolü vardır

*Vücudu temizler.

*Estetikte kullanılan sirke elmadan yapılmalıdır. Sentetik veya kimyasal madde ile yapılan sirke kesinlikle kullanılmamalıdır

*Cildin normal asidecisini korumak için yüze uygulanan masklara da birkaç damla elma sirkesi katılabilir

*Saç losyonlarında, şampuanlarda, kepek giderici toniklerde yer alır

Not: Sulandırılmadan kullanılmaz.

Elma sirkesinin yapılışı:

2 -3 kg. çeşitli elma önce yıkanır, kabukları soyulur. Alet ile suyu çıkarılır, bu su ince bir tülbentten geçirilir, şişeye konur. Serin bir yerde 2 -3 hafta bekletildikten sonra sirke haline gelir. (Bu sağlıklı sirke salatalara ve turşulara da konabilir)

Saçlara parlaklık vermek için

Saçlara parlaklık vermek için ve saç derisinin normal Asiditesini korumak için saçların çalkalama suyuna biraz elma sirkesi katmalı.

Saç dökülmesini önlemek için

Sarımsak dövülüp ezildikten sonra Elma sirkeli suda on dakika süreyle hafif ateşte pişirilir. Saçlar bu karışımla sık sık yıkana­rak taranır.

Saçların kepeklenmesini önlemek için

Kedi otunun saçakları, Elma sirkeli suda on beş dakika süreyle kaynatılır. Süzülerek elde edilen sıvı bir kavanoza doldurula­rak serin bir yerde yirmi dört saat dinlendirilir. Tekrar süzü­len bu sıvıyla saçlar günaşırı yıkanır.

Elma sirkeli, çillere ve lekelere karşı losyon

8 çorba kaşığı mürver losyonu, bir çorba kaşığı elma sirkesi, bir tatlı kaşığı şap (toz halinde).

Yapılışı: Mürverin üstüne kaynar su dökülüp 3–4 saat bekletilir. Losyon soğuyunca önce şap, sonra elma sirkesi katılır. Şişeye konulup iyice çalkalanır ve buzdolabında saklanır. Bir süre günde birkaç kez bir parça pamuk ile yüze sürülür.

ERİK

İçi altın sarısı, dışı siyah olan erik olgunsa çok iyi bir makyaj temizleyicisidir.

*Olgun erik çekirdeği çıkarıldıktan sonra ikiye bölünür, kalın bir tabaka halinde yüze sürülür. Bir süre sonra yüz önce kuru bir pamukla silinir, sonra su veya papatya suyu ile çalkalanıp kurutulur.

FESLEĞEN

Yüzün alt kısmı ile boyun bakımında kullanılır. Bir avuç taze fesleğen didiklenir, bademyağında dört ile beş gün bekletildikten sonra kullanılır.

*Yüze ve boyna sürülüp, hafif bir masajla cilde yedirilir. Bir süre sonra gül suyuna batırılmış bir parça pamukla temizlenmeli.

GELİNCİK

Gelinciğin taç yaprakları çay gibi demlendirilip sürülürse, kuru ciltlere iyi gelir. Vakitsiz beliren kırışıkları engeller. Baharda toplanan taç yaprakları havadar bir yerde kuruttuktan sonra hava almayan bir kavanoz da saklanır.

Kullanılışı; Bir çimdik kuru yaprağın üzerine kaynar su dökülür, soğuduktan sonra losyon olarak sabah ve akşam kırışıklıklara sürülür.

GLİSERİN

Gliserin birçok kremde, losyonda, deodorantta, dudak rujunda yumuşatıcı olarak yer alır. Bu maddenin özelliği suyu kendine çekmesidir. Bu nedenle saf olarak kullanılırsa cildi aşırı kurutabilir. Müstahzarlara az miktarda katıldığında cildin suyunu korur.

*Deri çatlaklarına çok iyi gelir. 1 ölçü limon suyu, 1 ölçü kolonya ve aynı miktar gliserin karışımı deriyi yumuşatır, çatlakları giderir. Ev işi yüzünden elleri çatlayan kadınlar bu ilacın faydasını görür ve daima kullanırlar.

GREYFURT

Turunçgiller familyasından olup portakaldan daha az etkilidir

*Hafif bir uyarıcı olup, canlandırmak istenen yağlı ciltler için kullanılır.

Normal ve yağlı ciltler için, cildi berraklaştıran losyon

Bir greyfurt kabuğu, portakal kabuğu ve soğuk arı su

Yapılışı; Meyve kabuklarının üstünü üç ile beş santim aşacak kadar arı su konur. Bir gece bekletip, ertesi gün süzülür ve kullanılır. İyi bir sonuç almak için bir süre günde birkaç kez sürülmelidir. Cildi yağlı olanlar gece makyajlarını çıkardıktan sonra bir parça pamukla yüzlerine greyfurt suyu sürebilirler. Yüz bir süre sonra çalkalanmalıdır.

Boyun ve Dekolte sarkmalarına Greyfurt suyu

Boyun ve Dekolte kısmı sık, sık greyfurt suyuna batırılmış pamukla silinirse cildi gerer, sarkmasını önler.

Yağlı cilt için maske

Greyfurt suyu, domates suyu ve bir adet yumurta akı birbirine karıştırılır maske olarak uygulanır. Ciltte 10–15 dakika bekletildikten sonra yıkanır.

Besleyici maske

1 yemek kaşığı tahin ve yarım greyfurdun suyu karıştırılır yüze maske olarak uygulanır. Ciltte 10–15 dakika bekletildikten sonra yıkanır.

GÜL

Bu çiçeğin pek çok çeşidi varsa da, yalnız Rosa Centifolia cinsi ile gül suyu yapılır.

Gül suyu veya gül yağı kremlerde, losyonlarda, nemlendiricilerde, parfümlerde, masklarda, şampuanlarda, banyolarda yer alır. Gülyağı ve gülsuyu, deriye canlılık kazandırır ve gerginleştirir.

Tonik

Gülün taç yapraklarının üstüne kaynar su dökerek cilde gül banyosu uygulanabilir.

Cilt için Buğu banyosu

Sıkıştırılmaya muhtaç ciltler, gülün buğu banyosundan yararlanabilirler.

Gül yağı yapılışı

Güzel kokulu bir yağ elde etmek için taze gül taç yapraklarını badem yağına yatırıp bir süre bekletilmeli.

Göz kenarları kırışıklıkları (kaz ayakları) için

Göz çevresindeki kırışıklara yararlı olan bu yağ sürüldükten otuz ile kırk dakika sonra çıkarılmalıdır. Daha uzun bir süre yüzde bırakılırsa dokuların gevşemesine neden olabilir.

Cildi canlandırmak için

Güzel kokulu gülün taç yaprakları parmaklarla sıkılıp ezilir, çıkan öz su tüm yüze sürülürse cilde iyi gelir.

Cildi yumuşatmak için losyon

Bir, iki avuç taze gül taç yaprağı birkaç saat soğuk arı suda bekletildik den sonra süzülür. Bu güzel kokulu losyon bir süre sabah ve akşam yüze sürülürse cildi yumuşatır.

Normal ve yağlı ciltler için tonik

İki ölçü gül suyu, bir ölçek kekik losyonu (sıcak demlendirme).

Yapılışı: Tüm malzeme karıştırılıp kullanılır. Bu ölçüler normal yağlı, ciltler içindir. Çok yağlı ciltler de kekik miktarını çoğaltmalı, ciltleri daha kuruca olanlar ise, gül suyu miktarını çoğaltabilirler.

Cilde düzgünlük, renk veren ve siyah noktaları temizlemek için gül sulu ve limonlu tonik

Üç adet limon, bir adet salatalık, bir adet portakal, üç çorba kaşığı gül suyu, iki çorba kaşığı alkol.

Yapılışı: Limon, portakal ve salatalığın suyu sıkılır. Alkole katılmış gül suyu eklenip karıştırılır.

Her türlü cilt için, gül sulu, nemlendiren ve besleyen krem

Bir tatlı kaşığı lanolin, bir çorba kaşığı susam yağı, üç çorba kaşığı gül suyu veya çiçek suyu.

Yapılışı: Lanolin ile gül suyu ayrı, ayrı kaplarda ben-mari de ısıtılır. Sonra birbirine katılır. Susam yağıda ben-mari de ısıtılıp sıcak kreme eklenir. Soğuyuncaya kadar karıştırılır. Kavanoza konan krem, buzdolabında iki ay kadar dayanır.

Normal ve kuruca ciltler için temizleme sütü

1 fincan taze çiğ süt, gül suyu veya başka çiçek suyu.

Yapılışı: Çiğ süt sekiz saat veya bir gece bekletilir. Ertesi gün sütün üstünde beliren krema bir kaşıkla alınır. Eşit miktarda gül suyu veya başka bir çiçeğin suyu ile karıştırılır. Buzdolabında üç ile dört gün dayanır.

Nemlendirme ve parlaklık için gül maskesi

Üç avuç taze gül yaprağı beş dakika bir bardak saf suda pişirilerek ateşten indirilir. Dövülerek toz haline getirilen ıhlamur yaprağından bir çay kaşığı, taze kaymaktan bir çorba kaşığı ve süzme baldan bir tatlı kaşığı ilâve edilerek karıştırılır. Hazırlanan karışım krem kıvamına gelinceye kadar kestane unu ile birlikte yoğrulur. Cildin parlak, nemli ve güzel olmasını sağlayan gül kremi, Yüze maske olarak ve tene sürülerek uygulanır.

*Gül güzellik kremi ve şampuan olarak kullanıldığında saçların ipek gibi parlak ve yumuşak olmasını sağlar.

HAVUÇ

İçerdiği karoten Provitamin A ve lesitin, deri sertliklerini normalleştirir, deriye sağlıklı bir görünüm ve renk kazandırır.

Kuru ciltler için losyon

Bir kahve fincanı havuç suyu, bir tatlı kaşığı zeytinyağı veya badem yağı

Yapılışı: Tüm malzeme karıştırılarak iyice yedirilecek şekilde cilde sürülür. Yarım saat sonra yüz maden suyu ile çalkalanmalıdır.

Cildi yağlı olanlar için losyon

Havuç suyuna domates suyu katabilirler. Meyve, sebze suyu, sıkmaya yarayan elektrikli alet yoksa havucu cam tencereye rendelemeli, püre haline gelen havucun tülbentle suyu alınıp kullanılmalı. Bu su sabah ve akşam cilde sürülür. Cilde tazelik ve parlaklık verir.

Havuç maskesi, olgun cilt için

1 yumurta sarısı, yarım tatlı kaşığı zeytinyağı ve bir tatlı kaşığı dolusu havuç suyu iyice karıştırılır. Yüze, boyuna ve dekolteye sürülerek, 20–30 dakika etkilemeye bırakılır.

Kuru ciltler için havuç maskesi

Rendelenen havuç, yarım fincan limon suyu, bir fincan nar suyu ile birlikte hafif ateşte on beş dakika karıştırılarak ısıtı­lır. Sular çekildikten sonra bir fincan ekşimiş süt ilâve edile­rek beş dakika daha ateşte tutulup soğutulmaya bırakılır. Soğutulan karışım, krem kıvamına gelinceye kadar mısır unu ilâvesi ile yoğrulduktan sonra tekrar ısıtılarak bir çorba kaşığı bal ilâvesiyle bir süre karıştırılır. Kuru ciltler için besleyici olan havuçlu krem, yüz kısmına maske yapılarak uygulanır. Havuçlu krem maskesi tatbik edilen yüzeyde asgari bir saat müddetle bırakıldıktan sonra ılık su ile yıkanarak temizlenir.

Yağlı cilt için havuç maskesi

Büzücü, A vitamini sağlar. Bir miktar limon suyu ile birlikte havuç talaşı yüz maskesi gibi doğrudan yüze uygulanabilir. Yağlı cilt için çok iyidir.

Cilt lekeleri için havuç kremi

Rendelenen havuçtan elde edilen su, killi toprak ile karıştırı­lır. Hazırlanan bu karışım zeytinyağı ile karıştırılarak merhem kıvamına gelinceye kadar yoğrulur. Bu merhemden te­davi süresince, günaşırı lekeli cilde sürülür.

Havucun vücut sağlığında faydaları

*Bağırsak solucanlarını dökücü

*Gaz giderici

*İdrar söktürücü

*Uyarıcı

*Havuç çorbası ishal için etkili bir ilaçtır ve mide ve bağırsak problemlerinden muzdarip olanlar için kolaylıkla hazmedilebilirdir.

*Havuç bağırsaklarda kokuşmayı önlemek için ve mide bağırsak üşütmeleri için de faydalıdır.

*Havucun idrar söktürücü etkisi onun potasyum tuzları içeriğine atfedilmektedir ve o yuvarlak solucanlara karşı etkili olan esansiyel bir yağ da içermektedir

*Mide asitliği ve mide yanması için havuç özsuyu için.

*Herkes havucun gözler için faydalı olduğunu bilir, özellikle onların karoten içeriği vücudun A vitamini yapımı için gerekli olan ham maddeyi sağlar ki bu düzgün görüş için, özellikle de gece görüşü için önemlidir.

*Yabani havucun tohumlarının haşlaması veya kaynatması bağırsak gazları için, idrar söktürücü olarak ve âdetin başlatılması içinde kullanılabilir.

(Günde 2 ile 3 çiğ havucu uzunca bir süre yiyin).

IHLAMUR

Cildi derinden temizleyen, yatıştıran, yumuşatan iyi bir antiseptik ve tonik olan ıhlamur her türlü cildin bitkisidir. Losyonlarda, masklarda, temizleyici sütlerde ve kremlerde kullanılır. Deri dokusunu güçlendirir ve yeni hücre oluşumunu destekler, kuru ve duyarlı deriler içinde uygundur.

Cilde parlaklık vermek, çillerin giderilmesi ve cilt rengini açmak için

Ilık kompres olarak püskürtülürse cilde parlaklık verir, çilleri hafifletir, cildin rengini açar, temizler ve çiziklerin oluşmasını geciktirir.

Çay olarak faydaları

1 çay kaşığı taze çiçeği ½ bardak suda 10 dakika demleyin. Günde ½ bardak alın.

*Sinirleri kuvvetlendirir. Uyku verir. Kansızlığı giderir. Böbrek ve mesaneyi temizler. Grip ve soğuk algınlığı şikâyetlerini giderir. Göğüs ve bronşları yumuşatır. Kabızlığı ve barsak spazmını giderir. Saç dökülmesini önler.

*Haşlama ağız yıkama suyu ve gargara olarak da kullanılabilir.

Banyo olarak faydaları

Dıştan lokal veya tam banyo halinde alınırsa cildi yumuşatır.

Yüz buharı, yağlı cilt için

Mayıs papatyası, ıhlamur, civanperçemi, okaliptüs veya biberiye yağından 5–6 damla ve 1 litre su.

Yüz buharı, kuru cilt için

2 yemek kaşığı dolusu mayıs papatyası, ıhlamur ve 1 litre su.

*Buğu banyoları cilde tazelik kazandırır ve kan dolaşımını uyarır. En doğrusu, cildin akşam temizliğinin ardından uygulanmasıdır.

*Yüze uygulanan buğu banyoları için, kaynar derecede olmayan çok sıcak suya bitkiler veya eterli yağlar eklenir. Büyük bir havluyla baş ve su kabı örtülerek, gözler kapalı biçimde, 5–10 dakika boyunca buharın cildi etkilemesi beklenir. Buhar cildi yakmamalıdır! Sonunda yüz soğuk suyla yıkanır ve temiz bir havluyla kurulanır.

ISIRGAN

*Tonik

*Kök kaynatmasının saç dökülmesine karşı kafa derisine haricen uygulanması tavsiye edilir.

*Isırgan sebze olarak da yenebilir, ama yaşlı bitkiler zararsız hale getirilmek için çok iyi pişirilmelidirler.

Isırgan Çayı

*2 ila 3 çorba kaşığı yaprak veya bitkiyi 1 bardak suda 10 dakika demleyin.

Özsu olarak

Eşit miktarda su ile karıştırın ve ara sıra 1 çay kaşığı alın.

Saç dökülmelerine karşı

90 ila 120 gram doğranmış yaprağı 2 bardak su ve 2 bardak sirke ile kısa bir süre kaynatın.

Bu su ile saçlarınızı haftada 2–3 defa yıkayın. Yağlı saçlara ve kepeğe karşıda kullanılabilir.

Saç dökülmesine karşı ısırgan otlu, etkili bir reçete

3–4 hafta boyunca her gün, 1 avuç dolusu ince kıyılmış ısırgan otu kökü 8–10 saat boyunca 1–2 litre suda bekletilir, sonra 3–4 avuç ısırgan otu yaprağı eklenir, kaynama derecesine kadar ısıtılır ve 10 dakika boyunca, üstü kapalı olarak demlenmeye bırakılır ve süzülür. Bu suyla kafa derisi ve saçlar 5 dakika boyunca yıkanır ve kafa derisine masaj yapılır. Daha ilk haftada saç dökülmesi durur ve tedavi süresinin sonuna doğru yeni saçlar çıkmaya başlar. Daha sonra bu tedavi 3–4 günde bir uygulanırsa, saç dökülmesi uzun vadede önlenmiş olur ve saçlar, esneklik ve parlaklık kazanarak, sağlıklı bir görünüme de sahip olurlar. Bu tedavi, kepeklenmeye karşı da çok etkilidir.

Yağlı saçlar için

5 yemek kaşığı dolusu ince kıyılmış ısırgan otu yaprağı yarım litre soğuk suya eklenir, kaynama derecesine kadar ısıtılır, 15 dakika demlendikten sonra süzülür. Bu arada, 1 limonun suyu sıkılır. Ayrıca 2 yumurta sarısı çalkalanır. Limon suyu, yumurta sarısı, 5 damla limon yağı ve 1 tatlı kaşığı dolusu hazır bitkisel şampuan, ısırgan otu çayına eklenerek karıştırılır. Saçlar bu şampuanla yıkanır ve iyice durulanır.

Etkili yağ kürü, çok hırpalanmış saçlar için

40 ml hintyağı ve 20 ml soya yağı bir cam şişede veya kavanozda iyice karıştırılır. 2’şer tatlı kaşığı dolusu ısırgan otu, biberiye ve kekik eklenir. Çok iyi çalkalanarak 2 gün bekletildikten sonra süzülür. Bu yağ saçlara emdirilir ve 40 dakika etkilemeye bırakılır.

Kafa derisi kaşıntısına karşı Isırgan otu durulaması

¼ litre elma sirkesi kaynama derecesine kadar ısıtılır(ama kaynatılmaz) ve içine 1 avuç dolusu ısırgan otu yaprağı eklenir. 15 dakika demlendikten sonra süzülür, saçlar durulanır ve kafa derisine masaj yapılır.

Kepeğe karşı

2 bardak dolusu kaynar derecedeki suya 1 tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış hindiba çiçeği(sarı saçlara), veya bir tatlı kaşığı dolusu ince kıyılmış ısırgan otu yaprağı(kumraldan esmere kadar) eklenir ve soğuyana kadar demlenmeye bırakılır. Sonra süzülür, saçlar durulanırken, kafa derisine de hafif masaj yapılır.

ISPANAK

Kalp hastalıklarına, felce, yüksek tansiyona, yaşlılığın getirdiği göz hastalıklarına ve kansere hatta psişik rahatsızlıklara karşı da etkili bir sebzedir. Ayrıca kozmetikte sorunlu ciltler için iyi bir malzemedir.

Parlaklık için maske

Bir bardak ıspanak suyu, bir yumurta sarısı, yarım fincan ka­vun suyu, bir çorba kaşığı bal ve bir avuç yulaf unu aynı ka­ba konarak macun kıvamına gelinceye kadar çırpılır. Hazırlanan karışım buzdolabında katılaştırıldıktan sonra gül suyu ile tekrar yoğrulur. Ten dokuları üzerinde parlaklık sağlayan ıspanaklı maskenin tene uygulanması ile etkin yararlar sağladığı görülür. Bu güzellik karışımı aynı zamanda şampuan olarak kullanıl­dığında saçlara parlaklık verir ve kepeklenmeyi önler.

Sivilceli ciltler için maske

Büyükçe birkaç ıspanak yaprağı, bir miktar süt

Yapılışı; Ispanaklar kaynar süte daldırılır. Daha sıcakken yüze ve boyna yerleştirilir. Üzerleri temiz bir tülbentle örtülüp bir süre bekletilir, sonra çıkarılır. Yüz su ile çalkalanıp kurutulur.

KAVUN

Cildi nemlendirir, kuru ciltlere mask olarak kullanılır.

Yapılışı; Olgun bir parça kavun çatalla ezilir, eşit miktarda kaynamış soğuk süt ile karıştırılır. Elde edilen bu sıvı her gece yüze sürülür.

KAYIN

Bu ağacın dış kabuğu kaynatılarak elde edilen losyon, çillere ve ellerdeki her türlü lekeye iyi gelir.

Yapılışı; Yirmi gram kabuğun veya genç yaprağın üstünü örtecek kadar su konur, ateşte bir taşım kaynatılıp demlenmesi için beklenir. Soğuyunca süzülüp losyon olarak lekelere sürülür, kuruması beklenir. Bu işlem sık, sık tekrarlanır.

KAYISI

Bileşimindeki vitaminler cildi besler, yumuşatır, nemlendirir. Mask olarak da yüze uygulanabilir.

KEKİK

Çok iyi bir antiseptik olan kekik gevşemiş, yumuşak ve pörsük ciltlere yararlıdır. Çay gibi demlendirilip kompres olarak yüzün alt kısımlarına ve boyna uygulanır. Buğu banyosu olarak uygulandığında gözenekleri açar, yağ bezlerinin faaliyetini dengeler.

İki ölçü gül suyu, bir ölçek kekik losyonu (sıcak demlendirme).

Yapılışı; Tüm malzeme karıştırılıp kullanılır. Bu ölçüler normal yağlı, ciltler içindir. Çok yağlı ciltler de kekik miktarını çoğaltmalı, ciltleri daha kuruca olanlar ise, gül suyu miktarını çoğaltabilirler.

KEPEK

Bilindiği gibi, unun kepeğinde yüksek miktarda protein, B 1- B 2 vitaminleri, bitkisel hormon ve patotenik asit bulunur.

*Kepek cildi ve saçı temizler.

*Yağlı ciltler yüzlerini sabun ile yıkayıp biraz kepek ile ovalarsa, cildin yüzeyindeki ölü tabakanın yok olduğunu fark ederler.

*Kepek yağlı saçlara da iyi gelir, saçı ıslatmadan başa serpilen kepek parmak uçları ile masaj yaparak saç diplerine yayılırsa, saçın yağını, kirini, tozunu alır. Kepeğin dökülmesi için saçlar iyice tarak ile taranmalıdır.

KİRAZ

Estetikte kirazın siyahı cildi lekelediği için kullanılmaz. Pembe kiraz diriliğini kaybetmiş, pörsük ciltlere yaralıdır. Mask olarak kullanılır. Veya cilde sürülür, bir süre sonra su ile çalkalanır.

KİL

Kil üzerinde yapılan kimyasal tahlille bu toprağın içinde silis, demir, magnezyum, kalsiyum, sodyum ve potasyum bulunduğunu göstermiştir. Cildi besleyen, temizleyen, canlandıran bu maddeler estetik açıdan değer taşır.

Yapılışı; Plastik olmayan bir kabın içine eşit miktarda (birer çorba kaşığı) su ve kil konulup karıştırılır. Suyun miktarı kile göre değişebilir. Elde edilen karışım sulu ise biraz bekletilir. Su üst tarafta birikir ise suyun fazlası süzülür. Cilde, gözler ve gözaltları korunarak tatbik edilir. Kurumaya başladığında ılık su ile yüzden temizlenir. Kesinlikle maskeden önce ve sonra cilde sabun sürülmemelidir.

Cildi yağlı olanlar: Kilin emiciliğini desteklemek için, içerisine cildi sıkıştıran bir losyon veya sebze püresi katarak sürmeli.

Cildi kuru ve duyarlı olanlar: Kil ile su karıştırılır, krema haline gelince içine birkaç damla badem yağı katılıp yüze sürülür.

Cildi sivilceli olanlar: Kil ile su karıştırılır, içerisine 3–4 damla limon suyu konur. Maske olarak uygulanır.

Saç diplerindeki yağı yansızlaştırmak için: Kil su ile karıştırılıp, saç diplerine sürülür. Bu mask başta yarım saat bekletildikten sonra saçlar çalkalanır.

Dişlere: Kil tuz ile karıştırılıp dişler ovulur. Bu işlem dişleri temizler, parlatır, diş etlerini canlandırır.

Ayaklara: İnce toz halindeki kille ayaklar ovulur. Kokuyu yok eder, talk pudrası yerine sürülebilir.

Kuru şampuan olarak: Bir miktar kili saç diplerine serpip, parmak uçları ile ovuşturmalı, sonra saçları taramalı.

NOT: Kil mask olarak yüze uygulanacaksa, yüz sabunsuz ve temiz olmalı. Gözaltlarına ve göz kapaklarına sürülmemeli. Mask kuruyuncaya kadar konuşmamalı, yani yüzdeki kasları kullanmamalı. Kurumaya başladığında ılık su ile yüzden temizlenir.

KUŞBURNU

Çok yoğun vitamin zenginliği nedeniyle gözlerin dostudur. Vücuda dirilik sağlar. 100 gram kuşburnunda bir sandık portakala eşdeğer C vitamini vardır. İyi bir raşitizm ilacı, etkin bir kan temizleyicisidir. Selüloidi engeller.

Estetikte bu çiçeğin yalnız taç yaprakları kullanılır. Kuru ciltler de ve zamansız beliren kırışıklıklar da yararlıdır.

Yapılışı; Kuru, havadar bir mekânda kurutulan bu yaprakların üstüne bir tutamı örtecek kadar kaynar su dökülür, soğuyunca süzülür. Bir süre sabah ve akşam bu losyon kompres olarak yüze uygulanır.

LAHANA

Kansere karşı etkili olduğu bilinen sebzelerin başında gelir. Bol miktarda B, C ve E vitamini, potasyum içerir. Özellikle meme ve rahim kanserine karşı etkilidir. Vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Kandaki şeker miktarını düşürür. Sarılık ve safra kesesi hastalıkları için iyidir. Astıma faydalıdır.

*Bu bitkideki kükürt sivilceli ciltlere yararlıdır.

*Lahana suyu cilde bir parça pamuk ile sürüldüğünde cilt bu öz suyu kolaylıkla emer. İyi bir sonuç almak için bu işlemi bir süre, günde birkaç kez uygulamalıdır.

*Kaynamış lahana suyu ile yüz çalkalandığında cansız ciltlere yararlıdır.

LİMON

Cilde düzgünlük veren, renk veren ve siyah noktaları temizlemek için limonlu tonik. Üç adet limon, bir adet salatalık, bir adet portakal, üç çorba kaşığı gül suyu.

Yapılışı; Limon, portakal ve salatalığın suyu sıkılır. Gül suyu eklenip karıştırılır. Cilde gün aşırı tonik olarak uygulanır. Cilde büyük yararları vardır. Başlıca bileşenleri; uyarıcı ve antiseptik C vitamini gibi vitaminler, organik asitler, başlıca östrojenlerdir. Limonun cildi canlandırmak, beyazlaştırmak, gözenekleri temizlemek, çilleri ve güneş lekelerini azaltmak gibi birçok yararları vardır. Koyu tenlere ve yağlı ciltlere iyi gelir. Asitli ve aşırı uyarıcı olan limon suyu, cildi kurutup tahriş edebilir. Bu yüzden biraz su ile karıştırılarak kullanmak doğru olur.

Marul

Marul bol su içerdiğinden vücuttaki toksinleri atıp temizliyor, zengin A vitamini sayesinde cilde pürüzsüzlük kazandırıyor. C vitamini ile de cildi güçlendirip olumsuz dış etkenlere karşı koruyor.

*Salatalık marul özsu oluşmadan önce toplanmasına rağmen, yatmadan önce birkaç yaprağın yenmesi uykusuzluk için faydalı olabilir.

*Yaprakların kaynatması iyi bir deri yıkama suyu işini de görür.

*Marul koparıldıktan sonra hızla tedavi edici özelliğini kaybettiğinden mümkün olduğunca taze olarak kullanılmalıdır.

Sivilceli ciltler için maske

Bir miktar ince doğranmış marul yaprağı, bir miktar su.

Yapılışı: Marul su ile hafif ateşte tuzsuz pişirilir. Ilınınca kare, kare kesilmiş küçük tülbent parçaları üzerine yerleştirilip yüze uygulanır. Bir süre bekledikten sonra lapa çıkarılır ve yüz marulun soğumuş suyu ile çalkalanır.

Çabuk yaşlanan ciltler için maske

Birkaç marul yaprağını kaynar suya batırıp 2 dakika bekletin ve soğumaya bırakın. Yaprakları temizlenmiş yüzünüze ve boynunuza uygulayın. 20 dakika bekleyip yüzünüzü ılık su ile yıkayın. Havlu ile tampon yaparak kurulayın.

MAYA

Güzelliğin sırrı mayada saklıdır. Güzelliğiniz için ihtiyacınız olan tüm gereksinimleri karşılayacak kadar zengin olan mayayı mutfağınızdan eksik etmeyin. Yüzden ellere kadar maya güzelliğiniz için bir mucizeler kaynağıdır.

Vücut ve yüz

Yüzünüzü nemlendirmek ve dış etkenlere karşı korumak için mayadan yararlanabilirsiniz. Yüksek dozda protein içeren maya, cilt dokularının yeniden yapılanmasını sağlıyor. Cildin daha güzel ve pürüzsüz görümüne yardımcı oluyor. Mayayı sulandırarak, krem haline getirin. Karışımı yüzünüze ve vücudunuza sürüp, on dakika beklettikten sonra yıkayın.

