Analitik psikoloji, Carl Gustav Jung tarafından geliştirilmiş bir psikoloji kuramıdır. Jung, 1907 yılında Sigmund Freud ile birlikte çalışarak, psikanaliz kurama birçok katkı sağlamıştır; ancak 1913-14 yıllarında psikanaliz kuramındaki bazı konulardan dolayı çatışma yaşamış ve Freud'la yollarını ayırarak analitik psikoloji alanında çalışmalar yapmıştır. Jung psikanalitik kuramı, psikanaliz kuramın temelleri üzerine kurmuştur. Dolayısıyla bilinçdışının varlığını kabul etmiş fakat psikanalizin temel unsurlarından olan id, ego ve süperego mekanizmaları yerine bilinç, kişisel bilinçdışı ve kollektif bilinçdışı olmak üzere üç boyutlu bir yapı kabul etmiştir. Kişisel bilinçdışı, bireyin kendine ait ... |
|
Devamını oku...
|
|
çsesimiz bizimle konuşan zihnimizdir. Herkes kendi başarısını ya da başarısızlığını belirleyen bir içsese sahiptir. Bu, duyup duyabileceğiniz tüm seslerin en önemlisidir. Bu ses önceden denemediğimiz bir şeyi deneme yolunda bize cesaret veren bir ses olabildiği gibi, bizi yeni girişimlerden alı koyan, daha geriye çeken bir ses de olabilir. Böylece, iç sesimizle girdiğimiz diyalog özgüven ve cesaret düzeyimizi belirler. Bu iç diyaloğu bir avantaja çevirmenin yolu, negatif sözleri pozitif olanlarıyla değiştirmek olmalıdır. Ne zaman içinizde size olumsuz şeyler söyleyen bir ses duysanız, durun ve bunu daha hoş, daha makul sözlerle değiştirin. Yavaş yavaş kendinize daha fazla güvendiğinizi ... |
|
Devamını oku...
|
|
Eşimle Diyaloğumu Yitirdim, Hükümsüzdür Karı-koca elli yıllık evliler… Bu elli yıl boyunca kadın hep ekmeğin içini kendi yemiş, dışını kocasına vermiştir. Kadının canına tak eder ve yumar gözünü, açar ağzını: "Elli yıldır, hep ekmeğin en sevdiğim yerini (dışını) sana verdim ve sevmediğim yerini (içini) kendim yedim. Bir kere olsun, hanım, bugün de ekmeğin dışını sen ye, içini de ben yiyeyim demedin, der. Koca bu duruma acı acı gülümser ve der ki: "Hanım, yıllardır ben de hep düşündüm ki, şu sevdiğim insana bak, bir kerecik olsun ekmeğin içini sen ye demedi. Oysa ekmeğin en çok sevdiğim yeri iç tarafıdır." Elli yıl boyunca, fedakârlık adına, hoşgörü adına ... |
|
Devamını oku...
|
|
Ayak refleksolojisi, sinir uçlarının uyarılmasıyla yapılan bir tedavi yöntemi… Bu yöntem, ayak tabanında bulunan iç organlarımıza ve vücudumuzun çeşitli bölgelerine karşılık gelen refleks noktalarını uyararak tüm organlara, salgı bezlerine ve vücudun çeşitli kısımlarına etki etmeyi hedefliyor. Ayak refleksolojisiyle vücudun tüm sistemlerine uyum ve denge getirmeye yardımcı olmak amacıyla, ayak tabanındaki noktalara masaj yapılarak vücudun içinde akan enerji kanalları canlandırılır. Bütünsel yaklaşımlı bir şifa tekniği olan ayak refleksolojisi, Mısır ve Çin medeniyetleri tarafından yüzyıllar önce kullanılmış, batılılar tarafından zaman içinde benimsenmiş ve günümüzde yaygın bir biçimde kullanılır hale gelmiştir. |
|
Devamını oku...
