Kant, hiç kuşkusuz, tüm zamanların en büyük ve etkili filozoflarından biridir. Bir kırk beş boyunda, sıska bir insan olan Kant, Pascal’ın ‘düşünen bir kamış’a benzettiği bedeni ile cılız, aklı ile evreni kavrayabilen insan tanımına tam tamına uygundur. Könisberg’de doğan ve uzun yaşamı boyunca oradan hiç ayrılmayan Kant’ın saat gibi işleyen düzenli bir hayatı vardır. Her sabah, yanında çalışan adamı Lampe, beşe beş kala filozofu “Herr Profesör, vakit geldi” diye uyandırır. Beş dakika sonra, entarisini ve terliklerini giymiş olarak çalışma masasına oturur. O gün vereceği dersi hazırlar. O arada birkaç fincan çay içip gün içinde kendine içme izni verdiği tek sert tütünlü pipoyu tüttürür. Saat yedide sınıfa girerek ders verir. Bu küçücük, cücemsi adam, ağzını açıp konuştuğu zaman dinleyenlerin gözünde devleşir. Herder’in dediği gibi, onun dudaklarından dökülen dil ‘şimdiye dek insan dudaklarından dökülmüş en derin dil’dir.
|
|
Devamını oku...
|
|
Elleriniz Bedeninize Şifa Olsun Muhtemelen Reiki’den daha kolay ve etkili hiçbir tedavi metodu yoktur. Nerede olursak olalım kendi kendimizi tedavi edebiliriz; çünkü Reiki daima bizimle beraberdir ve onu kullanmak için bir yardım veya araca ihtiyacımız yoktur. Ne zaman, nerede bir ağrı hissederseniz veya kendinizi kötü hissederseniz, yorulunca, aşırı çalışınca, panik içindeyken Reiki enerjisi ile hemen sakinleşir ve gevşersiniz ve onu tekrar güçlenip uyum içinde olmak için kullanırsınız. Bununla beraber olağanüstü durumlarda tedavi için kendinizi sınırlamayınız. Bir kere birinci Reiki derecesini başarınca yaşam akümülatörünüzü her gün Reiki vererek şarj edebilirsiniz. Böylece birçok hastalık gelişme imkanı bulamaz ve birçok sıkıntıdan korunursunuz. Spiritüel gelişmeniz artar ve hayatınız bir başka kaliteye ulaşır. Kendi kendinize Reiki tedavisi uygulamak mümkündür. Bunun için başka birine Reiki verirken uygulanan yöntemlerin benzerlerini ... |
|
Devamını oku...
|
|
|
5 Haziran 1932’de beyin felcinin kurbanı olarak Dublin’de dünyaya geldi. Bir duvarcı ustasının 13’ü hayatta kalabilen 22 çocuğundan biriydi. Doktorlara bakılırsa konuşamayacak ve hareketlerini kontrol edemeyecekti; sol ayağı hariç... Dört aylık olduğunda bebeğin davranışlarına yansıyan değişiklikleri ilk olarak annesi fark etti. Bebeği beslemeye çalışıyor; ancak kafası sürekli arkaya düşüyordu. Boynunun arkasına elini koyup, kafasını sabit tutarak bunu düzeltmeye çalıştı anne. Fakat elini çektiği anda tekrar arkaya düşüyordu. Bu, ilk uyarı işaretiydi. Bebek büyüdükçe diğer zorluklar da birer birer çıkıyordu ortaya. Elleri neredeyse sürekli olarak sımsıkı kapalıydı ve arkaya doğru bükülüyordu. Çenesi kapalı olduğundan biberonu kavrayamıyor, aniden yumuşayıp gevşeyen ağzı bir tarafa kayıyordu. Endişeli anne korkularını babasına açtı ve daha fazla gecikmeden tıbbi yardıma başvurmaya karar verdiler. Bebeği hastanelere taşımaya başladıklarında bir yaşını geçmişti. |
|
Devamını oku...
