İstatistikler
Ziyaretçiler: 920791
|
Kolay Ulaşım
“Her türlü bilginin ilk şeklinden başka bir şey değildir” diyor Alain hata için. Yine bir anonim sözümüz, kişiyi başarıya götüren yoldaki işaret taşlarına benzetiyor hataları. Albert Einstein ise, hata yapmayan insanın olamayacağını belirttikten sonra, “Kişinin insanlıktaki derecesi, hatalarını kabul edip düzeltmek için gösterdiği gayret ve titizlikle ölçülmelidir.” diyor. Hz. Ömer, “Hatalarımı bir hediye gibi önüme getirene Allah merhamet etsin.” sözüyle hata yapmama konusundaki titizliğini gösterirken bir taraftan da dua ediyor. Hata, yapılan bir eylemin yanlışlığının ortaya çıkması olarak tanımlanabilir. Hata, insan kadar, hayat kadar, hava ve su kadar ... |
|
Devamını oku...
|
|
Çocuklar Gelişimin Resmini Yapıyor Çocuğun resimle ilk buluşması genellikle merak ve oyun oynama isteğinin sonucunda ortaya çıkar. Çocuk, eline geçirdiği kalemi veya boyayı uygun bir yüzeyde hareket ettirerek iz(ler) bırakır. Kendiliğinden veya taklitle keşfettiği bu oyun oldukça hoşuna gider. Çocuğun ilk çizgileri, belli bir plan ve düzen çerçevesinde gerçekleşmez. Motivasyon gerektirmeyen ilk çizgiler ve karalamalar çocuğun motor ve zihinsel gelişimine bağlı olarak gelişerek değişir. Sanatsal başlangıcın ilk unsurları, ileri-geri ve dairesel hareketlerle ya da kalem ucuyla yüzeye vurularak ortaya çıkar. Bu ilk ... |
|
Devamını oku...
|
|
Yalnızlık bir felaket değil, bir lütuftur aslında. Kendimizi tanımamız ve takip edeceğimiz yolu keşfetmemize yarayan bir hayat deneyimi... Kabul edilme, onaylanma ve diğerlerini memnun etme isteği bizi türlü rollere bürünmeye zorlar. Yalnızlığın gayesi ise bu rollerden sıyrılma, yazar Herman Hesse’nin (1877-1962) de ifade ettiği gibi bir iç keşiftir. Şöyle der Herman Hesse: “Yalnızlık, alın yazısının, kişiyi kendi özüne ulaştırmaya çalıştığı bir yoldur.” Yani, yalnızlığın sancılarını hissettiğimizde, ondan kaçmak yerine kendimize ondan ne öğrenebileceğimizi sormalıyız. Bir boşluk hissiyle çevrelendiysek şayet, bu, kendi hayatımızın amacına odaklanmadığımız anlamına gelir. Bu durumdan kurtulmak için ... |
|
Devamını oku...
|
|
Çocukluğumun sevimli Nubar amcası... Asıl adı Nubar Alyanak’tır. Gerçekten de, yanakları soyadını tamamlar. Sevimli ihtiyar yüzünü tamamlayan siyah takkeyi başında gördüğümde, gözümün önüne hep akşam namazından dönen komşumuz rahmetli Rahmi amca gelirdi. Sokağımızın aşina yüzüydü o. Ceplerinde mutlaka şeker bulundurur, cami dönüşü başından çıkarmadığı takkesiyle bastonuna yaslanarak sokağa girdiğinde bütün çocuklar etrafını sarar, Rahmi amcaya sevgilerini belli ederlerdi. O da cebinden hiç eksik etmediği şekerleri üçer beşer dağıtıp çocukları mutlu ederdi.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Baktığını görebilmek, gördüğü güzellikleri fark ederek değerini bilmek ve bu değerlere şükredebilmek, kendini mutlu etme yolunda insanın sahip olduğu en güzel meziyetlerdendir. Baktığı yerdeki, yaşadığı olaylardaki güzel ve olumlu yanları görebilmekle artar mutluluğun kalitesi. İnsanın kendisi çeker mutluluğu ya da mutsuzluğu bir mıknatıs, bir sünger gibi... Güzellikleri görmeyi bilenler mutlulukları, olumsuzlukları görmeyi bilenler ise mutsuzluğu yakıştırırlar bir elbise gibi kendilerine. Mutluluk elbisesini giyenler; tebessümleriyle, sevinçleriyle, aldıkları huzurla süsleyerek tamamlarlar güzelliklerini. Mutsuzluk ... |
|
Devamını oku...