|
|
On yedinci yüzyılın renkli yüzlerinden Evliya Çelebi (1611-1682), çocukluğunda çevresindeki kişilerden dinlediği başka diyarlara ilişkin öyküler, söylenceler ve masalların etkisiyle seyahate büyük bir eğilim gösterir. On cilt olan ve yaklaşık altı bin sayfayı bulan 'Seyahatname'sinin başında, bir gece rüyasında Hz. Muhammed'i gördüğünü ve heyecandan "Şefaat ya Resullullah" diyecek yerde, dili sürçüp "Seyahat ya Resulullah" dediğini, öylece duasının kabul edilip gezgin olduğunu tatlı bir dille anlatır. Rüyayı gördüğü gecenin sabahı erkenden, doğruca Kasımpaşa dergâhı şeyhi Abdullah Dede'nin yanına varır. Ona rüyasını anlatıp yorumunu bekler. Abdullah dede de, ona İstanbul'dan başlayarak gezebildiği ... |
|
Devamını oku...
|
|
Klasik ÇİN Akupunkturunda, vücut üzerinde 12 enerji kanalı (meridyen) ve 365 nokta vardır. Bu 12 meridyen; akciğer, kalınbağırsak, mide, dalak, ince bağırsak, idrar torbası, böbrek, perikard, safra kesesi ve karaciğeri kontrol eder. M.Ö. 3000'lere dayanan akupunkturun işleyiş mekanizması, Batı tıbbı tarafından henüz yeni keşfedilme aşamasındadır. 1934 yılında, Cleveland kliniğinin kurucusu Dr. George Crile her insan hücresinin kendi zayıf elektrik akımını ürettiğini ve böylece küçük bir pil gibi çalıştığını öne sürmüştür. Yapılan araştırmalarda, hücrenin elektriksel özellikleri olduğu ispatlanmıştır. Ruslar, tobiskop adını verdikleri ve akupunktur noktası üzerinden geçirildiğinde ışık yayan elektronik bir alet geliştirdiler. Bu alet ile, parlak ışıklı akupunktur noktaları sağlıklı, zayıf olanlar ise ... |
|
Devamını oku...
|
|
Öncelikle hayatınızda meydana gelebilecek hiçbir şeyin dilediğiniz gibi olmasını istemeyin. Nasıl oluyorsa, nasıl olacaklarsa öyle olmalarını isteyin. Bunu yaparsanız her zaman mutlu olursunuz ve mutluluk, problemsiz olma hali değildir. Yaşadıklarınıza ve yaşayacaklarınıza bir anlam verebiliyorsanız mutlusunuz demektir. Her insanın bildiği ortak bir bilgi vardır: "İnsanın geleceğe dair, gelecekle ilgili bilgisizliği" İnsan değil geleceği, bir sonraki nefesi alıp alamayacağını bile bilememektedir. Bunu bilmemize rağmen, gelecek hep merak edilmiştir. Bunun için yıldızlara başvurulmuş, gelecekten haber verdiğini iddia eden medyumlar ortaya çıkmış ve Astroloji ilmindeki gelişmelerle birlikte insanoğlunun geleceği öğrenme arzusu daha da artmıştır. Geleceği öğrenmek isteyen insan tabi ki kendisini de unutmamış ve ... |
|
Devamını oku...
|
|
Çevremize bakışımız, hafızamızda yer eden ayrıntılar, hatta zihnimizin ve hafızamızın çalışma şekli dünyayı nasıl algıladığımızla ilgilidir. Eğer dünyayı algılama tarzımız beraber olduğumuz insanlardan çok farklı ise, sıklıkla fikir-anlayış farklılıkları yaşamamız son derece normaldir. Anne-babalar, çocuklarının dünyayı algılama tarzını, dünyayı nasıl gördüklerini keşfederek sağlıklı bir kişilik gelişimi sağlayabilir, iletişimlerini güçlendirebilirler. Kişi, dünyayı beş duyusu ile veya sezgileri ile algılayabilir. Pratik çocuklar dünyayı ve çevrelerini beş temel duyularıyla tanımaya çalışırlar: işitme, görme, tat alma, dokunma ve koklama. Teorik çocukların ise altıncı duyuları gelişmiştir ve işte bu altıncı duyularıyla dünyayı algılamaya çalışırlar. Bu farkı orman ve ağaç benzetmesiyle örneklendirebiliriz: |
|
Devamını oku...