|
|
Fiziksel ve kişilik gelişimimize ailemiz katkıda bulunurken, kişisel gelişimimizin önemli bir ayağını arkadaş çevremiz oluşturur. Çocukken birlikte oyun oynayacak, kaçıp kovalayacak bir arkadaş arayışı içine gireriz. Sonra bu ihtiyaç bir sırdaşa, dertlerimizi ve neşemizi paylaşacak bir dosta duyulan bir gereksinime dönüşür. Arkadaş edinmek, onlarla vakit geçirmek sosyalleşmenin temel şartıdır. İnsan biyolojik olduğu kadar sosyal bir varlıktır. Sosyalleşmek, bir gruba ait olmak insanın temel ihtiyaçlar arasındadır ve bu ihtiyaç sadece aile bireylerinin varlık ve desteğiyle karşılanamaz. Sosyalleşme süreci içerisinde atılan her adım, kişilik gelişimi açısından önemli rol oynar. Arkadaş seçimi konusunda bilinçli bir yaklaşım kişinin geleceği açısından hayati değere sahiptir. Arkadaşlar bireyin kendi dünyasından sıyrılıp yeni dünyalarla tanışmasına ve farklı bakış açıları geliştirmesine yardımcı olurlar. |
|
Devamını oku...
|
|
Bol Su İçelim!... Su, organizmanın işlevini sürdürebilmesi için gerekli temel ihtiyaçlarından biri. Vücudumuzun yüzde 60’tan fazlasını oluşturan suyun hayat kaynağımız olduğunu söyleyebiliriz. Gerek terleme, gerek böbrekler, gerekse nefes alıp-verme aracılığıyla vücuttan atılan suyun geri alınması sağlığımız açısından çok önemli. Normalde vücudun su kaybı kilonun yüzde 0.2’si kadar olmalı. Örneğin 55 kg ağırlığındaki bir kadın için 110 gramlık su kaybı ideal bir miktar olarak kabul edilebilir. Ancak su kaybı yüzde 0.5 olunca susuzluk ortaya çıkar. Yaz aylarında bol su içmek gerekiyor. Çünkü diğer mevsimlere oranla bu aylarda daha çok terleyerek daha çok sıvı kaybediyoruz. Üstelik sıcak hava vücutta aşırı ısınmaya yol açıyor. Bu durumda vücuttaki su, ciltteki gözenekler vasıtasıyla dışarı çıkınca (terleyince), vücudun iç ve dış ısısı dengeleniyor ve sıcak havaya daha kolay uyum sağlayabiliyoruz. |
|
Devamını oku...
|
|
600 yılı aşkın bir süre boyunca üç kıtada hükümranlık sürecek bir cihan imparatorluğunun, Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Gazi. Yaklaşık 700 sene önce beyliklerle parçalanmış Anadolu topraklarını tek bir bayrak altında topladı ve Selçuklu ile Bizans sınırlarındaki bir uç beyliğinin topraklarına dünya tarihinin akışını değiştirecek güçlü imparatorluğun tohumlarını attı. İslam geleneklerini Selçuklu uygulamalarıyla aynı potada eriterek Türk-İslam kültürü çatısında devleti sağlam temeller üzerine oturtan Osman Gazi’nin adı, kılıcından çok adaletiyle yazılmıştır tarih sayfalarına. İdari beceri ve askeri hüneri yanında halkın rızasını kazanma gayreti ve hayırseverlik duygularıyla da kendisinden sonra imparatorluğun başına geçecek olan 35 padişaha örnek oldu. Üç günde bir yemek pişirip fakirleri doyurmak gibi insaniyet ve cömertlik örneği olan pek çok ... |
|
Devamını oku...