|
|
Büyük kızı ve minik oğullarıyla birlikte anne ve baba, ailecek hafta sonunu piknik yaparak geçirmeye karar verirler. Piknik yerine vardıklarında anne yemeği hazırlarken, çocuklar babalarıyla birlikte yürüyüşe çıkar. Uzun bir yürüyüşten sonra oldukça yorulan küçük çocuk yalvaran gözlerle, ‘Babacığım, çok yoruldum. Lütfen beni kucağında taşır mısın?’ der. Baba ‘Ben de yorgunum oğlum’ der demez çocuk ağlamaya başlar. Baba tek kelime etmeden etraftan kopmuş bir ağaç dalı bulur. Dalı bıçakla biçimlendirip çocuğa zarar vermeyecek biçimde yontar. Sonra küçük oğluna verir: ‘Al oğlum, sana güzel bir at!’ der. Çocuk sevinçle dal parçasından yontulmuş ata biner ve sıçrayarak, ata vurarak annesinin yanına gider. Babasını ve ablasını ... |
|
Devamını oku...
|
|
|
Bir varmış bir yokmuş... Bir büyümüş çocuk varmış... Evden işe gelirken yolda durmuş... Caddede arabalar hızla yanından geçiyormuş... Hala yaşıyor olmak büyük bir mucize diye düşünmüş... Annesi erken kalkmasını tembihlediği halde yine bildiğini okumuş... Şimdi yasak saatte işe gitmek için durakta otobüs bekliyormuş... Beklediği otobüs uzun süre gelmemiş... Beklemek sıkıcıymış... Arkasındaki parkta çim biçiyormuş bir makine, vızır vızır... Durak sarsılmış, dengesini kaybeden makine camları parçalamış. Hastanede açmış gözlerini büyümüş çocuk... Yüzü sargı içinde, annesi bir köşede şaşkın ağlıyor, “Yüzü bir daha asla eskisi gibi olamaz” diyor doktor... “Göz kapaklarını kontrol edebilir belki.” |
|
Devamını oku...
|
|
Yeşilliklerin huzur veren tonlarını seyrederek, temiz havanın ciğerlerindeki ferahlığını hissederek ormanda özgürce dolaşmak, mutluluğun tanımıydı onun için. Daha küçük bir çocuktu ama çok şanslı olduğunu düşünüyordu. Hayatta, uğruna mücadele vermesi gereken hiçbir şey yoktu. Tüm ihtiyaçlarını ailesi karşılıyordu. O da her gün ağaçların rüzgarla dans ettiği ormana gidiyor ve canı sıkılana kadar yürüyor, yürüyor, yürüyordu. Zamanın hiçbir önemi yoktu onun için. Hangi günde olduğu, saatin kaç olduğu gibi kavramlar çok uzaktı ona. İnsanların zamanı niye bu kadar kafaya taktıklarını anlayamıyordu. Yine ormanda gezintiye çıktığı bir gün, ağaçlardan birinin dalındaki kıpırtı dikkatini çekti. Yavaşça yaklaştı dala doğru. İlginç bir manzara onu ... |
|
Devamını oku...
|
|
Kendimize yönelik olarak geliştirdiğimiz inançlarımız vardır, bunlarla kendimize sınırlar koyarız. Deriz ki; ben duygusalım, ben sinirliyim, ben pırasa sevmem, ben yazı yazamam... Bunlar gibi binlercesi beynimizde birer nörona karşılık gelir. Nöronun oluşumu için 21 güne ihtiyaç vardır. Eğer bir düşüncemizi, inancımızı değiştirmek istiyorsak 21 gün boyunca yeni düşünce kalıbına odaklanıp sabretmemiz gerekir. Mesela; bamya sevmiyorsanız ve her sorulduğunda bunu tekrarlıyorsanız bamya ile ilgili bir inancınız ve dolayısıyla bir nöronunuz oluşmuş demektir. Bu tür inanç kalıpları beslenme düzenimiz ve kilo durumumuz üzerinde de son derece etkilidir. Kilo vermek ya da almak isteyen insanların ... |
|
Devamını oku...
|
|
|
Şöyle bir düşünün. Bu güne kadar “İşte bu benim günüm” dediğiniz bir gün yaşadınız mı? Tamamı kendinize ait, tamamı kendinizle beraber, yirmi dört saat geçirdiniz mi hiç? Bu yirmi dört saatin her dakikasını (1.440 dk) ve her saniyesini (86.400 sn) kendiniz için kullandınız mı? Her şey o kadar hızlı ve o kadar çabuk değişiyor ki, bu hız karşısında insan kendisini unutuyor. “Değişenler”e ayak uydurmak isterken, değişen biz oluyoruz. Başımızı kaldıralım ve gerçekten bakalım şöyle bir etrafımıza. Çağımız insanının kendisine ait bir günü bile yokken, ortaya çıkan yenilikler, sözde insan için yapılıyor; fakat bu yenilikler karşısında insan kendisiyle baş başa kalamıyor ve kendisini kaybediyor. Sonrasında ise hiç karşılaşmadığı problemler bırakmıyor yakasını. Dertler, sıkıntılar ... |
|
Devamını oku...