|
|
Hep yaşamaktan, hayatın tadını çıkarmaktan, yaşamda mutluluğu ve başarıyı yakalamaktan, güçlü olmaktan bahsediyoruz. Ama bana sorarsanız tüm bunları gerçekten kavrayabilmek ve hissedebilmek için biraz da ölümden bahsetmek lazım. Ölüm denince pek çok insan korkuya kapılır. Gazetelerde, televizyonlarda deprem, trafik kazası, yangın, cinayet gibi ölümü anlatan haberleri okurken ve izlerken, kalbinin sıkıştığını, moralinin bozulduğunu hisseder. Bu olumsuz duyguları doğuran sadece birilerinin yaşamının son bulduğu gerçeği değil, aynı zamanda ölümün varlığını hatırlatmış olmasıdır. Birçok insan, bu konuda çeşitli savunma mekanizmaları geliştirmiştir. En yaygın olanı da; sanki kendisinin başına gelmeyecekmiş gibi algılamayı seçmektir. İnsanlar ölümün varlığını ve bir gün herkesin öleceğini ... |
|
Devamını oku...
|
|
Yıllarca sık sık duyduğum bir söylemdi: "Erkek adam ağlamaz" Ağlayan bir erkek çocuğu görseler böyle sustururlardı. Ağlayan ya da gözleri dolan bir yetişkinin kulağına ilk söylenen sözcüklerdi bunlar. Zor durumda kalan, yaşamın yükünü kaldıramayan bir erkeği o cümleyle teselli eder, güç vermeye çalışırlardı. "Erkekler ağlamaz!" Bazı toplumsal kalıplarımız, maalesef insanların üzerine taşıyamayacakları birçok yük bindirmekte. Ağlamak da gülmek kadar insana özgü, doğal ve yaşanması gereken bir tepkidir. Ama toplumun erkeğe yüklediği bu nedensiz inanç, erkeklerin duygularını doyasıya yaşamalarına engel oluyor. Birçok kadın sıkıntısını, üzüntüsünü ve acısını gözyaşları ile akıtıp rahatlamayı başarabilirken, erkeklerin çoğu içlerine atmak ve gizlemek zorunda kalıyorlar. |
|
Devamını oku...
|
|
|
Herbert Spencer: Düşüncenin gerekli bir vasıtası olmasına rağmen, lisanın gerçekte, düşünceye mani olan bir engel olarak ele alınması gerektiğini; basit fikirlerin işaretlerle, belirli bir güçle anlatıldığını düşünürsek daha iyi anlarız. "Odayı terk et!" demek, kapıyı işaret etmekten daha az mânalıdır. Parmağı dudaklara götürmek, "Konuşma!" demekten daha güçlüdür. Elle yapılan işaret, "Buraya gel!" demekten daha iyidir. Hiçbir söz, 'hayret' ifadesini, gözlerin iyice açılması ve kaşların kaldırılması kadar canlı anlatamaz. Omuz silkmeyi kelimelerle anlatmaya çalıştığınız zaman, bu 'tercüme', değerinden çok şey kaybeder. |
|
Devamını oku...
|
|
1. Bireysel gelişim yolcusu, kendisine yapılmasını istemediği şeyleri başkasına yapmaz; başkalarına kendisine davranılmasını istediği gibi davranır. 2. Bireysel manada gelişimine devam eden insan, şahsi ihtiyaçlarını karşılarken başkasının ihtiyacının karşılanmasına mani olmaz. 3. Gelişim adamı, şimdi ve gelecekte yakın çevresi ve faydası olabileceği çevrenin yükselmesi, gelecek nesillerin alçalmaması için bütün hayatı boyunca tüm gücüyle çalışır. 4. Gelişim adamı, kendisini geliştirebilecek her şeyin kendisi aracılığıyla diğer insanları da geliştirebileceğini bilir ve kendisiyle birlikte diğer insanları da bu şeylerden haberdar eder. 5. Gelişmiş insan herkese karşı adil olur. |
|
Devamını oku...