|
|
Hayatın Kölesi miyiz, Yoksa Efendisi mi? Hayatı kendimize yük edinmemeliyiz. Hiçbir insan, dünyaya gelişini, cinsiyetini, ırkını, hangi ülke vatandaşı olacağını, hangi dine mensup bir ailenin çocuğu olarak doğacağını, fiziksel özelliklerini kendisi seçmemiştir. Bu durum Kuran-ı Kerim’de En’am Süresinin 111. ayetinde “Rabbin dilediğini yaratır ve seçer; onlar için seçim hakkı yoktur. Allah, onların koştukları ortaklardan münezzehtir” buyruğuyla belirtilmiştir. İnsan, Allah’ın kendisine bahşettiği hayatı yaşamak zorundadır. Zira kendi hayatına son vermesi, Allah’ın yasakladığı bir davranıştır. Ebû Hureyre’den rivayetle bir hadis-i şerifte Hz. Muhammed şöyle buyurmaktadır: “Her kim kendini bir demir parçasıyla öldürürse, demiri elinde karnına vuruyor olarak ebedi ve daimi surette Cehennem ateşindedir. Her kim de dağdan aşağı atıp kendini öldürürse yüksekten düşer olduğu halde, ebedi ve daimi surette Cehennem ateşindedir.” |
|
Devamını oku...
|
|
< Yıldızları gözleyin, sayabilirseniz sayın. < İş yerinde rahatlamak için kağıttan bir uçak yapın ve fırlatın. Patronunuzu da aynısını yapmaya ikna edemediyseniz, onun olmadığı zamanları kollamalısınız. < Uzun süredir toplamaya üşendiğiniz bir dolabı düzenleyin. Bu iş gözünüzde büyüyorsa her güne bir çekmece ayırarak görevi kolaylaştırabilirsiniz. < Yeni yürümeye başlayan bir çocuğa yürüyüşünde eşlik edin. Düşe kalka büyümenin ve öğrenmenin ne demek olduğunu hatırlarsınız. < Pikniğe gidin. Çimenlerin boyamasından korkmayacağınız giysiler geçirin üstünüze. Ya da en iyisi yeşil bir şeyler giyin. Şimdi çimenlerin üzerine çekinmeden boylu boyunca uzanabilirsiniz. < Bir film izleyin ve yanında patlamış mısır yiyin. Ya da canınız patlamış mısır çektiğinde yanında iyi gidecek bir film izleyiverin. |
|
Devamını oku...
|
|
Çocuklarınızın sizi çıldırttığı dönemler oldu mu? “Aman Allah’ım! Kime çekmiş bu çocuk? Bizim ailede böyle yaramaz birisi daha yok!” dediğiniz ve utanmasanız saçınızı başınızı yolacağınız anlarınız oldu mu hiç? Mutlaka olmuştur! Size göre çocuğunuz, misafirliğe gittiği zaman uslu durmalı, okulda formasını kirletmemeli, defterini yırtmamalı ve eşyaları her zaman düzenli olmalıdır değil mi? Pek çok anne-babanın, çocuğu henüz küçükken dilinden düşürmediği dua bu minval üzeredir zannediyorum. Üzülmeyin, sadece siz değil, çocuk eğitimi üzerine 4 yıl eğitim-öğretim görmüş olan öğretmenler de sizinle aynı duyguları paylaşıyorlar. Geçenlerde benimle konuşmak için yanıma gelen bir anne-baba, ilkokul birinci sınıfa giden çocuklarının, evde çok hareketli olduğunu; ancak öğretmenlerinin korkusundan olacak ki sınıfta süt dökmüş kedi gibi oturduğunu söylüyorlardı. |
|
Devamını oku...
|
|
Çinliler yüzyıllardır yüz okuma sanatını kullanarak detaylı karakter analizleri yapıyor ve pek çok hastalığı teşhis edebiliyorlar. Çin yüz okuma sisteminde yüz Yin&Yang’ın Taoist teorilerine göre 108 temel bölgeye ayrılıyor ve bu bölgelerin her biri vücudumuzdaki organların karşılığı oluyor. Yüz bölgelerindeki biçimlenmeler, renk ve doku değişimleri ise karşılık geldikleri organların ne kadar sağlıklı olduklarına dair ipuçları veriyor. Böylece kişilerin mevcut ve gelecekteki sağlık durumlarına göre değerlendirmeler yapılıp tedavi yöntemleri önerilebiliyor. Çin Tedavisinde Yüz Çizgileriniz Hastalıklarınız Hakkında Neler Söylüyor? Böbrek: Çok fazla çalışıyor, az uyuyor, oldukça yüksek miktarda kahve içiyor ve fazla sorumluluk yükleniyorsanız gözlerinizin altındaki yarım ay şeklindeki böbrek/karaciğer bölgesine bakın. Eğer bu bölge ... |
|
Devamını oku...