Saçlar

Maya özellikle stresli dönemlerde saçların dökülmesini önleyip sağlıklı uzamasını sağlıyor. İçerdiği B5 vitamini, saç sağlığı için çok önemli olan keratin oluşumunu uyarıyor. Keratin saçların dökülmesini önleyip daha hacimli ve gür görünmesini sağlıyor. Dört çorba kaşığı toz mayayı bir bardak ılık suda eritin. Saç diplerine friksiyon yaparak yedirin. Birkaç dakika bekledikten sonra bol su ile durulayın.

Eller

Maya ellerin de dostu. Akşamları yatmadan önce bir kahve fincanı ılık süte bir tatlı kaşığı yaş maya ilave edip eriyinceye kadar karıştırın. Hazırladığınız bu doğal el kremini ellerinize masaj yaparak yedirin. On dakika bekleyip ılık su ile yıkayınız. Ellerinizin yumuşacık olduğunu fark edeceksiniz. Özellikle soğuk havalarda çatlayan ellere iyi gelir.

MAYDANOZ

Bir demir deposudur. Genellikle taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum ve A vitamini vardır. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılar.

Losyon

Bir avuç maydanoz, bir tatlı kaşığı kuru nane (tercihen kır nanesi), bir tatlı kaşığı polen, 1,5 fincan su.

Yapılışı; Kaynar suyun içine nane, maydanoz ve polen konur. Bir saat demlendirildikten sonra süzülüp kullanılır.

Çilleri yok eden maske

Bir miktar maydanoz suyu

Yapılışı; Maydanoz özel elektrikli aletle sıkılır. Elde edilen sıvı losyon, sabah ve akşam çiller yok oluncaya kadar sürülür.

NOT: Yukarı da verilen formüller cildin gereksinimine göre, biberiye, ıhlamur, papatya, lavanta v.b. gibi bunların losyonları da yapılabilir.

Sivilcelere karşı

İki tutam kurutulmuş düğün otu, bir tutam kabak çekirdeğini toz haline getirin. Ezilen kavunla birlikte iyice karıştırarak lapa yapın. Elde edilen lapaya bir fincan domates suyu ve bir çorba kaşığı badem yağı ekleyin. Sivilcelerin ve kırışıklıkların giderilmesinde etkinlik sağlar. Aynı zamanda şampuan olarak da kullanılır.

Siğiller için

Soyulup, suyu çıkarılan salatalık, bir fincan limon suyu, bir çorba kaşığı badem yağı, bir adet çırpılmış yumurta akı ile karıştırılır. Karışıma, maske kıvamı alana kadar patates unu katılır.

Siğil ve sivilcelerin yok edilmesinde ve cilde canlılık kazandırılmasında, maske yapılarak uygulanır. Ciltte 20 dakika bekletilmelidir.

MENEKŞE

Bu çiçeğin taze yaprakları cildi yumuşatır, yatıştırır.

*Çok az suda bir taşım kaynayan yapraklar temiz bir bezden süzüldükten sonra lapa halinde cilde uygulanır.

*Çiçeklerinden yapılan losyon ise ciltteki kızartılara ve ellere iyi gelir. Bir avuç menekşe çiçeğine, üstünü örtecek kadar sıcak süt konur. Elde edilen losyon yüze ve ellere sürülür.

MISIR

Taze mısırda E vitamini hücrelerin yenilenmesini sağlar.

*Taze mısır rendelenir veya havanda dövülür. Elde edilen taze öz su cilde sürülür.

*Mısır unundan yapılan mask güneş yanıklarına ve sivilceli ciltlere iyi gelir.

*Yüze biraz yoğurt sürülüp mısır unu ile yüz ovuşturulur. Bu uygulama yüzün kirini, tozunu toprağını alır.

*Suyu taze sıkılmış yarım portakalın iç kısmına mısır unu serpip yüz ovuşturulursa cilt temizlenir.

MUZ

Etkin ve her yönü ile tam bir meyvedir. Peklik giderici özelliğe sahiptir. Tropikal bölgelerin yerlileri tarafından yüz bakımında çok kullanılır. Başlıca bileşenleri; %15–70 nişasta, yüksek değerli proteinler, pektin, madeni tuzlar ve vitaminlerdir. Sakinleştirici ve yumuşatıcı özellikleri vardır. Kuru ciltlere çok iyi gelir.

*A vitamininden ve potasyumdan yana zengin olan muzu en duyarlı ciltler bile kullanabilir. Mask olarak kullanılır, cildi temizler ve inceltir.

MÜRVER

Kozmetikte kullanılan bitkilerin en iyisidir. Cildi sıkıştırır, hafif rengini açar. Losyon olarak yüze püskürtülürse cildi yumuşatır, rahatlatır. Soğuk olarak uygulandığında, duyarlı, kolay kızaran ve gözenekleri genişlemiş ciltlere yararlıdır. Sürekli kullanıldığında yüzdeki çizikleri yok eder. Ayrıca güneş çarpmasına iyi gelir.

NANE

Cildin Asiditesini dengeleyen tonik, Üç tatlı kaşığı kurutulmuş nane, iki çorba kaşığı elma sirkesi, bir fincan yağmur suyu veya arı su.

Yapılışı; Nane ile sirke kapaklı bir kavanoza konup, yedi gün bekletildikten sonra süzülür, yağmur suyu veya arı su katılır. Cildin kaba görünüşünü yok eden bu basit toniği çok kişi beğenecektir.

PAPATYA

Papatyanın 2 türü vardır. Biri alman papatyası (matricaria chamomilla) diğeri ise kokulu ve tıpta kullanılan papatyadır.(Anthemis nobilis).Alman papatyası sarı saçların rengini açar. Öbür papatya sindirim zorluklarına iyi gelir. Antialerjik olduğundan, duyarlı ciltler için yapılan losyonlarda, sütlerde, kremlerde yer alır.

*Demlendirilirken bir fincan suya 8–10 çiçek yeterlidir. Bu losyon süzüldükten sonra çiçekler kompres olarak yüze uygulanabilir. Bu kompres cildi canlandırır, diriltir, yumuşatır. Papatya her cildin bitkisidir.

*Problemli ve sivilceli ciltler için. Bir çorba kaşığı papatya çiçeği, bir çorba kaşığı kurtulmuş lavanta çiçeği, bir çorba kaşığı kekik, yarım çorba kaşığı asilbent tentürü, bir bardak su.

Yapılışı; Bitkiler kapaklı bir kabın içinde (madeni olmayacak, paslanmaz çelik olabilir). Su ile ateşe konur, kaynamaya başladıktan sonra ateş kısılır ve beş dakika kaynatılır. Ateşten çekildikten sonra soğutulup temiz bir tülbentten süzülür. Suyun tümünü çıkarmak için gerekirse tülbent elle sıkılır, elde edilen sıvı temiz bir şişeye konduktan sonra içine asilbent tentürü katılıp çalkalanır. Bu şişe buzdolabında saklanır. Problemli cilde gün aşırı uygulanır.

*Papatya suyu ile sabah akşam göz banyosu yapıldığında, çapaklar engellenir.

*Saça sürülüp güneşe çıkıldığında saçın rengini açar.

PATETES

Bu bitki normal ve kuru ciltlere yararlıdır.

*Patates çiğ olarak rendelenip ödemden şişmiş yüzlere veya göz kapaklarındaki şişlere uygulanırsa yararlıdır. Sürekli bir sonuç almak için bir süre uygulanmalıdır. Patateste potasyum gibi değerli mineraller bulunur.

*Her türü cilt için temizleme sütü. Dört çorba kaşığı patates suyu, ½ bardak süt

Yapımı; ½ patates soyulup dilimlenir, haşlandıktan sonra süzülür. Soğuyunca gereken miktarda süte katılıp karıştırılır. Şişeye konulup buzdolabında saklanır. Kullanmadan önce şişe çalkalanmalıdır.

PIRASA

Çiğ pırasa suyu cilde parlaklık verir. Bedenide olumlu etkiler.

*Pırasanın beyaz kısmı özel aletle sıkılır. Elde edilen suya bir miktar çiğ süt katılır. Bu karışım yüze sürüldüğünde sivilcelere iyi gelir.

*Saçlar haşlanmış pırasa suyuyla çalkalanırsa hoş bir parlaklık verir.

PİRİNÇ

Pirinç mutfaklarımıza kadar girmiş bir gıda maddesidir. Pirinç suyu mükemmel bir demulsent ve serinleticidir.

*Evde pirinç haşlanırken suyunu atmamalı. Bu su estetik açıdan değer taşır. Pirinç suyu cildi beyazlatır, gevşemiş ciltleri diriltir. Soğuduktan sonra sürülüp kuruması beklenir. Birkaç kez üst üste sürüldükten sonra gül suyu veya portakal çiçeğiyle yüz çalkalanır.

PORTAKAL

Limona benzeyen özellikleri vardır. Daha az asitli ve uyarıcı olduğundan etkisi limondan daha yumuşaktır. Başlıca bileşenleri; C vitamini, madeni tuzlar ve özellikle kalsiyumdur. Portakal, yağlı normal ciltlere ve koyu tenlere tavsiye edilir.

*Portakal makyajı temizlemeye yarar. Portakal suyu parmak uçlarıyla yüze sürülür. Sonra gül suyuna daldırılmış bir parça pamukla yüz silinir.

*Ayrıca zarı çıkarılmış 2 portakal dilimi iki elle alınarak yüze sürülebilir ve kurumaya bırakılır. Daha sonra yüz gül suyu ile temizlenir.

Portakalda A,B,C vitaminleri vardır. Cildin bunları emmesi için portakal suyu en azından 10–15 dakika bekletilmelidir. Portakal duyarlı ciltlere iyi gelir.

SALATALIK

Her tür cilt için elverişli olan salatalık özellikle lekeli ve kaşıntılı ciltlere yararlıdır.

İçindeki kükürt ve C vitamini cildi nemlendirir, besler.

*Yağlı ciltlere, haşlanmış salatalığın suyu bir süre sabah ve akşam yüze losyon olarak sürülür. *Ciltteki kırışıklara salatalık halkalar halinde doğranıp kırışıkların üzerine konur.10–15 dk bekletilir. Bu süre içinde sırtüstü yatılır.

*Çillere salatalık halka halka çiğ sütün içine doğranır, bir süre bekletilir. Bu losyon sabah akşam yüze sürülür. Olumlu bir sonuç almak için uygulamaya bir süre devam etmeli. Özetle, salatalık kaynatma yöntemiyle cildi temizler, çiğ olarak cildi nemlendirir, sertleşmiş ciltleri yumuşatır ve rengini açar.

*Salatalık suyu biraz gliserin ve limon suyu ile (eşit miktarda)karıştırılarak ellere sürülürse yıpranmış elleri yumuşatır.

*Yağlı ciltler için. Bir tatlı kaşığı salatalık sütü, bir tatlı kaşığı ada çayı losyonu (sıcak demleme).

Yapılışı; Salatalık rendelenir, suyu sıkılır. İçine eşit miktarda ada çayı losyonu katılır. Bir kat sürülüp kuruduktan sonra uygulama birkaç kez tekrarlanır, yüz çalkalanıp kurutulur.

*Gözenekleri genişlemiş ciltler için.3 çorba kaşığı salatalık suyu, 12 çorba kaşığı mürver çiçeği suyu, iki çorba kaşığı gül suyu, bir çorba kaşığı asilbent tentürü.

Yapılışı; İki çorba kaşığı mürver çiçeği, 1,5 bardak suda hafif ateşte kaynatılıp süzülür. Tüm malzeme karıştırılır, kullanılmak üzere bir şişeye konur.

ŞEFTALİ

Cildi nemlendirir, canlandırır, tazeler.

*Şeftali soyulup ezilerek yüze mask olarak sürülür. Sırtüstü yatıp 15–20 dk beklenir. Sonra yüz soğutulmuş papatya çayıyla çalkalanıp kurutulur. Bu uygulama yorgun ve kuru (susuz)ciltler için yararlıdır.

*Şeftali çekirdeğinden elde edilen yağ kaliteli yüz sabunlarının yapımında kullanılır.(şeftalideki özellikler armutta da vardır.)

*Her türlü cilt için: İki çorba kaşığı olgunlaşmış şeftali (kabuğu soyulmuş, dilimlenmiş), ½ bardak süt.

Yapılışı: Şeftali sütün içine konulup sekiz saat bekletilir. Sonra süzülüp şişeye konur, buzdolabında saklanır. Mevsiminde taze şeftaliden yapılan bu temizleyici ve nemlendirici sütten yararlanmalıdır. Süt süzüldükten sonra şeftali parçalarını yüze yaymalı, bu cilt için nemlendirici bir mask yerine geçer. On ile onbeş dakika sırt üstü yattıktan sonra yüz ılık su ile çalkalanmalıdır. İstenirse şeftali dilimleri bal ile karıştırılarak da yüze sürülebilir.

TERE

Taze terede demir ve iyot bulunur.

*Bu bitkinin taze öz suyu ile yapılan kompresler gözenekleri temizler cildin rengini açar. Tere çok ince doğranıp bir süre cilde sürülürse çillerin rengini açar.

ÜZÜM

Üzüm suyu bitkisel bir süt olarak nitelendirilecek kadar şekerli ve vitaminlidir. Başlıca bileşenleri, %15–20 şeker, vitaminler, madeni tuzlar, potasyum, fosfor, kalsiyum ve magnezyumdur. Dinlendirici, besleyici, temizleyici ve nemlendirici özellikleri vardır. Canlılığını yitirmiş her çeşit cilde uygulanabilir. İyi sonuç elde etmek için misket üzüm kullanılır.

*Cildi temizlemek ve yumuşatmak için losyon. İki veya üç tane olgun üzüm (çekirdeği çıkarılmış).

Yapılışı; Üzüm ikiye bölünüp, temizlenmiş cilde sürülür, yüz kuruyunca bir kat daha sürülür. Yüze sürülen üzüm suyu, kurudukça işlem tekrarlanır. Böylece birkaç kat sürüldükten sonra kuruyan yüz çalkalanıp kurutulur. İyi bir sonuç almak için bir hafta süre ile tekrarlanır.

YULAF

Çok iyi bir yüz peelingidir.

*Bir tatlı kaşığı yulaf az miktarda sıcak su ile karıştırılır cilde dairesel masaj yaparak uygulanır.

YUMURTA

Estetikte kullanılan yumurta mümkünse döllenmiş olmalı. Yumurta mask olarak yüze uygulanmaktadır. Yumurta akının cilde sıkıştırdığı(pekiştirdiği)öteden beri bilinir.

*Yumurta akı un ile karıştırılıp sivilceli yüzlere sürülebilir.

*Sarısında bulunan vitamin ve başka değerli maddeleri cilt kolayca sindirir. Bu özellikleri cilde geçirmek için önce cilt temizlenir, sonra yumurtanın sarısı yüze ve boyna yedirilir. Kullanılan yumurta çok taze olmalı, herhangi bir alerji (kaşıntı, kızartı)görülürse uygulama durdurulmalı.

*Yaşlanmış ciltlere yararlı olan yumurta sarısı saçları beslemek amacıyla şampuan olarak da kullanılır. Saçlardan yumurta kokusunu gidermek ve saça parlaklık vermek için son çalkalama suyuna biraz elma sirkesi katılmalıdır.

*Cansız ve kuru ciltler için temizleyici krem. Bir yumurta sarısı, bir çorba kaşığı elma sirkesi, ½ tatlı kaşığı toz şeker, sekiz çorba kaşığı zeytinyağı.

Yapılışı: Sirke, yumurta sarısı, şeker iyice karıştırılır. Zeytinyağı ağır, ağır eklenir. Karışım düzgün ve koyu bir kıvam alınca, kavanoza konur. Bu temizleyici kremin olumlu etkisi bir süre kullanıldıktan sonra fark edilir.

ZAMBAK

Cildin erken yaşlanmasını önleyen bitkiler ise zambak, enginar ve çobançantası.

*Yaşlanma etkilerini geciktirici yüz ve gözaltı kremlerinin de hammaddesi olan bu bitkiler, cilde direkt olarak uygulandığında yüzdeki buruşuklukların, çizgilerin giderilmesinde, cildin genç ve diri kalmasında etkin rol oynuyor.

ZEYTİNYAĞI

*Cilt alerjilerine iyi gelir.

*Yüzü, elleri yumuşatır.

*Saçları besler, sarılmasını ve biçimlendirilmesini kolaylaştırır.

*Saç diplerine sürüldüğünde saçları kepekten kurtarır.

*Cilt yanıklarına da iyi gelir. Güneşin olumsuz mor ötesi ışınlarını kendine çektiğinden, değerli güneş yağlarının yapımında yer alır.

*Kolay kırılan tırnakların diplerine limon suyu ile karıştırarak sürülürse tırnakları güçlendirir.

*Her kullanılan saçları ve cildi diriltir. Bazı masklarda da yer alır.

 

 

Yazan: Gülten Şenşafak

www.gencgelisim.com

 

AddThis Social Bookmark Button
 
OLUMLU DÜŞÜNÜN, ÇEKİM YASASI SİZE ÇALIŞSIN!
Hayatınızda başınıza gelen ve gelecek her şeyin sebebinin kendiniz olduğunu söylesem beni "tuhaf" ilan eder misiniz?

Ben, bu riski göze alıyor ve sizi Çekim Yasası ile tanışmaya çağırıyorum. Ve Nil Gün'ü böyle şahane bir kitap yazdığı için tebrik ediyorum.

İçimize dönüp hayatın manevi tarafıyla ilgilenmeye başladıkça, bu konulardan konuşanlar arasında sıkça duyduğumuz bazı kelimeler ve kelime grupları olduğunu fark ederiz: Enerji, negatif ve pozitif enerji, olumlu düşünce, iyiliği çağırmak gibi...

Bu düşünce kalıplarından biri de "hayatta nasıl düşünürsen onu hayatına çekeceğin" ya da "istemesini bil, olsun" şeklinde özetleyebileceğim evren yasasıdır. "Sağlık, haz, para, kariyer, sevgi, huzur, mutluluk, doyumlu ilişki..."

Bu sözleri, "iste-olsun" prensibini formüle eden, nasıl işlediğini anlatan pek çok kişisel gelişim kitabının yazarı Nil Gün imzalı "Hayatın Büyük Sırrı: Çekim Yasası" adlı kitaptan aldım. Çünkü hayatınızda başınıza gelen "küçük sürprizler" ya da "tesadüfler"in artmasını istiyorum!

Her şey enerjidir

Tam bir kişiyi düşünürken o kişiden telefon aldığınız oldu mu?

Doğru zamanda doğru yerde oldunuz mu?

Hayatınızda tesadüflerin yeri çok mu?

Tekrar tekrar aynı hataları yapıyor musunuz?

Çekim Yasası istenileni de istenmeyeni de hayatımıza çeker. Bunu bilmeseniz bile şu kavramları bilirsiniz: Şans/şanssızlık, kader, tesadüf, karma, denk düşmek, yürekten istedim oldu, her şeyin rast gitmesi...

Bu kitap, bu kavramların ne anlama geldiğini ve Çekim Yasası'nı bilinçli olarak nasıl kullanacağınızı gösteriyor.

Çekim Yasası, enerji yasasıdır. Ve biz enerji kelimesini hayatımızda sık sık kullanırız; "Bu kişinin enerjisi iyi. Enerjimiz uydu"...

Kendimizi mutlu, heyecanlı, başarılı hissettiğimizde etrafa pozitif enerji yayarız. Oysa kendimizi üzgün, kızgın, yalnız, incinmiş hissettiğimizde etrafımıza da negatif enerji yayarız. Gözlerimizdeki ışık söner. Bu ruh hali uzun sürerse hayatımızda her şeyin ters gitmesinden yakınırız.

Hayatınızı değiştirmek elinizde

Nil Gün, kitabında önemli bir gerçeği vurguluyor: Dünyada henüz çok az sayıda insan, Çekim Yasası'nın gücüne uyanmış ve bu gücü bilinçli kullanmayı seçiyor. Bu insanlar kendi realitelerinde bir nevi cenneti yaratırken, biz onlara şaşkınlıkla bakıyoruz. Onlara "şanslı" diyoruz.

Spiritüel öğretilere burun kıvırıyor çoğumuz. Gerçek spiritüellik, evrenin yasalarını bilerek onlara uygun yaşamak ve hayatın realitesinin yaratıcısının kendin olduğunun idrakına varmaktır.

"Artık uyananların sayısı artıyor" diyor Nil Gün. Hayatı gerçek anlamda doyumlu yaşayan, istediği her şeyi kolaylıkla elde ediyor görünen çok az sayıda "şanslı" insanla, "sorumluluklarını" yerine getirmek adına nefret ettikleri işte çalışan, istemedikleri hayatı yaşayan ve bir gün mutlu olmayı umut eden çoğunluk arasındaki fark nedir?

Fark, bu insanların amaçlarını ve ne istediklerini, neden amaçlarını gerçekleştirmek zorunda olduklarını bilmesinde ve hayallerini gerçek kılana kadar durmak bilmemelerinde yatıyor. Onların "sorumluluk" tanımı çoğunluktan farklı. Onlar özsorumluluğu ve şimdi de yaşamayı biliyor...

Çekim Yasası düşüncenin yaratıcı gücünün kullanımıyla ilgili. Bu yasa, dikkatinizi neye yöneltirseniz, onu kendinize çekeceğinizi ifade ediyor. Bilincimizde ve bilinçaltımızda ne tür düşünceler ve inançlar varsa bu inançlara uygun deneyimleri hayatımıza çekiyoruz.

Unutmayın...

Düşüncelerimizden sorumluyuz

Her şikayet evrene verilmiş bir emirdir

İnançlar bağlandığımız düşüncelerdir

Dünkü düşüncelerimizle bugünümüzü inşa ettik

Bilinçli afirmasyon (doğrulama) düşünce eğitimidir

Nil Gün, çok doğru bir tespitte de bulunuyor: "Zihin Bilimi, okullarda bize öğretilmiyor. Yaşam Okulu eğitimlerimizde verdiğimiz eğitim, Zihin Bilimi eğitiminin ta kendisi. Bu eğitimin, yarının toplumunda tüm okulların müfredatında yer alacağına inanıyorum. Okullarda meslek eğitiminin yanı sıra Yaşam Sanatı öğretilirse meslekler de hayat da daha doyumlu hale gelir."

Peki Çekim Yasası'nı nasıl kullanacağız? "Çekim Yasası, üç temel yasanın bileşimidir" diyor Nil Gün:

Etki-Tepki yasası (karşılıklılık yasası)

Şükran yasası

Sevgi yasası

Bunları ve açılımlarını tek tek açıklamak pek mümkün değil. Çünkü hepsinin açıklaması etraflıca kitapta yer alıyor. Benim amacım, başta da söylediğim gibi, sizi kendi realitenizi yaratmaya çağırmak. Bunun için yapmanız gerekenler yine kitapta: İstediğiniz şeyleri tespit edin, vibrasyonunuzu yükseltin (olumlu düşünceyle), izin verin, aksiyona geçin.


Yazan : Zeynep Bölükbaşı
AddThis Social Bookmark Button
 
CAM EŞYALAR

CAM EŞYALAR:Artık mutfağınızın en güzel ve sevilen eşyalarından biri olan cam eşyaları çok dikkatli kullanmamız gerekir. Isıya tahammüllü cam eşyaları ani ısı değişikliğine uğratmak doğru değildir. Örneğin fırına koyacağınız cam bir kaseyi önceden ısıtılmış olan fırına sokmayın. Cam tencereyi fırına koyduktan sonra fırının ısısını yavaş yavaş arttırın. Cam çaydanlıkları da ocağın üzerinden indirdikten sonra soğuk fayansa koymak doğru olmaz.b ani ısı değişikliği yüzünden bütün bu cam eşyalar çatlayabilir.

Ayrıca bu cam tencere ve çaydanlıkları ıslak olarak ateşe koymak da doğru değildir.

KONSERVE KUTULARINI ATMAYIN:Boşalan konserve tenekelerini atmayın. boyayarak veya üzerlerine küçük motifler çıkararak bunların içinde çeşitli bitkiler yetiştirebilirsiniz. Ancak içine toprak doldurmadan önce atından bir delik açmanız gerekir.

MANTAR KAPAKLAR:Eğer mantar kapakların içine su geçirmemesini istiyorsanız, kapağın üstüne balmumu yapıştırmanız kafi gelecektir.

ESKİYEN TUTACAKLAR:Mutfağınızda kullanacağınız tutacaklar zamanla eskiyebilir. Ve hassasiyetini kaybeder. Bu eskimiş tutacakların içine birer kalın eldiven dikerek bunları yine kullanışlı bir hale getirebilirsiniz.

BAZI SEBZELERİ MUTFAK CAMINIZDA YETİŞTİRİN:Çeşitli otlar ve baharatlar mutfaklarımızda bir çok yemeklerde kullanılır. Bu tip otların her dakika elinizin altında olmasını istiyorsanız, mutfağınızın camında maydanoz, deri otu veya benzeri sebzeleri saksılar içinde yetiştirebilirsiniz.

Mutfağınızda geniş bir cam varsa, veya evinizde bir çiçeklik bulunuyorsa, çeşitli sebzelerin tohumlarını küçük saksılar içine dikin. Bunlar kısa zamanda büyüyecek ve yeşerecektir. İstediğiniz zaman bu bitkilerden kopararak yemeklerinize katabilirsiniz.

Değişik bir fikir:

Birkaç saksının içine tohumları diktikten sonra bunları yan yana dizecekseniz, hangi saksıya hangi tohumu ektiğinizi unutabilirsiniz.

Bunun için saksıların üzerlerine küçük etiketler yapıştırın ve bu etiketlerin üzerlerine saksıya diktiğiniz sebzelerin isimlerini yazın. Etiketin üzerini naylon ile kapladığınız takdirde, saksılar ıslak kalsa bile etiket uzun süre bozulmayacaktır.

Ancak bitkilerin iyi yetişmesini istiyorsanız, saksıların ışık ve güneş alan bir yerde kalmasına dikkat etmelisiniz.

BASİT BİR DİKİŞ KUTUSU:Günlük dikişlerinizi yaparken kullanabileceğiniz basit bir dikiş kutusunu çok kolay bir şekilde hazırlayabilirsiniz.

Bu kutuyu hazırlamak için yuvarlak bir tahta temin edin ve bunu boyayın. Bu tahtanın üzerine belirli yerlere boyanmış çiviler çakın. Bu çivilere renk renk makaralarınızı koyabilirsiniz. Tam orta kısma ise iğnedenliğinizi yerleştirin ve bunun üzerine de çeşitli boylarda iğneler ve toplu iğneler takın.

RENK RENK RAKETLER:Çocuklarınız ping pong oynamaktan hoşlanıyorsa, onların raketlerinin üst kısımları zamanla aşınır. U raketleri yepyeni bir hale getirmek istiyorsanız, unların üst kısımlarına desenli duvar kağıtları kaplayabilirsiniz.

Duvar kağıdını yine kendi yapıştırıcı ise raketin üzerine tam olarak yapıştırın. Kağıdın hiç bir tarafında boşluk kalmamasına özellikle dikkat etmelisiniz.

MİNİK SAKSILAR:Tahta duvar süslerinin içine minik saksılar ve bitkiler yerleştirerek evinizin dekorunu tamamlayabilirsiniz. ancak saksının içindeki suyun akmaması ve tahtanın cilasını bozmaması için, saksının altına bir tabak veya kalın bir naylon yerleştirmeniz gerekecektir.

BEBEK BAŞINDAN KİTAP TUTACAĞI:Kız çocuklarının eski bebeklerinin başlarından yararlanarak hazırlanmış olan u kitap tutacağı her masanın üzerine konulabilecektir.

Önce kare kartonları kumaş ile kaplayın. Sonra bu kartonların birer yüzüne bebeklerin başlarını birbirine doğru iterek kitapları sıkıştırın.

Bebeklerin oyun kısımları bozulmuşsa ve çirkin bir görünümü varsa, oyun kısımlarına küçük birer yaka da dikebilirsiniz.

GÜZEL GÖRÜNÜMLÜ KİBRİT KUTULARI:Kibrit kutularının güzel ir görünüm kazandırmak istiyorsanız, kibrit kutularınızın üzerlerine renkli resimler yapıştırabilirsiniz. Beğendiğiniz herhangi bir motifi düzgün bir şekilde keserek çıkartın ve bunu iyi bir yapıştırıcı ile kibrit kutularının üzerlerine yapıştırın. Birkaç kibri kutusunun bir araya yapıştırarak, büyük kibrit kutuları da meydana getirebilirsiniz.

ÇOCUKLARINIZIN ASKILARINI BOYAYIN:Çocuklarınızın düz renk olan askılarını renk renk boyalarla boyayarak onlara yepyeni ir görünüm kazandırabilirsiniz.

Veya bu askıların üzerlerine renkli kağıt yapıştırmanız da mümkündür.

Ancak bu arada çok kuvvetli bir yapıştırıcı kullanmaya çalışın ve kağıt ile tahta arasında boşluk bırakmayın.

AddThis Social Bookmark Button
 
İLETİŞİM VE BEDEN DİLİ




İletişim bir bilgi alışverişi değildir. Verilen bilgiyi etkileyen duygu ve davranışın oluşturduğu farklı bir bütündür.

İletişim kişiye değil, kişiyle yapılır. Paylaşım ve karşılıklı iletişimi gerektirir.

Sözlü ve sözsüz iletişim işaretleriyle bir bütündür. İletişimin sözel olmayan öğeleri beden dili ve ses tonudur. Beden dili ve ses tonu, kişinin tarzını, tavrını ve söylenenin algılanış biçimini belirler.

