Zor Geçen Çocukluk Yılları ve Futbol Tutkusu Luciano Pavarotti, 12 Ekim 1935'te İtalya'nın Modena şehrinde doğdu. Babası Fernando fırıncıydı ve aynı zamanda müzikle de ilgileniyordu. Annesi Adele Venturi ise sigara fabrikasında işçi olarak çalışıyordu. İki odalı bir apartman dairesinde yaşayan, fakir bir ailede büyüdü Pavarotti. 2. Dünya Savaşı nedeniyle aile 1943 yılında şehir dışına taşınmak zorunda kaldı. Bir çiftlikte küçük bir oda kiraladılar. Pavarotti'nin müzikle ilk tanışıklığı, babasının günün önemli tenorlarından oluşan müzik arşiviyle başladı. Bunların içinde Beniamino Gigli, Giovanni Martinelli ... |
|
Devamını oku...
|
|
Elleri ceplerinde, etrafa boş ve umutsuzca bakarak yürüyordu yine sahilde. En çok huzur bulduğu yerde, onu en iyi anlayan dostuna bakarak sadece yürüyordu. Bugün hiçbir şey anlatmak gelmiyordu içinden İbrahim'in, sadece sessizliğin o huzur veren sesini duymak istiyordu belki de. Bu tablo haftada birkaç kez tekrarlanırdı. Neydi ki onu bu kadar üzen, altı üstü ufacık bir tartışma... Çoğuna göre takılmaması gereken ufacık şeylerden çıkan tartışmalar, ona artık ağır geliyordu. Hep sorardı kendine, "Neden biz de mutlu değiliz ki başkaları gibi" diye, başkalarının da mutlu olmadığını bile bile… Yemek masasındaydılar ve dışardan bakıldığında her şey güzel ... |
|
Devamını oku...
|
|
Bu kuram, Eric Berge tarafından geliştirilmiştir. Berge, Freud'dan çok etkilenmesine rağmen, geliştirdiği kuram psikanalitik kuramdan farklıdır. Transaksiyonel Analiz kuramının diğer insancıl kuramlardan ayrılması, sosyal psikoloji ve bireyle ilgilenmesinden kaynaklanmaktadır. Yaklaşım, kişilik kuramında "çocuk", "anne-baba", "yetişkin" ve "benlik durumları"nı kullanır. Hem kişilik ve iletişim kuramı hem de psikoterapi yöntemlerini içeren bir yaklaşımdır. Transaksiyonel Analiz kuramında yer alan benlik durumları Freud'un, "id, ego ve süper ego" kavramlarıyla benzerlik göstermektedir. |
|
Devamını oku...
|
|
Mevlana eserlerinde günümüzde kişisel gelişim bağlamında ele alınan birçok konuda güncelliğini hiç yitirmeyen çarpıcı görüş ve düşünceler ileri sürmüştür. Bu yazıda, kişisel gelişimin en popüler konularından düşünce gücü üzerine Mevlana'nın düşüncelerinden hareketle bazı değerlendirmelerimizi paylaşmak isterim. İşte bu konuda Mevlana'nın ölümsüz eseri Mesnevi'den birkaç değerli düşünce incisi: * "Ey kardeş! Sen ancak bir düşünceden ibaretsin. Ondan başka neyin varsa, kemiktir, ettir.Eğer düşüncen, manevi varlığın gül ise, sen de gül bahçesisin; diken isen küllüğe atılacak odun gibisin." * "Şu sonsuz, sayısız halka dikkatle bak, hepsi bir düşünceye dalmış ... |
|
Devamını oku...
|
|
Psikolog, yazar ve filozof William James (1842-1910) şöyle der: "Şimdiki halimiz, nasıl olmamız gerektiğiyle karşılaştırıldığında, yarı uyur yarı uyanık bir haldeyiz. Fiziksel ve zihinsel kaynaklarımızın ancak kısıtlı bir bölümünü kullanıyoruz. Bu nedenle insanoğlu potansiyelinin çok altında sürdürür hayatını. Alışkanlıklarının gereği olarak, sahip olduğu birçok türdeki yetenek kullanılamadan kalmaya mahkum olur." Sen de mutlaka, potansiyelinin ve kaynaklarının ancak kısıtlı bir bölümünü kullandığımızı duymuş ya da okumuşsundur. Derinliklerimizde bir yerde saklı duran sınırsız potansiyelimiz, çok ender olarak tam anlamıyla gelişir. |
|
Devamını oku...