|
|
Gözler yalan söylemezmiş; ama yüz okuma sanatına bakılırsa yüzünüzde gözler haricinde yalan söylemeyen onlarca bölge ve çizgi var. Dudaklarınızın sakladığını kaş biçiminiz, göz şekliniz ya da alnınız ele verebiliyor. Ağzınız kalbinizin tertemiz olduğunu söylese de kulaklarınız veya çene yapınız onu yalancı çıkarabiliyor. Gerçek kimliğimizin kendini görünür kıldığı, zihinsel/ruhsal varlığımızın fiziksel bir niteliğe kavuştuğu yüzümüz duygularımızın ve sağlık durumumuzun kendisini aşikar ettiği ilk yer. Yani yüzümüz okunmayı bekleyen bir kitap gibi... Yüzünüzün şekli, bakışlarınızın derinliği, dudaklarınızın rengi; duygusallık düzeyiniz, yalana meyletme ihtimaliniz, problemleri çözme yollarınız, ne kadar paragöz olduğunuz, hırslarınız, tutkularınız ve iletişim becerileriniz gibi pek çok karakter özelliğine dair ipuçları veriyor. Antik Çin’de ve Antik Yunan’da kullanılmaya başlanan ve günümüzde de popülerliğini sürdüren yüz okuma sanatıyla yüz çizgileriniz ... |
|
Devamını oku...
|
|
İletişim kurmamak imkansızdır. Ancak, asıl önemli olan kurduğumuz iletişimin bizi istediğimiz sonuçlara ulaştırıp ulaştırmadığıdır. İyi ilişkiler kurmak istediğimiz kişi veya kişiler ile bunu bir türlü sağlayamıyorsak, iletişim modelimizi gözden geçirmenin veya tanıklık etmenin zamanıdır. İnsanların birbirleriyle anlaşmaları veya anlaşamamaları bir tesadüf müdür? 23 yıllık eğitimciliğim süresince öğrenci, öğretmen, veli, yönetici, danışman, konuşmacı, iş arkadaşı, patron gibi farklı rollerin yanı sıra özel yaşamımda da evlat, kardeş, kız çocuk annesi, erkek çocuk annesi, sevgili, eş, komşu, müşteri gibi birbirinden farklı roller üstlendim. Bu deneyimlerde insanların gerginlik anlarında suçlayan ve tehdit eden iletişim modelleri kullanarak nasıl iletişim kurduklarını gözlemledim. Gözlemlerime göre iletişimlerinin sonucunda rahatsız edici bir deneyim yaşayan insan genellikle; < Karşı taraftan gelen mesajları ya kimlik, değer veya inançlar ... |
|
Devamını oku...
|
|
Başarı ve mutluluk herkesin ortak hedefleri arasında yer almaktadır. Kimileri başarıyı içinden gelen güçle elde etmeye çalışırken, kimileri de etraflarına bakınarak ve çevrelerinde gördükleri başarılı kişileri model alarak yakalamaya çalışırlar. Model almak başarıda önemli bir adımdır. Bu gün dünyanın pek çok yerinde azmi ve sabrıyla başarıya ulaşmış binlerce kişi mevcuttur. Onlar, başarılı olabilmek için pek çok yol denemişler ve uzun uğraşlar sonunda başarıyı yakalamışlardır. Başarılı ve mutlu olmanın bir yolu da geçmiş tecrübelerden yararlanmaktır. Büyüklerin sözlerine kulak vermek ve onların yaşadığı deneyimlerden istifade edebilmek önemlidir. Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Sezar’ın hakkı Sezar’a verilmelidir. İlk insan Hazret-i Âdem’den bu yana başarı ve mutluluk üzerine söylenegelen pek çok söz vardır. Bu yazımızda başarı ve mutluluk üzerine söylenmiş sözlerden oluşan küçük bir derleme yaptık. İlk insan, ilk peygamber Hz. Âdem’den günümüze kadar gelen ... |
|
Devamını oku...