Beden Dili

Beden dili insanlık tarihi açısından en eski iletişim aracımızdır. Beden dili duygu ve düşüncelerimizin yansımasıdır. İnsanların yüzyüze kurdukları ilişkide, kelimeler %10, ses tonu %30, beden dili %60 önem taşır.
Beden Dili Öğeleri

Beden duruşu Jestler
Mimikler Göz teması
Başın kullanımı Ayakların kullanımı
Oturmak için seçilen yer Oturma biçimi
Mesafe
Giyim Kullanılan aksesuarlar
Bakım ve makyaj

Doğrudan Göz İlişkisi

Bir kişiyle konuşurken dikkat edilecek en önemli noktalardan biri, nereye baktığınızdır. Doğrudan konuştuğunuz kişiye bakmak, karşınızdaki kişiye samimiyetinizi iletmenize yardımcı olur ve mesajınızın etkisini artırır. Yere bakarak veya gözlerinizi kaçırarak konuşmanız, karşınızdaki kişinin üstünlüğünü kabullenme olarak yorumlanacaktır.

Doğrudan göz ilişkisi kurmak ve sürdürmek konusunda aşırılığa kaçmamak gerekir.

Sürekli olarak bir insanın gözlerinin içine bakmak hem o kimsede rahatsızlık doğurur, hem de gereksizdir. Doğrudan göz ilişkisi de zamanla geliştirilebilir. Bunun için, dikkatinizi göz temasınıza yöneltmeniz ye birisiyle konuşurken, gözlerinizi kullanış biçiminizin farkında olmanız gerekir.

Beden Duruşu (Postür)

İnsanlar birbirleriyle ilişkilerinde çok farklı beden duruşları içindedir. Biriyle çok özel bir konuyu görüşen kişi hafifçe öne eğilir. Çocuğa eğilerek konuşan yetişkin, karşısında işbirliğine çok daha yatkın bir çocuk bulacaktır.

İlişkide olduğu kişiyi doğrudan karşısına alan ve dik bir beden duruşuna sahip olan kişi, mesajına güvenli bir özellik katmış olacaktır.

İki büklüm, boynu bükük, "süklüm püklüm" beden duruşları ne kadar hatalıysa, omuzları geriye atılmış, göğüs dışarı çıkmış, baş yana eğilmiş, meydan okur, savaşa davet eder türdeki beden duruşları da aynı ölçüde hatalıdır.

Başı ve bedeni dik tutarak konuşmak ve dinlemek, dikkat ederek zamanla beden duruşunu güvenli tavır yönünde geliştirmek mümkündür.

Mesafe ve Bedensel Temas

Mahrem mesafe, herkesin tipik olarak asansörde yaşadığı, tanımadığınız insanlarla yakın olduğunuzda rahatsızlık duyacağınız mesafenin ölçüsüdür.

Hangi toplumda olursa olsun mesafe, insan ilişkilerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bir insana çok yakın oturmak veya ona yakın durmak, elini omuzuna, sırtına koymak, koluna, eline değmek iki kişi arasındaki ilişkiye belirli bir "özerklik, yakınlık ve sıcaklık katar.

Yakınlık isteği içinde olmayan kimse ise rahatsızlık duyar ve savunucu olur. Bu sebeple böyle bir yakınlık girişiminden önce, bu yakınlığın karşıdaki kişi tarafından nasıl değerlendirileceğini sözlü olarak ölçmekte yarar vardır.

Karşıdaki kişinin koyulan mesafeyi veya bedensel teması nasıl algıladığına dikkat edilmesi gerekir. Aksi takdirde ortaya rahatsızlık verecek yorumlar ve istenmeyen sonuçlar çıkması kaçınılmaz olur.

Jestler

Uygun ölçüde ve uygun şiddette yapılan jestler bir konuşmaya güç katar. Bu konuda dikkat edilmesi gereken, jestleri konuşmadaki eksik kelimeleri tamamlayacak bir araç olarak kullanmamak, yabancı dile hakim olmayan birinin ifadesini elleriyle tamamlaması gibi bir duruma düşmemektir.

Bundan başka sert ve sinirli jestlerin, dinleyenlerde rahatsızlık doğurduğu unutulmamalıdır. Rahat, sakin ve yumuşak jestler, konuşmacının kendine güvenini, konuştuğu konuya hakimiyetini ortaya koyduğu yönünde yorumlanmaktadır.

Mimikler

İnsan ilişkilerinde hiçbir şey, belki yüz ifadesi kadar önemli ve anlamlı olamaz. Üzüntünün veya kızgınlığın gülümseyen bir ifadeyle, sevincin çatık kaşlarla ifade edilmesi uygun düşmez. Güvenli bir ifade, verilen mesajla uyum içindeki bir ifadedir. Öfkeli bir mesaj veya memnuniyetsizlik en açık olarak donuk bir ifadeyle verilebilir.

Ses Tonu, Şiddeti ve Konuşmanın Akıcılığı

Ses tonunun kullanılma biçimi, sözlü ilişkinin hayati bir parçasıdır. Tek heceli bir kelime, örneğin "git" kelimesi, söyleniş biçimine bağlı olarak pek çok anlama gelebilir. "Git" vardır, "seni bir daha görmek istemiyorum" anlamına gelen; "git" vardır, "kal, hiç gitme" anlamına gelen.

İnsanlararası ilişkilerde yaşanan en küçük gerginlik, kendini önce ses tonunda ortaya koyar. Büyük çoğunlukla gündelik ilişkilerde canlı, neşeli, enerjik bir ses tonu, insanlar üzerinde olumlu etki bırakır. Ancak ortada bir gerginlik ve sorun varsa ses tonunun yumuşak ve sakin olması çatışmayı önler ve işbirliğini kolaylaştırır.

Monoton, dinleyende bıkkınlık yaratan, kolayca dikkatin dağılmasına sebep olan bir konuşma üslubuyla kişi ortaya ne kadar orjinal fikirler koysa da ikna edici olmakta güçlük çekecektir.

Sert ve kesin konuşma biçimi, çoğunlukla dinleyenlerde savunuculuğa sebep olur ve rahatsızlık doğurur. Ayrıca sesine özür diler gibi bir ton veren kişilerin, karşısındakiler tarafından istekleri kolayca geri çevrilir veya söyledikleri önemsiz olarak görülür.

Duygu ve düşüncelerinizi olumlu yönde geliştirebilmek için beden dilinizin sunduğu imkanları kullanabilirsiniz. Dünyada tekrarlanamayacak tek şey ilk izlenimdir. Bu sebeple beden dilini hayat amaçları doğrultusunda düzenlemeyi öğrenmek, büyük önem taşır.

 

yazan: Prof.Dr. Asuman Türkel

 

 

Bu yazılarımız da ilginizi çekebilir:

İLETİŞİM VE BEDEN DİLİ
BEDEN DİLİNİN ŞİFRELER
Hz. Peygamberin Beden Dili
İletişimde 40 Kere Maşallah Dedirtin
Siz Hangi Dilden Giyiniyorsunuz?
Yüz Okuma Sanatı: FİZYONOMİ
Beyninizi Çalıştıracak Gülümseten Sorular
Fotoğraflarda Daha İyi Çıkmak İçin…
Beden Dili Haritanızla Pozitif Bir İmaj Yaratın
Sen Adamı Gözünden Tanır mısın?
BEDEN DİLİ İLE İLGİLİ SORULAR VE CEVAPLAR
Olumlu Bir İlk İzlenim Oluşturmanın Yolu Nereden Geçer?
Yalancının Beden Dili
Beden Dili Haritanızla Pozitif Bir İmaj Yaratın
Gözünden Adam Tanıma Tekniği
Kaliteli Yaşam İçin 18 Beden Dili Taktiği
Bir Söz Söyle, Ne Olduğunu Söyleyeyim
Beden Dili
Liderlerin Beden Dili
Bilinçaltının Gizli Dili Rüyalar
Yapay Değil Doğal Beden Dili
İletişimin Kalitesini Beden Diliniz Belirler
YIN&YANG İlkeleri Doğrultusunda Çin Yüz Okuma Sanatı
Yüz Okuma Sanatı FİZYONOMİ
Gerginlik Anları ve İletişim Modelleri
Eller ve Ellerin Kullanımı
Aşkın Beden Dili
Eğitimde Beden Dilinin Önemi
Sen SUS Bedenin Konuşsun!
AddThis Social Bookmark Button
 
ERGENLERDE KARŞI CİNS İLİŞKİSİ



ERGENLERDE KARŞI CİNS İLİŞKİSİ

Ergenlik çağı, yaşamın en zorlu yaşanan süreçlerinden birisidir. Bu süreç içinde ergenler; yetişkinler için EN GÜZEL olan dönemlerini yaşarlar. Ancak, ergen bu güzel dönemi, kendine göre hiçte güzel olmayan biçimde yaşar. Fiziksel özelliklerini beğenmeyerek hayatını kendine zindan eder. Saçı sarı ise, kahverengi olsun ister. Göz rengi yeşilse mavi olmasını ister. Çoğu ergen boy ve kilosuna takmış durumdadır. Kendilerine hiç rahat vermezler. ‘’Boyum ne zamana kadar uzayacak, kaç hafta diyet yaparsam zayıflarım’’ gibi konularla kendilerini sürekli meşgul ederler. Hormonların çalışması ile yeni görüntüsüne alışmakta zorlanmaktadır. Elleri, ayakları önce büyümekte, onları bir yere sığdıramamaktadır. Oraya buraya çarpmakta, eline aldığı şeyi düşürmekte; çevresinden dikkatsizlikle suçlanmaktadır. Önemli konularda fikir beyan etmeye kalktığında ‘’sen daha çocuksun’’, iş, sorumluluklara ve beklenen davranışlara gelince ‘’sen kocaman bir yetişkinsin’’ sözleri ile muhatap olmaktadır. Genç, arada kalmıştır ve bu durum birkaç yıl sürecektir. Duyguların yansıtılması bazen çocuksu, bazende yetişkin edasındadır. Ayrıca duyguların yaşanmasında keskin iniş ve çıkışlar mevcuttur. Gülerken, birden ağlamaya başlayabilir. Ya da tam tersi yaşanabilir. Daha çok melankolik bir yaşam sürdürülür. Genç, kimsenin kendisini anlamadığından yakınır. Kimseye kendini anlatamamaktadır. Bu nedenle odasına kapanmalıdır. Kendisine göre müzik parçaları dinlemeli; duygularının durumuna göre isyankar müzik parçaları YA DA birlikte dertleneceği hüzünlü, aşkına yanıt alamayan sevgililerin müziğini dinlemektedir. Bilgisayar oyunları zamanın nasıl geçtiğini kendisine farkettirmemektedir. Zaman uçup gider, dersler çalışılmadan kalır. Aile çoğu zaman güç durumdadır. Aradaki iletişim bozulur, kopukluklar başlar, devamında ise birçok olumsuz davranış ve yaşantı ile karşılaşmak olasıdır. Aile burada mutlaka pedagogtan yardım almalıdır. Cep telefonu ise arkadaşları ile bağını koparmayan en önemli bir icattır. Mesajları yazarken parmak hareketleri neredeyse görülemez hale gelmiştir. Dış hayata açıldığında; günün çoğunu okulda geçirdiği için, kendisi gibi bu sıkıntıları yaşayan arkadaşları ile birlikte olmaktadır. Paylaşacakları pekçok şey vardır.

Kız arkadaşlar kendi aralarında erkek arkadaşlarını, erkeklerde kız arkadaşlarını gündeme alırlar. Karşı cins keşfedilmek için kafa yorulur. Nelerden hoşlanıyor, kiminle çıkıyor! oysaki ben ondan hoşlanıyorum, bana niçin bakmıyor? Benim boyumu mu beğenmiyor? Yoksa sivilcelerimden dolayı mı benimle birlikte olmuyor? O çocuk daha karizmatik vs. vs. Okulda yaşam yalnızca derslerle geçmez. Teneffüslerde kız-erkek çift olarak sakin köşeleri paylaşmalar görülür. Bu yakınlaşmalar sahiplenilmiş duygusunu yansıtır. Bazen birilerini rahatsız eder. Platonik olarak ilgi duyan bir başkası vardır. Uzaktan, zamanla içine sindiremez olur. Bu yakınlaşmalar nedeni ile okul dışında kavgalar olur. Basın- yayında bu tür haberlere çok rastlamışızdır. Hatta hayatını kaybeden pekçok genç olmuştur.

Burada kimlere görev düşmektedir? Aileler, ileri boyutlara gelmeden uzmanlardan yardım almalıdır. Anne-baba kendi içlerinde tutarlı olmalıdır.Okul idaresi ve öğretmenler işbirliği içinde olmalıdır. Okulda grup arkadaşlıkları desteklenmelidir. Teneffüslerde öğrenciler sınıflarda ya da sakin yerlerde çift olarak uzun zaman bulundurulmamalıdır. Dizilerde eğitimin önemi üzerinde durulmalı, kız-erkek çift ilişkileri ortaöğretim çağında mümkünse ertelenmelidir. Öğrencilerin en verimli olmaları gerektiği zamanda ve öğrencilerin yaşamlarına yön verecekleri yaşlarda bu süre en iyi bir şekilde değerlendirilmelidir. Okullarda spor olanakları artırılmalıdır. Müzik, ritm duygularını artıracak çalışmalar planlanmalıdır. Münazaralar artırılmalı, sergi çalışmalarına yer verilmeli, sanatsal etkinlikler ne kadar az da olsa yapılanlar önemsenmeli ve sergilenmelidir. Tiyatro ve drama çalışmalarına yönlendirilmelidir. Öğretmen-veli ilişkileri gerçekçi olmalıdır. Okul salonları ve kütüphanelerinden yeteri kadar yararlanılamamaktadır; artık buraların kapıları öğrencilere sonuna kadar açılmalıdır. Bu alanlar süs olsun diye yapılmamıştır ve gereği gibi kullanılmalıdır.

ÖZNUR SİMAV

AddThis Social Bookmark Button
 
Learned Helplessness =? Öğrenilmiş Çaresizlik

Kavramların Yanlış Tercümesi ve sonuçları

 

Martin Seligman’in 1965’li yıllarda yaptığı deneyler sonucunda ortaya çıkan bir kavram “Learned Helplessness”. Deney Pavlovıdeneylerini tekrarlamak isteyen Selinger’in, deney sırasındaki köpek davranışlarını gözlemlemlenirken deneyin yön değiştirmesi sonucunda kelimelendiriliyor. Bu duruma da kelimelendirilmiş deneyimlilik denebilir.

 

Gruplara ayrılan köpekler farklı uyaranlarla uyarılır ve deney sonucunda davranışlar arasında bağlantılar kurulur. Daha sonra da uzun yıllar kavram üzerinde değişiklikler yapılır. Bu kavramın ortaya çıkardığı sonuç şudur. Köpek davranışları öğrendiklerine bağlı değişmektedir. Ancak köpek davranışları ile köpekten çok daha gelişmiş olan insan davranışlarını açıklama çok kolay olmasa gerektir.

 

Yazının konusu bu deney değil kavram ve kavramın Türkçe’ye tercüme edilmesindeki hataların ortaya çıkardığı sonuçlardır.  Google’da “öğrenilmiş çaresizlik” yazıldığında 2001 yılı tarihli bir yazının linki ilk sırada çıkmaktadır.

Learned Helplessness kavramı yardım alamamakla ilgilidir. Öyle ki yardım alınabileceğinin de farkında olmamayı ifade etmektedir. Martin Seligman psikolog’dur. Bu kavramı kullanarak kişilerin yardım alabileceklerinin farkına varılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Kişiler bunun farkına vardıklarında yardım alabilecek durumu da öğrenebilecekler ve müşteri haline gelebilecek ve yardım alabileceklerdir.

 

Ancak bu kavram Türkçe’ye tercüme edilirken “Öğrenilmiş Çaresizlik” kelimeleri kullanılmıştır. İngilizce’sinde sadece yardım içeriği var iken, Türkçe’de çare kelimesi olumsuzluk eki ile birlikte kullanılmaktadır.  Fiil kullanımı ise ilkinde etken iken, Türkçe’de edilgen hale dönüştürülmüştür. Böylece bu iki farklı kullanım kavramın anlamını çok farklı noktalara taşımaktadır. Fiildeki zaman ise di’li geçmiş iken Türkçe’de miş’li geçmiş zaman kullanılmaktadır.

 

Bu sebeplerden kavramın bütünü ile yanlış olduğu ifade edilebilir. Zira kavramdaki bilgi çaresizlik içeriği olarak aktarılmaktadır. Bunun ise farkında olunmadan geçmiş zamanda ve bir başkası gibi olarak “öğrenilmiş” olduğu da ifade edilerek, farkında olmadan bir rahatlama da sağlanmaktadır.

 

Orhan Gencebay’ın “Batsın Bu dünya” şarkısı da benzer bir sonucu ortaya çıkarmaktadır. Yaşadıklarını beğenmeyen ama şartlarını değiştirmek için de herhangi bir çaba göstermeyen kişiler, Gencebay’ın şarkısını duyduklarında, onlar da “batsın bu dünya “ diyerek rahatlamakta ve eş zamanlı olarak da pasifleşmektedirler. Yukarıdaki kavramı da öğrenen kişiler farkında olmadan “ben çaresizliği öğrenmişim, bu yüzden bir şey yapamıyorum” şeklinde rahatlayacaklardır, hem de farkında olmadan.

 

Bu durumu değiştirmek için çaba sarfetseler bile, çaresizlik içeriğinde kalınabileceği istenen sonuca ulaşmaları zorlaşacaktır ve hatta daha ileri giderek “çaresiz” kalabilecekleri yeni bir sonucu da elde etmiş olacaklardır.

 

Milliyet Cumartesi ekindeki yazımı yazarken aktarmak istediklerim bunlardı. Ancak daha önce de Türkçe tercümesi yanlış olan kavramlar sadece “öğrenilmiş çaresizlik” değildir. “İnner Child” kavramı da “İçimizdeki çocuk” olarak tercüme edilmiş ve yanlış tercüme, öyle olmadığı halde “içimizdeki trafik canavarına” kadar ulaşmıştır. İçimizdeki Çocuk’un bizden ayrışmış olduğunu ifade eden bu aktarımı yapanlar, farkında olmadan ayrışmışlar ve kendi anlatmak istediklerini artık “Arif Bey”e “söyletmektedirler. Arif olan anlar’dan yola çıkılarak kullanılan bu aktarım modeli, ne bu aktarımı yapan kişiye ve ne de bu bilgileri okuyan kişiye yarar sağlamayacaktır.

 

Inner Child olsa olsa çocukluk tavrını ve kullanılmayan çocukluk tavrının değişim ve gelişim süreçlerini etkileyebileceğini anlatmak istiyor olabilir. Çocukluk tavrımız gerçekten kolay öğrendiğimiz, kolayca gülebildiğimiz durumları için kullanılabilir. Özellikle spor yaparken ve ciddiye almadığımız içeriklerde bu tavrı kullanmaktayız ve öğrenme sürecimiz inanılmaz şekilde hızlanmaktadır.

 

Daha da ileri giderek “Ben içimdeki çocuğu öldürmedim” diyenlerin de olduğunu görebiliyoruz. Böylece çocukluk tavrını kullanamayan kişilerin kendilerini katil gibi hissetmelerini  sağlayan bir başka sonucu ortaya çıkmaktadır.

İnsan çaresiz değil doğal olarak, Türk toplumu en çaresiz dönemlerinde Kurtuluş savaş’ını kazanabilmiştir. Ancak Kişisel Kurtuluş savaşı, hayatın savaş olarak algılanmasını sağlayacak, kişilerin yaşama sevinçlerini azaltacak ve sonuçta  savaşın kaybedilmesini sağlayacaktır. Bu metaforu kullananlar kimler ise, onların da kendi kişisel kurtuluş savaşlarını kaybedeceği kolaylıkla söylenebilir. Kazansalar bile hayat onlar için bir savaş olarak devam edecektir.

 

Kişiler başarısız olduklarında başarısızlığı öğrenebilmekte ve bunu farkında olmadan yapmaya devam etmektedirler. Değişmesi gereken benzer veya farklı içerikte istenilen sonuca ulaşmak bu yapıyı kolaylıkla ortadan kaldırabilmektedir. Kaybetmeyi öğrenebilen bir kişi kolaylıkla kazanmayı öğrenebilir. Çare, Çaresiz, Çaresizsiniz, Çare Sizsiniz gibi hem yaratıcı olmayan ve hem de çaresizliği beynimize yerleştiren kavramlardan mümkün olduğu kadar uzak durmamız gerekiyor ve daha önemlisi sonuçlarının da farkında olarak.

 

Son olarak ise şu söylenebilir. “Bugüne kadar ulaştığınız sonuçların hepsi ama başarılı olsun, başarısız olsun,  hepsi “istediğiniz sonuçlardı”, farkında olmadan ama bilerek ulaştığınız.”

 

yazan: Cengiz Eren http://www.erenlp.com

AddThis Social Bookmark Button
 
4. Gün—Yanlış Olan Hiçbir Şeyi Yok

Siz yaratıcısınız, yaşamınızın her veçhesini yaratmak için Evren ile çalışıyorsunuz. Herkesin sahip olduğu gibi sınırsız güce sahipsiniz. Hiç kimse başkalarından daha fazla güce sahip değildir. Neşe veya acı, mutluluk veya üzüntü, huzur veya kaosu yaratan gücümüzü bu şekilde kullanırız. Kendi realitemizin herhangi bir veçhesini dönüştürmek için, tam şimdi, şu anda mevcut olanın sorumluluğunu almalıyız. Sorumluluk alarak, realitemizi yarattığımız gücü onaylıyoruz. İstemediğiniz bir yaşamı yaratmak için kullandığınız güç, istediğiniz yaşamı yaratmak için kullandığınız güç ile aynıdır, sadece gücünüzü farklı bir şekilde kullanmış olursunuz.

Bugün, yaşamınızdaki değiştirmek istediğiniz her durumu yazın. Yazdığınız her bir durumun yanına, ‘bundan sorumluyum ve onu dönüştürme gücüne sahibim’ yazın. Sorumluluğu alın, böylece hayallerinizin yaşamını yaratmak için gücünüzü bilinçli bir şekilde kullanabilirsiniz.

AddThis Social Bookmark Button
 
AKILDAN BÖLME TEKNİĞİ

 

İnsanoğlunun değeri bir kesirle ifade edilecek olursa; payı gerçek kişiliğini gösterir, paydası da kendisini ne zannettiğini, payda büyüdükçe kesrin değeri küçülür.

TOLSTOY

Tam bölünebilme kuralları

2 ile bölünebilme:

Sayının birler basamağındaki rakam 0,2,4,6,8 (çift) ise bu sayı 2 ile tam bölünür.

Örnek : 214234 sayısı 2 ile tam bölünür, çünkü 4 çift sayıdır.

3 ile bölünebilme:

Sayının rakamları toplamı 3 ve 3’ün katı ise bu sayı 3 ile tam bölünür.

Örnek : 543214 sayısının 3 ile tam bölünüp, bölünemeyeceğini bulalım.

543214 à 5+4+3+2+1+4 = 19 19, 3’e tam bölünmediği için 543214, 3’e tam bölünmez.

4 ile bölünebilme:

Sayının son iki basamağı 00, ya da 4 ile tam bölünebilen bir sayı ise bu sayı 4 ‘e tam bölünür.

Örnek : 325428 sayısının 4 ile tam bölünüp, bölünemeyeceğini bulalım.

325428 ( son iki basamağı) 28 ( 4’e bölüyoruz) 28/4 = 7. ( tam bölündüğü için 325428 , 4’e tam bölünür)

5 ile bölünebilme: Sayının son rakamı 0 yada 5 ise bu sayı 5 ile tam bölünür.

Örnek : 21432140 sayısının 5 ile tam bölünüp bölünemeyeceğini bulalım.

21432140, son rakam 0 olduğu için sayı 5 ile tam bölünür.

6 ile bölünebilme: Sayı 2 ve 3’e bölünüyorsa 6 ile tam bölünür.

Örnek : 28573 sayısını 6 ile tam bölünüp bölünemeyeceğini bulalım.

28573, 2 ile bölünmez , dolayısıyla sayı 6 ile tam bölünemez.

Örnek : 5325321822 sayısını 6 ile tam bölünüp bölünemeyeceğini bulalım.

5325321822 son rakam 2 olduğu için 2 ile tam bölünür.

5+3+2+5+3+2+1+8+2+2 = 33 à rakamları toplamı 3’ün katı olduğu için sayı 3 ile tam bölünür. O halde 5325321822 sayısı 6’ya tam bölünür.

7 ile bölünebilme: Sayının son basamağını 2 ile çarpıp kalan kısmından çıkarın. Elde ettiğiniz sayı 0 yada 7 ile tam bölünebilen bir sayıysa, sayı 7 ile tam bölünür.

Örnek : 364’ün 7 ile tam bölünüp bölünemeyeceğini bulalım.

364, son rakam 4, 4 x 2 = 8, kalan kısımdan çarpma işleminin sonucunu çıkarırsak, 36 – 8 = 28 , 7 ile tam bölündüğü için 364,7 ile tam bölünür.

Örnek : 1792 sayısının 7 ile tam bölünüp bölünemeyeceğini bulalım.

1792, son rakam 2, 2 x 2 = 4, kalan kısımdan çarpma işleminin sonucunu çıkarırsak, 179 – 4 = 175 elde ederiz. 175, son rakam 5, 5 x 2 = 10, , kalan kısımdan çarpma işleminin sonucunu çıkarırsak, 17 – 10 = 7, 7’ye tam bölündüğü için 1792, 7’ye tam bölünür.

8 ile bölünebilme: Sayının son 3 basamağı 000 yada 8’in katı ise, 8 ile tam bölünür.

Örnek : Sayımız 486362000 olsun. Son 3 basamağı 000 olduğu için sayı 8 ile tam bölünür.,

Örnek : Sayımız 312 455120 145 olsun son 3 basamak 145, 8 ile tam bölünemediği için sayı 8’e tam bölünmez.

9 ile bölünebilme: Sayının rakamları toplamı 9’un katı ise 9 ile tam bölünür.

Örnek : sayımız 34763542 olsun

34763542= 3+4+7+6+3+5+4+2+ = 34

34, 9 ‘a tam bölünmediği için sayı 9’a tam bölünmez.

10 ile bölünebilme: Sayının son rakamı 0 ise sayı 10 ile tam bölünür.

Örnek : 2432050 sayısı 10’a tam bölünür çünkü son rakamı 0’dır.

11 ile bölünebilme: Tek basamaklar kendi aralarında çift basamaklar( pozisyon alarak ) kendi aralarında toplanıp , çıkarılır. Sonuç 0 yada 11’in katı ise sayı 11 ile tam bölünür.

Örnek : Sayımız 343215 olsun. ( 3+3+1) – ( 4+2+5) = -4 ( tam bölünmez)

Örnek : Sayımız 35794627 olsun. ( 3+7+4+2) – ( 5+9+6+7) = -11 ( tam bölünür)

12 ile bölünebilme: Sayı 3 ve 4 ile tam bölünüyor ise 12 ile tam bölünür.

Örnek : Sayımız 25634344 olsun.

2+5+6+3+4+3+4+4 = 31. 31,3’e tam bölünmediği için 25634344, 12’ye tam bölünmez.

Örnek : Sayımız 2484 olsun. 2+4+8+4 = 18,3’e tam bölünür. Sayının son iki basamağı olan 84, 4’e tam bölünür. Dolayısıyla 2484, 12’ye tam bölünür.

13 ile bölünebilme: Sayının son rakamı 4 ile çarpılıp geri kalan kısımla toplanır. Toplam 13’e bölünüyorsa , sayı 13’ e tam bölünür.

Örnek : Sayımız 598 olsun. 8 x 4 =32, 59+32 = 91 elde ederiz. Tekrar 13 ile tam bölünebilme kuralını uygulayalım.

1 x 4 = 4, 9+4= 13 ( 13,13’e tam bölündüğü için 598 , 13’ e tam bölünür.)

17 ile bölünebilme: Sayının son rakamı 5 ile çarpılıp geri kalan kısımdan çıkarılır. Fark 0 yada 17 ile tam bölünebiliyor ise sayı 17 ile tam bölünür.

Örnek : Sayımız 663 olsun. 3 x 5=15, 66-15=51 elde ederiz. Kuralı bir kez daha uygulayalım.

1 x 5 = 5, 5-5 = 0 ( O halde 663 , 17 ile tam bölünür.)

19 ile bölünebilme: Sayının son rakamı 2 ile çarpılıp geri kalan kısma eklenir. Toplam 19’un tam katı ise, sayı 19’a tam bölünür.

Örnek : Sayımız 784 olsun. 4 x 2 = 8, 78+ 8 = 86

86, 19 ‘a tam bölünebildiği için 784 , 19’a tam bölünür.

23 ile bölünebilme: Sayının son rakamı 7 ile çarpılıp geri kalan kısma eklenir. Toplam 23’ün tam katı ise sayı 23 ‘e tam bölünür.

Örnek : Sayımız 667 olsun. 7 x 7 = 49, 66+49 =115 elde ederiz. Kuralı bir kez daha uygulayalım.

5 x 7 = 35, 11+35=46

46, 23’e tam bölündüğü için 667, 23’e tam bölünür.

24 ile bölünebilme: Sayı 3 ile 8’e tam bölünebiliyor ise 24 ile de tam bölünür.

Örnek : Sayımız 153048 olsun. 1+5+3+0+4+8= 21 ( 3’e tam bölünür.)

Son üç rakamı 048, 8’ e tam bölünür.

O halde 153048 , 24 ‘e tam bölünür.

29 ile bölünebilme: Sayının son rakamı 3 ile çarpılıp geri kalan kısma eklenir. Toplam 29’un tam katı ise sayı 29 ‘ a tam bölünür.

Örnek : Sayımız 667 olsun. 7 x 3=21, 66+21=87 elde ederiz. Kuralı tekrar uygulayalım.

7 x 3=21, 8+21=29

29, 29’a tam bölündüğü için 667 ,29’a tam bölünür.

31 ile bölünebilme: Sayının son rakamı 3 ile çarpılıp geri kalan kısımdan çıkarılır. Fark 0 yada 31’in katı ise sayı 31 ile tam bölünür.

Örnek : Sayımız 744 olsun 4 x 3 = 12, 74-12 = 62

62,31 ile tam bölündüğü için 774 ,31 ile tam bölünür.