|
|
İşletme yapılarında işveren, çalışanların zamanını satın alarak iş gücü oluşturma ve işteki hedefler doğrultusunda hareket metodu geliştirme eğilimindedir. Bununla birlikte, çalışanların bedenlerinin ve ruhlarının satın alındığı sanılmamalı. İşletmelerin yönetim yapılarını incelediğimizde, 'davranış problemleri'nin çok yoğun yaşandığını söylemek mümkün. Yönetimin davranışları düzeltilemediği sürece çalışanların davranışlarının istenilen seviyede olmasının beklenmesi de mümkün olmayacaktır. Yönetim, davranışlarını düzeltmede önceliklerini iyi belirlemelidir: Planlama, program takibi, iş yönetimi, iş uyumu, işin sonuçlandırılması konularında 'işe hakimiyet' tam olmalıdır. Yönetim çalışanlarını her yönüyle kullanılabilecek bir meta olarak ... |
|
Devamını oku...
|
|
İnsan yeryüzünde varolduğundan bu yana iç dünyasında 'keşke'ler ve 'ah çekiş'ler yaşar. Kimi yaşayamadıklarına, kimi yaşadıklarına yanar. Kimi söylediklerine, kimi söyleyemediklerine yanar. Kimi yaptıklarına, kimi yapamadıklarına yanar… Bu gece altmış seneyi geride bırakıp, hayatın tüm yorgunluğu yüzüne çökmüş olan bir adamın sessiz dalışındaki derin anlamları izledim kapı aralığından. O kısacık, saniyelik anda yaşanan, yaşandığı sanılan geçmiş anları bir film gibi geçirdim gözümdeki kameradan. Bir derin 'ah çekiş' vardı o sessiz dalışta. Belki geçen yılların ne kadar anlamsız yaşanıldığıydı sorgulanan. Belki geç kalan sevgi dokunuşlarıydı ailesiyle yaşanılmayan ya da çok geç yaşanan. |
|
Devamını oku...
|
|
ABD'li yayımcı, yazar, mucit, felsefeci, bilim adamı ve diplomat Benjamin Franklin, (17 Ocak 1706 - 17 Nisan 1790) On yedi çocuklu bir sabun ve mum imalatçısının onuncu oğlu olarak dünyaya geldi. On yaşında okulu bıraktı. Basımcılık mesleğini öğrendi ve edebiyat çalışmalarına başladı. 1730'da Philadelphia'da bir basım evi ve gazete kurdu. Siyaset, felsefe, bilim, iş ilişkileri gibi konuların tartışıldığı Junto adlı bir kulüp, kütüphane, hastane ve yangına karşı sigorta şirketi kurdu. Basımevlerini çoğalttı. Franklin 1736'da Philadelphia meclis sekreteri oldu ve siyasete atıldı. 1750'de Pennsylvania meclisine seçildi, arazi vergisine karşı olan büyük ailelerle mücadele etti. İngiliz Amerikası postalarının ... |
|
Devamını oku...
|
|
|
1998 yılının eylül ayıydı, aynadaki yüzle konuştuğumda… Hayata durduğum yerde kimim ben? Her gün hangi amaca uyanmaktayım? Bugünümü dünümden farklı kılan nedir? Üniversiteyi bitirmiş olmama rağmen zihnimde bitiremediklerimle hayal ve gerçeğin arasındaki uçurumda bulunuyordum. Bir tarafta yapmak istediklerimle kendim, diğer tarafta imkansızlıkların içinde sıkışan bir ben vardı. Boşluksa içimde giderek büyüyen yara halinde yarınları görmemi engelliyordu. Düşüncelerimde yarın, önümde uzanan karanlık bir tünele benziyordu; heyecandan uzak, anlamdan yoksun... Sonunda bir gün o yıkıcı soruyu da sordum kendime: "Nerede hata yaptım ben?" |
|
Devamını oku...