|
|
|
1. Her duyduğunuza, her gördüğünüze inanmayın. Görünenin ve duyulanın ardındakini araştırın. 2. Kalbinizin söylediği yer, hiç bilmediğiniz, hiç uğramadığınız bir yer de olsa gidip bakın. 3. Ne istediğiniz kadar ne istemediğinizi de bilin. Bu, karar verme aşamasında daha belirleyici bir kriterdir. 4. Tecrübeli kişilerin önerilerini kulak arkası etmeyin. Onlardan daha zeki ve bilgili olduğunuzu düşünseniz bile... 5. Burnunuzun dikine gitmeyin. İnat, kimi zaman engelsiz bir yolda bile önünüze engebeler çıkarabilir. |
|
Devamını oku...
|
|
Şair Can Yücel’in dizelerinde anlatmış olduğu gibi, birbirlerine fiziksel olarak dokunsalar değecek kadar yakın mesafede oldukları halde, aralarında iki kıta arasındaki mesafeden daha uzak mesafe oluşturmaz mı bazı insanlar? Anlaşmak, birbirini anlamak demektir. Birbiriyle anlaşan insanlar birbirlerine “yakın”dır. Onlar birbirlerini anlar, dinlerler. Birbirlerinin farklı düşünmesini, farklı zevklerini, farklı bakış açılarını, farklı öğrenme biçimlerini, farklı sevgi dillerini takdir ederler. Ortaya çıkan sorunlarını çözmeye odaklanırlar. Karşıdakinin duygularını anlamaya çalışır, içinde bulunduğu koşulları ve bu koşullar altındaki davranışın nedenlerini kavrayabilirler. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Bilinçli veya bilinçsiz olarak aklımıza düşen her düşünce, elektriksel dürtülere çevrilir. Bunlar daha sonra zihinsel emirlere dönüşerek, her an hissettiğimiz duyguları ve yaptığımız eylemleri elektriksel ve kimyasal olarak etkilemesi ve kontrol etmesi için beynimizdeki denetim merkezlerini yönetir. Nasıl ki azgın bir köpeği görmek, beyne adrenalin salgılaması için bir emir veriyor, masum bir kediyi görmek merhamet ve acıma duygularını harekete geçiren başka bir emir oluyor, aynen bunun gibi düşüncemiz de beyin için zihinsel bir emre dönüşüyor. Örneğin, hiçbir sağlık sorununuz olmadığı halde birkaç kişi size “Hasta gibi görünüyorsun” derse siz de hasta olabileceğinizi düşünmeye başlarsınız. Bu düşünceniz elektriksel dürtülere dönüşecek ve beyninizi o yönde harekete geçirmiş olacaksınız. |
|
Devamını oku...
|
|
|
ŞEYH EDEBÂLÎ Âlim... Mutasavvıf... Osman Gâzi’nin hocası ve kayınpederi. Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarında yaşamış ve devletin kuruluşunda mânen büyük rol oynamıştır. 1201 yılında Karaman dolaylarında doğduğu tahmin edilen Edebâlî, ilk tahsiline Karaman’da başladı. Daha sonra Şam’a giderek, devrin bilginlerinden İslâmî ilimleri öğrendi. Memleketine dönünce Eskişehir’in İtburnu köyünde ilim öğretmekle meşgul oldu. Edebâlî, tasavvufa yönelerek Baba İlyas Horasânî’nin halifesi oldu. Bilecik’te bir tekke açarak Anadolu’nun Türkleşmesinde ve İslâmlaşmasında büyük rol oynamıştır.
|
|
Devamını oku...
|
|
|
Kalbinize her zaman güvenmeyin: Duygularınız başka, aklınız bambaşka bir şey söylüyorsa, karar vermekte acele etmeyin. Duygularınız zaman zaman sizi yanıltıyor olabilir. Kabul etmek istemediğiniz bazı gerçekler, aşırı duygusal davranmanıza ve hakikati saptırmanıza neden olur. Bunun için gerçekçi olun ve kendinize zaman tanıyın. Çevrenizden destek alın: Karar alırken sizi çok iyi tanıyan yakınlarınıza, ailenize ve arkadaşlarınıza danışın. Bazı durumlar içinden çıkılmaz bir hal alabilir; dışarıdan bakan ve sizi iyi tanıyan bir göz olayları daha objektif bir şekilde değerlendirebilir.Duygularınızın değişimin; takip edin: Duygularınız ve isteklerinizi belli aralıklarla notlar halinde ... |
|
Devamını oku...