33 ile bölünebilme : Sayı 3 ve 11 ile tam bölünüyorsa 33 ile de tam bölünür.

Örnek : Sayımız 693 olsun. 6+ 9 + 3 = 18 ( 3 ile tam bölünür.)

693 à ( 6+3) –9 = 0 ( 11 ile tam bölünür.)

O halde 693, 33 ile tam bölünür

36 ile bölünebilme: Sayı 4 ve 9 ile tam bölünüyorsa 36 ile de tam bölünür.

Örnek : Sayımız 918 olsun. 18,4 ile tam bölünmediği için 918, 36 ‘ya tam bölünmez.

37 ile bölünebilme

Sayının son rakamı, 11 ile çarpılıp geri kalan kısımdan çıkarılır.

Fark 0 yada 37’nin katıysa sayı 37’ye tam bölünür.

Örnek : Sayımız 925 olsun.

5x11=55

92-55=37 ( 37, 37’ye tam bölündüğü için; 925, 37’ye tam bölünür. )

Birler Basamağındaki Rakamı 9 Yapılabilen Sayılar İçin Genel Bir Yaklaşım:

Sayı, birler basamağı 9 olacak şekilde en küçük sayı ile çarpılıp, sonucun birler basamağı dışındaki kısmın bir fazlası katsayı olarak alınır.

7’ye bölümde katsayı,

7 x 7 = 49

4 + 1 = 5’tir.

13’e bölümde katsayı,

13 x 3 = 39

3 + 1 = 4’tür.

29’a bölümde katsayı,

29 x 1 = 29

2 + 1 = 3’tür.

Katsayı, bölünecek sayının birler basamağındaki rakamla çarpılıp, bölünen sayının birler basamağı dışında kalan sayıyla toplanıp, verilen sayıya bölünür. Kalan 0 ise sayı, tam bölünür.

Örnek :

321, 7’ye tam bölünür mü?

Katsayı, 7 x 7 = 49

4 + 1 = 5’tir.

5 x 1 = 5

32 + 5 = 37

37, 7’ye tam bölünmediği için, 321, 7’ye tam bölünmez.

Örnek :

2421, 29’a tam bölünür mü?

Katsayı, 29 x 1 = 29

2 + 1 = 3

3 x 1 = 3

242 + 3 = 245

245, 3’e tam bölünmediği için, 2421, 29’a tam bölünmez.

Örnek :

2925, 39’a tam bölünür mü?

Katsayı, 39 x 1 = 39

3 + 1 = 4

4 x 5 = 20

292 + 20 = 312

312, 4’e tam bölündüğü için 2925, 39’a tam bölünür.

KENDİNİZİ DENEYİN !

1- 3841563, 3’e tam bölünür mü?

2- 74562132544, 3’e tam bölünür mü?

3- 1648, 4’e tam bölünür mü?

4- 1808568, 4’e tam bölünür mü?

5- 2472, 6’ya tam bölünür mü?

6- 412722472, 6’ya tam bölünür mü?

7- 2009, 7’ye tam bölünür mü?

8- 295099, 7’ye tam bölünür mü?

9- 32888, 8’e tam bölünür mü?

10- 64584124, 8’e tam bölünür mü?

11- 667008, 9’a tam bölünür mü?

12- 854123873214, 9’a tam bölünür mü?

13- 45694, 11’e tam bölünür mü?

14- 7412546325, 11’e tam bölünür mü?

15- 49488, 12’ye tam bölünür mü?

16- 84753142, 12’ye tam bölünür mü?

17- 96473, 13’e tam bölünür mü?

18- 45879629, 13’e tam bölünür mü?

19- 12341231, 17’ye tam bölünür mü?

20- 9874552121, 17’ye tam bölünür mü?

21- 7828, 19’a tam bölünür mü?

22- 9874555447, 19’a tam bölünür mü?

23- 2622, 23’e tam bölünür mü?

24- 345425, 23’e tam bölünür mü?

25- 2736, 24’e tam bölünür mü?

26- 9912, 24’e tam bölünür mü?

27- 1264, 29’a tam bölünür mü?

28- 1305, 29’a tam bölünür mü?

29- 10474, 31’e tam bölünür mü?

30- 26474, 31’e tam bölünür mü?

31- 18412, 33’e tam bölünür mü?

32- 84532, 33’e tam bölünür mü?

33- 5112, 36’ya tam bölünür mü?

34- 171216, 36’ya tam bölünür mü?

35- 15244, 37’ye tam bölünür mü?

36- 311244, 37’ye tam bölünür mü?

37- 16068, 39’a tam bölünür mü?

38- 306306, 39’a tam bölünür mü?

yazan: ayhan dever

AddThis Social Bookmark Button
 
Finansman Konusu Önemlidir!

Parayı veren düdüğü çalar.

Vergi ödül törenlerinde en hoşumuza giden şey, rahmetli Özal’ı dinlemek olurdu. Onun konuşmalarını dinlerken kendimizden geçerdik. Öyle konulara değinirdi ki her biri başka bir ufuk açardı bizlere. Ona göre ülkemizde yapılamayacak hiçbir şey yoktu. Yeter ki pazarı olsun ve finansman sorunu bulunmasın. Onun gözünde, bilgi ve teknoloji konusu işin olmazsa olmazıydı ama bizim insanımızın o özellikleri kazanması zor değildi. Pazar ve finans şartları oluştuktan sonra üretim yapmak kolaydı.

Finansman konusu çok önemlidir. Özkaynakların az olduğu yerde, tek çare dış kaynaklardan yararlanmaktır. Bunun yolu da kredi almaktan geçer. O zaman da finansman konusu ön plana çıkar. Çünkü, bu nedenle ortaya çıkacak ek maliyetleri uygun şekilde fiyatlarına yansıtmayı beceremeyen veya finans sorununu verimli bir şekilde çözemeyen kuruluşlar küçülmeye, hatta batmaya mahkûmdur.

Finansman denilince yıllar önce tanık olduğum bir olay geldi aklıma: Ben o zaman bir taahhüt firmasında çalışıyordum. Çeşitli şantiyelerde işlerimiz vardı. Bazılarını tek başıma götürürken, bazılarında şirket ortaklarının nezaretinde iş görüyorduk. .O işlerden biri de Kenter Tiyatrosu’ydu.

Bütçeleri gerçekten çok kısıtlıydı. Biraz da o nedenle elimizden geldiğince özen gösteriyor ve her şeyi mühendisçe çözmeye çaba sarf ediyorduk. Yani, “en iyiyi en ucuza” mal etmeye çalışıyorduk. O güne kadar özel tiyatroların böylesine büyük bir projeye giriştikleri pek görülmemişti. Aslına bakılırsa yine de başarmaları çok zor olacaktı ama kimin fikriydi bilmiyorum; çok değişik bir uygulama başlattılar. Tiyatronun koltuklarını sattılar. Hem de, Özal’ın sansasyon yaratan benzer girişiminden çok önce gündeme getirdiler bu çözümü. Koltuk fiyatı 5.000 TL.idi. O zaman benim maaşım da net 2.500 TL. olduğuna göre fena bir rakam olmadığını düşünebilirsiniz. Kısa zamanda salonun bütün koltukları satıldı. Satıldı dediysem, aynen rahmetli Özal döneminde köprülerin satışına benzer bir düşünceydi bu. Bağış olarak 5.000 TL. veren, sanıyorum on yıllık süre için, bir koltuk sahibi oluyor ve o koltuğun arkasına adı yazılıyordu. Sonra her oyunun galasında o koltukta, sahibi kim ise o oturuyordu. Kimler yoktu ki koltuk sahipleri arasında. İstanbul’un kalburüstü tüm şahsiyetleri tiyatronun yapımına büyük katkıda bulundular. Balkon koltukları bu satışın dışında tutulmuştu. Onu da neden yaptıklarını anlamakta zorluk çekmedik. Çünkü özellikle galalarda kendilerine de yer kalması gerekiyordu.

İlk açılışı Hamlet oyunu ile yaptılar. Galaların da galası sayılabilecek ilk oyun için bana da gönderilen, daha önceki dönemlerin tiyatrolarını başlangıçtan itibaren temsil eden motiflerle bezenmiş davetiyelerin üzerinde “Şeref Misafirleri Gecesi” yazıyordu. Eşimle beraber o muhteşem geceye katılmanın heyecanını uzun süre yaşadık. Davetiyelerimizi de uzun süre sakladık. Kimler yoktu ki o gece. Ünlü işadamları, sanatçılar, bürokratlar, tanıdık tanımadık kalburüstü simalar, Zeki Müren bile gelmişti.

Hayatım boyunca çeşitli işler yaptım. Değişik insanlarla tanışma fırsatı buldum. Sayın Yıldız Kenter ve Rahmetli eşi Şükran Güngör gibi olgun insanlara çok az rastladım. Onlar çeşitli rolleri en kolay şekilde oynayabilen yetenekli insanlardı. Ama onları tanıyınca bir şeyi fark ettim; gerçek hayatları için seçtikleri rol, sadece ve sadece iyilik, güzellik ve doğruluk üzerineydi. Ve o rolü bıkmadan, aksatmadan öyle güzel oynuyorlardı ki hayranlık duymamak elde değildi.

Bugünün modern girişimcileri, bir işe başlamadan önce, o konuyla ilgili olarak bütün olasılıkları kapsayan ve adına “fizibilite” ya da “yapılabilirlik araştırması” denilen bir dosya hazırlıyorlar. O dosyanın ilk sayfalarının, öz kaynak ve finansman konuları olduğunu rahatça ifade edebiliriz.

Öfke ve Hırs Girişimcinin Düşmanıdır.

Kızgınlık ateşi önce sahibini yakar.

Girişimci geniş görüşlü bir insandır. Onun öfkeyle, hırsla pek işi yoktur. Hırsını yenemeyenin, bir gün olup hırsına yenileceğini çok iyi bilir. Adımlarını ölçülü atar. Karar vermeden önce çok düşünür. O kararı uygulamaya koyduğu anda ise olabildiğince sakindir. Çünkü o; daha önceden, kendi içinde yapması gereken savaşı yapmıştır. Onun için artık, kesin bir kararlılık vardır. Uğruna savaş verilen bir dava vardır.

İş hayatı, hırsına ve öfkesine yenilen, girişimciliği becerememiş insanlarla doludur. Bunlardan bir tanesi var ki aklıma geldikçe gençlere anlatırım: Bizim öğrencilik yıllarımızda Arçelik ismini bilen yoktu. Firma, Lütfü Doruk tarafından kurulduğunda çelik dolap masa sandalye ve pencere doğraması üretirken; Koç ile ortaklığa girer girmez hızla büyüdü. Konu olarak da, eski üretimlerden kazanılan deneyimlerden yararlanılarak, bildiğimiz beyaz eşyaya yöneldiler. Sonra sermaye artırımları geldi. Sonra ortaklık yapısı değişti. Gebze’ye taşınma öncesinde, Lütfü Doruk ortaklıktan ayrıldı. O hızla ve hırsla, matkap ve ona benzer elektrikli ev aletleri üreten Presiz Firması’nı satın aldı. Bir süre sonra, firmanın ismi Presiz Evsan’a dönüştü. Yani işin açıkçası Lütfü Doruk, bir şekilde elinden kaçırdığı Arçelik’in konularına girme cüretini gösterdi. Sonrası malum. Büyük bir rekabet başladı iki firma arasında. Bu duruma büyük balık ile küçük balığın öyküsü gözüyle de bakılabilir. Olaya Lütfü Doruk yönünden bakılırsa sonuç malûm: İflas, kahır ve ölüm.

“Öfkeyle kalkan zararla oturur” sözü boşuna söylenmemiş diye düşünüyorum. İş adamını bırakın; normal hayattaki bir insanın bile öfkeyle, kızgınlıkla bir yere varamadığı her zaman görülmüştür.

İş hayatında öfkenin ve intikamın yeri yoktur.

Gerçek Girişimci Şımarmaz

Ne oldum deme, ne olacağım de.

Girişimcilik zor bir zanaattır; çünkü o boyundan büyük sorumlulukların altındadır. Yaptığı işin durumuna göre; belirli bir yatırımı, stokları, alacakları, borçları ve en önemlisi çalıştırdığı elemanları vardır. Özellikle eleman konusu, hepsinden daha önemlidir. Çünkü çalışanların sigortaları, vergileri ve en önemlisi ücretleri tümüyle peşin ödenmek zorundadır. Elektrik ücretleri de benzer şekilde ödenmektedir. Ayrıca, KDV’ler de büyük yükler oluşturmaktadır. Dar bir açıdan bakıldığında karşı taraftan alındığı söylenebilir ama işin aslı farklıdır. Çünkü, katma değer vergileri devlete bir ay sonra ödenmekte ama müşterilerden satış vadesine bağlı olarak, aylar sonra tahsil edilmektedir. Oysa alacakların tahsili belirsizdir. Kredi kullanmanın kelime karşılığı ise, bile bile darağacına bağlanmaktır. Sonrası şansınıza kalmıştır. Ülkede ufacık bir kriz çıkmaya görsün; en başta bankalar olmak üzere, bütün alacaklılar sözleşmişçesine bir anda başınıza öyle üşüşürler ki, neye uğradığınızı şaşırırsınız. Savaş hâlleri ise bu işin tuzu biberidir. O zaman panik kuralları geçerlidir. Biliyoruz ki paniğin zararı korkulandan çok daha fazladır.

Ülkenin birinde büyük bir savaş yaşanmış. Zor günler o kadar uzun sürmüş ki bütün dengeler değişmiş ve sonunda, yeni bir düzen oluşmuş. Hatta ufaktan sosyal etkinlikler de başlamış. Böyle etkinliğin yaşandığı bir baloda, ülkenin elit tabakası bir araya geliyor. Şöyle bir söyleşiyi gözünüzün önüne getirin. Bir tarafta savaş öncesinin kalburüstü kişilerinden yaşlı bir adam, üzerindeki smokin oldukça eski ve yer yer eprimiş durumda. Besbelli, savaştan büyük kayıplarla çıkmış. Tam karşısındaki ise, 30-40 yaşlarında, tıknaz, pancar suratlı biri. Üzerinde ilk defa giyildiği kolayca fark edilebilen yepyeni bir kıyafet. Harp sonrası gelen âni zenginliği henüz hazmedemediği her halinden anlaşılıyor. Pervasızca bir soru soruyor gün görmüş yaşlı adama:

-Smokininiz ne kadar da eski modelmiş?

Yaşlı adamın yanıtı oldukça ilginç;

-Bizde, savaştan önce de vardı evlâdım.

Aslında böyle durumlara düşmek çok acı. Kötü durumdan iyiye geçmek kolay da, kötüye alışmak çok zor. Hele eşinizin ve çocuklarınızın yıkılan dünyalarını onarmak, başlı başına bir sorun. Eskiler, “ayağını yorganına göre uzat” derken bilerek söylemişler. Ama onlar da, yorganınıza birilerinin göz dikebileceğini düşünmemişler.

Girişimci, her türlü olasılığı düşünmek zorundadır. Onun sorumlulukları, “büyük başın büyük derdi olur” anlamında; işinin büyüklüğü oranında artar. Onun yaşantısında, “har vurup harman savurmak” yoktur. Çünkü o, akan suların bir gün âniden durabileceğini bilir.

Girişimcinin şımarmaya hakkı yoktur.

Başarı Ekip İşidir.

Bir elin nesi var? İki elin sesi var!

İş hayatında, her başarının ardında bilgili, deneyimli, uyumlu ve özverili bir ekip olduğu hiçbir zaman gözardı edilmemelidir. Her ne kadar temsili olarak ön plana çıkanlar olsa da, gerçek başarı arka plandaki isimsiz kahramanlar tarafından gerçekleştirilmiştir. Eskiler, “alet işler el övünür” derlerdi. Bugün ise, “ekip çalışır, lider övülür” desek daha doğru olacak.

Özellikle kurulu düzenin başına geçip kısa sürede başarılı performans çizen bazı yöneticiler, o havanın rüzgârına kapılıp kerameti sadece kendilerinden biliyorlar. Bunun en açık belirtisi olarak “biz” yerine “ben” demeye başlıyorlar. O şanslı kişiler; maddî yatırımlar yanında, değeri ölçülemez boyuttaki insan kaynakları denilen mirasa konduklarını nedense kabullenmek istemiyorlar. Her başarıyı kendilerinin kazanmış olduklarını düşünüyorlar. Dolayısıyla da çok geçmeden, en büyük payın kendilerine ait olduğu yanlışına düşüyorlar. Yarım asra yakın süregelen iş hayatımızda, kerameti kendinden bilen öyle insanlara rastladık ki kendi başlarına giriştikleri işlerden yedikleri tokatlardan sonra gerçeği görebildiler.

İki-üç yıl önce, Bandırma’ya giden feribotta tanıştığımız biriyle tatili konuşurken, söz döndü dolaştı işleri gençlere devretme konusuna geldi. Adamın o gün; “genç adama koltuk, sekreter ve araba verirsen; rahata alışır söner gider, ya da hırsa kapılır kaçar gider” şeklindeki sözleri hâlâ kulaklarımda. Rahata alışanın sönüp gidebileceği olağandı da, hırsa kapılıp kaçıp gideceğini anlamak için yeni deneyimler gerekiyormuş. Yeni yetmelerin, kurulu düzenin başına geçip, süregelen başarıları kendilerine mal ederek hırsa kapılmaları ve “bütün küçük dağları ben yarattım” demeleri için fazla beklemeniz gerekmiyor. Bütün başarılardan ânında “aslan payı” almak istiyorlar. Bu arzuları hemen yerine gelmeyince de, ya kaçıp gitme olayı kendiliğinden gerçekleşiyor, ya da siz gönderiyorsunuz.

Eskiler; “at binenin, kılıç kuşananın” demişler. Yıllarca yöneticilik yapmış bir aile şirketi yöneticisi olarak, kendimizi küçük görmeye ve bindiğimiz dalı kesmeye elbette niyetimiz yok. Çünkü yöneticilik, gerçekten bambaşka bir sanat. İş dünyası, o sanatın üstün sanatçılarını büyük beğenilerle izliyor. O yöneticilerin, tabiri caizse, yerlerde sürünen şirketlerin başına geçip nasıl harikalar yarattıklarını herkes görüyor.

Ama bilinen bir gerçek daha var ki o harika çocuklar önce ekiplerini düzene sokuyorlar. Gereğince değişiklik yapıyorlar, yeterince eğitim sağlıyorlar. Sonunda, başarıya odaklanmış bir ekip oluşuyor ve serüven başlıyor.

Aslında aynı sistemin devlet yönetiminde de olması gerekir. Tamamen liberal görüşlü bir partinin iktidara geldiğini ve mevcut kadronun farklı görüşte olduğunu düşünün. O yönetimden ne bekleyebilirsiniz? Devlette de aynı görüşün yerleşmesi ve bu anlayışın kanunlarla desteklenmesi gerekiyor. Bize göre, bu kadar geri kalışımızın ardındaki temel neden de bu olsa gerek. Neyse ki özel hayatta bu sıkıntılar yok. Yönetim değişikliği anında ekibe de uygulanabiliyor.

Girişimci Zamanı da Yönetir

Zaman ve sözler dikkatli kullanılmalıdır. Çünkü ikisi de geri alınamaz.

Geçenlerde, sivil toplum kuruluşlarını bir çatı altında toplama amacı güden uluslararası bir toplantıya katıldım. Delegelerden biri kürsüde sözlerine başlamak üzereyken oturum yöneticisi uyarıda bulundu ve konuşmasını yedi dakikada bitirmesini istedi. Bu uyarı üzerine adamın söylediği söz çok ilgimi çekmişti: “Zaman bir kılıçtır, doğru kullanamazsanız sizi keser.”

İş vaktin, idare nakdin güzel kullanılması demekmiş. İşini bilene bir gün, üç gün yerine geçermiş. Harcını bilene ise, tasarrufun gelir yerine geçtiği söyleniyor.

Devir hesap devri. Günümüzde her şey bollaşmış gibi görünmekle beraber, aslında hepsi de daha zor elde edilir oldu. Özellikle de zaman paha biçilemez değerlerde. Çünkü onun bollaşması diye bir şey yok. Takvimden her kopardığımız yaprak, her zaman 24 saate tekabül ediyor. Her saatte ise 3600 saniye var. Bu hesaba göre bir gün 86400 saniyelik değişmez bir zaman dilimi oluşturuyor. Günümüzde her şey zamanla ölçülür oldu. Emekle ilgili bütün sözleşmeler zamanla bağlantılı olarak yapılıyor. Maliyet hesaplarında işçilik ücretlerini, saat ya da dakika cinsinden alıyoruz. Yani zaman çok kıymetli.

Artık bütün işletmelerde zaman etütleri yapılıyor. Maliyetleri düşürebilmenin yolu, zamanı kısaltmaktan geçiyor. Bu amaca dönük olarak otomasyona gidiliyor. Ama daha önemlisi var: gecikmemek. Maliyetler bir anlamda, kârlılığınızı ilgilendiriyor. Oysa, firmanızın geleceği ile ilgili önemli kararları almadaki gecikmeler sizi bir anda çağdışı yapabiliyor. O zaman kârdan değil, işletmenizin kapısına kilit vurmaktan bile söz edilebilir. Günümüzün girişimcisi, zamana karşı yarışan bir sporcudan farksız değil. Aradaki tek fark yarışılan kulvarlarda.

Bize göre; bugünün modern işletmelerinde muhasebe, finans, pazarlama ve benzer isimler yanında “zaman yönetimi” adı altında yeni bir bölüm açmayı da düşünmek gerekiyor. Bildiğimiz kadarıyla, inşaat şantiyelerinde bütün programlar zamanı ve işleri bir arada gösteren tablolar şeklinde yapılıyor. Aslında bütün işletmelerin zamanla ilgili değerlendirmeleri var. Ama bizim anladığımız tarzda, zamanı en ön planda tutan çalışmalar yeterince belirlenmiş değil. Yakın bir gelecekte, “zaman mühendisliği” diye bir meslekten söz edilirse şaşırmayın.

Zamanın yokluğundan yakınanlar, zamanı iyi kullanmayanlardır.

Arz Talep Kanunu Önemlidir

Fiyatları yükselten de, alçaltan da Allah’tır.

Hadis

Ben ekonomist değilim. O konuda fetva vermek elbette hakkım değil. Ama bir mühendis ve sanayici olarak bu konuda bir şeyler söylemekte de sakınca görmüyorum. Ayrıca belirtmem gerekirse; Biz de iktisat dersini ciddi anlamda okuduk. Hocamız, Sayın Prof. Dr. Zeyyat Hatipoğlu’ydu ve “İktisat İlminin Esasları” isimli kitabi o kadar anlaşılır bir dille yazılmıştı ki İktisat Fakültesinde öğrenim gören birçok arkadaşımız sınavlara bizim kitabımızdan hazırlanırdı.

Bize göre; “arz ve talep” iktisat ilminin altın kuralıdır. O öyle bir kuraldır ki ne ülke, ne sınır ne de zaman tanır. O her devirde hüküm süren bir olgu, ilgili-ilgisiz herkesin bilmesi gereken bir ekonomi yasasıdır. Ama üzülerek belirtmeliyim ki ekonomi eğitimi görmüş birçok insanımız bile, o altın kurala yeterince inanmıyor.

Sevgili Peygamberimiz zamanında Medine’de kıtlık ve pahalılık baş göstermiş. Sahabeden bazı ileri gelenler huzura çıkıp istekte bulunmuşlar:

-Ya Resulallah, fiyatlar dayanılmaz şekilde yükseldi. Bir narh koyup kısıtlasanız da rahatlasak.

Hazreti Peygamber’in verdiği yanıt çok ilginç:

“Alan da, veren de, rızıklandıran da, fiyatları sınırlayan da Allah’tır. Ben; ne can, ne de mal bakımından ondan isteği olan biri olarak Allah’a kavuşmak istemiyorum.” Arz ve talebe inanmayanların, bu sözler üzerinde uzun uzun düşünmeleri gerek.

Bir ülke düşünün. Başta hava şartları olmak üzere, ürünü etkileyen her konuda olumlu gelişmeler yaşanması sonucu bol ve kaliteli ürünler elde edilmiş. Satıcıların elinde fazlasıyla stok var. Oysa alıcılar belli. Bu şartlar altında fiyatlar elbette düşecektir.

Bir de tam tersini varsayalım. O ülkede hiç yağmur yağmamış olsun. Ya da, don olayı veya dolu benzeri afetler nedeniyle ürünler tarlalarda kalmış, yeterince hasat yapılamamış olsun. Başka yerden ürün getirme şansı da yoksa, fiyatların yükselmesi kaçınılmazdır. Arada elbette bazı sapmalar olacaktır. Ama unutmayalım ki “istisnalar kaideyi bozmaz.”

Bu arada, ülkeyi yönetenlere de büyük görevler düşmektedir. Piyasaların normal koşullar altında ve serbest rekabet altında yürümesini sağlamak devletin asil görevleri arasındadır. Birtakım fırsatçılara meydanı boş bırakmamak açısından hükümetlere ve medya kuruluşlarına görevler düşmektedir.

Esasen, artık fiyatları belirlemenin mantığı da değişti. “Maliyet artı kâr” mantığı, yerini çoktan “piyasada geçerli fiyat” anlayışına bıraktı. Maliyet hesapları, sadece o şartlara uyabilmenin önlemlerini almak açısından yapılıyor. Eğer maliyetleri düşüremiyorsanız, bırakınız kâr etmeyi, bir miktar zararı bile göze alsanız, rakiplerine nazaran başka üstünlüğü olmayan pahalı malı satmanız çok zor, hatta imkânsız bile sayılabilir.

Piyasaların, “uzun vadeli” olarak da nitelenen normal işlediği durumlarda, birtakım dalgalanmalar olsa da gerçek fiyatlar mutlaka oturur. Önemli olan beklenmeyen paniklere karşı gerekli önlemleri yerinde ve zamanında almaktır. Ayrıca, çok iyi bilinmelidir ki yaşanan afet ya da kuraklık nedeniyle zaten az ürün elde eden üreticinin malına narh koymaya kalkarsanız, onu zarara uğratabileceğiniz gibi, gelecek yıllara dönük üretim yapma heveslerini de kırmış olursunuz.

Yıllar önce; Demokrat Parti döneminde, özellikle de 6-7 eylül olayları sonrası başlayan kıtlık ve karaborsa dönemlerinde ülkeyi yönetenler, piyasa şartlarını geniş çerçeve içinde oluşturmaya çalışmak yerine, “milli korunma kanunu” adı altında fiyatları kısıtlama yoluna gittiler. Sonunda karaborsacılar daha zengin olurken, küçük esnaf büyük zararlar gördü. Stokçular keyifle purolarını tüttürürken, onlar hapsi boyladı. Mala gerçekten ihtiyacı olanlar da, paraları oranında ve piyasa şartlarında satın almalarını sürdürdüler. Aslında bu olay için, Demokrat Parti’nin çöküşünün başlangıcı da denilebilir.

Devletin asıl görevi, belirli öngörüler ışığında ve daha çok, heveslendirme ve yönlendirme mantığıyla çözümler oluşturmaktan ibarettir.

Fiyat Belirlemek Zor İştir

Bir malı beğenen, etiketini kabullenmek zorundadır.

Bir önceki bölüme fiyatlarla ilgili bir hadisle başladıktan sonra, fiyat belirlemekten söz etmek bazılarına abes gibi gelebilir ama unutulmamalıdır ki arz-talebin ışığında da olsa her girişimcinin en önemli işi fiyatları en optimum şekilde belirlemektir.

Fiyatlar düşük olursa, zarar kaçınılmaz olabileceği gibi, çok yüksek belirlenmiş fiyatların satışlara ters etki ederek aynı şekilde zarara yol açabileceği de unutulmamalıdır. Önemli olan piyasa şartlarına göre hareket etmektir. Maliyet artı kâr mantığı önemini kaybetmiş olsa da, zararına mal satmamak açısından maliyet hesapları yapmak kaçınılmazdır.

Fiyatlara etki eden çeşitli faktörler vardır. Bunların başında genel anlamda maliyetler gelmektedir. Eğer bütün üreticilerin maliyeti yüksek ise, fiyatların da yüksek çıkması kaçınılmazdır. Yok eğer, sadece sizin maliyetiniz yüksek çıkıyorsa, bir yerde hata var demektir. O zaman ya maliyeti düşürmenin yolunu bulacaksınız, ya da o işten vazgeçeceksiniz.

Bir ülkede istikrarlı ortam oluşmamışsa fiyatlar yükselmeye mahkûmdur. Durmadan büyüyen enflasyon da aynı etkiyi yapar. Özellikle vadeli satışlarda enflasyonun ve kredi faizlerinin yüksekliği fiyatlara kamçı etkisi yapar. Fiyat listeleri hazırlanırken, kaç aylık vadelerle satış düşünülüyorsa fiyatlar o oranda yüksek tutulur. Mesela; yıllık enflasyon yüzde 30, aylık finansman masrafı aylık enflasyonun 2 katı olarak yüzde 5 ise, 6 aylık vadeli satışlarda bunun fiyata yansıması minimum yüzde 34 civarında olacağından liste fiyatı 100x1.34=134 lira olur. Şimdi bir de enflasyonun hızla düşmeye başladığı bugünkü şartları ele alalım. Diyelim ki bir yıl önce liste çıkarmışız; yeni maliyetler kabaca, az olan yeni enflasyon oranı kadar artacaktır. Bu artışın yüzde 10 olduğunu farz edelim. Önceki listeye baz olan peşin fiyatımız 100 lira ise yenisi 110 lira olacaktır. Bu durumda, aylık finansman masrafı, yine aynı mantıkla yüzde 1.66, bunun. 6 ay vadeli fiyata yansıması ise yüzde 10.4 civarında olacağı için yeni fiyat:110x1.104=121.4 lira olmalıdır. Yani, aslında hâla az da olsa, enflasyon vardır, dolayısıyla ürünün maliyeti artmıştır ama buna rağmen vadeli satış fiyatı takriben yüzde 10 civarında gerileyerek 134 liradan 121.4 liraya düşmüştür. Oysa bizim ülkemiz tezatlar diyarı olduğu için hesapları böyle yapmak birçoğunun işine gelmemektedir. Bu gariplik, özellikle çok uzun vadeli durumlarda şaşırtıcı boyutlara ulaşmakta ve başta dar gelirliler olmak üzere birçok insanı perişan etmektedir.