|
|
Çocukluk ve Gençlik Yılları 54. Hükümette Devlet Bakanı, 58. Hükümette Başbakan, 59. Hükümette Dış İşleri Bakanı ve Başbakan Yardımcısı olduktan sonra 28 Ağustos 2007 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti'nin 11. cumhurbaşkanı olan Abdullah Gül, 29 Ekim 1950'de Hamdi Ahmet Bey ve Adeviye Gül'ün oğulları olarak Kayseri'de dünyaya geldi. Gazi Paşa İlkokulu, Nazmi Toker Ortaokulu ve Kayseri Lisesi'ni bitirdi. 1960'ların Kayseri'sinde sağcı öğrencilerin takıldığı üç önemli kurum vardı: Türk Ocağı, Türk Kültür Derneği ve Büyük Doğu Cemiyeti'nin ... |
|
Devamını oku...
|
|
Herkesin hayatın içinde uğruna koşup didindiği gerçek; mutlu olabilmek… Ancak çabaya rağmen bunu başarabilen insanlarsa nedense azınlığı temsil etmekteler. Hatta üniversite bitirmenin, meslek ve statü edinmenin veya varlıklı olmanın da mutlu olabilmeyi başarabilmek için ölçüt olmadığını görüyoruz. Çünkü malumunuz, insan aynı zamanda bıkan bir canlı… İnsanlarımızın çoğunun depresyonda yaşadığı günümüzde, hayatı ayrıntıları çoğaltarak kolaylaştırmakla gülümsemeyi çoğaltmış olmuyoruz. Küçülüp köy haline gelen dünyada ülke sınırlarını aşarak iletişim kurmak mümkün hale gelmiş olsa da, artık birbirimize daha az selam veriyor ve daha az sarılıyoruz. Evimizde her türlü elektronik cihaz -uzaktan ... |
|
Devamını oku...
|
|
Küçük bir rüzgar varmış. Bir köyün çok yakınındaki bir tepede ağaçlara dokunmadan, suların üstünden hissettirmeden geçer, kendi halinde bir yaşam sürermiş. Bir gün tepenin zirvesinde durarak bir karar vermiş. Neye karar vermiş olabilir sizce? Eminim zihninizden birçok cevap geçti. Hepimizin buna benzer hikayeleri var. Bu satırlarda size hikayenin başlangıcını sunacağım. Neden sadece giriş? Şu an sadece girişe ihtiyacımız var da ondan. Rüzgarın kararı nedir, şu an için bilmiyoruz. İlerleyen satırlarda cevabı bulacaksınız. Şimdiki amacımız ise bilgini gücünü keşfetmek. Eski zamanlarda üç yolcunun yolu çölde düşer. Kurumuş bir nehir ... |
|
Devamını oku...
|
|
İnsan dünyaya gözlerini açar ve hızla büyümeye başlar. Büyüdükçe istekleri artar. Doymaz, daha fazla ister. Çalışır, çabalar ve bir gün bazı şeylerin ters gittiğini fark eder. İçinde, ta derinlerden gelen ses ne için çabaladığını sorar. Hiç durmadan tüketen insan, o içindeki kuytu yerden sinyaller almaya devam ettikçe bir gün o eksikliği fark eder. Beş harfli bir kelime: "H-U-Z-U-R" Huzur nedir? Huzur, her türlü karmaşaya rağmen kötünün içinde iyiyi görebilmek, karanın yanında beyazlığı fark edebilmek, öfkenin yerine sabrı ve sevgiyi yudumlayabilmektir. Huzur, fırtınanın ve kara bulutların ardında, sımsıcak gülümseyecek güneşi görebilmektir. |
|
Devamını oku...
|
|
İnsan davranışlarını inceleyen en modern yaklaşımı temsil eden Zihinsel-Dilsel Programlama (NLP) anlayışına göre, insan ilişkilerinin merkezinde "uyum" vardır. İnsanların karşılıklı sağlıklı ilişkiler kurabilmesi de, birbirlerini sevebilmeleri de, ikna edebilmeleri de, uyumla ilgilidir. Uyumun ve Uyumsuzluğun İlişkilerimizdeki Rolü Bir insan, diğer bir insana duyduğu sempati algısını, aralarında hissettiği uyum düzeyine göre belirler. Bu belirleme, hem bilincin hem de bilinçaltının etkisiyle gerçekleşir. Bir başka deyişle, bilincimiz ve bilinçaltımız bir insanla uyumlu olduğumuzu düşünürse, onu daha çok severiz. Kendimizi onun yanında daha rahat hissederiz. Ona duyduğumuz güven düzeyi ... |
|
Devamını oku...