|
|
|
Her yıl ülkemizde binlerce kişi kendi işini kurmayı deniyor. Kimileri başarılı olurken, kimileri de umduklarını bulamamanın hüsranını yaşıyorlar. Sahi, sizin de aklınızda kendi işinizi kurmak var mı? En azından günün birinde bunu yapmak istiyorsanız yazıyı dikkatle okuyun derim. Çünkü öncelikle kendinizi hazır hissetmeniz ve denemeniz gerekli. Girişimcilik zorlu bir yolculuk ve kimsenin tekelinde değil. Kendi işini kurmak da öyle sanıldığı kadar kolay olmuyor. Riskli, dolayısıyla tedbir almayı, her zaman bir B planı bulundurmayı zorunlu kılan bir olgu girişimcilik. Öncelikle girişim fikrinizin başarılı olup olmayacağını test etmeniz gerek. Sonrasındaysa girişimcilik konusunda uygun kişisel niteliklere sahip olup olmadığınızı ölçmelisiniz. |
|
Devamını oku...
|
|
|
<Karanlık Bir Hayat Basil Zaharoff, 6 Ekim 1849 tarihinde Osmanlı Devleti’nin o zamanki Muğla Bucağı’nda fakir bir Rum ailesine mensup olarak dünyaya gelmiştir. Ailesi, aslen İstanbul kökenlidir ve buradaki eski Rum mahallesi “Tatavla”da (Kurtuluş) ikamet etmiştir. Zaharoff, zengin olmak hırsıyla Avrupa yollarını arşınlarken aradığını en sonunda Atina’da bulacaktır. Artık, Galata Borsasında ve Avrupa’da kovaladığı küçük işler sona ermiş; büyük ve kanlı işlere soyunmanın zamanı gelmiştir. Çünkü, İngiliz Nordenfeldt silah sanayiinin, Atina’daki “Doğu İşleri Temsilciliği”ni Basil Zaharoff, 1877’de elde etmeyi başarmıştır. |
|
Devamını oku...
|
|
O sabah da her sabah yaptığı gibi eline bir fincan kahve alıp pencerenin kenarındaki büyük koltuğa oturdu orta yaşlı, esmer, kilolu bayan. Bütün gece yağmış olan yağmurun etrafa bıraktığı hoş kokuyu içine çekerken sokakların ne kadar sessiz olduğunu düşündü. Sonra da başını kaldırıp çevresinde kendisi gibi günün başlamış olduğuna ve toprağın yaydığı hoş kokuya şahit olan birileri var mı diye bir süre göz gezdirdi. Saat tam 7.40’ı gösteriyordu. Yaşadığı hayatsa 46 yılı... Onca yıldır, tıpkı çantası kendisinden büyük olduğu halde yürümeye çalışan karşı kaldırımdaki küçük çocuk gibi ilerlemekteydi yaşamın içinde. Omuzları bu yüzden hep yorgundu. Bu yüzdendi bazen nedensiz ağlamaları, zamansız gülüşleri... |
|
Devamını oku...
|
|
|
“Ne işler açtın başıma Maliye ortak aşıma Tahsildar taktın peşime Unuttun bizi Süleyman Dağıttın bizi Süleyman Mahvettin bizi Süleyman” Yukarıdaki şarkı sözleri yetmişli yılların ünlü sıra dışı şarkıcısı Öztürk Serengil’e ait. Süleyman’sa şu bizim Süleyman Demirel. O günleri yaşayanlar, bir sinemacının kalkıp da ne diye şarkıcılığa soyunduğunu gayet iyi anlar. Üstelik “her akşam ... |
|
Devamını oku...
|
|
1972 yılının yaz aylarıydı. Komşumuzun küçük kızı Figen, evlerine televizyon aldıklarını övünerek anlatıyordu. O güne kadar adını çok duyduğumuz televizyonu gazete reklamlarında veya mağazalarda görmüştük sadece. Radyonun resimlisi ile nihayet tanışma fırsatı, komşumuz Figen sayesinde gerçekleşti. Üç kardeş, bir bahane ile komşumuzun kapısını çaldık. Figen bizi hışımla karşıladı. Ben, kardeşlerimin sözcüsü olarak “Televizyon seyretmek istiyoruz. Bizi içeri alır mısın?” dedim. Figen çok kıymetli televizyonunu bizimle paylaşmak istemiyordu. Kapıyı yüzümüze kapamak istedi. Ama biz, televizyonu görmek sevdasıyla yüklendik kapıya. O anı asla unutmayacağım. Zorla içeri girdik. Şimdi bu satırları yazarken, kendimi tebessüm etmekten alamıyorum. |
|
Devamını oku...
|
|
| | << Başa Dön < Önceki 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 Sonraki > Sona Git >>
| | Sonuçlar 241 - 280 Toplam: 727 |
|