Bu olay bazı ürünlerde daha da garip durumlara neden olmaktadır. Tereyağı ile peyniri ele alalım. Süt miktarı açısından bakıldığında, 1 kg. tereyağının yapılması için gereken süt miktarı peynirinkinden çok daha fazladır. Ayrıca, tereyağı üretimi peynire nazaran daha çok işçilik gerektirir ama bu ülkede yıllardır peynir fiyatları tereyağının kinden fazladır. Çünkü, tereyağı üretimden hemen sonra satışa sunulabildiği hâlde, peynirin en az 3 ay bekletilmesi gerekmektedir. Genelde bu süre çok daha uzundur. Bu ise peynir fiyatlarını olumsuz etkilemektedir.

Özellikle tarım ürünlerinde karşılaştığımız garip bir durum da, her ürünün değeriyle orantılı fiyatlarının oluşmamasıdır. Küçük taneli ve toplanması zor olan ürünlerde fazla işçilik nedeniyle fiyatlar anormal şekilde yüksek olabilmekte ve bu nedenle satılamamakta ve zaman içinde bu tarz ürünler üreticiler tarafından toplanmayıp dalında kalabilmektedir.

Ayrıca, “turfanda” denilen erken olgunlaşan ürünler, yüksek fiyatla satılma şansı bulabildiği için üreticinin yüzünü güldürmektedir. Seracılığın gelişmesi ile birlikte bazı değişimler olsa da, birtakım ürünler o üstünlüklerini hâla sürdürüyor. Bu arada bazı tezatlar da yaşanmıyor değil. Örneğin, papaz eriği dediğimiz yeşil erik, döneminin en değerli meyvelerinden olduğu hâlde, olgunlaşınca para etmemekte, benzer bir şekilde yaş üzüm kuru üzümden daha fazla gelir getirmektedir. Bazı ürünler ise, bir anlamda tembelliğin ödülünü almakta, geç olgunlaşarak “son turfanda” adı altında iyi fiyatlarla satılabilmektedir.

Bazı ürünlerin fiyatları ile ilgili tutarsızlığı belirtmek açısından, bir arkadaşımın pekmez hikâyesine değinmeden geçemiyeceğim. O, 8 kg. üzüm şırasından, üstelik kaynatmak için saatlerce enerji kullanarak pekmez yapmaya çalışırken, eşinin önerisiyle irkilivermiş: Pekmez yapacağına şarap yap. Hem fire vermez, hem de yakıt ve emek harcanmazsın.

Bir de talep elastikliği vardır ki bazen her şeyin önüne geçer. Kar, fırtına deprem gibi panik dönemlerinde, özellikle ekmek satışları, ertesi gün çöpe atılsa da çılgınca artar. Ekonomik kriz dönemlerinde, insanlar öncelikle zaruri ihtiyaçlarını ön planda tutarlar. Böyle durumlar en çok eski alışkanlıklardan kurtulamamış fırsatçılara yarar. Onlar, gizli veya açık, bir şekilde fiyatları arttırırlar.

Fiyatlarla ülkelerin istikrarı bire bir ilişkilidir

Müşteri Memnuniyeti Çok Önemlidir

Müşteri her zaman haklıdır.

Eskiden, birçok dükkânın duvarında rastladığımız bazı yazılar vardı. Bazıları “veresiyemiz yoktur” diye kestirip atarken, bazıları veresiye satanın düştüğü zor durumu anlatan resimli levhalar asarlardı işyerlerinin duvarlarına. Çocukluğumda, dükkânın birinde gördüğüm tekerleme hâla hatırımda:

Veresiye veremem

Ardın sıra gelemem

Gelsem bile bulamam

Bulsam bile alamam.

O zaman, “müşteri memnuniyeti ile ilgili olarak gördüğüm bir ibare beni çok etkilemişti: Şikâyetinizi bize, memnuniyetinizi dostlarınıza anlatın.”

Günümüzde müşteri memnuniyetine çok önem veriliyor. Çünkü biliniyor ki işleri geliştirmenin, başarıyı yakalamanın başka çaresi yok. Zaten ISO 9000 sisteminin 2000 versiyonunda öne çıkan tema da müşteri memnuniyeti. Konuyla ilgili olarak çok önemli çalışmalar yapılıyor. Bunların başında da anketler geliyor. Ancak; anketlerin akıllıca yapılması gerekiyor. Muhtemel şikâyetler önceden tahmin edilmeden ve karşı tedbirler düşünülmeden hazırlanan sorular, bir anlamda, “yarayı kaşıma” anlamına gelebilir ki faydadan çok zarar getirebilir.

Her girişimci firmasının yumuşak karnını iyi bilir. Dolayısıyla da, sorularda hangi konulardan uzak kalınacağı önceden bellidir. Anketlerin amacı, elbette gerçek durumu ortaya çıkarmaktır ama soru sormanın da bir inceliği vardır. Anket formlarını hazırlarken, karşı tarafın özgürce ve geniş bir bakış açısıyla yanıt vermesini sağlamak amacı güdülmelidir ama firmanın negatif yönlerini ortaya çıkaracağım derken zaaflarını aşikâr etmenin de anlamı yoktur. Eskilerin tabiriyle, “kaş yaparken göz çıkarmak” buna denir.

“Saçın-sakalın ak mı kara mı olduğu berberde belli olur” derler. İyi hazırlanmış bir anket, berberin makası, usturası gibidir. Oradan çıkacak sonuçlar gerçeğin aynasıdır. Gerçek girişimci, o sonuçlardan hareketle yepyeni bakış açıları ve anlamlı dersler çıkarabilir. Alacağı önlemlerle firmasını çok daha yukarılara taşıyabilir.

Her şeyi bizim istediğimiz gibi değil, oldukları biçimde görebilmek önemlidir.

Emek Yoğun İşler

Alet işler el öğünür.

Yıllar önce bir gazetede okumuştum. O sıralarda Portekiz’de hemen hemen her evin altında bir atölye varmış. Bunların çoğu da kalıp atölyesi imiş. Bir bakıma ülkemizde de uzun yıllardan beri, özellikle Denizli ve civarında bulunan yerleşim birimlerindeki evlerin çoğunda, küçük çapta dokuma işleri yapılan atölyelerin varlığı biliniyor.

Ayrıca son zamanlarda, “ev ofis” diye adlandırılan yeni bir çalışma biçimi de giderek yaygınlaşıyor. Emekli yaşına gelmiş deneyimli elemanlardan bir süre daha yararlanmak amacıyla başlatılan bu moda, son zamanlarda ülkemizde de görülüyor. Bu uygulamadaki espri ise, eskilerin “ispat-ı vücut” dedikleri “işyerinde devamlı olarak bulunma” olayının ortadan kalkması anlamını taşıyor.

Her iki hâlde de, serbestlik başta olmak üzere birçok kolaylık yanında, zamandan ve yol masraflarından başka daha pek çok konuda tasarruf sağlanıyor. Ayrıca, Hazine Müsteşarlığı’ndan kaynaklanan bilgilerden öğrendiğimiz kadarıyla, bir işçinin istihdamı için büyük işletmelere gereken yatırım tutarının, kısaca KOBİ denilen “Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler”e nazaran üç kat fazla olduğu gerçeğinden hareketle, ev atölyelerinin ne kadar ucuza kurulabileceği de açıkça belli olmaktadır. Bu sayede, çok daha az bir yatırımla çok daha fazla insanımıza iş imkânı sağlanabilecektir.

Gerçi yurdumuzun her yanında kurulan ve kurulmakta olan sanayi siteleri de aynı amaca dönük olarak gösterilebilir ama o siteleri kuranların ağırlıklı olarak küçük sanayici ve esnafımızdan oluştuğu, dolayısıyla gerek acemilikler gerekse kaynak noksanlığı nedeniyle yaşanan gecikmeler yüzünden “astarı yüzünden pahalı” denilebilecek maliyetlerin ortaya çıktığı bilinmektedir. Üstelik bu türden sitelerin ortakları da, özellikle ödeme güçleri açısından eşit düzeyde olamadıkları için, tavşanlarla kaplumbağalar, kaplumbağa hızıyla yarıştırılmakta, inşaatlar ödeme gücü en az olan üyelere göre yürütülebilmektedir.

Ev atölyelerinin organize edilmesi elbette kolay bir iş değildir. Çünkü en azından, kalite ve istikrar açısından göz ardı edilemeyecek zorluklar var. Daha önemlisi; “mevzuat hazretleri” dediğimiz büyük bir engel var ki insanı bırakın iş yaptığına, doğduğuna bile pişman edebiliyor.

Şu anda evlerinde, kahve köşelerinde, sokaklarda, hapishanelerde ve daha pek çok yerde, boşta bekleyen milyonlarca işsiz insanımız var. Hatta kapkaç olayları bile, bir anlamda işsizliğe dayanıyor. Birtakım vergi ve sigorta kavramları bu mantıkla düzenlenir, böyle bir yapılaşmanın önündeki engeller aşılabilirse, en kısa zamanda istihdam konusunda büyük patlamalar yaşanabileceğinden hiç kimse kuşku duymamalıdır. O zaman, yemek ve yol paralarından tutun da, sigorta ve vergi kesintileri ile, dünyada en yüksek oranda hesaplanan kıdem tazminatları gibi çeşitli yükümlülükler yanında, işyeri oluşturulması için gereken yatırım giderleri de ortadan kalkacağı için, orta ve büyük çaptaki birçok firma, hatta küçük boyutlardaki yatırım masraflarını da üstlenerek, emek yoğun işleri fason olarak yaptırmaya yönelecektir.

Devletimiz, eğer bu düşüncelerden yola çıkarak gerekli düzenlemelere gidebilir, sistemi işverenlerce açıklıkla ve çekinmeden kullanılabilir hâle getirebilirse, çok kısa bir zamanda işsizliğin kökü kazınabilecek, az veya çok, herkesin nafakası çıkacaktır.

O zaman, kalite ve istikrar konusu da sorun olmaktan çıkacaktır. Çünkü o görevi, ev atölyelerine iş yaptıran daha gelişmiş firmalar bizzat kendileri üstlenmiş olacaktır. Hatta, o organizasyonlarda kullanılabilecek beyaz yaka dediğimiz eğitimli ve deneyimli insanlar bile, ev-ofis anlayışıyla çalıştırılabileceği için, bir taşla birkaç kuş vurulmuş olacaktır. Bu arada, birtakım gözü kara kuruluşların zaten yapmakta oldukları bu uygulama legal hâle gelecek ve sistemden bütün ülke girişimcileri huzur ve güven içinde yararlanabileceklerdir.Yeniden yapılandırılacak bu sektör için, çalışan aile fertlerini de kapsayan basit bir sigorta ve vergi sistemi geliştirilebilirse, son zamanlarda iyice yaygınlaşmış kaçak yabancı işçi çalıştırılması da çekiciliğini kaybedecek, en azından, o kaynaklardan kendi insanımız yararlanacaktır.

Bu konuda yapılması gereken yenilik, ana firmaya fason üretim yapan ev atölyelerinin KDV ödemelerinden muaf tutulmalarıdır. Buna karşılık, ana firmalar yaptıkları ödemeleri işçilik gibi göstereceklerinden, kesecekleri faturalara katma değer vergisini de ilave edecekler, dolayısıyla bu konuda devletin hiçbir kaybı olmayacaktır. Böylelikle ev-ofislerin ve ev atölyelerinin KDV formalitelerinden kurtulmaları sağlanmış olacaktır.

Konunun üzerine bu mantıkla gidildiğinde, benzer şekilde pek çok pratik çözümler üretilebileceği görülebilecektir. Bu konuda kapsamlı çalışmalar yapılmadan sonuca varılması elbette kolay olmayacaktır. Bize göre bu ev atölyelerinin malzeme ve yardımcı malzeme kullanmayacakları cihetine gidilerek sadelik sağlanacak, aynı şekilde, vergi sigorta konusu da basite indirilebilecektir.

Bu yolla yapılabilecek üretimlerin büyük bir bölümünün sanayi dışı konulara kayacağına da kesin gözüyle bakılabilir. Böylelikle boş kalan potansiyelimizi değerlendirirken, özellikle el sanatları konusunda kültür ve geleneklerimizi de ihraç etmiş olacağız. Bütün dünyaya ismimizi, bu sefer de bu yolla duyurmayı başaracağız.

İhracatımız hızla artıyor. Ama görüyoruz ki ithalatımız daha büyük bir hızla büyüyor. Çünkü asgari ücret son dört yılda üç buçuk kat artarken, aynı değerde kalan dolarla ihracat yapmanın tek yolu, ithal girdiler ve yine ithal yoluyla sağlanan ileri teknoloji ürünü makinelerle olmaktadır. Bir anlamda, “dostlar alışverişte görsün” misali, kendimizi kandırmaktayız. İhracatın artmasına, katma değeri yüksek ürünlerimiz oranında sevinmeliyiz. Bu ise, emek yoğun, kendi geliştirdiğimiz yerli teknoloji ürünü makinelerle üretim yapmakla ve marka olmanın sağladığı yüksek kârlılıkla elde edilebilir. Üzülerek belirtmek gerekirse, bugün için hammaddesini ve makinesini aldığımız “yabancıya” az oranlardaki emeğimizi katarak, adeta “fasoncu” gibi çalışmaktayız. Üstelik bu işleri yaparken, onlara sadece orta seviyedeki emek gücümüzle hizmet vermekteyiz. Bu sistemde vasıfsız işçimize olduğu gibi, yetenekli ve gelişmiş beyin gücümüze de yer yok.

Emek yoğun işlere ağırlık vermek, sanıldığı gibi teknolojik gelişmelere kapalı olmak anlamında düşünülmemelidir. Tam aksine, eski elemanların deneyimleri ile beyin gücünü birleştirerek hiç eleman çıkarmadan, hatta yenilerini de işe alarak artı değerler yaratmak en büyük hedef olmalıdır. Bunun için, bir yerden başlamak gerekirse; “En büyük tehlike, en yakın tehlikedir.” mantığıyla, atıl kapasitemizi bir an önce devreye almanın yolunu bulmalıyız.

Aslında her şey Kristof Kolomb’un yumurtasında olduğu gibi çok kolay, sadece biraz etraflıca düşünmek gerekiyor. Unutmayalım ki her sorun kendi kuralları içinde çözülür.

Marka Olmak Kolay Değil

Dünya markasıyım demekle dünya markası olunmaz

Son yıllarda, özellikle konfeksiyon sektörü ile ilgili söylemde bulunanlar, ağız birliği etmişçesine markalaşma olayını vurguluyorlar. Buna paralel olarak, birçok Türk firması gibi biz de kendi çapımızda o uğurda çaba gösteriyoruz.

Aslında, marka olmak sanıldığı kadar kolay değil. Ben dünya markasıyım demekle marka olunmuyor. Bu sözün arkasında durabilmeniz için kaba tabiriyle, bir fırın ekmek yemeniz gerekiyor. Her şeyden önce zaman önemli. İddialı olduğunuz ürününüz her ne olursa olsun, hiçbir şey şıp diye rayına oturmuyor. Önce ortaya çıkmanız, sonra reklam yapmanız, ardından piyasaya yayılmanız ve en önemlisi zaman konusunda da sabırlı olmanız gerekiyor. Kısacası; insanlar hiçbir şeyi ânında kabullenmeye yanaşmıyor. “Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer” misali, bir şüpheciliktir gidiyor. Elbette onlar da haklı. Devir reklam devri, beyinleri yıkama devri, en önemlisi moda devri. Bazılarımız tutucu davranıp modanın iyice yayılmasını beklerken, birileri çıkıp öncülük etmeyi göze alıyor. İşte burada “marka” en büyük etken olarak karşımıza çıkıyor. Daha önceden bilinen ve herkes tarafından güvenilen firmaların ürünlerinin yayılıp moda olması daha kolay gerçekleşiyor.

İster giyim eşyası olsun, ister başka şeyleri satın alırken, işten anlayanlar için karar vermek çok kolay. Bazı insanlar daha önce denedikleri veya herkes tarafından tanınan marka olmuş ürünleri bir güven unsuru olarak tercih ederken, bazıları da iyiye ve güzele ulaşmanın kolay yönü olarak benimseyip zamanlarını boşa harcamaktan kurtuluyorlar. Kısacası, marka demek aynı zamanda güvence demek.

Ayrıca, işin sükse yapmak gibi bir boyutu da var. Son zamanlarda olay öyle bir boyuta ulaştı ki markalar dışarıya taşmaya başladı. Yakanızda, sırtınızda veya kolayca görülen bir yerinizde giysinizin markası ön plana çıkıp adeta ben buradayım diyor. Bazen bu uygulama çok faydalı da olabiliyor. Ya da en azından, zararsız oluyor.

Gömlek enselerine konulan etiketler, şahsen beni çok rahatsız ediyor. Geçenlerde iyi markalardan sayılabilecek mağazalardan birinden takım elbise satın alırken, allayıp pullayıp yanına bir kravatla iki de gömlek kattılar. Ben azıcık nazlanır gibi yaparak bu rahatsızlığımı dile getirdim. Satış elemanı hayretini gizleyemedi. Söylediği kadarıyla, böyle bir şikâyetle ilk defa karşılaşıyordu. Hemen yanımızda bir kucak dolusu gömlek alıp gitmek üzere olan birisi vardı. Benim sözlerim üzerine uyanmış olacak ki ben daha bitirmeden o da dert yanmaya başladı. Sonunda aldığı, bütün gömlekleri ense etiketleri sökülmek üzere tadilata bıraktı.

Bu olayı eve gelince tekrar düşündüm. Marka olmuş koskoca firmaların bu konularda duyarsız ve öngörüsüz olmalarını bir türlü kabullenemedim. Demek ki; “kör satıcının kör alıcısı olurmuş” misali, “her topluma, kalite anlayışı oranında kalite sunulduğu” kanısına vardım.

Aslında, marka olmak bir anlamda imaj geliştirmek anlamına da geliyor. Her konuda öyle ürünler var ki markası görünmeden de fark ediliyor. Özellikle teknik ürünlerde, bazı firmaların başkaları için kendi markalarında üretim yapmalarına tanık oluyoruz. İşten anlayanlar, bir bakışta gerçek markayı fark ediyorlar. Bazen bunun tersi de oluyor. Tanınmış bir ürünün kötü bir benzeri üretilip üzerine sahte marka basılıyor. Her ne kadar, pazarlarda, işportalarda ihraç fazlası adı altında satmaya çalışılsa da maldan anlayanlar için aldatıcı olmuyor. Bazı kısıtlı bütçeye mahkûm kişiler ise bilerek o tür malları satın alıp kullanıyorlar.Bir anlamda nefislerini köreltiyorlar.

Marka olmak ne kadar zor olsa da, belli bir üne kavuştuktan sonra öyle bir hoşgörü yakalanabilir ki bazı hataların farkına bile varılmaz veya bu hatalar değişik bir tarz olarak bile algılanabilir. Önemli olan, istenmeyen hatalar karşısında bahaneler üretmek yerine ürünün arkasında durmak, müşteri mağduriyetine meydan vermemektir. Yine belirtmek gerekirse; markanın devamı uğruna, onu elde etmek için harcanan emeğin çok daha fazlası gerekir. Çünkü esas arzu edilen, markanın sürekliliğini sağlamaktır. Kuşaktan kuşağa, asırlara meydan okuyan gerçek markalar, o emeklerin gölgesinde yaşamlarını sürdürmektedirler.

Yazan: GAZANFER SANLITOP

Kaynak: Kuvözde Çocuk Büyütmek – Akis Kitap

 

AddThis Social Bookmark Button
 
En Güzel Aşk Mesajları

 

Aşk derdine hiçbir yâr, hiçbir dost yoktur. Aşığın bu maddî dünyada bir tek mahremi bile bulunmaz. Aşıktan daha deli ve divâne kimse yoktur. Akıl onun sevdasına karşı kördür, sağırdır.

Çünkü âşığın deliliği herkesin bildiği delilik değildir. Tıp bilgisinde aşk derdinin devâsı yoktur.

Ey aşk yoluna düşen kişi, yüzünü kendine çevir, kendi yüzüne bak. Ey âşık, sana âşık olan ancak sensin, senden başkası değil.

Hazreti Mevlâna

Aşk mıdır cân ü dil mülkünü yağma eyleyen

Aşk mıdır sînemin içre gelip câ eyleyen

Muhibbî

Ben güzele güzel demem

Güzel benim olmayınca

Muhannetin kahrın çekmem

Gel deyip de gelmeyince

Karacaoğlan

Aşk yaşamdır deriz; ancak umutsuz, inançsız aşk, ölümden beterdir.

Albert Hubbart

Gerekçesi yok ki aşkın, tertemiz yaratılmışlıklarıyla sadece hak edebilen doğuştan şanssızlar hep kaybederken, “Dünyada en güzel yüzünü bembeyaz bir yatağın üzerinde ağlatan”lar tutkuyla sevilenler olarak kalacaklar.

Nazan Bekiroğlu

Seni seviyorum, ey sevgili, aşkımı bana bağışla. Yolunu kaybeden bir kuş gibi yakalanmışım. Kalbim sarsılınca, peçesi düştü ve çıplak kaldı. Onu şefkâtinle ört sevgilim ve aşkımı bana bağışla... Eğer beni seviyorsan, ey sevgili, sevincimi bana bağışla.

Tagore

Aşığın elindeki kâr sadece aşk. Ve aşk yordamına sahip gönül, aşkın sürekli göçebesi. Hep yürümek zorunda o; kendinden aşka, aşktan sevgiye. Ki aşkın yegâne şartı sevgiyi aramaktır. Bulmakta aramaktır. Aşığın aşktan bütün nasibi aramak...

Tahir ile Zühre

Bir asra geldik ki bu bazâr-ı fenâda

Lisân-ı aşkı bilir bir tercümân bulunmadı hiç

Şeyh Rıza

Aşk bize münferit ve dağınık dünyayı bir bütün halinde verir; zekâyı ihsasların yalancı cennetinden ve dar müfredâtından, aklın gülünç ve sıkışık hesaplarından kurtararak bir ebediyetin aynası yaptığı içindir ki, biz onun vasıtasıyla ârızî olan her şeyi yeneriz.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Takatim kalmadı aşkın yayının

Çekip kirişinden kuramıyorum

Her gece düşümde bir hercainin

Ateş-î aşkından duramıyorum

Seyrânî

Zekânın durduğu yerde aşk yürüyebilir.

Alexis Carrel

Akıllı adam âşık değildir. Sersem aşkı hiç anlamıyor. Aşkın öyle görüşleri vardır ki, yüzbinlerce akıl onun derinliğine dalmaktan âciz kalır. Aşkın hürriyetini kazanmak için aklın dizginlerinden sıyrılmak şarttır. Akıl bizdeki bostan korkuluğudur, yüksekten uçan kuşlar ondan kaçarlar. Aşk bir kuştur ki, bir başa konmadıkça aranmaz.

Nurettin Topçu

Neden bu güzel bahar sabahı senden ayrıyım? Neden yarın akşam buluşmuyoruz? Neden ömrümün geri kalan yıllarını mihrâbında diz çökerek geçirmeyeyim? Neden bütün olarak benim değilsin? Zaman bir nehir gibi akıyor sevgilim. Her geçen dakikada bir parçamız var. Aşkın çiçekleri çabuk solar sevgilim.

Cemil Meriç

Kul Hoca Ahmed Hakk yolunda dur daima

Aşıklara dermân ver devamlı olarak

Aşıkların arzûsudur selâm yurdu

Aşık olmadan selâm yurduna girse olmaz

Hoca Ahmed Yesevi

Bir şeyin aşk olabilmesi için tutkulu olması, patolojik olması, anormal olması gerekir zannımca. Aşk bir bedenî hastalık olsaydı yalnızca, hastahanelerde tedavi ederlerdi onu; oysa bimarhanelerle timara çekilir aşk son ucunda...

İskender Pala

Biz aşk için yaşıyoruz

Ölüme karşı güzelim

Seven yüreğin için senin

Korkusuz gülüşlerin için severim

Necati Cumalı

Aşk yukarıdan aşağıyadır, elde edilmez, verilir, kazanılmaz, aşkla donatılır insan. İlk meyveyi yiyen de yukarıda yedi meyveyi. Ve aşk onların içine öylece zerk edildi. Aşk ruhtan başladı ve onların dünyasından geliyor. Çekirdeği tekrar ıslatmalı, ırak ırak ruhun kuyusundan kuluçkaya yatırılmalı. Kalb toprağının ferâcelerine dal budak yollamalı. Denildi...

Mustafa Oral

Hiçbir aşk yok, bizim aşkımız gibi olsun

Bana yol göstermekte adımlarının izi

Güneş değil, sensin ışıtan beni...

Aragon

Benden sevgini ummak günâhını, işlediğin nankörlüğü benim sevgim çarpmazsa senin sevgin çarpar ve çarpacak kuvvette olsun, ben böyle istiyorum.

Arif Nihat Asya

Sanman bizi kim şiir-î engür ile mestiz

Biz ehl-i harâbatdanız mest-î elestiz

Bağdatlı Ruhi

Rabbim, Rabbim, bu işin, bildim neymiş Türkçesi

Senin aşkın âteştir, ateşin gül bahçesi...

Necip Fazıl Kısakürek

Kalbimin hırsızı

Ancak sen de kalbini bana verirsen

Veya kalbimi bağrına basarsan ödeşeceğiz

Amores

Üç şey gizlenemez: Duman, aşk ve parasızlık.

Arap Atasözü

Aşk bir candır kuşkunun mengenesinde

Sıkıldıkça sesi çıkmaz olur, boğulur

Çığlıktan ipliktir dolanır yüreğimize

Ne bulacağını arar, ne aradığını bulur

Sedat Umran

Nasıl severiz? Filozoflar ve fizyoloji âlimleri bu muammayı halletmeye istedikleri kadar çalışsınlar; bizim için esas olan, hilkatin bu mevhîbesini, bu büyük ve cömert kudreti kanımızda taşımamızdır.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Sevgiyi yaratıp, sevmeyi kalbimize koyanı sevemediğimizden, bütün güzelliklerin kaynağına eremidiğimizden, o Vedûd isminin sahibi tarafından “Sevgilim” hitabına eren “Sevgililer Sultanı”nın yoluna gönlümüzü seremediğimizden, bir nadîde duygu daha diyârımızı terkediyordu. Aşk, biz “yanlış sevdikçe” soysuzlaşıyordu...

Cihat Zafer

Aşkın eyledi şeydâ beni cümle âlem bildi beni

Kaygım sensin gece gündüz, bana sen gereksin

...

Gözüm açtım seni gördüm, bütün gönlü sana verdim

Akrabalarımı terk eyledim, bana sen gereksin.

Hoca Ahmed Yesevi

Bir şey üzerinde yerinde bir düşünce ileri sürmek için, onu sevmiş olduktan sonra, ondan biraz uzaklaşmak gerekir. Bu görüş, başkaları için ve kendin için de doğrudur.

Andre Gide

Saklarım gözümde güzelliğini

Her nereye bakarsam sen varsın orda

Kalbimde gizlerim muhabbetini

Koymam yabancıyı sen varsın orda

Aşık Veysel

Aşıkların ölümüne ağlarken asıl kendimize ağlıyoruz; bizi onların hicrânında yaşamaya mahkûm eden talihimize ağlıyoruz. Onlara için için imreniyoruz belki. Çünkü onlar, aşkın bayrağını hayatla ölümün tam sınırına diktiler. Burası cihad toprağı, ötesi fetih ülkesidir onlara...

Nurettin Topçu

Senden yana kopar ateş çağlayanı gönülden

Doğrusu bil ki, benim sevmem dahi sende güzel

A. Turan Oflazoğlu

Bilirim, bana her gün kalbini veremezsin

Eğer verebilecek olsaydın, o zaman hiç vermek istemezsin

İşte aşk öyle bir muamma, kalbin hareketlenmiş bile olsa

Hâlâ yerli yerinde ve sen onu korurken kaybediyorsun

Ama daha iyi bir fikrim var

Kalpleri değiştireceğimize, onlarla birlik olalım

Böylece diğerleri ayrı, ikimiz bir olalım

John Donne

Zindanıma geldiğin zaman iki yol vardı önümde: cinnet ve ölüm. Sen üçüncü oldun. O kadar susuzduk ki sevgiye...

Cemil Meriç

Sevmek başka kavuşmak başka biliyorsun

Şânındır senin bahar içinde bahar olmak

Şânındır senin ağlatmak biliyorsun

Nurettin Durman

Hareket etmenin nedeni 'istek' ve 'sevmektir', bu ise düşünmektir. Aşk tutkudur. İyi ya da kötünün ne olduğunu fark edemeyen insan nasıl sevebilir.

Epiktetos

Sevgi sessiz bir kuştur, uçar kalp denizinde...

Beydebâ

Beni zaferinize kabul edin bayan. Yaralarınıza yakın tutun beni ve bir kör kurşunu birlikte ısıralım. Aynı kurşunu bölüşmektir benim aşkım. Cephanem bitince sizin kurşunlarınızla doldurayım tüfeğimi. Siz tüfeğinizi bir şehri yakmanın çılgınlığıyla doldurun. Koşalım bizden önce koşanların peşi sıra. Aşk bize yoldaş...

İdris Özyol

han’ım ol, canım ol, sevdasız olma aygül ey

bir hırkam var büründüğüm tâhâ kumaşından

dünya malı adına tek varlığım, gördüğün

gel de can kat sevda ateşine, sönmesin

Hasan Ali Kasır

Kalbine itaa et, her şeyini aşka ver.