|
|
‘Tek bir başarı vardır? O da istediğiniz gibi yaşamaktır.’ Ne kadar güzel bir söz; fakat kaçımız bunu yapabiliyoruz. Türk toplumunda hep başkaları için yaşamak öğretilmiştir. Hepimizin aile kültüründe bu vardır; elalem için evimizin en güzel odasını, salonunu temizler kapatırız, elalem için takıp takıştırırız ve hep ama hep başkaları için hayatımızı yaşarız. Ve biz kadınlar bunu o kadar iyi yapıyoruz ki, en akıllı kadından en cahilimize kadar adanmışlık timsaliyiz. Ve işte bu yüzden de bizim erkekler tarafından bu kadar çok ezilmemiz gayet doğal, hatta bize az bile yapıyorlar. Kendimizi hiç adamayalım demiyorum ama gerçekten kadının bu kadar teslimiyetçi olması bu günkü bu eşitlik karmaşasını ve kadının ikinci planda rol oynamasına en büyük sebep. Kendi adıma ben de böyleyim, benim de hayatımın büyük çoğunluğu başkaları için yaşamakla ve onlar için bir şeyler yapmakla geçti. |
|
Devamını oku...
|
|
Her insan içinde bulunduğu durumdan daha iyisini hak ettiğini düşünür. İnsanın bu düşünceye sahip olması, onun var olma ve gelişme özelliğinin en önemli parçasını oluşturur. Okul derslerinden en yüksek notu almayı, ödevlerini günü gününe yapmayı, matematik, fen bilgisi, sosyal bilgiler ve Türkçe derslerinden; deneme sınavlarından en yüksek puanı almayı; derslerde öğretmenin sorduğu sorulara en önce doğru cevaplar vermeyi, arkadaşlarımız tarafından sevilen biri olmayı hepimiz çok isteriz. İyi bir fakültede okumayı, yüksek maaşlı ve saygın bir işte çalışmayı, iyi bir mevkide hatırı sayılır, insanlar arasında sözü dinlenir biri olmayı hangimiz arzu etmeyiz ki? Ancak isteklerine kavuşabilenler ne yazık ki çok küçük bir azınlık. Bunlar da istekleri doğrultusunda vakit kaybetmeden adım atanlardır. İstekler, gerekçeleri ile anlamlıdır. Biz bir şeyi istiyor ancak adım ... |
|
Devamını oku...
|
|
Ömrünün büyük bölümünü delilikle baş etmeyi, onula dost geçinmeyi öğrenerek geçiren, kaçıklığın diplomalı uzmanı bir yazar Ayşe Nil. Romanlarında ve şiirlerinde, geçirdiği mani nöbetleri boyunca bir ‘deli’ olarak yaşadıklarını, akıl hastanesinin buz kesen odalarında hissettiklerini, bir kaçık olmanın nasıl bir şey olduğunu samimiyetle ve dürüstçe aktardı. Çok okuyan, çok düşünen, zekanın sınırlarını zorlayan ve sonunda akıllılıkla deliliğin arasındaki ince duvarı aşarak deliliğin diyarına ayak basan Ayşe Nil, söyleyecek daha çok şeyi varken geçtiğimiz ay aramızdan ayrıldı. Ayşe Nil, 1942 Konya doğumlu. Ted Ankara Koleji’nden sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne devam eder. Evlenir, bir yandan da Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etüdleri Enstitüsü’nde master programına devam eder. “İki çocuk, iş, master ve ev... Hiç yardımcı olmayan, üstelik kendine özel bir önem verilmediği için gücenen bir eş. |
|
Devamını oku...