|
|
Aklımız da tıpkı bedenimiz gibi bize aittir. Kendimize hâkim olup önümüze gelen her şeyi yemeyerek nefsimizi terbiye ederken aklımızdan geçen düşünceler üzerinde de hâkimiyet kurabilmeyi öğrenmemiz mümkündür. Enerji konusu ile ilgilenenler, pozitif enerjinin ve dolayısıyla hayat içerisindeki olumlu unsurların nasıl ve ne şekilde çoğaltılabileceğinin bilincindedirler. Bugüne dek konu ile ilgilenmemiş kişiler olabileceğini de göz önünde tutarak, okunanların daha anlamlı olabilmesi için kısa bir özet vermek gerekir diye düşünüyorum. Aklımız, düşüncelerimiz, kafamızın içerisinde uçuşan her ne varsa ... |
|
Devamını oku...
|
|
Gelişimimiz anne karnında başlayarak aile ortamında devam eder. Okulla pekiştirilen bir süreçtir. Bu uzun süreç içinde neler yaptığımız çok önemlidir. Çocuklarımızı bilerek ya da bilmeyerek biz programlıyoruz. Anne ve baba olmaya karar verildiğinde, en önemli nokta çocuğumuzu nasıl eğiteceğimiz ve yetiştireceğimizdir. Geleneksel ve kültürel normlar, önceliği erkek çocuğa vermektedir. Erkek çocuğu gelecekte yani yaşlanınca "sigorta" unsuru olarak görülür. Bu nedenle, 'beyin programları'na da çok küçük yaşlarda 'ileride bizi bırakmayacaksın, bize bakacaksın' garanti sözleri yerleştirilmektedir. "Sen evleneceksin, bir karın olacak. O el kızı, el kızını değiştirirsin ama ... |
|
Devamını oku...
|
|
Hepimizin şikayetçi olduğu ortak bir nokta var: "Unutuyoruz" İsimleri, yerleri, yüzleri, yapmamız gereken işleri, aramamız gereken şahısları unutup kalıyoruz. Hatta bazılarımız "amnezi" adı verilen "hafıza kaybı" hastalığına tutulmuş durumda. Bazı yaşlılarımız ise "bunama" olarak adlandırabileceğimiz "Alzheimer" hastalığının pençesinde kıvranıyor. Unutkanlığa, amneziye ya da Alzheimer'e yol açan birçok faktör var. Alkol kullanımı, beyinde meydana gelen hasarlar, psikolojik ya da duygusal travmalar, depresyon, baş yaralanmaları ve genetik faktörler bunların başlıcaları. Bu yazımızda yukarıda saydığımız etmenleri açıklamak yerine unutkanlığa sebep olan ve günlük yaşantımızda yer alan ... |
|
Devamını oku...
|
|
Arınmaya, yenilenmeye ihtiyacı olan herkese! Bu aralar "Secret" adlı kitap herkesin elinde. Peki ne diyor bu kitap? Ana eksen olarak, isteklerinizi nasıl gerçekleştireceğinizin işaretini veriyor. Bunlar öncelikle olumlu düşüne gücüyle ve stresten arınmış bir bedenle mümkün. Bizi yaşamdan uzaklaştıran en önemli bahanelerden biridir "Zamanım yok!" ifadesi. Kendinize mutlaka zaman ayırın ve beden-zihin bütünlüğünüzü gerçekleştirin. Aşağıdaki 18 öneriyi planlı bir şekilde yaşama geçirmenizi öneriyoruz. Vakit kaybetmeden "hemen şimdi" uygulayın! Sevgiyi de hemen şimdi istiyoruz dostluğu da… |
|
Devamını oku...
|
|
Bir İş Hikayesi Telefon çalıyor. 'Yine şu satış amaçlı aramalardan biridir' diye düşünüyorum. Amerika'ya geldik geleli sürekli bir yerlerin müşterisi yapılmaya çalışılıyorduk. 'Hello. My name is Nancy.' İşte, yine Hintli bir çağrı merkezi elemanı. Peter Sellers'ın The Party filminden tanıyorum bu aksanı. Bu elemanlar Hindistan'dan aradıklarını fark ettirmemeye çalışırlarken, ben de sahte kişilikle yazdıkları ikinci hayatlarının detaylarını bile bile sorardım. Ne sorsam cevabını doğru verirlerdi. GE, British Airways, Citigroup, Amex'in ardından, Daimler-Chrysler, British Telecom, Barclays Bank, HSBC, Honeywell, Aventis ... |
|
Devamını oku...