|
|
Kalbi Koruyan Badem Her gün, bir çay fincanın yarısını dolduracak miktarda, yani 30 gram badem yemeyi ihmal etmeyin. Omega-3 asitli yağlar açısından oldukça zengin bir besin olan badem, kandaki kötü kolesterol (LDL) oranını yüzde 4.4 oranında düşürüyor. Böylece badem, damar tıkanıklıklarını önleyerek, dolaşım sisteminin düzenli olarak çalışmasını sağlıyor; kalbi koruyor. Diyabeti Önleyen Kahve Günde iki fincan kahve, özellikle orta yaşlardan sonra görülen Parkinson ve Tip-2 diyabete karşı vücudu koruyor. Kahvede bulunan kafein maddesi, diyabete yakalanma riskini yüzde 35 azaltıyor. Ayrıca, kahvenin ağrı kesici özelliği de bulunuyor. Ancak kahveyi mutlaka kalsiyum deposu olan sütle için. Böylece kafeinin kemikleri zayıflatmasını engellemiş ... |
|
Devamını oku...
|
|
Yanlış Anlama Kazaları (YAK) "Göründüğü gibi değil." "Öyle demek istemedim." "Bu da nereden çıktı?" gibi cümleleri sık sık kullanıyoruz. En basiti, eski Türk filmlerine bir bakın. "Bir dakika Tarık, durum senin sandığın gibi değil!" diyen aşıklar, "Anne, anneciğim, yoksa beni istemiyor musun?" diye ağlayan Sezercik ve benzeri versiyonları türünde bir sürü örnek var. Bazen "yanlış anlama" olmasın diye, söze başlarken, "Bir şey söyleyeceğim de sakın beni yanlış anlama" deriz. Aslında yanlış anlamak için o kadar çok nedenimiz var ki… Sylviane Herpin'in dediği gibi: <Düşündüğünüz < Söylemek istediğiniz < Söylediğinizi sandığınız |
|
Devamını oku...
|
|
Yaşayan ölüler tanıdım seher vakti uyanırken tüm dünya, kürek kürek toprak atan üzerlerine. Yaşayan ölüler tanıdım güneş doğmayan günlerine, yaşayan ölüler tanıdım yalnızlığı büyüten eteklerinde... Çabuk mu büyüdük dersin; yıldızlarımız çabuk mu kaydı dilekler tutarken sevdiklerimiz adına? Çabuk muydu sokaklarımızın yağmalanması yollar ararken çıkışlara bir sevda uğruna? Hür müydük, özgür müydük gerçekten, yoksa çoktan pili bitmiş miydi uzak memleketlere saldığımız oyuncak güvercinlerin, çabuk muydu kurduğumuz köprüleri devirmesi şimşeklerin… Büyümek yalnızlaşmaksa, ağlayacak bir omuz bulamamaksa büyümek; hiçbir şeyin eskisi gibi olmamasıysa ya da tutarsızlıklar ... |
|
Devamını oku...
|
|
1. Çocuklarımıza karşı kaba davranma içgüdüsünün, kibar davranma içgüdüsüne baskın gelmesine izin vermeyin. 2. Saygı görmeyen bir çocuktan saygı beklemeyin. 3. Sevgi görmeyen bir çocuktan sevgi de beklemeyin. 4. Çocuğunuza içten bir sarılma, sevgiyi tüm kelimelerden daha iyi anlatır. 5. Çocuklardaki merakı engellemeyin. Merak, bilginin kaynağıdır. 6. Girişimciliği engellemeyin. Girişimcilik, canlılığın kaynağıdır. 7. Bireyselciliği engellemeyin. Bireysellik, bilgeliğin kaynağıdır. 8. Çocuklara karşı verilen olumsuz tepki, olumsuz etkiyi oluşturur. 9. Olaylara kayıtsız kalmak, hak ettiği övgüyü bulamayan çocukların çevrelerine verdikleri cezadır. |
|
Devamını oku...
|
|
|