|
|
1. Başarılı olamayacağınızı söyleyen sesin yaramaz bir yalancı olduğunu unutmayın. 2. Ağaç dikin, yabani otları yolun, bırakın elleriniz kirlensin. 3. Gülmek için, size eşlik edecek birilerinin olmasını beklemeyin. 4. Bahçenizde veya balkonunuzun uygun bir köşesinde domates biber yetiştirin. Birkaç tane de olsa tohumunu elinizle ektiğiniz bir sebzeyi yemek çok tatlı gelecektir. 5. Sabredin, istediklerinizin gerçekleşmesi için belirlenmiş doğru bir zaman vardır mutlaka. 6. Bir şeyler üretin. Resim yapın, yazı yazın, atkı ya da kazak örün. 7. İnsanları yargılamadan önce kendinizi bir anlığına onların yerine koyun. 8. Yavaşlayın ve anın keyfini çıkarın. 9. Uzun süredir kin beslediğiniz birini affedin. 10. İnsanlardan sürekli onay almayı beklemeyin, bu sizi köle ve ... |
|
Devamını oku...
|
|
|
< “Ben yolu sormuyorum, arkadaş arıyorum. Nasıl demişler: evvel arkadaş, sonra da yol.” < “Bir yâr, dîvâne, fakat akıllı bir yâr; şunu bunu düşünmeyen (mâsivâya yabancı olan) bir yâr.” < “Dosttan ayrılan gönül, medreseden, mektepten aldığı bilgilerle asla huzura ermez.” < “Sinende dağlar yok; varlığın gecesinde. Kendini ancak onun ışığında tanırsın.” < “Eğer sevgiliden sen mahrem bakış istersen, O’na aşinaların eteklerine sarıl.” < “Ey genç, böyle bir gönlün (Allah sarhoşu bir gönül) eteğine yapış; köle doğmuş iken hür öl.” < “Ele bir şişe geçir: onu hakimâne iç. Ve bu hayat bezminden öylece çekilip git.”
|
|
Devamını oku...
|
|
İş yaşamının sarsılmaz kuralları ve bu kurallar ile yaşam arasında bocalayan iş insanları vardır. Bu düzensizlik içinde hırpalanan insan ruhu bir arayışta olmalıdır. Kendi bakışındaki duruluk ve arınma için bu arayış gereklidir. Aksi taktirde kulaklara korkulu sesler çalınmaya başlayacaktır. Korkulardan azat olmak, kişinin kendisine yaklaşımına bağlıdır. İş yaşamı, içinde bulunulduğunda göründüğünden çok daha farklı olduğu anlaşılan bir yapı arz ediyor. Öyle kitabî verilerle tanımlanan, yahut teorik bilgilerin varsayımları ışığındaki tariflere uymaz iş yaşamı. Ancak içine girip rekabet, organizasyon, planlama, düşme, toparlanma kokan havasını soluduğunuzda anlarsınız iş dünyasının kaç bucak olduğunu. İş yaşamı denildiğinde, yönetici dayatmalarıyla oluşan teorik sapmalardan, işletme ilkelerindeki tuhaflıklarla dolu yapıya kadar insan ruhunu içine alıp cenderesinde öğüten bir yaşam diliminden ... |
|
Devamını oku...
|
|
Kışın sert soğuklarını hissetmeye başladığımız bu günlerde hava değişikliği nedeniyle cildiniz tehlike altında olabilir. Yaz kış demeden cildinize iyi bakmak ise oldukça kolay. Evdeki Malzemeyle Cildinizi Koruyun Yulaf, çikolata, buğday, bal ve pirinç. Hepsi de enerji ve güç veren besinler. İçerdikleri yüksek orandaki besin değerleri nedeniyle cildin doğal savunma mekanizmasını güçlendirerek dış etkenlere karşı koruma sağlıyor. Yulaf: Yulaf gevreğini sabah kahvaltıda süt veya yoğurda ilave ederek yiyin. Zengin protein, lif, vitamin (özelikle de B ve D vitaminleri) ve mineral kaynağı (100 gramında 53 mg kalsiyum, 405 mg fosfor, 4.5 mg demir ve 268 mg potasyum bulunuyor) olan yulaf, güç ve enerji verici özellikler içeriyor. Buğday: Kolesterol ve tansiyon düşürücü etkili buğday, yüksek ... |
|
Devamını oku...
|
|
|