R.W. Emerson

Ben arkadaşlarımı sevgime lâyık oldukları müddetçe ararım. Kalp. Köpek yesin kalbi. Saatler geçiyor. Bahar geçiyor ve biz göçüyoruz. Kapıyı daha çok çalarım belki. Belki de... Ama evin boş olmadığından emin olmalıyım. Seni sevmesem bu oyunu uzatabilirdim. Belki şakayla başladı bu iş. Bütün işler şakayla başlar. Belki baharın muzipliği bu...

Cemil Meriç

Vefâlı bir sevgilin yoksa ve karşılıklı görüşmeleriniz olmuyorsa, dünya hayatının ne anlamı kalır ki?

El-Ekra bin Muaz

Aşk bereketin diğer adıydı yüreğimizin dilinde

Bir ırmak olurdu günler gözlerimiz hep mahzun

Yaşamın ritmini böyle bildik biz aşk ve hüzün

Ölüm ve hayat hep aynı sırrı fısıldardı bize

Mustafa Özçelik

Allah’ın bütün yarattıklarını sev; çöllerini ve her kum zerresini sev; her yaprağını sev ve Allah’ın ışığının her huzmesini sev; hayvanları sev, bitkileri sev, tabiatı sev. Bu sevgiyi bir defa içine yerleştirebilirsen, O’nu her gün daha iyi anlayacak, her şeyi kaplayan bir sevgi ile bütün dünyayı seveceksin.

Dostoyevski

Aşık meyinden içen aşık ayılmaz.

Aşık Veysel

Aşk, öyle bir anarşik kuvvettir ki, serbest bırakıldığı zaman, yasa ve törenin koyduğu her türlü sınırı yıkar.

Bertrand Russel

Çocuğun kalbine

Rüya gibi doğar aşk

...

aşkın meleği güldüğü zaman

güneşe dik bakarak yürür çocuk

ve ip üstünde koşar

Mustafa Ruhi Şirin

Sevgiye karşılık sevgi isteyen, bu alışverişte acıdan başka bir şey elde edemez.

Dinah Mulock Craik

Sonsuzun zaferi bu yeryüzünde de kazanılır. Ancak aşkın kılıcıyla o zafere ulaşılıyor. Bu zaferin müjdesi ve mükâfatı, Rabb’in temâşâsıdır. Bir örtüyü kaldırır gibi, bir anda her şeyi ve bütün varlıkları ortadan kaldırıp da kalp gözüne görünen o Rabb’in yüzü, kelimeyle anlatılmayan ve beklenmedik anda bize çevrilen o şekilsiz, renksiz ve gözsüz bakış, o baha biçilmeyen selâmet müjdesi, ah o kurtarıcı sevgili bir daha görünse, bir kere görünse, alemden elem, şüphe ve ölüm mü kalırdı? Acaba ölüm dedikleri şey, varlığı var kılan ilk kuvvetin, yani aşkın kaynağına ruhun dönüşü ve onunla bahtiyar birleşmesi olmasın!

Nurettin Topçu

Aşık odur kendi kendini kaynata

Yiğit odur savaşta at oynata

Kerem der ki ölüm haktır dünyada

Ahirette karşı gelsin iman hey

Kerem ile Aslı

Çocukların sevgisi: “Sevildiğin için seviyorum!”

Büyüklerin sevgisi: “Sevdiğim için seviliyorum!”

Olgunlaşmamış sevgi: “Seni, sana ihtiyacım olduğu için seviyorum!”

Olgun sevgi: “Seni sevdiğim için sana ihtiyacım var!”

Erich Fromm

Mutlaka bir aşk vardır herkesin hayatında

Gecelerine düş salan, yıldırımlar çıkaran dudağından

Şarkı sözlerine bulanmış, kaldırımlarda

Paramparça olmuş adımların gittiği bir sevgili...

Özcan Ünlü

Sesimde oynasın sevgin, sessizliğimde dinlensin. Bütün davranışlarıma yayılsın yüreğimden. Uykumun karanlığında, uyanışımın şafağında yıldızlar gibi parlasın sevgin. Tutkularımın alevinde yansın, akıntılarına kapılsın kendi sevgimin. Ezgilerini taşıyan bir çalgı gibi, ben de taşıyayım sevgini canımda, sonunda da canımla birlikte sana vereyim.

Tagore

Aşktır şâdeden gönülleri

Perişan berbâd eden gönülleri

Cahit Sıtkı Tarancı

Kalp, bedenin bir parçası olmasına rağmen, olağanüstü derecede bağımsız davranır; kalp, insanlığın aşk denen o büyük gizemine, büyük enerjisine, büyük nimetine ev sahipliği yapar.

Louisa Young

Gitme, ey gerdanlığı inci ve mercan olan

Ölümlü vakitlerde hayatıma can olan

Mâsivâ denizinde kalanların feneri

Ayrılığı intihar, aşkı imtihan olan

Nurullah Genç

Seni seviyorum, bu sevginin öfke tarafları da var. Ama o da sevgidir, korkma...

Arif Nihat Asya

Aşkın gözlükleri öyle pembedir ki; bakırı altın, yokluğu varlık, gözdeki çapağı inci gibi gösterir.

Cervantes

Ey o âşık ki, kulağı gözünü geçer. Kulak bazen gözden önce âşık olur, sevgi ordusu bazı hallerde şehre göz kapısından girdiği gibi kulak kapısından girer.

İbn’ül-Kayyum El-Cevziyye

Ey sevgi anladım bu uzaktan gelen sedâ ile

Ömrün yegâne lezzetidir hatırân bile...

Yahya Kemal Beyatlı

Her aşkta büyük bir kuvvet vardır; fakat iyiliğe mâtuf olan, doğruluk ve itîdâl ile ayarlanan aşk hâkim bir kudrettir ve bize tam bir mutluluk verir, bizi birbirimize güzel bir sûrette bağlar.

Eflâtun

Yağmuru sevdiğini söylüyorsun; ama yağmur yağınca şemsiyeni açıyorsun. Güneşi sevdiğini söylüyorsun; ama güneş açınca gölgeye kaçıyorsun. Rüzgârı sevdiğini söylüyorsun, rüzgâr çıkınca, pencereni örtüyorsun. İşte bundan korkuyorum, çünkü beni de sevdiğini söylüyorsun.

William Shakespeare

Benim ol aşk bahrisi denizler hayran bana

Deryâ benim katremdir zerreler umman bana

Fuzûlî

Aşk mücadelesi değil, mücadele aşkı içinde ol.

Peyami Safa

Benim için en büyük sanatkârlar, kendi mütevazı ve isimsiz ömürlerinde aşkın cennetini yaratmak suretiyle ölümü iradelerine mûti edenlerdir. Biz her açılan bahar gülünde onların ruhunu koklar, her şafakta onların rüyasının yenileştiğini seyrederiz... Ömrün büyük ve dağdağalı gecesini bir aşkın yıldızlı uykusu yapanlar, bir ebediyet bahçesi olan bir ölümde uyanırlar.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Sevgilim

Ateşin dili çekmeden rengine beni

Gel ver gözlerini ve dağıt bu mezat bedestenini

Çünki

Hançer kıvrımı bir kederdir yalnızlık

İstisnasız parçalar değdiği yeri

Ömer Erdem

İnsanların çoğu kaybetmekten korktuğu için sevmekten korkuyor. Sevilmekten korkuyor; kendisini sevilmeye lâyık görmediği için...

William Shakespeare

Sevmek mükemmel bir iş delikanlım

Sev bakalım...

Madem ki kafanda ışıklı bir gece var,

benden izin sana

seeeeev

sevebildiğin kadar

Nâzım Hikmet

Yâr üstüne bir sinek konsa eğer; hakikî âşığa kartal görünür.

Genceli Nizamî

Sevmek acı çekmektir, sevmemek ölmek. Sevmek zevktir ama yanlız sevilmenin hiçbir zevki yoktur.

Aristo

Gecenin rahlesinde yağmurlardan bir risale

Göğün atı kişniyor huysuzlanıyor ruhum

Denize bakan yerde dudağı nardan beter

Çekip o ince kızı sevmeye gidiyorum

Ali Ayçil

En büyük kahraman kimdir? Güzel bir kızın gözlerinden fırlatılan oklar tarafından vurulmamış olan kimse...

Shankara

Sevmiyenler, yaşamıyanlardır. Onlar ölü ruhlardır. Her an toprağından taze hayat fışkıran tarlanın üstüne atılmış kuru kütüklerdir. Dünyamızın tadını onlar alamazlar, hayatın kudretini onlar bilemezler.

Nurettin Topçu

Her yara, gönülde sevgi yanığının izidir

Her tane, gözde aşkın sınırsız denizidir.

Tevfik Fikret

Aşk, her şeye katlanabiliyorsa, her şeyin yerini almayı da bilir.

Goethe


Büyük insanlarda, liyâkat sahibi olanların kendilerini budalaca aşka kaptırdıkları görülmez. Büyük ruhlar ve büyük işler aşkla uzlaşmaz.

Francis Bacon

Ben uzaktan severim

Seni de öyle sevdim

Bir tutam gökkuşağı karıştı sevdamıza

Kuş kanadı bir tutam

Bıraktık korkularımızı

Uçtuk gittik

İbrahim Tenekeci

Gittiğiniz her yere sevgi saçın. Önce kendi evinize... Yanınızdaki herkes ayrılırken, geldiğinden daha iyi, daha mutlu ayrılsın. Tanrı’nın iyiliklerini yaşayan ifadesi olun. Yüzünüzde, gözlerinizde, gülümsemenizde, merhabalarınızda iyiliğin pırıltıları olsun.

Rahibe Teresa

Aşk dünyanın en tatlı mutluluğu ile en derin acısından yaratılmıştır.

Bailey

Aşk bağında yetişen asmaların gölgesi altında, iyi olmayacak illet yoktur.

İbn Fariz

Aşk, cennetin dilinden bize kalan tek andır.

Bulor

Hep âh ile zârdır âşığın işi...

Kâtîbî

Aşk her şeyin başlangıcı, ortası ve sonudur.

La Cordaire

Aşıkla delinin farkı; biri gülmez, biri ağlamaz imiş.

Türk Atasözü

Bana bir düğün getir gözyaşlarından başka

Sevdan ağır suç ise ben aşk istedim yalnız

M. Şamil Baş

Geniş varlık denizinin her yanında geniş bir aşk akışı vardır. Fizikî hareket, bitki ve zihin hayatı... Hep evrensel aşkın derece derece yükselen aşamalarını oluşturur. Aşağı derecelerinde yanılmayan aşk, akılla aydınlandığı zaman iyilik ve kötülüğe eğilim kazanır. Aşk, kusursuz olmayan iyiliklerin üzerinde de vardır. Hatta irâde, hile ve şiddet kullanmak yoluyla bir başkasının kötülüğüne çalışmış olsa bile yine aşka uyar. Kötülükler aşktan uzaklaşma oranında bir takım derecelere sahiptir ve kötülük aşka yaklaşmak için sarf ettiği üç oranında erdeme yaklaşmış olur... Cehennem bile adalet kadar aşkın eseridir.

Dante

Aşk beni yakar, kül eder, toprak eder diye korkma; aşk seni helâk ederse ebedî olursun.

Sâdî Şirâzî


Aşkı kitaplara soktukları iyi oldu, yoksa belki de başka yerde yaşayamayacaktı.

Faulkner

Aşkın iğnesiyle dikilen dikiş

Kıyamete kadar sökülmez imiş.

Seyranî

Varlık sezginin, duyunun ve aşkın bir sırrıdır. Bu kişi, bu şey yani bireysel, yalnız duyumda, yalnız aşkta, mutlak bir değere sahiptir. Sonlu ve sonsuz orada bulunur. Aşkın sonsuz derinliği ve aşkın gerçeği, yalnız bununla kaimdir... En derin ve en yüce gerçekler duyumlarda saklıdır. Böylece genel olarak başımız dışında bulunan bir nesne varoluşun gerçek ve ontolojik belgesi aşktır, varoluşun aşktan ve duyumdan başka belgesi yoktur.

Feuerbach

Aşk, bir kimyâdır, ânın mâdeni can olur

Aşk, bir cevherdir, ânın mekânı kân olur

Aşk bir zevkdir, ânın da şeydâları var

Aşk bir huruşdur, ânın da deryâları var.

Sinan Paşa

Geçici ya da keyif verici aşklar ki, bu oyuncular, kahpeler, arsızlık aşkları gibi şekillere ayrılır.

Az çok bir süresi fakat kısır aşklar ki, bunlar gözde aşklardır.

Yalnız bir çocuk doğurtan geçici aşklar ki, bunlar dölleyen aşklardır.

Kadınlar ve kocalar aşkıdır ki, bu iki tarafın isteği ile yıllarca sürer ve bir çok çocuk doğurturur. Fakat bunlar birbirleriyle yaşayıp yaşamamakta serbesttir.

François M.C.Fourier

Sihirdir, şüphesiz, bütün bu şeyler

Bakışın zihnimi perişan eyler

Bana aşk elinden efsane söyler

Aşka inanmayan yalan gözlerin.

Rıza Tevfik Bölükbaşı

Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır.

Victor Hugo

Aşk derdini ne dostuna aç, ne de yabancıya; onu dertli Ferhad gibi dağlara anlat.

Neşâtî

Bütün duygularımız ve tutkularımız rastlantı ve çıkarın eseridir ve bizim erdem, aşk, karşılık beklemezlik dediğimiz şeyler de hoşgörülerden başka bir şey değildir. Adalet aşkı nedir? Adaletsizlik ıstırâbından korkmaktır. Aşk sahip olduklarımızın bizden alınması korkusudur. Aşk duyuların bir hummâsıdır.

F. La Rocheffoucauld

Sevgisi olmayan hakikata ulaşamıyor, gerçeği bilmiyor ve tam sevgi, gayesine ulaşmış sevgi sonsuzluğun sevgisidir. Bu sevgi, vücutta geçer, bedenden taşar, fâni varlıktan kaçar. Ruhu derinliklerine doğru kazıyarak orada gaye olarak yine kendini arar. Gerçek aşkın sahipleri, ne servetin, ne şöhretin veya tamaşanın, ne de ilmin ve sanatın aşıkıdırlar. Gerçek âşıklar, aşkın âşıklarıdır.

Nurettin Topçu

Aşk götürebilir bizi sadece

Özlemini çektiğimiz şeylere

Öyleyse kişide aşkı duyacak güç gerek

Kendini bütünüyle aşka vermek gerek...

Sühreverdî

Sevgisiz bir saray, eski bir kulübeden farksızdır; içinde sevgi olan küçük bir barakaysa, ruh için bir saraydır.

R.G. Ingersoll


Bir aşkı başka bir aşk söndürebilir. Aşkta ne yükseklik, ne alçaklık, ne de akıllılık ve akılsızlık vardır. Hâfızlık, şeyhlik, müritlik yoktur. Sadece kepazelik, aşağılık ve rintlik vardır. İnsanın toprağını aşk şebnemi ile yoğurdukları için âlemde yüzlerce fitne ve kargaşalık peydâ olur. Aşkın yüzlerce neşteri, ruhun damarlarına sokuldu ve oradan gönül adı verilen bir damla aldı... Aşk öyle engin bir denizdir ki, ne kenarı vardır, ne de ucu bucağı...

Hazreti Mevlâna


Kim başkasını severse kendisi de sevilecektir. Başkalarına kazandırmış olan kendisi de kazanmış olacaktır. Bütün insanlar kendileri arasında karşılıklı bir sevgi hissederlerse, güçlüler zayıfları avlayamazlar, sayıları çok olanlar daha az sayıdakileri, baskıları altına alamazlar. Zenginler yoksulları asla baskıları altına alamazlar, usta olanlar da beceriksizlerle alay edemezler. Sevgide tarafsızlık, kişisel sevgide yanılmayı önler; tarafsız sevgi kişisel sevginin de güvencesidir.

Mu-Ti

Aşkın amansız kanunudur bu çocuğum

Bilmek istiyorsan sırrı bak söylüyorum:

Onun alevinden insanı, ancak ölüm kurtarır.

Sâdî Şirâzî


Aşk iradenin idealidir. Her çeşit dış emir ve baskılardan çok akla uymak gerekir. İradenin ideali olan bu aşktan başlayıp tutkuda sona eren bir hayat mutludur. Bunlardan birini seçmem gerekse 'aşk'ı yeğ tutarım. Biz aşk karakteri ile doğarız. Aşk ruhumuz yetkinleştikçe gelişir ve bizi güzel görünen şeye sürükler. Bundan sonra artık bizim bu alemde sevmekten başka bir şey için var olduğumuzdan kim kuşkulanır?.. Aşkın konusu güzelliktir ve insan evrenin en güzel nesnesi olduğu için dışarıda aradığı bu güzelliğin örneğini kendi içinde bulması gerekir. Bu itibarla insan ancak kendisine benzeyeni ve olabildiği kadar kendisine yaklaşanı sever. Sevmeye başlayınca eskisinden bambaşka bir insan olduğumuzu anlarız. Aşktan söz ede ede insan aşık olur.

Pascal

İşidün ey yârenler, aşk bir güneşe benzer

Aşkı olmayan gönül misâl-î taşa benzer.

Yunus Emre

Seni sen olduğun için değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.

Hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara layık olan kişi ise seni ağlatmaz.

Sen istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.

Gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.

Birisine yabancılaşmanın en kötü biçimi yanında oturuyor olup ona hiç bir zaman

ulaşamayacağını bilmektir.

Hiç bir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! Gülümsemene kimin, ne zaman aşık olacağını bilemezsin.

Bütün dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.

Zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.

Belki de Tanrı uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.

"Bitti" diye üzülme, "yaşandı" diye sevin.

Her zaman seni üzecek birileri olacaktır. Yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğine daha fazla dikkat etmektir.

Birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.

Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur. Yaşanan her şeyin bir sebebi vardır.

Gabriel Garcia Marquez

Ben bu gönül tezgâhında

Aşk okudum, aşk dokudum

Erenlerin dergâhında

Aşk dokudum, aşk okudum

Ümit Yaşar Oğuzcan

Seven iki kalp, iki mıknatıslı saat gibidir; birinde kıpırdayan bir şey ötekini de harekete geçirir. Çünkü her ikisinde de etki eden şey, içlerinden geçen tek kuvvettir.

Goethe

Aşksızlara öğüt verme, öğüdünden alır değil

Aşksız adam hayvan olur, hayvan öğüt alır değil.

Yunus Emre

Seni seviyorum diyebiliyorsam, bu, sende bütün insanlığı, bir anlamda bütün canlı olan her şeyi ve yine sende kendimi seviyorum demektir.

Erich Fromm

Sönmezmiş hiç sevdalar, küllenirmiş sadece

Yıllara aldırmadan gizlenirmiş öylece

En ufak esintide kor olurmuş yeniden

Gözler kimseyi görmez, kör olurmuş aniden

Gazanfer Sanlıtop

Hiçbir şey bilmeyen hiçbir şeyi sevmez. Hiçbir şey yapamayan, hiçbir şey anlamaz. Hiçbir şey anlamayan değersizdir. Oysa anlayan kişi aynı zamanda sever, farkına varır, görür... Bir şeyin aslında ne kadar bilgi varsa, daha fazla sevgi vardır.

Paracelsus

Sevgilim!

Memleketimde her sevene deli derler

Çünkü benim ülkemde

Aşkı uyuşurucularla bir tutarlar

Onun adına ipe çekerler adamı

Onun adına öldürürler

Onun adına yazarlar bu kanunları

Karar verdim sevgilim

Karar verdim şiir ve cinnet mesleğine

Nizar Kabbani

Verdikleri sevgiyi tam ölçüsünde geri almak isteyenler, ciddi düş kırıklığına uğrayacaklardır. Sevgi, eşit miktarlarda ölçülüp dağıtılamaz.

Leo Buscaglia

Size gösterilen sevgiyi her şeyin üstünde tutun. Sağlığınızı ve varlığınızı yitirdiğiniz zaman, elinizde kalacak tek şey odur.

Og Mandino

İnsanları sevmek henüz güç değildir; güç olan, insanları ne için sevdiğini bilmektir.

Yüan Mei

Seni bulmaktan çok aramak isterim

Seni sevmeden önce anlamak isterim

Seni bir ömür boyu bitirmek değil

Sana hep yeniden başlamak isterim

Özdemir Asaf

Hayatın en büyük dramı, insanların yok olması değil, sevmekten vazgeçmeleridir.

Somerset Maugham

Ve aşk iki kez geldiğinde

Ve iki kez yalan söylediğinde

Bir daha asla sevmemeye karar verdik

Böylesi daha adilâneydi

Bize ve aşkın kendisine...

Charles Bukowski

Aşk dıştan bakıldığında bir deliliktir; ama içine girildiğinde akla ihtiyaç göstermez olur. İnsan aklı nötr bir varlık veya bir sıvı gibidir. İçine konulduğu kabın şeklini alır. Aşk ise gönülde hissedilir. Bu bakımdan âşığın aklı, gönlünün emrine verilmiş sayılır...

İskender Pala

Bizim Peygamberimizin yolu aşk yoludur

Biz aşk çocuklarıyız. Aşk bizim anamızdır

Hazreti Mevlâna

Cihânı hiçe saymaktır adı aşk

Dökülüp varlığı gitmektir adı aşk

Belâ yağmur gibi gökten yağarsa

Başın âna tutmaktır adı aşk

Bu âlem sanki oddan bir denizdir

Ana kendini atmaktır adı aşk

Eşrefoğlu Rûmî

Gelişen sevgi; hata gören gözü kör, kusur işiten kulağı sağır eder.

Hadis-î Şerif

Aşk, dâvâya benzer. Cefâ çekmek de şâhide. Şâhidin yoksa dâvâyı kazanamazsın ki...

Hazreti Mevlâna

Aşk bir incidir. Her kulakta salınmaz

Aşk bir nurdur. Her gözde görünmez

Aşk bir huzurdur. Her derûnda bulunmaz

Aşk bir zevktir. Onun da başka bir dili var

Aşk bir şevktir. Onunda ayrı ehli var

Aşk bir dalgalanmadır. Onun da deryâları var

Sinan Paşa

Aşk öyle bir zehirdir ki, ondan daha yüksek, ondan daha tatlı bir şerbet yoktur. Aşk öyle bir hastalıktır ki, ondan güzel sıhhat yoktur. Aşk öyle bir günahtır ki, ondan ulvî bir ibadet ve tâat yoktur.

Kenan Rifaî

Aşk, aşk, yine aşk! Varlığım yalnız bu!

Varlığım da değil, yokluğu bununla buldum.

Aşktan gelecek her şeye müştâkım.

Yaman Dede

Sevgi, birliğe; bencillik ise ayrılık ve yalnızlığa götürür.

Schiller

Sevgi, kusur gören gözü kapatır; güzellik, gören gözü açar. Sevgi acıyı tatlı, bakırı altın yapar. Sevgiden bulanık sular durulur, dertler şifa bulur. Sevgi ölüleri diriltip, padişahları köle yapar.

Hazreti Mevlâna

Sevmek, iki insanın birbirine değil, beraberce aynı doğrultuda bakması demektir.

Saint Exupery

Önümüzü aydınlatan üç kandil vardır:

Bu üç kandilden birincisi sevgimizdir. Bizde yanar, bizde söner, bizden sonraya kalır. Bizi halka, halkı bize; hepimizi, bedenimizi seveceğimiz toprağa bağlar.

Bu kandilden ikincisi yine sevgidir. Bizi, yönetenlere; yönetenleri bize bağlar. Hepimizi, bizi doğuran toprağa bağlar. Bizde yanar, bizde söner, bizden sonraya kalır.

Bu üç kandilden üçüncüsü bir daha sevgidir. Halkımızla yönetenlerimizin ötesinde kalan insanları bize, bizi insanlara; hepimizi bir göğün altına, bir yerin üstüne bağlar. Bizde yanar, bizde söner; bizden sonraya kalır.

Muhammed Ş. Buharî

Hayat sevgi ile başlar ve sevgi ile devam eder.

Madam de Scudery

Aşk, güneş gibidir; kör bile sezer.

Kisfaludy

Aşk derdiyle hôşem el çek ilâcımdan tabîb

Kılma dermân kim helâkim zehr-î dermânındadır

Fuzûlî

Aşk, kişiyi sürükleyip götüren eşi bulunmaz bir taşıt aracıdır.

Balzac

İmândan sonra amellerin en faziletlisi kişinin insanlara sevgi beslemesidir.

Hadis-î Şerif

Benliği hor ve hakir kılıp, insanı yükselten aşk ve sevgidir. Onsuz bütün beden tamahtan ibarettir. Tamah ise alçaltandır.

Hazreti Mevlâna

Sevginin devamı ve derinleşmesi hürmet ve ikramla, ferâgat ve fazilet iledir.

Şeyh Sadî

Sevgi benliğe, benlik ise yalnızlığa götürür.

Schiller

İffet, saygı, ilgi ve incelik nerede ise gerçek sevgi ve aşk oradadır.

Montaigne

Aşk, sevgilinin cemâlini görme heyecanı ve sonsuzluğu içinde bulunan kimsenin kalbinin galeyan etmesi ve coşmasıdır. Aşk, aşığın, sevgilisinin ismini ve zikrini kalbinden bir an bile ayırmamasıdır. Aşk, âşığın maşukla birlikte olmasıdır. Aşk, hayatın özüdür. Aşk, kalpte sevgilinin sevgisinden başka bir şeye yer vermemesidir.

Kuşeyrî

Sevginin ve ilginin bulunmadığı bir ortamda, insan için yaşama arzu ve güvencesi, dolayısıyla çalışma, başarma ve fedakârlık meziyetleri yok olur.

Stanton Peele

İmanınız kemâle ulaşmadıkça cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de imânda kemâl sahibi olamazsınız.

Hadis-î Şerif

Sevgide güneş gibi, kusurları örtmede gece gibi ol.

Hazreti Mevlâna

Sizi seven kimseye siz de sevginizi açıklayın. Çünkü, sevene sevgi izhar etmek, oradaki sevginin derinliğine ve devamına sebep olur.

Hadis-î Şerif

Sevgi ve şefkât insanın, öfke ve şehvet ise hayvanın temel hasletidir.

Hazreti Mevlâna

Aşk, karşı duruldukça bütün bütün devleşir, her türlü engel onun için bir araçtır.

Balzac

Aşkın ilk soluğu, mantığın son soluğudur.

Antoine Bret

Aşkın, mantığa sığmayan apayrı bir mantığı vardır.

Pascal

Aşktan korkmak, hayattan korkmak demektir ve hayattan korkanlar şimdiden üç kere ölmüş demektir.

Russel

Aşktan kurtulmak, ona tutulmak kadar kolay değildir.

Benjamin Franklin

Aşk, altın değildir, saklanamaz. Aşıkın bütün sırları meydandadır.

Hazreti Mevlâna

Aşk, çok renkli bir çiçektir, ancak uçurumların kıyısında yetişir.

Stendhal

Aşk, aç olduğu sürece çekicidir. Doyurulunca tüm çekiciliğini yitirir.

Cornielle

Aşk imiş ışık veren âşıklara

Aşk imiş ateş veren yanıklara

Aşk imiş derde bırakan Adem’i

Aşk imiş devâ veren âşıklara

Hicrânî

Aşk kadar büyük bir varlık, yürek kadar küçük bir yere sığar mı?

Ovidius

Bir dil-i rübâ’ya düştü gönül, mübtelâsı çok

Aşkın safası yok değil amma cefâsı çok

Şeyhülislâm Yahya Efendi

Aşk bir kaya gibi durağan değildir, sürekli yeni baştan soğurmak gerekir.

Ursula K.L. Guin

Ey aşk, bütün öteki sevinçler senin acıların kadar değerli değildir.

Charleval

Şirler pençe-i kahrından olurken lerzân

Beni bir gözleri ahûya zebûn etti felek

Yavuz Sultan Selim

Aşkı anlatabilmek için yeryüzündeki dillerden başka bir dil gerekir.

Eugene Delacrciks

Aşk oduna yanmayanın kalbi sâfi olmaz imiş

Eşrefoğlu Rumî

Aşk, bıkmakla ölür; unutmakla gömülür.

La Bruyere

Ayrılık küçük sevgileri yok eder, büyük sevgileri daha da yüceltir. Tıpkı rüzgârın mumu söndürüp ateşi daha da alevlendirdiği gibi. İnsanda hayallerin yerini anılar almaya başlayınca yaşlanmış demektir.

James Brewer

Aşktır sağ eden sayruyu

Aşktır bir eden ayruyu

Ümmî Sinan

Sevgi, karşılıklı verilen mutluluktur.

Sabine

Bir şû’lesi var ki şem’-i cânın

Fânûsuna sığmaz asmânın

Şeyh Galîb

Sevildiğinden emin olan bir kimse, daha doğal hareket ettiği için incelik denen vasfı daha kolay kazanır.

A.Maurois

Aşk kılavuz istemez, tek başına yol alır.

Muhammed İkbâl

İnsan sevdiği şeylere emek verir ve emek verdiği şeyleri sever.

Erich Fromm

İçinde yaşadığı kalbe göre aşk, altın, gümüş ya da tenceredir.

Cenap Şahabettin

Yakınınızda bulunanları da kendiniz gibi seviniz. Sevgi, ilerleme ve âhenk dairesinde herkes için ve başkası için yaşamaktır.

Circhist Lawrea

Aşk sözleri kuş dilidir, âna Süleyman gerek...

Sinan Paşa

Sevilen kim zavallı sayılabilir?

Oscar Wilde

Aşk öyle bir yangındır ki, âşıkın içini yakar kavurur da aşık yine de “Daha ateş yok mu?” diye yakarır.

Muhammed İkbal

Sevgi, insanı zamanın yıkımından koruyan sağlam bir kaledir.

Costance Paster

Aşk, eski bir hikâyedir; ama her zaman yepyenidir.