|
|
1- "Saçları günde 100 kez taramak, onları daha sağlıklı ve parlak yapar": Yanlış Saçlarınız, düzenli tarandıklarında daha sağlıklı olacaklar diye bir kural yok. Üstelik, düşük kaliteli fırçalar saç uçlarının kırılmasına yol açabiliyor. Öneri: Saçlarınızı taradıktan sonra parmak uçlarınızla saç derinize masaj yaparsanız, bu şekilde kan dolaşımınız hızlanacak ve saç kökleriniz daha çok beslenecektir. 2- "Karbonat, dişleri beyazlatır": Doğru Karbonat, bize ışıltılı dişler sağlar. Bunun için, diş fırçasına biraz karbonat döküp dişlerinizi 2-3 dakika fırçalayın, sonra ağzınızı suyla iyice çalkalayın. |
|
Devamını oku...
|
|
10) Nors Mitolojisi Geniş omuzlu, adaleli tanrıları ve balık etli tanrıçalarıyla İskandinav ve Germen kavimlerinin eski Nors dini, kesinlikle çok ilginç bir yaratılış miti. Norse bilimine göre Dünya (Midgard) var olmadan önce, ateş kılıcını kullanan Surt tarafından korunan korla kaplı Muspell; büyük bir boşluk olan Ginnunagagap ve buzlarla kaplı Niflheim vardı. Niflheim'ın soğuğu Muspell'in alevlerine dokunduğunda buzların çözülmesiyle dev Ymir ve büyük inek Audhumla ortaya çıktı. Sonra inek, Tanrı Bor ve karısını yalayarak hayata döndürdü. Çift'in Buri adlı bir çocuğu oldu. Buri'nin ise üç oğlu oldu: Odin, Vili ve Ve. Oğullar kalkıp Ymir'i öldürdü. Ymir'in etinden Dünya; kemiklerinden dağlar; saçından ağaçlar; kanından ise nehir ve ... |
|
Devamını oku...
|
|
Akıl ve vicdan sahibi olan her insan hatta hayvanlar dahi bu kalabalık dünyada ihtiyaç hissettiği andan itibaren mutluluğu aramaya başlar. Bir hayvanın ihtiyaç duyduğu mutluluk, insanın ihtiyaç duyduğu mutlulukla kıyaslanamaz. Çünkü hayvanın ihtiyaç duyduğu istek, zevk gibi duygular içgüdülerle sınırlanmıştır. Erdem sahibi ve olgun insan dahi, hayal ettiği ve arzuladığı mutluluğun ne olduğunu, onu nelere götüreceğini tam olarak bilmediği ve tasavvur edemediği için mutluluğun sınırlarını belirleyemez. Birçok mutlu ya da kendisini mutlu olarak adlandıran insan vardır ki; hırs ve tutkuların esiri olarak kendi hayatlarını cehenneme çevirmişlerdir. En ilkel ve basit insanın dahi bitmez tükenmez bir heves ve arzusu vardır. |
|
Devamını oku...
|
|
Depresyon, yaşadığımız ve engelleyemediğimiz olumsuz deneyimler sonrasında, yaşamdan aldığımız zevkin azalarak geleceğe dair umutlarımızın tükendiği ve yaşamdan beklentilerimizin kalmadığı bir nokta… Öğrenilmiş Çaresizlik Kuramı ise, 1970'lerde yaptığı öğrenme deneyleri sonucunda Martin Seligman tarafından ortaya atıldıktan sonra, bugün de halen depresyon modellerinde büyük rol alıyor. İlk önce, davranış laboratuarının kapısını aralayarak deneyin orijinaline bir göz atalım isterseniz. Seligman, deneyinin ilk yarısında denek olarak kullandığı köpekleri sürekli ama kısa aralıklarla şiddetli elektrik şoklarına maruz bırakıyor. Laboratuardaki köpekler, maruz kaldıkları ve daha da önemlisi engelleyemedikleri bu ceza karşısında çaresizlik geliştiriyorlar. |
|
Devamını oku...
|
|
NLP'nin ardından NHR - Neuro Hypnotic Repatterning'i tasarladınız. Öncelikle, sizin dilinizden bu metodu tanıyabilir miyiz? "NHR - Sinirsel Hipnotik Modelleme" beyin kabuğundaki geçitler düzeyinde insanların düşünce sistemlerini yeniden yapılandırmak üzere hipnotik süreçleri kullanmak anlamına geliyor. NHR, bizi iletişim becerilerinin ve ikna kabiliyetinin ötesine taşıyarak, kendi bedenimizin ve beynimizin kimyasını ve sinirsel bağlantılarını kullanma yoluyla inançlarımızda, düşüncelerimizde, duygularımızda değişim yaratıp acısız bir şekilde hayalini kurduğumuz hayata adım atmamızı sağlar. NHR'nin kullandığı yöntem, bir strateji belirlerken bütünü ... |
|
Devamını oku...
|
|
|