Heimiuhelen

Ders-i aşkın müşkilin Yahya nice halleylesin

Söyleyenler hikmetin bilmez, bilenler söylemez

Şeyhülislâm Yahya Efendi

Sevmenin sınırı olmaz. Her şeyi kucaklayabiliyorsam sıkmışım, acıtmışım, ne önemi var.

Albert Camus

Aşk ki; kalbe gıdadır. Ne yenir, ne yutulur. Bir demir leblebidir. Çiğneyebilene aşk olsun!...

Şinasî

Sevmesem yaşadığımı duymuyorum. Sevmesem yaşamaktan yoruluyorum.

Ruşen Eşref Ünaydın

Aşkı aşktan başka bir şöy söndüremez.

Hazreti Mevlâna

Beni az ama uzun sev.

Marlowe

Aşkın kötü tarafı, insanlara verdiği zevki eninde sonunda ödetmesidir.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Aba da bir dîba da da bir giyene. Güzel de bir çirkin de bir sevene...

Türk Atasözü

Dostluk, emniyet ve incelikle; aşk ise kuvvet, zevk ve korku ile beslenir.

A. Maurois

Sevgi üzerine kullanılabilecek bütün mecazları üstüne alınmadır aşk. Aşk acıdır, hasrettir. Hicran ve hayrettir, firkat ve gurbettir. Gözyaşı ve âhtır; tazarru ve münacaattır. Aşk ölümdür, can vermedir, kurban olmadır.

İskender Pala

Aşk, geceyi bile gün ışığına boğabilir.

A. Salle

Sevinçten elem doğar, sevinçten korku doğar. Aşk yakasını kurtaranlar için elem yoktur. Böyle bir insanda korku nereden meydana gelecektir?

Budha

İnsan kalbindeki gerçek aşk, dörtnala giden bir attır, ne dizginden anlar, ne ses dinler.

Konfiçyüs

Herkesin içinde sabırlı bir tohum gibi kendi kozasında saklı duran bir aşk yatar, bir gün bir güneş parlar, bir yağmur düşer ve tohumun çatlayıp çiçekler açtığını, ruhumuzun rengârenk bir ağaç gibi rüzgârlarla dans ettiğini görürsünüz...

Ahmet Altan

Aşk ile sevgi, hakkın yönünü değiştirirler.

B. Pascal

Güzel bir ruha aşık olan, hayat boyunca sâdık kalır; çünkü sevdiği şey ebedîdir.

Eflâtun

Sevgi, kusurları örter.

Goethe

İnsanları seven bir kişi, insanları sevmeyen doksan dokuz kişiye bedeldir.

Stuart Mill

Aşk, en tehlikeli ruh hastalığıdır.

Eflâtun

Eski libas gibi aşıkın gönlü

Söküldükten sonra dikilmez imiş

Mehmed Seyranî

Aşk, yüreklerden gökyüzüne kadar uzanan ateşten bir merdivendir.

E. Geibel

Aşkı olmayanın huzur ve refahı da olmaz. Sevgi ayrı gözlerle bir noktada aynı şeyleri görebilmektir. Sevda ancak ıstırap içinde çiçeklenir.

A. Fronce

Aşık olamayan adem, benzer yemişsiz ağaca...

Yunus Emre

Sevginin büyüklüğünü kelimelerle ifade etmeye çalışan kişi, yeterince sevmiyor demektir.

Aemtu

Sevgi, her zaman kolların açık duruşudur. Sevgi için kollarınızı kaparsanız kendiniz dışında tutacak hiçbir şeyin kalmadığını göreceksiniz.

Leo Buscaglia

Gerçek sevgi, iyilik gördüğünde artmayan; kötülük gördüğünde ise azalmayandır.

Yahya bin Muaz

İnsan sevdiğinden korkar, lâkin korktuğunu sevmez.

Cenap Şahabettin

Bize hayran olanların hepsini sevebiliriz ancak hayran olduklarımızın hepsini sevemeyiz.

F. La Rauschefaucauld

Aşk, utanma ve çekinmenin olduğu yerlerde vardır.

Montaigne

Değişikliklerle karşılaşınca değişen aşk, aşk değildir.

William Shakespeare

Sevenle sevileni ayrı varlıklar sanıyordum. Meğer onlar bir imişler. Bense biri iki görmüşüm.

Hazreti Mevlâna

Sevmediklerinizin dahi sevilecek yönünü bulmalısınız. Aksi halde dünya birbirine düşman insanlar için tahammül edilemez bir cehennem olur.

F. La Rauschefaucauld

Aşk için doğduk. Varlığın ilki ve sonu aşktır.

Disraelli

Sevmek, bizde olmayan mutluluğu, başkasından istemektir. Saadetin servete nazaran şu avantajı vardır; kimse onu ödünç almaya kalkışmaz.

A. Franklin

Sevilmek, sevmekten bin kere üstündür.

Ahmet Rasim

Seven insan, sürekli iyilik yapmanın huzuru içindedir.

Reşit Galîb

En zengin hazine, Allah sevgisiyle dolu olan kalptir.

Hazreti Ali

Bu dünyaya kin değil, sevgi paylaşmaya geldim.

Sofokles

Seviniz... İnsan hayatında bundan daha güzel bir şey yoktur. Aşk, sürekli bir mutluluktur.

George Sand

İnsanlara giriş yolu gönül yoludur. Sevmeyen insanlara kendisini sevdirmeyen bir insan, insanlara bir şey anlatamaz.

Abdülaziz Bekkîne

Nasıl ki, kafa sayısı kadar düşünce varsa, kalp sayısı kadar da sevgi çeşidi vardır.

Tolstoy

Kimse, aşklarımıza neden ateş edildiğini, kardeşin kardeşi neden öldürdüğünü bilmiyor. Hiçbir şey yerli yerinde değil, herkes aynı karanfilde bir başka hüzünle yanıyor.

Mehmet Ocaktan

Kim başkalarını seviyor fakat başkalarından sevgi bulamıyorsa, başkalarına karşı hareketlerini gözden geçirmelidir.

Morg Dse

Benim düşünceme göre aşk, ruhların çeşitli yaratıklar arasında bölünmüş parçalarının birleştirilmesidir. Bu birleşme onların en yüksek temel öğelerinde meydana gelir.

İbn Hazm

Sevdiğimiz zaman yaşarız.

Tagore

Adalet mülkün temeli ama bir de insanlığın temeli var: O da sevgi...

Necip Fazıl Kısakürek

İnsan ne kadar büyük ruhlu olursa, aşkı o kadar derin bir şekilde duyar.

Leonardo de Vinci

Farkı yoktur âşıkların sağırdan...

Neyzen Tevfik

Sevdiğin kimseyi ölçülü sev. Olabilir ki, günün birinde sana düşman olur. Düşmanına karşı da aşırı gitme. Olabilir ki, günün birinde dostun olur.

Hadis-î Şerif

Sevgi insanlığın, şiddet hayvanlığın kanunudur.

Gandhi

Gerçekten sevenler, karşılık beklemeden severler.

Ahmet Hamdi Tanpınar

Allah’ım, sevgini ve seni sevenin sevgisini ve seni sevmeye beni yaklaştıranın sevgisini bana nasip et.

Hadis-î Şerif

Gül veren elde gülün kokusu kalır. Sevilen insan sevgisini insanlara veren insandır.

Çin Atasözü

Korku; daraltan, kapayan, içe hapseden, kaçan, gizleyen, biriktiren, yığan, zarar veren enerjidir.

Sevgi; genişleten, açan, yayılan, kalan, açık olan paylaşan, iyileştiren enerjidir.

Korku; bedenleri giysilerle sararak gizler.

Sevgi; çıplak olmaya izin verir.

Korku; sahip olduklarına sımsıkı yapışır.

Sevgi; sahip olduklarını paylaşır.

Korku; zorba yakınlık ister.

Sevgi; sevecen yakınlık...

Korku; sımsıkı sarar, bırakmak istemez.

Sevgi; özgür bırakır.

Korku; kurutur.

Sevgi; yumuşatır.

Korku; saldırır.

Sevgi; bağrına basar.

Neale Donald Walsh

Aşk defterine şöyle bir nükte yazmışlar: “Aşk kaydında olan kişi, baş kaydında yoktur.”

Hazreti Mevlâna

Biz, aynaların değil, onların sır’ı olmuş büyük aşkın peşindeyiz. Aynalarda aradığımız ve bulduğumuz, yalnız aşktır. Yeryüzüne düşünce sendeleyip yitirdiğimiz o büyük sır...

Ali Çolak

Bir gece gözümü bir damla uyku tutmadı. Pervane’nin Mum’la konuşmasını dinledim. Şöyle diyordu Pervane, ateşten sevgilisine:

“Aşık olan benim, yanmak bana yakışır. Ağlayıp sızlayan ben olmalıyım. Peki sen niçin ağlıyorsun?

Mum, “Benim zavallı sevgilim” dedi. “Tatlı balımdan ayırdılar, haksızlıkla elimden alınınca Şirin’im, Ferhat gibi ağlayıp sızlamak da bana yakışır olmuştur...”

Şem’le Pervane dertleşirken gece ilerledi, derken peri görünüşlü bir güzel yaklaştı ve söndürdü onu. Zavallı Mum’un dumanı başından çıkarken, “Aşkın sonu budur” dedi ve canını verdi.

Aşk, ölerek kurtulmaktır dünyadan. Sevgilisinin eliyle ölenin mezarına gidip de ağlama. “Ne mutluluk” diye gıpta et. “Sevdiği onu öldürmeyi, öldürerek diriltmeyi kabul etmiştir” diye düşün.

Eğer aşıksan bu kemendden kurtulmaya çalışma. Sâdî gibi korkusuz ve özgür bir ışık ol. Büyük denizlere açıl demiyorum ama bir kez açılmışsan tufandan korkma.

Şeyh Sâdî

Aşka burun kıvırma sakın; o çöl ortasındaki yemyeşil bir vahâdır. O vahâya lâyık biri olmak için her bitkinin sürekli bakıma ihtiyacı olduğunu unutma.

Eski Bir Yazıt

Kadınların kadrini ve onların sırlarını, inceliklerini bilen kimse, onları sevmekle zâhitlik yapmaz. Aksine kadınları sevmek ârif olanın kemâlinden, olgunluğundandır.

İbn Hazm

Kitapları bir yana bırakır da dobra dobra konuşursak, aşk dediğimiz şey, arzulanan bir varlıkta bulacağımız tada susamaktan başka bir şey değildir.

Montaigne

Aşkı pervâneden al ey bülbül

Aşk oduyla vücudunu dağlar

Ne tazallum eder, ne bir şekvâ

Sahte aşık senin gibi ağlar

Şeyh Sadi

Bulutlar yığın yığın ve karanlık çöküyor. Ah, ey aşk, beni yapayalnız kapında neden bekletirsin?

Tagore

Öyle bir dem gelir ki ardından, acısı alındığında yaşayamaz olur âşık...

Ahmet Mercan

Senden ne aşk bekliyorum, ne şaşkınlık, ne alay, ne küçümseme ama ben her zaman bütün kadınların yüreğinde şefkat ve dostluk sınırlarında bulunan bir duygunun var olduğundan kuşkulanmışımdır...

Balzac

Kutlum! İnciyi görmek dalgıcı sevindirir; ancak sevgide ve yakarışta cimri olmayalım bâri gel!

İskender Pala

Aile saadetinin neye dayandığını merak eden eşlere hitap ederek diyorum ki, yuvanızda sevgi eksik olmasın, çocuklarınıza beslediğiniz sevgi hangi cinsten ise o cins sevgi ile ve o türlü fedakârlıklarla eşinize de bağlı kalınız. Böyle yaparsanız saadet, bir saksı içinde daima yemyeşil duran bir top fesleğen gibi pencerenizden eksik olmayacaktır.

Şevket Rado

Yazık! Hem kıyasıya harcıyorsun kendini

Hem gönlün yeltenmiyor hiç kimseyi sevmeye

Biliyorsun, saymakla bitmez sevenler seni

Ama besbelli sen aşk duymuyorsun kimseye

Öldüren bir nefrettir yüreğindeki şeytan

Hiç umurunda değil kazsan kendi kuyunu

Çekinmezsin güzelim can evini yıkmaktan

Onarmak olmalıyken asıl amacın onu

Sen tutum değiştir de cayayım düşüncemden

Yumuşak bir sevgi koy nefret yerine bir yol

Göründüğün gibi ol: Cömert, sıcak, sevecen

Hiç değilse kendine yumuşak yürekli ol

Aşkım uğruna bir ‘sen’ daha yarat kendine

Güzellik onda veya sende yaşasın diye

William Shakespeare

Nasıl ki sevgilinin gözünde parlayan ilk bakış insanın yüreğine serpilmiş tohuma ve ilk öpüş hayat ağacının dalında açmış bir çiçeğe benziyorsa, aynı şekilde iki sevgilinin evlenerek kurdukları beraberlik de o tohumun ilk çiçeğinin ilk meyvesi gibidir.

Halil Cibran

İlk ve son ilim budur. Millet kültürünün ağacını dikecek ve millet ruhuna hayat getirecek nesiller, inanışla sevgi mâbedinin mihrâbında önce tövbe etmeli, sonra da inanmayı ve sevmeyi öğrenmelidirler.

Nurettin Topçu

Aşkı aşktan başka bir şey söndüremez. Mevlana

Aşk heyecanına düşen dilsiz olur. Fuzuli

Aşk, yaşamanın tam şeklidir. A. H. Tanpınar

Aşk şarabından içen aşık ayılmaz. Aşık Veysel

Aşk kılavuz istemez, tek başına yol alır. M. İkbal

Dertsiz aşk, tam aşk değildir. Feridüddin Attar

Aşka "delilik" diyen insan, hayatın sırrına ebediyen bigane kalsın. Muhammed İkbal

 

Yüz kişinin içinde aşık, gökte yıldızlar arasında parıldayan ay gibi belli olur. Mevlana

Aşkın safası yok değil amma cefası çok. Şeyhülislam Yahya

 

Aşkın en büyük mucizesi, kendi varlığına hepimizi inandırmasıdır. Cenab Şahabeddin

Aşk bir sırdır. Eflatun

Aşk seçimdir. Octavio Paz

Aşk zamanla artar. A. Puşkin

Aşk kalbin güneşidir. Voltaire

Aşk her şeyi eşit kılar. Cervantes

Aşk sızlamaz, bağırır. Shakspeare

Gerçek aşk hafızada yaşar. Tolstoy

Aşk, her şeye galip gelir. Virgilius

Aşk imiş alemde her ne var. Fuzuli

Gerçeklerin en gerçeği aşktır. Bailey

Aşk birlikte saçmalamaktır. Paul Valery

Kin taraf tutar, aşk daha da çok. Goethe

Aşkın gelişi, aklın gidişidir. Antonie Bret

Aşktan söz ede ede insan aşık olur. Pascal

Aşk, ikiyken bir olmak demektir. V. Hugo

Aşk, büyüktür ama sonsuz değildir. Balzac

Aşk genellikle bir evlilik meyvesidir. Moliere

Aşkın hissi ifadesi müziktir. M.de. Unamuno

 

Aşk ve şüphe bir arada bulunmaz. H. Cibran

 

Yakınmak, aşkın ölümüdür. Marlene Dietrich

 

Aşık, yüz bulamayan adamdır. Ahmet Haşim

 

Aşk ve öksürük saklanamaz. George Herbert

 

Kendi kendine konuşmaktır aşk. Cezmi Ersöz

 

Hayat bir çiçek, aşk onun balıdır. Victor Hugo

 

Hakiki aşk ızdırap çeker ve sessizdir. O. Wide

 

Aşk bir deniz, kadın onun kıyısıdır. Victor Hugo

 

Gözlerin konuştuğu dil her yerde aynıdır. Dr. Ivy

Aşk ta yaş gibidir, saklanamaz. Thomas Dekker

 

Aşk kulübeyi altından bir saraya benzetir. Holty

 
Aşkın en iyisi özgür ve korkusuz olanıdır. Russell
 

Aşk ancak ondan kaçmakla yenilebilir. Fenelon

 

Aşk bir çingene çocuğudur, yasa tanımaz. Bizet

 

Aşk, gülü dikenle avuçlamak demektir. Stendhal

 

Aşk cennetin dilinden bize kalan tek anıdır. Bulor

 

Hem aşık hem de akıllı olmak olanaksızdır. Bacon

 

Benim bir tek bilgim vardır, o da aşktır. Sokrates

 

Hikmet akılda değildir, fakat aşktadır. Andre Gide

 
İlk ve son aşkımız, kendimize karşı olandır. Bovee
 

Aşk öğretilmez! Kendiliğinden doğar. Sultan Veled

 

Karşılıklı aşk gibi mutluluk yoktur. George Harbert

 

Aşk, aşık ile maşuk arasında bir maskedir. H. Cibran

 

Aşk, bıkmakla ölür, unutmakla gömülür. La Bruyere

 

Güzelliğin on para etmez bu bendeki aşk olmasa. Aşık Veysel

En sürekli aşk karşılıklı olmayan aşktır. S. Maugham

Aşkın ilk soluğu mantığın son soluğudur. Antoine Bret

Seven yaratmak ister, çünkü küçümser. Sevdiğini küçümsemeyen aşktan ne anlar? F. Nietzsche

Sevdiğimiz zaman, aşk o kadar büyüktür ki, bir bütün olarak içimize sığmaz; sevdiğimiz insana doğru yayılır. Marcel Proust

Erkekler kadınların ilk aşkı, kadınlarda erkeklerin son aşkı olmak isterler. Oscar Wilde

 

 

*

Lilay koradan

lilaykoradan@gmail.com

www.gencgelisim.com

 

AddThis Social Bookmark Button
 
HİPNOZ NEDİR? HİPNOZ NE DEĞİLDİR?

“Hipnoz bir uyku durumu değildir.”

Bilinenin aksine hipnoz bir uyku durumu değildir. Her ne kadar hipnoz yapılırken “uyu, derin uyu” gibi kalıplar kullanılsa ve bu kalıplar hipnozun oluşumunda çok etkili olsa da, hipnozun bir uyku durumu olmadığı artık biliniyor.

Aslında hipnoz uykunun tam tersi bir durumdur. Bir şekille ifade edersek, örneğin; uykunun bulunduğu duruma x dersek, bilinçli halinize yani bu yazıyı okuduğunuz, anladığınız ve algıladığınız duruma da y dersek, hipnoz uykunun tam aksi yönünde, yani b de yer almaktadır.

hipnoz

b

uyanıklık

y

uyku

x

İnsanların bu iki farklı durumu bir birine benzetmelerinin temel nedeni; fiziksel benzerliklerin çok fazla olmasından kaynaklanır. Fiziksel tepkiler ve hisler açısından uykuya dalmış bir kişiyle, hipnotik bir transa girmiş kişi arasında çok fazla benzerlik vardır.

Örneğin; hipnozdan çıkan biri, esneme, gerinme, üstünde bir ağırlık hissi, uyuşukluk gibi uykudan uyanan birinin gösterdiği tepkileri gösterdiği için, hipnozun uyku durumu olduğu inancı ortaya çıkmıştır.

Uykuya dalma öncesinde ki belirtilerle, hipnoz halindeki belirtiler de oldukça bir birine yakındır.

Bu ve benzeri birçok görünüşteki benzerlik nedeniyle insanların uyku hali ile hipnoz arasında bir aynılık ya da ilişki olduğunu düşünmeleri doğaldır.

Hipnozun isim babası İngiliz doktor J. Braid; uyku ile fiziksel benzerlikler nedeniyle yunan mitolojisindeki uyku tanrıçasının(hypnose) adından yola çıkarak bu ismi koymuştur.

Hipnozun uyku ile ilişkilendirilme nedenlerinden biri de; hipnoz telkinleri içinde “daha derin uyu...derin...daha derin...” gibi uykuya ait telkinleri bulunmasıdır. Bu telkinler uyumayla ilgilidir ama kişileri uykuya değil, hipnoza götürür.

Kısaca hipnoz bir uyku hali değil, tam tersinde derin bir uyanıklık halidir. Bu derin uyanıklık süresince kişi uykuya benzer bir şekilde dış dünyadaki uyarıcıların bazılarına kendini kapatsa da, kendi iç dünyasına yönelik derin bir algılayışa sahiptir. Hipnoz, iç dünyanıza yönelik derin bir uyanıklık ve farkındalık halidir.

“Hipnoz Bilinçsizlik Durumu Değildir.”

Hipnoz nasıl ki bir uyku durumu değilse, bilinçsizlik durumu da değildir.

Zihninizi bilinç ve bilinçaltı diye iki şekilde değerlendirirseniz, bilinçli durum, günlük hayatınızı sürdürdüğünüz, algıladığınız ve bazı tepkilerinizi verdiğiniz bölümdür. Bilinçaltı ise zihninizin deposu gibidir. Bilincin vermiş olduğu kararları hayata geçiren, programlara dönüştüren bir uygulayıcıdır. Kapasitesi ve potansiyeli ise bilinçten kat kat fazla olan, her anlamda yaşantınızdaki her kaydın tutulduğu arşivinizdir.

Zihninizi bir buz dağına benzetirseniz, buz dağının üstü bilinç, alta kalan görülmeyen büyük bölüm ise bilinçaltıdır.

Hipnoz sırasında bilinçten, bilinçaltına inilir. Yani; bilinç yok olmaz, kaybolmaz, varlığını sürdürmeye devam eder. Hipnoz sırasında her şeyi duymanız ve bilincinin farkındalığını devam ettirmesi mümkündür.

Çoğunlukla ilk kez hipnoz olan insanların büyük bölümü bu farkındalığa sahip oldukları için; “ben hipnoz olmadım” diye savunmaya geçerler. Halbuki, hipnozda bilinçsiz olmama, bilincini kaybetme durumu söz konusu değildir. Hipnoz sırasında insanların bilinçli olması gayet normaldir.

Tabi, halk arasında; “hipnoza giren kişi bilincini tamamen yitirecek, hiçbir şey hatırlamayacak ve kendini kaybedecek” gibi bir inanış da vardır. Bu inanış kişilerin hipnozun ne olduğunu tam olarak kavrayamamasından ortaya çıkmakta ve hiç bir şey hatırlamama beklentisiyle transa giren kişi, yaşadıklarını hatırlayınca hipnoz olmadığını sanmaktadır.

Bazen insanlar; “Halen bir şeyler duyup, hissedebildiğim için transa girmemiş olduğumu düşünüyorum” derler. Oysa hiç ses duymazsanız ve hiçbir şey hissetmiyorsanız, ölmüşsünüzdür, bu farklı bir durumdur. Hipnoz da ise sesini duyduğunuz, gördüğünüz ve hissettiğiniz şeyler fiilen çoğalır.

Hipnozun dinamiklerini bilmeyen birinin, sadece filmlere ya da hipnoz şovlarına bakarak böyle karar vermesinin nedeni; derin hipnoz sırasında ortaya çıkan veya çıkarılabilen bir durumdan kaynaklanmaktadır. Bu duruma “amnezi” denir. Amnezi yaşayan insanlar kısa süreliğine hipnoz sırasında gerçekleşenleri hatırlayamayabilirler. Ama bu hatırlayan kişinin transa girmediği anlamına gelmez.

İlk kez trans deneyimi yaşayan ya da hafif-orta düzey transa girmiş birinde amnezi gerçekleşmeyebilir. Ancak derin transta kişi kendiliğinden ya da hipnotistin verdiği komut sonucunda yaşadıklarını unutabilir.

“Hipnoz Kendini Kaybetme, İstenmeyen Davranışları Yapma Durumu değildir.”

Kendimi kaybeder miyim? Abuk sabuk şeyler yapar mıyım? Acaba asla anlatmak istemediğim sırlarımı söyler miyim? Gibi endişeler hipnoz dendiği zaman, insanların ilk aklına gelen düşüncelerdir.

Bilinçaltınızın iki temel görevi vardır. Bunlardan biri sizi mutlu etmek, diğeri de korumaktır.

Tabii bu iki görevini gerçekleştirirken bilinçli ya da bilinçaltında olmanıza aldırmaksızın görevini icra etmeye devam eder. Örneğin sizi korumasının gerekmediği her durumdan mutluluk çıkarmaya çalışır. Ama sizi her hangi bir şekilde tehlike altında görürse, ya da sizin genel çıkarlarına aykırı bir durumla karşı karşıya kalırsa, hemen korumaya geçer.

Hipnozdayken sizin çıkarlarına aykırı düşecek bir eylemde bulunmanız için size bir telkinde bulunulursa, bilinçaltınız bunun gerçekleşmesine izin vermez. Örneğin; “git kendini pencereden aşağı at” dendiğinde, eğer sizin intihar etmeye bir eğiliminiz yoksa, bilinçaltınız bunu yapmanıza izin vermez.

Hipnozda sizin yapmak istediğiniz, ama bilinçli düzeyde bazı nedenlerle bir türlü gerçekleştiremediğiniz şeylere yönelik telkinler ile onları yapmanız sağlanabilir.

Kısaca hipnozun işe yarayabilmesi için telkin verilen konularla ilgili olarak sizin de eğiliminizin olması gerekmektedir.

“Hipnoz Kontrolsüzlük Değildir”

Hipnoz ile ilgili yaşanan korkulardan biri de “Acaba kontrolümü kaybeder miyim?”korkusudur. Gerçekte Hipnoz olma süreci boyunca, kontrol hipnotistin eline hiç geçmemektedir.

Aslında hipnoz yapılmaz, hipnoz olunur. Yani bir hipnoz seansı sırasında hipnotist, sizi hipnoz etmez, siz hipnoza girersiniz. Hipnotist nasıl hipnoz olacağınızı size gösterir ve önderlik eder. Hipnoz olabilmeniz için size ışık tutar ve yardımcı olur. Dolayısı ile hipnozun başarısı sizin kendi elinizdedir.

Bu nedenle kontrolü kaybetmek diye bir şey söz konusu değildir. İnsanlar bu gerçekliğin farkında olmadıklarından, sadece anlatılan ve zaman zaman efsaneleşen hipnoz hikayelerinden yola çıkarak, bir birlerini doldururlar ve hipnoza karşı korkuyla karışık bir tepkinin oluşmasına neden olurlar.

İlginç olansa; insanların hipnoz sırasında günlük yaşantılarında olduklarından daha çok kontrol sahibi olmalarıdır. Çünkü günlük hayatta o kadar çok kontrolü kaybederiz ki, ne yaşadığımızın da farkında değilizdir.

Sabah erkenden uyandığınızda, halen uykunun sersemliği üstünüzdeyken, size söylenen şeylerin ve yaptıklarınızın tam olarak farkında dahi değilsinizdir. Sadece alışkanlık gereği yapmanız gerekenleri yaparsınız. Bir işe odaklanmaya çalıştığınızda, zihniniz bambaşka konulara dağılır ve kimi zaman toparlamakta güçlük çekersiniz. Birçok insan “dalgınlığıma gelmiş” ifadesini kullanır. Aslında dalgınlığın yaşandığı o anlarda kişinin kontrolü zayıflamıştır.

Bazen masanızın üzerinde bir şey ararsınız ve tam gözünüzün önünde olduğu halde, onu göremezsiniz. Ve sonra orada, tam önünüzde durduğunu fark ettiğinizde, daha önce nasıl olup da görememiş olmanıza, şaşırır kalırsınız.

İşte bu ve benzeri durumları gün içerisinde o kadar çok yaşarsınız ki, kontrolün sizde olduğunu sandığınız birçok anda, aslında kontrol dış etkenlerin eline geçmiştir.

Aslında hipnoz sırasında normal bilinç düzeyinden daha fazla kontrol sizdedir. Çünkü bilinçli olarak ve kendi isteğinizle bilinçaltına inersiniz. Günlük hayatta ise istemediğiniz anlarda kontrol dışında bu durumu yaşarsınız.

Günlük hayatınızın keşmekeşi içinde defalarca hipnoza benzer durumlar yaşarsınız. Bu anlarda düşünmek istemediğiniz, oraya takılmak istemediğiniz, bilinçli düzeye yaptığınız işe odaklanmak istediğiniz halde, bunu başaramadığınız için kontrol sizde değildir. Ama hipnozda bu enerji durumu kendi tercihiniz olduğu için kontrol sizin elinizdedir. Yani bir anlamda hipnoz, yaşantınızın kontrolünü ele geçirebilme gücüdür.

“Hipnoz Zayıflık Değildir”

Bazı insanlarda hipnoza giren kişilerin zeka seviyelerinin çok yüksek olmadığı, başkaları tarafından kolaylıkla idare edilebilen insanlar olduğuna dair bir önyargı vardır.

Aksine hipnoz; zeki insanların ve konsantre olma gücü yüksek insanların daha hızlı ve kolay girebildiği bir zihinsel durumdur.

Örneğin akıl hastalığı olan insanlarda hipnoz kullanılamaz, çünkü bu sorunlara sahip insanların hipnoz olması ya çok zordur, ya da imkansızdır.

Aslında neden böyle olduğunu çok basit bir mantık yürüterek kolaylıkla bulabilirsiniz.

Hipnoz olabilmek için gerekli en temel şart; iyi bir konsantrasyon gücü, yani verilen talimatları takip etme yeteneğinin olmasıdır. Bunu sağlayabiliyorsanız, hipnoz da olabilirsiniz demektir.

Konsantrasyon gücünüzü değerlendirirken de, sevmediğiniz, ilgi duymadığınız şeyleri yaparken yaşadığınız durumu düşünmemelisiniz. Çünkü bu durumlarda dikkatinizin çabuk dağılmasına neden olan şey, konsantrasyonunuzun zayıf olması değil, o eyleme karşı yeterli ilgi ve istek duymamanızdır. Konsantrasyon gücünüzü en iyi, yapmayı sevdiğiniz şeylere ne kadar uzun süre odaklanabildiğinizi düşünerek değerlendirebilirsiniz.

Tabii ki buradan; hipnoza girmekte başlangıçta zorluk yaşayan insanların zeki olmadığı gibi bir anlam çıkarmak doğru olmayacaktır. Ciddi dikkat problemi olan insanlar da, hipnoza zor girebilirler. Bu insanlar, dikkat konusunda kendilerini geliştirmeyi başarırlarsa, onlarda rahatlıkla hipnoz olabilirler. Ya da hipnozdan korkan ve olmamak için elinden geleni yapan insanlarda giremezler. Onlarda bu önyargılarını aştıkları zaman, rahatlıkla hipnoz olabilirler.

Tüm bunlardan şu ortaya çıkmaktadır ki; hipnoz olmak bir zayıflık değildir, aksine bir güçtür. Kendini kontrol edebilmenin, bilinçaltını gelişi güzel değil de, kendi kontrolünde organize edebilmenin gücüdür.

Şöyle düşünün; her gün belli saatte uyuyup, belli saatte uyanmak istiyorsunuz ve bunu bir türlü başaramıyorsunuz. Bunu yapabilmek için hipnoza başvuruyorsunuz ve istediğiniz sonuçları elde ediyorsunuz. Sizce bu sizi güçlü mü yapar, güçsüz mü?

Eğer siz; bilinçli düzeyde istediklerinizi başarmanı sağlayan, engelleri ortadan kaldıran her hangi bir şeye sahipseniz, bu sizi bırakın zayıf kılmayı, çok daha güçlü kılacaktır. Bu yüzden hipnoz durumuna kendisini bırakabilenler oldukça şanslı ve güçlü insanlardır.

“Hipnozda Uyanamamak Gibi Bir Durum Söz Konusu Değildir.”

Hipnoz literatüründe transa girip de, uyanmayan bir vakaya daha rastlanmış değildir. En ciddi vaka; 24 saat hipnozda kalıp, 24 saat sonra kendiliğinden hipnozdan çıkmıştır.

Başta da belirttiğimiz gibi; hipnoz bir uyku durumu değildir, dolayısıyla hiç uyanmama gibi bir olasılık da yoktur.

Bazen hipnoza girmiş insanların trans durumundan çıkmak istemediklerine şahit olduğumuz durumlar oldu. Bunun birçok nedeni vardır. Örneğin; hipnozda bulunduğu ortam ona çok güzel ve vazgeçmek istemediği bir ortam olarak gözükebilir. Bu durumda geri gelmek istemeyebilir. Ya da geçmişe yönelik yapılan yolculuklarda bir anıyı o kadar canlı hisseder ve yaşar ki, bırakmak istemez. Ya da kendini günlük yaşantısında aciz ve güçsüz hissediyordur, bu nedenle bu dünyanın acımasız ve zor olduğunu düşünebilir ve bilinçaltında gittiği yerden gelmek istemeyebilir.

Genellikle bilinçaltı problemlerle artık baş edemeyen ve hayat mücadelesinde çok yorulmuş insanlar bu ve benzeri tepkiler gösterirler. Problemin ne olduğu önemli değildir Önemli olan; kişinin bu durumdan nasıl çıkacağını bilinçaltının zaten biliyor olmasıdır.

Hipnoz olan kişinin bilinçaltına sorduğunuzda, size zaten nasıl çıkacağının ipucunu verecektir. Hatırlayın ki, bilinçaltınız siz ister trans halinde olun, ister olmayın 24 saat hiç aralıksız sizi korumaya devam eder. Sürekli trans halinde kalmak ve geri gelmemek uzun vadede zarar verici olduğundan, bilinçaltınız bunun gerçekleşmesine izin vermez.

“Herkes Hipnoz Olabilir mi?”

Bazı akıl hastaları hariç, herkes hipnoz olabilir. Yani hipnoz olmasının önünde zihinsel bir engel yoksa, herkes hipnoz olacak yapıya sahiptir. Ama şöyle sorulacak olursa; “Herkes aynı sürede ya da aynı metotlarla hipnoz olabilir mi?” Bunun cevabı aynı olmayacaktır. Herkes hipnoz olabilir, ama herkesin hipnoza girme süresi farklıdır.

Toplumun yüzde 10’luk bir kesimi vardır ki; bunlar birkaç saniye gibi kısa sürelerde derin transa girebilmektedirler.

Ayrıca herkesin transa girebilme derinliği de bir birinden farklıdır. Yani transa girmenin süresi, derinliği, yöntemleri ve trans deneyimleri kişiden kişiye değişir. Belli olan ve güzel olan bir yan ise; herkesin transa girebilmesi ve hipnoz olabilme yetisine sahip olmasıdır. İlk deneyimlerinde derin transa ulaşamayan insanlar bile, derin transa girmeyi öğrenebilir ve bu deneyimi yaşayabilir. Kaldı ki, telkinlerin işlevsel olabilmesi için orta trans düzeyi de, yeterli bir düzeydir.

Trans Seviyeleri Nelerdir?

Hipnoz; tüm fonksiyonların çalıştığı, bilincin açık olduğu bir konumda; kesinlikle uyku hali olmadan; istekle elde edilen bir konsantrasyondur. Hipnoz’un trans derinliklerini Hafif trans-Orta Trans-Derin Trans olmak üzere üçe ayırabiliriz:

Hafif trans hipnozun başlangıcında görülür. Hafif bir gevşeme halidir. Kişinin gözleri kapandığı halde göz kapaklarında titremeler olabilir. Kol ve bacaklarda hafif bir ağırlaşma, fizyolojik faaliyetlerde yavaşlama görülür. Telkine yatkınlık minimum düzeydedir. Bu aslında her insanın gün içinde sık, sık yaşadığı bir durumdur.

Mesela bazen televizyon seyrederken, bize söylenenleri uymadığımız o anlar, bilgisayar başında iken çevremizden soyutlandığımız durumların hepsi bir trans halidir..

Aynı şekilde bazen insanlar arabayla ya da yürüyerek bir yere giderlerken, gidecekleri yere vardıklarında yol buyunca neler yaptıklarının, nerelerden geçtiklerinin tam da bilincinde olmadan ilerlediklerini fark ederler. Derin düşüncelere dalmışlardır ve yol boyunca zihinleri başka yerde olduğundan, yola çıkışlarıyla, varışları arasında olanlar çok da net değildir.

İnsanlar resim, müzik, bilgisayar, kitap, televizyon, ders, meslekleri ile ilgili bir iş, proje gibi herhangi bir şeye odaklandıklarında, aslında hafif trans düzeyindedirler. Yani bir insan günde defalarca hafif trans düzeyinde hipnoza girer ve çıkar. Çünkü hipnoz için de en gerekli şartlardan biri odaklanabilmektir. Odaklanma gücü kişinin gireceği transın düzeyini belirler. Dolayısıyla günlük yaşamımızda konsantrasyonumuzun yoğun olduğu işlerle meşgulken, aslında hipnozdayızdır.

Orta transta Hipnoz hali oldukça belirgindir. Duygular hipnozun bu safhasında kesinlik kazanır. Gözler iyice ağırlaşmış ve titremeler kaybolmuştur. Vücut iyice ağırlaşır, fizyolojik faaliyetler yavaşlar. Bedende bir uyuşukluk ve hareketsizlik hissi oluşur. Verilen telkinlere yatkınlık düzeyi yeterli ölçüdedir. Günlük yaşanan hafif transtan daha yoğun bir durum söz konusudur.

Derin transta; trans hali bozulmaksızın kişi gözlerini açabilir. Bakışları donuktur. Vücut tamamen uyuşmuştur. Bedenin uzuvları katatonik hale gelmiştir. ( Hareket edemez)

Hipnozun En Temel Faydası Nedir?

Hipnozun en iyi yararlarından biri de, telkinlere güç kazandırmasıdır. Bir kişi kendine hipnoz uygulamadan da, pozitif bir telkini sürekli tekrarlayarak değişim sağlayabilir. Ama bu süreci uzatacaktır. Hipnoz, telkinlerin gücüne güç katar ve daha kısa sürede, çok daha etkili olmalarını sağlar. Tabi ki telkinlerin kişinin ihtiyaçlarına yönelik olması şartıyla! Bilinçaltına ters gelen bir telkin, hiç bir şekilde işe yaramayacaktır.

İnsanların yatkınlığına bağlı olarak girdikleri trans düzeyleri ve giriş hızları değişebilir. Ama neredeyse her insan, ilk denemesin de olmasa bile, ikinci, üçüncü denemesinde mutlaka orta trans düzeyine ulaşmayı başarır. Ayrıca bir kişi sürekli kendine trans uygularsa, bu onun yatkınlığını da arttırır ve her defasında çok daha kolay hipnotize olur.

“Ben Hipnoz Olmam!”

Hipnoza girmek, kişinin bilinçaltı ile yoğun bir temas yaşaması olduğundan, harika bir beceridir. Bu beceriyi geliştiren insanlar, yaşamda çok daha güçlü ve kontrollüdürler.

“Ben hipnoza girmem”, “Beni kimse hipnotize edemez” diyen insanlar bunu iki sebepten dolayı söylerler. Ya korkuyorlardır, ya da hipnoza girmeyecek olmanın bir güç göstergesi olduğunu zannediyorlardır.

Hipnoz’un korkulacak bir şey olmadığını artık biliyorsunuz.

Güç konusuna gelince, asıl hipnoza girip, bilinçaltını kullanabilmek gerçek güçtür. Bir insan bilinçaltının o olağanüstü kapasitesinden faydalanabiliyorsa asıl güçlü, başarılı ve kontrollü olan odur.

“Ben hipnoza girmem” diyerek güçlü olduklarını sananlarsa, bu gerçek güçten mahrum kalanlardır. Kontrolün başka birine geçtiğini sandıkları için, hipnoza girmenin zayıflık olduğunu düşünürler. Ama kontrol, daha önce de belirttiğimiz gibi hipnozu yapan kişi de değil, hipnoz olan kişidedir.

HİPNOZ NASIL ORTAYA ÇIKTI?

Hipnozun Tarihçesi:

Hipnoz insanların tedavi arayışları kadar eski bir ilimdir. Öncelikle büyücülerin, şifacıların, din mensuplarının kullandıkları bir araçtı. Bu aracı kullananlar tam olarak ne yaptıklarını ve nasıl yaptıklarını bilmeden, insanlar üzerinde muazzam etkiler yaratan sonuçları elde ettikçe, statülerini korumak için kullanmaya devam ettiler.

Hipnoz, Yunanlıların tanrıları, Babillerin tarihi kadar eskidir. Hipnoz taş devrinden uzayıp, ortaçağı aşıp, günümüze gelmeyi başarmış bir efsanedir.

Tarih boyunca hipnozun taraftarları, karşıtları, suçları, günahları ve sevapları olmuştur. O bazen haksız yere yargılanmış, bazen de sorgulanmıştır. Çoğu zaman suçsuz bulunarak beraat etmiştir.

Bazen engizisyonlarda rastlanır ona, cadılarla ilişkili olarak, bazen tanrıların yanındadır iyileştirici olarak. Bazen bilimin top yekun savaş açtığı bir asi, bilim dışı bir varlık, bazen bilimin özü açıklanamayan kardeşidir.

İşte hipnozun tarihi bu kadar eski ve bu kadar inişlerle ve çıkışlarla doludur.

Hipnoz tarihini anlatmaya, hipnoza faydası dokunmamış ve onun gelişimine engel olmuş bir isimle başlayalım. Bu isim hepimizin çok yakından tanıdığı, halen gazetelerde, TV’lerde, toplantılarda, panellerde, köşe yazılarında insanların hakkında konuştuğu, fikirlerini tartıştığı, yüz yılımızın psikoloji ve psikiyatri alanındaki bilgileri etkileyen ve yön veren önemli bir isim ve bir dahiden söz ediyoruz. Bu isim Freud’tur.

Bir tıp mensubu olan Freud’un öz geçmişi başarılarla doludur. 1885’de beyin anatomisi üzerine yaptığı çalışmalarla özel doçent unvanını alarak üniversiteye atanır. Dr.Charcot’ın aracılığı ile hipnozla tanışır.

Tedavi uygulamalarında hipnozu ve telkini kullanmaya başlar. Daha sonra Breuer ile birlikte hipnoz uygulamalarına devam eder, ama kısa bir süre sonra hipnozdan uzaklaşmayı tercih eder.

Buna neden olan en önemli etken de, Freud’un hipnoz yapmaktaki başarısızlığıydı. Klasik hipnoz yöntemleri ile bir kişiyi hipnoza sokmak bazen çok uzun zaman gerektirebilmekteydi. Zaten çenesiyle ilgili ciddi sağlık sorunu olan Freud, bu uzun süren seanslarda uzun uzadıya konuşmayı hiç sevmiyordu.

Bunun yerine “serbest çağrışım” dediği kısa sorular sorduğu ve hastayı uzun uzun konuşturduğu bir yöntemi geliştirmeye başladı. Serbest çağrışım çok uzun süren ve etkili bir yöntemdi. Freud kendi yöntemini bulmuş ve yolunu çizmişti. Hipnozu kendi dünyasında rafa kaldırmayı uygun bulmuştu.

Aradan yıllar geçer ve Freud Psikanaliziyle tanınmış ünlü biri olur. O dönemlerde geçmişi andığı bir sohbet sırasında söyledikleri Hipnoz ve Freud açısından acı bir doğrudur:

“ Başlangıçta Breuer ve ben Psikoterapiyi hipnozla yürütüyorduk. O dönemde işlerin ne kadar kolay ve hoş yürüdüğünü ve daha kısa sürdüğünü kabul etmem gerek. S. Freud.”

Onun bu itirafı hipnoza yapılmış haksızlığı da ortaya koymaktaydı.

Freud, çağımızı etkileyen önemli isimlerden biridir. Görüşleri ile psikoloji dünyasına yön vermiştir. Kendinden sonra gelen bilim adamlarının hepsini etkilemiş ve ona karşı olmak veya ondan yana fikir beyan etmek yoluyla isim yapmalarında büyük etkisi olmuştur. Hipnoz yapmaktaki başarısızlığı nedeniyle bu uygulamayı arka plana itmesi ise hipnozun bir süre için karanlık bir döneme girmesine neden olmuştur. Freud yanlısı olanlar onun kuramını geliştirmeye, karşısında olanlarda onun kuramını çürütecek yeni kuramlar geliştirmeye odaklanmıştı. Bu da Hipnoz’un ihmal edilmesine neden olmuştu.

Hipnozu sağlık gibi kişisel nedenlerle kullanmayı tercih etmeyen Freud’un açısından değil de, kendi içindeki gelişim sürecine göre değerlendirirsek 3 temel ayrım yapabiliriz.

Mesmer öncesi dönem (premesmer)

Mesmer dönemi

Mesmerden sonraki dönem (postmesmer)

Hipnoz çok eski bir sanattır Eski Yunanistan’da, Hindistan’da, Çin’de, Mısır’da, Babil’de bugün ki hipnoza ve manyetizmaya benzer uygulamalar yapılıyor ve biliniyordu.

Bu medeniyetlerin yazıtlarında konuyla ilgili anlatımlara ve ipuçlarına rastlanmaktadır. Bu konuda keramet sahibi şifacılar, medyumlar, kahinler ve gösteri yapanlar vardı. Kendi dinlerine mensup olsunlar diye insanları bu yöntemlerle etkileyen, şaşırtan, ikna eden din adamları vardı.

Büyücüler, cadılar unvanlarının bir kısmını buna borçluydular.

İslam tarihinde, yalancı peygamberlerin yaptığı gösterilerin büyük kısmının hipnoz içerikli gösteriler olduğu bilinmektedir. Hz. Muhammed’din ölümünden sonra peygamberliğini ilan eden Esvet adlı kişinin, hayvanları bir çizgi üzerinde yürütüp, hareketsiz bırakıp, kımıldamadan dururlarken öldürdüğüne dair hikayeler anlatılır. Bu ve benzeri hipnoz şovlarıyla insanları ikna etmeye çalışan çok kişi ortaya çıkmıştır.

Çin de, Mısırda, Hıristiyan Dünyasında, benzer olaylar gözlenmiştir. Tarihte büyü, din ve tıbbın iç içe olduğu, bir birinden ayrılmadığı zamanlarda, dînî ayinlerde kullanılırdı. Mısır'da kabile rahiplerinin başarılı tedaviler yaptığı uyku tapınakları vardı. Eski Yunanistan'da tıp tanrıları tapınaklarında hayaller gösterir ve şifalar meydana getirirlerdi.

Hipnotik anestezi; Hint fakirleri tarafından yüzyıllardan beri uygulanmaktadır. Çivili yatakların üzerine rahatça uzanan veya kızgın kömürlerin üzerinde çıplak ayakları ile yürüyen, transın kutsal olduğuna inanan Hint fakirleri, vücutları kanamadan ve yanmadan tüm bunları rahatlıkla yapabiliyorlardı.

Yunan mitolojisinde de, hipnozun ismini aldığı bir tanrıdan söz edilir. Yunan mitolojisinin uyku tanrısı 'HYPNOSE'dur. Gece'nin Oğlu ve Ölüm'ün (Thanatos) kardeşidir. Kardeşi ile birlikte Hades'in ölüler diyarında yaşar. Kanatlı bir genç şeklinde tasvir edilen Hypnose, yorgun insanların anılarına sihirli değneği ile değmek, karanlık kanatları ile yelpazelemek ya da bir boynuzdan kişilerin üzerine uyku verici bir madde dökmek suretiyle onlara uyku verir.

Thanatos'da kanatlı bir ruh halinde tasvir edildiğinden aynen Hypnose'a benzer. Hypnose'un oğullarından biri ise, rüyalar tanrısı "Morpheus" dur.

Hypnose'un tanrılar üzerinde de etkisi vardır. Homer'e göre Hypnose, Hera’nın ricası üzerine bir gece kuş şekline bürünerek, Zeus'u uyutmuştur.

Mesmer’e kadar Tarihte birçok medeniyet, birçok lider, büyücü veya din adamı, birçok insan hipnozu kullanmıştır. Mesmer ile daha bilimsel bir isim ve yön kazanan hipnoz, günümüzde içyapısı, uygulanışı, etkileri konusunda gizemini koruduğu halde ve hipnoza karşı gelen bazı kesimlerin varlığına rağmen, son derece güçlü ve etkili bir yöntem olmaya devam etmektedir.

Mesmer dönemine geldiğimizde öncelikle onun hayatını ele alarak başlamak doğru olacaktır. Çünkü Mesmer’in hayatı hipnozun dönüm noktalarından biridir.

Mesmer, “Yıldızların ve seyyarelerin İnsan Vücudu Üzerindeki Fizyolojik Tesirleri” adlı bir tez hazırlar. Bu tezden sonra, başarılı bir tıp öğrencisiyken, hakkında yazdığı alanlarla daha fazla ilgilenir.

Mesmer, Cizvit papazı Hell’in etkisiyle mıknatıslarla hasta iyileştirmeye başlar. Aldığı sonuçlar, halk arasında hızla yayılır. Kısa bir süre sonra ise, mıknatısı bırakıp, elini bir mıknatıs gibi kullanarak vücuttaki enerjiden faydalanarak çalışmalarına devam eder.

Ünü hızla yayılırken, çalışmaları sayesinde Magnetisme Animale (Canlı Manyetizma) sistemi doğmuş olur.

Yaptığı işe Canlı Manyetizma adını veren Mesmer, başarılı çalışmalarından rahatsız olanlar tarafından karalanmaya başlar.

Bir süre sonra da Viyana’yı terk eder ve Paris’e yerleşir. Mesmer’in çalışmalarını onaylamak ve gerçekliğini ortaya çıkarmak için, iki komisyon oluşturulur.

Her iki komisyon da, bu olayın mümkün ve gerçek olduğuna kanaat getirirler. Komisyonlardan birinde geniş çevreye sahip olan bir kişinin raporu imzalamak istememesi sonucu, olumsuz bir karar alınır ve ilk kez Parapsikolijik bir alan incelemeye alınmış olur. Komisyonun olumsuz raporundan sonra herkes Mesmer’in karşısına geçer.

Fakat Mesmer çok önemli bir realiteyi başlatmıştır. Sonra Hipnoz adını alan Manyetizmayı geliştirmiş, duyurmuş ve hayata geçirmiştir.

Onun attığı bu adımların önemi Mesmer sonrası dönemi ele aldığımızda daha iyi anlaşılır. Nasıl ki insanlık, “dünya yuvarlaktır” diyen Galile’i idam etmiş ve daha sonra onun değerini anlayıp, söylediklerinin doğrulunu kabul etmişse, aynı şey Mesmer’inde başına gelmiştir. İnsanlığın ilerleyen dönemlerinde çalışmalarının değeri anlaşılmış ve kabul edilmiştir.

Mesmer’den sonra onun takipçileri ve öğrencileri onun yolunu ve teorilerini sürdürdüler. (Morquis, Puysegur, Recamier, Cloquet, Petetine, Deleuze vb.)

Birçok insan suni uyurgezerlik ve manyetizma üzerine kitap yazdı ve araştırmalar yaptı.

1825’te Fransız Tıp Akademisi konuyu tekrar ele aldı ve daha önce Mesmer aleyhine verilmiş kararın iptaline karar verdiler. Böylece Mesmer aklandı ve manyetik tesirlerin varlığı kabul edildi.

Bu dönemde suni uyurgezerlikle yapılmış binlerce ameliyat vardır. Elliotson ve ondan etkilenen Essdail bu çalışmaları gerçekleştirmiştir.

Yine aynı dönemde bu gerçekliği ve fenomenleri sahne gösterilerinde kullanan insanlarda ortaya çıkmıştır. Bunlardan biride ünlü Lafonten’nin dedesi Manyetizör Charles Lafonten’dir.

Mesmer sonrası dönemde önemli isimlerden biri de hipnozun isim babası olan Dr. James Braid’dir. Braid Lafonten’i bir sahne gösterisi sırasında izler ve kişinin gözlerinin sabitlendiğini görür. Kendi kendine bu suni uyurgezerlik durumunun nasıl olabileceğini sorar ve bunun ancak gözleri yormakla mümkün olabileceğine karar verir.

Yakınları üzerinde yaptığı denemelerde, sujenin(hipnoz uygulaması yapılan kişi) gözlerini parlak bir cisme sabitlemesini ister. Uzun bir bekleyişten ve birçok denemeden sonra, gösteride gördüğü sonucu almaya başlar. Bu duruma da yunan tanrısı “hypnose” in adından yola çıkarak Hypnosis (Hipnoz) adını verir.

Böylece bu gizemli ruh haline yeni ve yanlış bir isim daha verilmiş olur. O günden sonra, bugünde dahil olmak üzere “hipnoz” olarak anılmaya başlayan bu durum Braid’in çalışmalarıyla hız kazanarak, yayılmaya devam eder.

Zaman zaman tökezleyen, unutulmaya yüz tutan, zaman zaman da el üstünde tutulup, baş tacı edilen Hipnoz; hep gizli ya da açık olarak varlığını sürdürür.

Braid’den sonra Charcot ile hipnoz bir karanlık döneme daha girer. Çünkü bu ekol; hipnoz edilen kişilerin histerik olduğunu iddia ediyordu. Normal insanların hipnoz edilemeyeceğini söylüyordu.

Ama aynı dönemlerde Braid’in kitabını okuyan bir Fransız köy hekimi, Braid’in sabit bakışına, sözle telkini de ekler. Yirmi sene boyunca bu yöntemleri kullanır ve başarılı tedaviler yapar. Liebeault adlı bu hekimin yaptığı çalışmaları duyan ve bir şarlatan olduğunu düşünen Profesör Bernheim, bu durumdan son derece rahatsız olur ve onunla ilgili bir yazı yazmaya karar verir. İleri görüşlü bir bilim adamı olan Bernheim, yazısını yazmadan önce hipnozu kendisi gözlemlemeye ve olayların iç yüzünü görmeye karar verir. Fakat Liebeault’un çalışmalarını gördüğünde, bu yöntemden çok etkilenir ve aynı romanlarda olduğu gibi meşhur bir profesör, basit bir köy hekimiyle çalışmaya karar verir. Ve birlikte bu yöntemle 10.000’nin üzerinde hastayı tedavi ederler.

İşte bu muhteşem dönemden sonra hipnoz bir kez daha Freud ile rafa kaldırılır.

Başarısız bir hipnozcu olan dahi Freud, hipnozun kaderini belirler ve öldürdüğü cesedi kendi eliyle tarihin sayfalarına gömer. Ta ki; 2. dünya savaşını sonunda, savaştan dönen canlı birer mermi gibi etrafta dolanmaya başlayan askerlere, tıp ne yapacağını bilemeyip, çaresizliğe düşünceye kadar.

Bu çaresizlik gizemli iyileştirme metodunu tekrar canlandırır. 2.dünya savaşından dönmüş nevruzlu hastaların, Freud’un geliştirdiği psikanaliz yöntemleri ile tedavisi çok uzun ve zordu. Hipnoterapi daha hızlı, daha kesin sonuçlar almaya hazır bir asker gibi, yerini aldı. Hemen arkasından hipnoz hakkında hızla yazılar, makaleler, dergiler, kitaplar çıkmaya başladı.

Yüz yılımızda artık bütün dünya, hipnozun kullanım alanları hakkında kanunlar koymuş, üniversitelerde kürsüler oluşturmuştur.

Ve nihayet bilimin üzerinde araştırmalar yaptığı ve söylemlerini hipnozdan yana kullanan birçok bilim adamının olduğu bir döneme gelmiş bulunmaktayız.

20. yüzyılda Hipnoz konusunda ön plana çıkan 4 önemli isim vardır. Bunlar; Emile Coue, Ester Brooks, Milton Erickson ve Dave Elman’dır. ( Onlara 4E de diyebilirsiniz: Emile- Ester –Erickson-Elman)

Emile Coue; “Optimistik Oto Telkin” metodunu kurucusudur.

Onun oto telkin kalıbı olan; “her gün ve her şekilde, giderek daha iyi ve daha iyi olurum”’un uygulamaları “Coueizm” ya da “Coue Metodu” olarak bilinmektedir.

Erickson hipnoz üzerine dünyanın en büyük otoritesidir. 20.yüzyılda konusuna ilişkin sahayı idare eden, elinde tutan önemli bir isimdir.

Hipnoz, Erickson'un da tanımladığı gibi, insanların potansiyellerini çelişkilerle uyandıran bir yol olup, uykulu hale getiren bir durum değildir.

Erickson sadece kabul edilmiş kurallar ve göreneklere dayalı kısa süreli bir hipnoz uygulamıştır. Fakat kendisine ait metotları, hipnozun kişiyi kendinden geçirmeden tedavi odaklı olarak bilinen informal kullanımına yöneliktir.
Klasik hipnoz otoriter ve doğrudan ifadeler içerdiği için sıklıkla sujede dirence neden olabilirken, “Ericksonian Hipnoz” izin verici, dolaylı ve yumuşaktır.

Örneğin klasik hipnozda “şimdi transa giriyorsun” gibi bir kalıp kullanılırken, Eriksonian hipnozda daha çok “transa nasıl gireceğini rahatça öğrenebilirsin” gibi bir kalıp kullanır. Bu yolla hipnotist sujeye telkinleri en rahat hissettiği şekilde, kendi ritminde ve yararlarının farkında olarak alma şansı tanır. Suje aceleye getirilmediğini bilir, dönüşümüne tam anlamıyla katılır ve tüm süreci sahiplenir.

Erickson’a göre bilinçli olarak bilinçaltına talimat vermek mümkün değildir ve otoriter telkinler büyük olasılıkla dirençle karşılaşacaktır. Bilinçaltı açıklıklara, fırsatlara, metaforlara, sembollere ve çelişkilere tepki verir. Etkili bir telkin, yaratıcılık ve “ustalıklı muğlaklık” içermelidir.. Sujeye boşlukları kendi bilinçaltı algılayışı ile doldurmasına imkan vermelidir. Becerikli bir hipnoterapist, bu boşlukları bireysel olarak sujeye en uygun şekilde ve arzulanan değişimi en çok sağlayabilecek bir yolla yapılandırır.

Ester Brooks’un tarzı çok otoriterdir. Emir cümleleri kullanır. Ama bazı kimselerde onun yönteminin hakikaten çok işe yaradığını görürüz. Özellikle emir almaya çok alışmış kişilerde, örneğin askerlerde, Ester Brooks’un yöntemi daha hızlı sonuç vermektedir.

Elman ise, Erickson ve Ester tarzının sentezlendiği bir tarza sahiptir ve bu sentezle gerçekten etkili bir yöntem ortaya koymayı başarmıştır.

Genel olarak hipnozun tarihini değerlendirdiğinizde, fark edeceksiniz ki her hipnoterapist, hipnoz dünyasına kendinden bir şeyler katmıştır. Yani hipnoz uygulamasında sabit tek bir kalıp yoktur. Günümüzde hipnoterapistler de kendilerine en yakın buldukları akımları kullanmaktadırlar. Kimisi Erickson’un yöntemlerini, kimisi Ester Brooks’u, kimisi de Elman’ı tercih etmektedirler. Bazı hipnoterapistler de çalışacakları kişinin yapısına göre, hangisinin uygun olduğunu düşünüyorlarsa o yöntemi kullanacak kadar esnek davranabilmektedirler.

Ama hangi üstadın yöntemi tercih ediyor olurlarsa olsunlar, hipnoterapistlerin o yönteme kendi kişilik ve düşünce yapılarına uygun ilaveler ve değişimler yaptığını görürsünüz. Bu da şunu ortaya koymaktadır ki, hipnoz bir bilim olduğu kadar bir sanattır da.

Çünkü hipnoz uygulaması sırasında en temel etken uygulanacak kişi (süje) ile hipnoterapistin uyumudur. Süjeye en uygun yöntemi belirlemek ve içeriği dizayn etmek hipnoterapistin sanatsal becerisine ve tecrübesine bağlıdır.

 

 

Kaynak: Hipnoz ve NLP ile Mutluluğu Yakalayın - Ares Kitap

www.gencgelisim.com

AddThis Social Bookmark Button
 
<< Başlangıç < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Son >>

Sayfa 7 - 158
RocketTheme Joomla Templates
720p film izle Hd 720p Film izle tek parça hd izle